10 Ekim 2026 Cumartesi

İNTİHAR,UTANMA VE İHTİLAL



İntihar, Utanma ve İhtilal
Büyük Alman şairi ve yazarı Johann Wolfgang von Goethe, ihtilallerin sebebi,  iktidarın yüzsüzlüğüdür  demiştir. Ben buna intiharlardan utanmamış olmayı da ekleyeceğim.
Doksanlı yıllar, döviz krizleri en fazla dövizle kredi çeken banka mudilerini vurdu. Faizi daha düşük diye dolar-mark (o zamanlar ero yoktu) ile kredi çekenler, dolar ve markın ani değerlenmesi ile çok kişi aldıkları evi  (çoğu kredi genelde ev kredisi idi) satsalar bile kredilerin yarısını bile ödeyemeyecek durumdaydılar.
Ardından pek çok mudi intihar etti. En fazla intihar,  Emlakbank mudilerinde oldu. Özellikle 5 Nisan krizi, seri intiharları getirdi. Bankalar buna karşı ne yapmıştı, hatırlıyor musunuz? Hiç bir şey. O zamanın basını da bunları görmezden gelmişti. Bankalar, yüzlerce müşterilerinin intiharından zerrece utanmamıştı.
Şimdi de insanlar kendilerini öldürüyor, hem de yakarak. İnsanlar kendilerini yakarak intihar ediyor. İktidar ve yandaşları gene utanmıyor.
İntihar edenlerin ardında, yok Fenerbahçe formasını nereden almış, yok puanı kaç falan diyor. Üstelik bu tavır,  iktidar yanlısı olmayanlara da sıçradı.
Geçen sene gene bir atanamamış ve intihar etmiş bir arkadaşın haberi gelmişti. Öğretmenler odasındaki kadın arkadaşlar KPSS puanı muhabbetine girdiler. Ben de onlara isyan ettim, çocuk ölmüş, siz halen puan muhabbetindesiniz diye.
Son iki intihar ise beni ayrıca etkiledi. Tabi ardından gelen utanmazca açıklamalar da. Son iki intihar beni ayrıca etkiledi.
Biri, belediyede iş beklerken kendisini yakan genç. Muhtemelen seçim  boyunca iktidar partisi için kapı kapı dolaştı. Partili olup da, sandığa gitmeyenlerin çetelesini tuttu,  muhalefete oy verecekleri tespit etti, bazılarını vazgeçirdi, broşür dağıttı vs vs.
Sonra kapı dışarı ettiler. Nerden mi biliyorum ya da neden mi böyle tahmin ediyorum? Daha önce çalıştığım ilçelerde benzeri hikayeler duydum. Sonu en az bu kadar hazin sonla biten.
Burada da yüzsüzlük gösterildi. Başsağlığına geliyormuş gibi yapan belediye görevlileri, babasın 3 katlı evi ve iki bin lira maaşı olduğunu öğrendi ve bunu da genci suçlamak için gerekçe yaptı. Evli ve çocuklu adam, babasının emekli maaşın mı tırtıklasın, evini mi satsın?
En son intihar eden de, yeni mezun bir öğretmendi. Yeni mezunmuş da, hiç denememiş de falan diye suçlama yağdırdılar ölüye.
Oysa ortada taze mezunları bile kapsayan bir umutsuzluk var. Bunun dehşetini yaşamak yerine, halen intiharlara kayıtsız kalıyorlar. Doksanlı yılların bankacıları ve seksenlerin generalleri gibi.
Seksenlerde de generaller, ölüm oruçları ve kendisini diri diri yakanlarla alay etmişti. Meşhur kumpas davalarına halkın inanmasının bir nedeni de 12 eylül (ve öncesi) olanlardı.
Türk ordusu Maraş ve Çorum katliamlarını seyretmişse, 17 yaşındaki Erdal Eren'in yaşını büyütüp, asmış,  cezaevlerinde onlarca insanı öldürmüşse, kendini yakanlara kayıtsız kalmışsa ; kamuoyu Balyoz davalarının gerçekliğine de inanır. Zira insanlar, özgürlük, 1 mayıs mahallelerinin adını Kenan Evren, Cumhuriyet yaparken, aslında askerin güçten düşeceğiniz günü bekliyordur.
Şu günlerde de birileri sizin güçten düşmenizi bekliyor. Öyle ki bazı en ateşli destekçileriniz bile bunu bekliyor.
Siz ise kibirden, yıkımınızı görmüyorsunuz. Seksenlerde askerler, doksanlarda merkez sağ da görmemişti. 1995'de İstanbul ve Ankarayı kaybetmişlerdi ama taşra halen DYP ve ANAP'ın elindeydi. 1999'da DYP, Ispartayı bile kaybetmenin şokunu yaşadı. Tıpkı 1983'de MDP'nin (emekli general Turgut Sunalp'ın partisi) yaşadığı şok gibi.
Şimdi denilecek ki, bunlar seçimle gitmez. Bu dünya seçimle gitmem diyenleri de çok gördü. Tüm tüfekler, sopalar, tanklar ve toplar bende diyenleri de.
Son olarak Nazım Hikmet'in dediği gibi:
Varılacak yere 
                kan içinde varılacaktır. 
Ve zafer 
          artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar 
                                                   tırnakla sökülüp  koparılacaktır...

