Zygmunt Bauman-Tim May'ın Sosyolojik düşünem adlı kitabı, Sosyologlar arasında çok bilinen iki araştırmayı eleştiriyor; Durheim'ın İntihar'ı ve Hannah Arent'in Kötülüğün Sıradanlığı. Durkheim'ın İntihar'ını ele alaım, kendisi 1897'de Fransa'da, resmi istatisliklere yansıyan intihar vakalarını yorumlamıştı. Bu araştırmaya yapılan eleştiri, resmi kayırların güvenilir olmamasıydı. Bu yıllarda Katolik kilisesi ve Hahamlar, intihar edenlerin cenaze törenlerini yapmayı red edebiliyorlardı ve bu yüzden pek çok intihar vakası kayıtlara kaza ya da doğal ölüm diye geçebiliyordu. Bugün de bu biraz böyledir ama 19.yy sonlarında bu durum daha yüksek oranlardadır. Devletin resmi belgeleri her zaman sağlam kanıt değildir. Durkheim, intihar edenlerin yakınları ile görüşmemiştir. İkinci olarak Hannah Arent'in, Adolf Eichman'ın, İsrail2de yargılanması gözlemlerini anlattığı, Kötülüğün Sıradanlığı adlı kitabı eleştiriliyor. Yargılamalar boyunca Eichman, kendini bir emir kulu, ortama uyan biri olarak göstermiştir; çünkü idamdan kurtulma umudu budur. Hannah, hayatı boyunca gerçek bir Nazi ile ya da Nazi partisinin üyeleri ile arkadaşlık etmemiştir, bu bir. İkincisi ise Naziler Almanya'da, Yahudi düşmanlığını (Antisemitizm) icat etmemişti. Martin Luther bile, Türkleri ve Yahudileri Neden Öldürmeliyiz diye bir kitap yazmıştı. Bütün Almanya, Hitler tarafından kandırıldı demek, Faşizmi hafife almaktır. Werimar Cumhrıyeti'nde bile pek çok eyalette Yahudilerin subay ya da polislik başta olmak üzere, pek çok mesleğe girmesi yasaktı. Almanya'nın pek çok savaş ve silah planı, Nazilar daha Birahane Darbesini yapmadan evvel hazırlanmıştı.
Üniversite yıllarımda bazı Kahramanmaraşlılarla tanışmıştım, aileleri 1978 Aralığındaki progroma katılmıştı ve bununla gurur duyuyorlardı; çünkü doksanlı yıllarda üniversiteler, hele de taşra üniversiteleri ve Kredi Yurtlar Kurumu, ülkücülerin egemenliğindeydi. Benzeri tavırları, mezuniyet sonrasında Yenişarbademli'deki bazı öğretmen arkadaşlarda da gördüm ama Yalvaç, Kırıkkale ve sonrasında hiç görmedim desem (en azından öğretmen arkadaşlar arasında) başım ağrımaz. Bu yıllar içinde her ne kadar MHP'nin oyu artsa da, Ülkü ocakları ve Ülkücülük zayıflayıp, Alevilik güçlendi. Ülkücüler de Maraş'ta yaptıkları için övünmez oldu. Doksanlarda konuştuğum Ülkücüler hiç de emir kulu, ezik ve kandırılmış değildi. Fırsatı değerlendirmişlerdi, o kadar. Ellerine fırsat geçsin, gene yaparlardı. Anadolu halkının Ermeni tehcirinde de masum olmadığını, böyle öğrendim.
Bütün insan bilimlerinde anlamak için katılımlı gözlem şarttır. Ülkemizde ise akademisyenler, katılımlı gözlemden kaçınıyorlar. Sadece bunu yapmanın kendilerine zor gelmesinden değil, görecekleri şeylerden korkuyor gibiler. Anket ve test yapıp yorumlamak daha kolay. Üstelik bunu bir kaç merkezi okulda yapıyorlar. Fen lisesindeyken böyle araştırma testleri çok gelirdi. Şimdi ticaret lisesindeyim ve son üç yıldır sadece bir kere Watsap üzerinde öğretmenlere yönelik Google anketi geldi, ben de doldurmadım. Bu bir yalana ortak olmaktı. Beni hiç görmemiş birinin tezine malzeme olacaktım, alel acele yapılmış bir anketle.Ülkemizdeki pek çok pedagoji tezinin böyle yazılmasından daha vahimi, pek çok pedagoji-psikoloji-sosyoloji profesörünün okul ortamını hiç bilmemesidir. Pek çoğu üniversite biter bitmez asistan (araştırma görevlisi) olarak başlayıp, profesörlüğe kadar, kendi çocuklarının okulları dahil, hiç okul görmemiş eğitim profesörleridir. Pek çok araştırma da, anketleri bir ara öğrencilerin önüne verilmesi olarak yapılmaktadır.
Eğitimimizin düzlmesi için, okullarda, ciddi pedagog ve eğitim bilimciler tarafından, her okul çeşidini kapsayan, katılımcı gözlemin de dahil olduğu araştırmalar yapılmalıdır. Okulda not verme, okul gezisi, disiplin cezası verme gibi süreçler, yerinde gözlenmelidir. Bu araştırmalar, her okul çeşidinde ve sık sık yapılmalıdır. Araştırmacılara müfettişlik, ödül-ceza yetkisi verilmemelidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder