bir gün tek başına etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir gün tek başına etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2025 Pazar

UĞUR MUMCU'NUN KALEMİNDEN DÖNEKLER VE PROVAKATÖRLER



 Vedat Türkali'nin, Bir Gün Tek Başına romanını okudğumda,  illegal sol pariler de, 1960 yılında bile provakatör-ajanların çokluğuna bakıp, hayret etmiştim. Bu yüzden Büyüklerimiz adlı kitabını okuyunca hayret etmedim ama bu günü daha iyi anlatacak bazı konuları da yazmak istedim. Bu konular, hem aradan geçen yıllar, hem de öğrendiğim başka şeylerle birleşince, yeni anlamlar kazandı kafamda. Kitabın ilk kısmı Adalet Partisinin kurucuları ve büyükleri ile ilgili (Süleyman Demirel ve Saadettin Elverdi gibi.) Bir kısmı da 68 kuşağının sosyalisti yada en büyük sosyal demokrat-ortanın solcusu olup, darbe zamanı birdenbire sağcı olanlarla ilgili. Kitapta, İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'de eleştirilmiş. Toker, meşhur Akis dergisi sayesinde çok para kazanmış. Derginin satışları düşünce, dergiyi kapatmış. İsmet paşanın anılarını kitap yapıp, bir de oradan parayı kapmış. İnönü ailesinin Pembe Köşkün devasa arazisini parsel parsl satması konusunda da Metin Toker suçlanmakta. Toker, uzun süre Adalet partisi ile CHP'yi birleştirmeye çalışmış. meşhur MİT ajanı Mahir Kaynak, harbiyeden beşinci olarak mezun olduğu halde, ajan olabilmesi için ordudan atılmış ve sürekli aşırı solculuk provakatörlüğü yapmış.



Bu yazıyı yazma zahmetimin asıl sebebi, bakanlık da yapmış olan Doçent doktor Yılmaz Ergenekon. Kendisi, Emin Çölaşan'ın, Turgut Nereden Koşuyor kitabında da bahsettiği, İngiltere'de gazoz fabrikası kurma macerasının baş aktörlerinden. Bu macera paraların, Mumcu'nun deyimiyle yengen olması, yani yatırıın batmasıyla sonuçlanıyor. Devletin milyonlarca sterlini, İngiltere'de yok oluyor. Krizin ardından Ergenekon, istifa ediyor ve kredi verdiği Kadir Has holdingte işe başlıyor. Has holdinten yüksek bir maaş almakla kalmıyor, evinin kirasını da holdinge ödetiyor. Olayı, Emin Çölaşan'da , seksenli yılların çok satan kitabı, Turgut Nereden Koşuyor'da anlatıyor. Çölaşan bu olayı, Turgut Özal'ın müsteşarlığında olmuş yada Özal'ın etkisi olmuş gibi anlatıyor. Özal, Devlet Planlama Teşkilatına müsteşar olduğunda, Çölaşan orada çalışan bir elemandır. Anlattığına göre Özal müsteşar olunca müsteşarlık, TÜSİAD'ın ucuz kredi kaynağı haline gelir. TÜSİAD üyeleri koridorlarda sakınarak gezer, bacak bacak üstüne atar, ayaklarıyla yerde sigara söndürürler. Özal onlara paşa muamelesi yapar. (Çölaşan, kurumda olanları Milliyet gazetesine sızdırınca ve Özal ile arası bozulunca, müsteşarlıktan kovulur ama babasının torpiliyle bir tavsiye mektubu alır. Ardından TÜPRAŞ ve Maliye bakanlıklarında da çalışır ve en nihayetinde, 1977'de 35 yaşında gazeteciliğe başlar. Özal ile ilk karşılaşması, 1960 yılında ODTÜ'de öğrenciyken olur. Ankara'da askerliğini yapan Özal, ODTÜ'de matematik dersleri vermektedir. Özal, Çölaşan'ı kopya çekerken yakalar. Bu olayları da Çölaşan'ın Önce İnsanım Sonr Gazeteciyim kitabında okuyabilirsiniz.)

Özal'da TÜSİAD tarafından ödüllendirilir. Özal, bir çok ile girer-çıkar. Özal olunca bu işler, TÜSİAD, MESS, Dünya Bankarı ve Sabancı Holding gibi kurumlar olur. Hatta Özal 1977'de MSP (Milli Selamet Partisi-Necmettin Erbakan başkanlığında)'den İzmir milletvekili adayı olur ve kaybeder. Kazansaydı, 1983 anayasası gereği parti kuramayacak ve aday olamayacaktı.