9 Ekim 2026 Cuma

BENDEN KORK-Taous Ait Mesghat (ŞİİR)

 


Bacaklarımı açmak depremlere,

Saçlarımı açmak fırtınalara

ve rüzgarlara sebep oluyorsa;

Gerdanımdan küçük bir görüntü
denizlerin yükselmesine,
Sesim toprağın kaymasına
sebep oluyorsa;
Sütlü koca memelerimin görünümü
kıtlığa ve sefalete neden oluyorsa;
Kollarımın açıklığı iklimi ısıtıyorsa,
Gülüşüm kainatın dengesini bozup,
istikrarsızlık yaratıp
tüm ahlaksız içgüdüleri uyandırıyorsa;
Ve tüm doğal felaketlerin ardında
ben varsam;
O halde benden kork!…
Çünkü; ilahi güç benim,
mutsuz ve ölümlü olan sensin!…

Taous Ait Mesghat

Cezayirli Berberi kadın şair ve diş hekimi


8 Ekim 2026 Perşembe

TERS FAŞİZM NEDİR?





 Ters faşizm adını verdiğim şey, toplum içinde azınlık, ötekileşmiş, güçsüz grupların; ülkeye egemen, güçlü topluluklara ve üyelerine karşı nefret söylemleri ve onlara karşı zorbalıklarıdır. Toplumda çoğunluk olanlar sanıyor ki, nefret ettikleri azınlıklar da kendilerini seviyor. Ayrıca zaten hemşeri-aşiret ve tarikat dayanışmasının zirvde olduğu ülkemizde, bu azınlık üyeleri de az veya çok birbirini kolluyor. Kendilerinden olmayanlar için kaba ifadeler kullanabiliyor. Diğer yandan işler ters de gidebiliyor, çoğunlukken, bir anda azınlık olabiliyorsunuz.  Fecöcüler ve Süleymancılar, bir zamanlar çoğunluktu, şimdi azınlık oldular. Ülkede siyasetin ani değimi ile bir anda konumlar değişti. İmparatorluklar küçüldüğüde ve çöktüğünde, imparatorluğun asli unsuru azınlık olmaya başlar. Rus bir kadın, Kırgızların, Taciklerin çocuk gibi saf olduklarını sanırmış. Sonra Soevyetler Birliği çökünce, çıkan progromdan, ev terlikleriyle kaçmışlar. Aynı şeyleri Balkan Türkleri de yaşadı pek çok defa.

Bunu bir de ülkedeki çoğunluğu kaybetmeden yapılanı var. DW başta olmak üzere yabancı ajanslar, bir Türk iyi bir şey yapmışsa Türkiyel, kötü bir şey yapmışsa Türk vatandaşı diyor, cidden öyle. benzer bir tavrı, Orhan Pamuk başta olmak üzere, yetmez amacı tayfada da görüyoruz. Ülke milliyetçiliği, azınlıklara karşı artık zorbalık yapmayı bıraktığında demode olur ve bazı durumlarda azınlık üyesi olmak, daha havalı görünür.

Diğer yandan çoğunluk unsuru olarak görünen bazı etnik gruplar yada kişiler, bir anda, iktidar içi çatışmalar veya sozyal dengelerin değişmesi ile gözden düşebilir. Bunu son yıllarda türbanlı kadınlar yaşamaya başladı. Seksenler ve doksanlarda türbanlı kızları muhafazakar, dolayısı ile sadık ve itaatli kız gibi tanıttı tarikat yayınları ve yetmez amacılar. Fatma Betül Sayan gibi vurguncular, gündüz kuşağında yayımlanan, eskiden gazetelerin üçüncü sayfalarını kaplayan haberlerdeki muhafazakar kadınlar, türbanlık-kapalı kız imajını her geçen gün yıpratıyor.

Azınlıklar da insan olarak, kendi kimliklerlini, kendi kültürlerini sever, diğer kimlik ve kültürleri daha az sever yada nefret ederler. Faşizan duygulardan onlar da muaf değildir. Sürekli zorbalık ve faşizan ortam da, çoğunluk topluluğu, ürettiği nefretin karşılığını alır.

7 Ekim 2026 Çarşamba

İKTİDARIN GERÇEK SAHİPLERİ ORTAYA ÇIKARKEN (YA DA NE İSTANBUL'MUŞ AMA )



Bu seçimde ne seçimmiş  ama dedim. Hiç olmayacak sürprizler, daha seçim başlamadan oldu.
Klasik AKP-MHP koalisyonunun iki sürpriz destekçisi var. Türkiye Komünist Partisi ve Abdullah Öcalan. Karşı tarafta Öcalan'ı artık dinlemeyen Selahattin Demirtaş ve HDP. İşin daha komiği HDP, Öcalan'ı dinlemiyor diye, Devlet Bahçeli'nin öfkeden köpürmesi.
Mevcut düzenin var olup, yok olma kavgasında, (beka ) artık saflar daha belirgin. TKP'ye varıncaya kadar, herkes rengini belli etti.
Sistem  kadar zor durumda kaldı ki, Öcalan kardeşler  ve Devlet Bahçeli kol kola girdi. Gene de tarihi yenilgiyi engelleyemediler.
Bu yenilgi bir dönüm noktasıdır. Tüm iktidarlar, önce İstanbul'dan bitmiştir. Tek parti CHP'si, 1989-2002 arasında merkez sağ, önce İstanbul'dan erimeye başladı. Şimdi tozu bile kalmamış DYP, İstanbul'da dördüncü parti iken, Isparta'da birinci partiydi ve üstelik o zamanlar ilden çıkan 7 milletvekilliğinin beşini alıyordu. ANAP ise, benzer durumdaydı.