Devlet Planlama Teşkilatındaki bu olay bize TÜSİAD'ın neden Ecevit hükumetini düşürmek için paralı ilanlara başvurduğunu,  12 Eylülü nasıl hararetle desteklediğini, tüm işçi-memur  örgütlerini, sendikaları, baroları, odaları kapatan yada zorbalıyan 12 Eylül generallerinin TÜSİAD'ı el üstünde tutmasını, TÜSİAD'ın da emekli gererallere lastik damga yönetim kurulu üyelikleriyle maaş bağlamasını açıklıyor.  CHP ve Ecevit, Devlet Planlama'yı, kurulduğu zamanki gibi devlet yatırımlarını planlayan kurum haline getirmeye çalışıyor ve TÜSİAD'ın bedavadan ucuz faizli teşvik kredilerini kesiyor. Ecevit'in Güneş Motel trasnferleri ile kurabildiği hükumet düşse de, Demirel hükumeti de teşvikleri dağıtmakta çekingen davranıyor. Derken 12 Eylül darbesi geliyor. Özal, önce başbakanlık müsteşarı, sonra Anavatan partisi genel başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı oluyor. TÜSİAD'da teşviklerine kavuşuyor.

TÜSİAD'ın, iktidarla olan son krizini de, devlet teşviklerinden eskisi gibi nasiplenmemekle ilgili olma ihtimali var.



19 Mayıs 2023 Cuma

TÜRKİYE'DE PROVOKASYONUN TARİHİ

 


Vedat Türkali'nin, Bir Gün Tek Başına romanını okurken hayret ettiğim şey, 1940 ya da 50'li yıllarda sol örgütlerin içinde çok fazla provakatör ve polisin olmasıydı. Nazım Hikmet'in, Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim romanında ise, 1920'li ve 30'lu yıllarda da aynısı olduğunu gördüm. Solcu-komünist örgütlerin içi daima provokatör doludur. Ertuğrul Kürkçü'nün Kızıldere'de samanların içine saklanarak kurtulduğunu sanmıyorsunuz değil mi?

Ertuğrul Kürkçü çok net bir örnek ve Kürkçü ile ilgili bu iddiaları çok kişi ortaya atar. Aslında böylesi garip tesadüflerimiz çoktur ve görmek sadece dikkat ister. Mesela 1979-80'de Devyol-Devsol bölünmesi olmasaydı, 12 Eylül rejimi gecekondu mahallelerini, özellikle İstanbul'u o kadar kolay ele geçiremezdi.  Gene 12 Eylül darbesine giden yolda, sol örgütler olmak üzere pek çok parti veya oluşum, benzer parçalanmalar içindeydi. 

Son bir kaç yıldır hükumet ne zaman sıkışsa, savaş uçakları bir kaç tane,  tercihen 8-10 tane  teröristi mağarada öldürüyor. Sonra teröristler bir kaç tane gencecik askerimizi şehit ediyor. Yıllar önce eski bir genelkurmay başkanı, terör kampları B.B.G evi (Katılımcıların tüm yaşamlarının gözlendiği yarışma programı) gibi olmuş  demişti. Pek çok kişi bu sözü küçümsemişti. Oysa bu söz gerçekti. Sen dağda teröristlik-gerillalık yaptığını zannediyorsun ama devletin ahırındaki kurbanlık koyunsun. Gündemi değiştirmek için seni kurban ediyor.

Üniversitede okurken bir hocamız, İttihatçıların 1908 devrimi sonrası ilk iş, Abdülhamit'in istihbaratının binlerce belgesini yaktığını söylemişti. Zira yılda bir kaç ay maaşlarını hiç alamamaları doğal olan Osmanlı memurları, ara ara jurnal yazmayı bir çeşit doğal para kaynağı gibi görmüştü. Bu tip ihbarların bir amacı da, rakibi ya da hasmı gözden düşürmektir. Buna rağmen pek çok belge, günümüze kadar gelmiştir. İtirafçı mafya babasından öğrendiğimize göre devletin içinde pek çok kişi, işlerin ters gitmesine karşı kendisine arşiv yapmış. Ben inanıyorum ki derin devletin arşivi, tıpkı STASİ (Doğu Alman İstihbaratı) arşivi gibi ortaya saçılacak. 

Şu günlerde siyaset, tek yanlış hamlede, hem saldıran, hem de savunan tarafın mat olabileceği karmaşık satranç konumuna benziyor. Kimsenin kimseye akıl vermeye haddi yok. Diyebileceğim, kışkırtılmanın, gaza gelmenin hiç sırası değil.