1989'da SHP'nin belediyeler zaferi, merkez denen holding medyasının saldırısı ve siyasal İslamın yükselişi ile kesintiye uğramıştı.İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu'nun dediği gibi, saatleri durdurabilirsiniz ama zamanı durduramazsınız.
Şu andan itibaren ise hiç bir şeyi durduramazsınız. Hatta  Endonezya'da 1965'de yapılan bir katliam olsa bile solun ilerleyişi durdurulamaz.
Seçimi AKP kazanması, AKP'liler için bile iyi oldu. Yoksa o son anda yaptığınız Osman-Abdullah Öcalan biraderler, Türkiye Komünist Partisi, MHP, BBP  ve bilumum ittifaklarla ne yapacaktınız?
Ayrıca hani koalisyonlar döneminiz bitiyordu.
+Bundan sonra bitiş başladı.
Bitiş derken, 2002'den beri devam eden AKP dönemini kast etmiyorum. 1950, hatta 1945-56'dan beri süregelen sağcı iktidarlar silsilesini kastediyorum.
1945'de 2. dünya savaşından Sovyetler Birliği zaferle çıkınca, Türk siyaseti, komünizm gelecek,  korkusu ile Amerika'ya yanaştı. Amerika'da, İngilizlerin eski müttefiklerini yardıma çağırdı, tarikatlar.
İngilizler, yüz bin kadar subayla, yüz milyonluk Hindistan'ı (O hindistan kavramı içince bu günkü Pakistan, Bangladeş, Nepal, Srilanka ve daha fazlası vardı), din adamı başta olmak üzere yerel iş birlikçileri sayesinde yönetmişti. İngilizler, böl-yönet sistemini en fazla din üzerinden yapmıştır.
Şimdi ise zirve yapan din iktidarının sonun başlangıcıdır İstanbul seçimi.
Aslıda 1 mart seçimine hiç dokunmamalıydı. Ancak yapamadı. Sebep sadece İstanbul büyükşehir belediyesinin büyüklüğü değildi. Diktatörün egosunun büyüklüğüydü. 7 Haziran seçimlerini patlayan bombalarla 1 Kasım'da zafere ulaştırdığı gibi, zafere ulaşmalıydı. Muhalefeti ezmeliydi.
Oysa zaman geçmiş, ekonomi çökmüştü ve taktikleri de eskimişti.
Muhalefet ise,  Rus Çarı Büyük Petro gibi, yenile yenile, yenmeyi öğrenmişti. İktidar, daha ağır bir darbe aldı.
Şimdi muhalefette konfetiler yere inecek ve esaslı mücadele başlayacak.
İktidarda ise şok geçecek ve gerçek acı başlayacak. Yaşayanlar bilir, büyük yaralanmalarda ilk anlarda, bazen saatlerce canının acıdığını anlamazsın.
O zaman iktidar için ise gerçek bir beka sorunu başlayacak.
(199'da yazmıştım)

6 Ekim 2026 Salı

Türker Ertürk’e tahliye verilen duruşmada kim ne dedi? (Mehmet Ali Güler)



Türker Ertürk’e tahliye verilen duruşmada kim ne dedi?

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -01
Ertürk: “49 gündür özgürlüğüm elimden alındı. Niçin burada olduğuma dair bulabildiğim yanıt, muhalif olmam ve basın yoluyla sesimi duyurmuş olmamdır.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -02
Türker Ertürk: “Kaçma durumum da yok, delil karartma durumum da. Delil denilen yayın kaydı zaten savcılığın elinde.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -03
Türker Ertürk: “Hukuk aşındı, yargıya güven çok azaldı. 178 ülke arasında 149. sıradayız.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -04
Türker Ertürk: “ABD Başkanı telefon etti, vatandaşı Papaz’ı kurtardı. Alman Başbakanı Merkel telefon etti, vatandaşı gazeteciyi kurtardı. Ben Kemalist ve anti-emperyalistim, beni arayan olmaz. Cumhuriyetin askerini siz kurtaracaksınız Sayın Yargıç.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -05
Av. Muammer Aydın: “Dava konusu iki konuşmadan biri 2017, diğeri 2023 yılına aittir. Zaman aşımı vardır. Konuşmalar siyasidir, eleştiridir, demokratik yollarla iktidarın değişmesinin beyanıdır, suç değildir. Ortada suçun s’si bile yoktur. Atılı suçun tutuklanmayı gerektirmediği ortada. Müvekkilimin derhal beraatine karar verilerek tahliyesini talep ediyorum.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -06
Av. Ayhan Yıldızel: “Bilirkişi raporu farklı tarihlerdeki iki konuşmanın, kesilip birleştirildiğini ortaya koyuyor. Böylesi bir birleştirme videosunu, sosyal medyadaki bir trolün talebiyle ciddiye alıp dava açanlar halkında suç duyurusunda bulunuyoruz.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -07
Av. Ayhan Yıldızel: “Temadi var deniyor. Paylaşımı yapan müvekkilim değil. Bir başkası Marx’tan hükümetin hoşuna gitmeyen bir paylaşım yaptığında, Marx’ı mezarından kaldırıp buraya mı getireceksiniz?”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -08
Av. Ayhan Yıldızel: “Hepimiz biliyoruz, bu bir hukuki süreç değil. Kamuoyunda bilinen isimlere operasyon ile toplumun refleksi kırılmaya çalışıyor.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -09
Av. Arif Anıl Öztürk: “Nasuh Mahruki, Türker Ertürk, Fatih Ergin. Üçü de açılıma karşı olduğu için tutuklandı.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -10
Av. Arif Anıl Öztürk: “Suçlanan konuşma 9 yıl öncesine ait. Zaman aşımı burada 8 yıldır. Buna rağmen soruşturma açan savcı ya hukuk bilmiyordur ya da kötü niyetlidir.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -11
Av. Arif Anıl Öztürk: “Hukuk mukuk yok. O nedenle hiçbir talebim yok. Diğer meslektaşlarım zaten talepte bulundu.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -12
Av. Timur İbrahim Şen: “Kanuna ve matematiğe dayanarak müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum. Kanun gereği müvekkilime olmamalı ama altı yıl ceza bile verseniz, yatarı bir ay. Devletin Türker Ertürk’e o durumda bile 19 gün borcu olur.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -13
Av. Uğur Poyraz: “Sayın Yargıç, Abdüllatif Sulhi olmanızı diliyorum.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -14
İddia makamının esas hakkındaki mütalaası: “Sanık konuşmasıyla halk arasında panik yaratmak suretiyle … cezalandırılmasına, … tutukluluğunun devam edilmesini kamu adına talep ederim.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -15
Av. Muammer Aydın: “Savcının mütalaası bir hukuk davası yapılmadığını, bir siyasi dava içinde olduğumuzu ortaya koydu. İyi ki idam kalkmış, savcı idam bile isterdi.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -16
Av. Timur İbrahim Şen: “Bugün pazartesi, savcının mütalaası Kırmızı Pazartesi’dir.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -17
Av. Eda Lermi: “Suçlama, halkın paniğe sevki… Halk, ben, salondakiler, evet, panik içindeyiz. Çünkü gecenin bir yarısı, üstelik küfrederek, bizleri suçlayabilecek troller karşısında biz halkı koruyacak bir hukuk olmadığını gördüğüm için panik içindeyim.”

TÜRKER ERTÜRK DURUŞMASI -18
Türker Ertürk’ün cezalandırılmasına ve tahliyesine karar verildi.

3 Ekim 2026 Cumartesi

FON SKANDALI-KRİZ DEĞİL, SiSTEMATİK YOKSULLAŞTIRMA



12 Eylül olduğunda çocuktum, doksanlar krizlerini ise net htırlıyorum. Bir ara her gün bir banka kapanıyordu. 1999 krizinde yiten para, 2026 fon krizinde yiten paranın (dolar ya da enflasyon hesabı yaparsak) üçte ikisi kadardı. Bazı haftalar her gün bir banka, bazı günler her gün bir kaç banka kapanıyordu. Asıl korkuç olan dolar ve ero kurlarındaki inanlılmaz artıştı çünkü pek çok kişi faizli düşük diye dövizle borçlanmış, ev almıştı. Evi satsalar bile ödeyemeyecek borçları oldu, borçlarını ödeyemeyenbir sürü kişi intihar etti.

Şimdi ise o zamanlar olan depremin onda, hatta yüzde biri yok yada henüz hissedilmiyor. Bunun iki sebebi var; ilki doksanlardaki krizlerde batan paranın çoğu gerçek paraydı. Şimdi ise karşımızda çoğunluğu muhasebe hileleri ile şişirilmiş bir para var. Bu kadar para piyasadan gerçekten silinse, çok acı bir şekilde ve hemen fark edilirdi; şişme para olduğundan biraz geç fark edilecek. Bu paranın ne akdar çok olduğunu yuvarlak hesapla anlatayım. Ülkemizin nüfusunu yuvarlak hesap doksan milyon diyelim (yuvarlıyoruz, yan, ayrıntılara gerek yok.) Fonlarda kaybolan para dokuz yüz milyom Türk lirası. Kişi başıyaklaşık on bin lira; Ekim 2026 itibarıyla asgari ücret 28 bin lira; yani kişi başı asgari ücretin üçte birinden fazla para kayıp. İkinci sebepte doksanların banka ve döviz krizleri herkesi vurmuş, herkesin parasını pul etmişti. Bu krizse parasını kaybedenler ya iktidar bloğu (AKP-MHP ve diğer küçük partiler) yada bir şekilde iktidar bloğundan bir tanıdığı olan kişiler. Öyle çok iyi kazandıran fonların varlığından haberdar olmanız için, önemli birilerini tanımanız gerekir. Bu yüzden de pek çok kişi, fondan parasını geri alabilecek azınlıktan olduğunu zannediyor. Bu düşünceye göre muhalefet etmek, parayı geri alma umudunu tamamen kaybetmek demek. Vurgun yapanların ise parayı geri vermeye niyeti yok; Fatma Betül Sayan vermemiş mesela ve asla da vermeyecek. İktidar değişmediği sürece aldıüı tek ceza, Watsapp grubundan atılmak olacak. Sonrasında kopacak kıyameti de tahmin eden yok. Acı gerçek, istediğiniz kadar reisçi olun, bir bardak su içeceksiniz, giden servetinizin üzerine. Büyük çoğunluğu, ana paranın tozunu bile alamayacak. Bunu hepiniz karşık sırayla ve bireysel olarak anlayacaksınız, çünkü sürekli vaatlerle oyalanacaksınız. Size bu borçların tamamının yada çoğunun ödenmesi, daha büyük iktisadi çöküşe sebep olabilir.

Bu krizler hep, küçük yatırımcının yüksek kazanç vaadi ile başlar. Katılanlar çok da masum değildir, genelde sahtekarlık olduğunu tahmin ederler. 2004'de Kırıkkale'ye geldiğimde, Kombassan ve Yimpaş yeni iflas etmişti; pek çok kişi son anda hisselerini satıp, kara geçmeleri ile övünüyordu. Çiftlik Bank işinde ise son haftalarda para çekilmez oldu, hatta bazı kişiler büyük para yatırıp, büyük yatırıcı olarak para çekmeyi denediyse de olmadı. Kumarhane kapanmıştı ve kumar fişleri bozdurulamazdı. Fonların sahip olduğu hisselerin büyük bölümü, jung bond denen ve temsil ettiği şirketin değerinin çok üzerinde fiyata satılan kağıtlardı, yani gerçek değerleri, kumarhane fişi denen plastik şeyler kadardı. Fiş demişken; ben ve kardeşlerim çocukken, seksenli yıllarda bir ara babam eve, üzerinde günün tarihi yazan sakız ve çikolatalar getiriyordu. Sakızların markasını hatırlamıyorum ama çikolatalar Tarkan markaydı ve üzerinde Hürriyet hazetesinde bant yayını çıkan Tarkan karakterinin resmi vardı. Tarkan çikolataları normal markette de satılıyordu ama bunların tadı bir tuhaftı, yenmeyecek kadar aşırı bir Türk kahvesi tadındaydılar. Sakızlar da yenmeyecek kadar naneliydi. Meğer bu sakız ve çikolatalar, kumar fişiymiş; babam kahvede parasına okey oynuyormuş. İşte borsadaki jung bond kağıtları böyle bir şeydir.

Borsa daha önce de batmıştı, 1999-2001 arasında, büyük bir çöküş olmuştu. O zamanlar sosyal medya yoktu, internet çok gelişmemişti. Borsayı başta NTV olmak üzere televizyon haber kanalları(özellike Mustafa Varuy) ve borsa dergileri, küçük yatırımcıyı yönlendiriyordu. Borsa olmadan evvel bankerler, kooperatifler vardı, halkı dolandıran. Sonra Forex ve Kripto paralar çıktı. Büyün bu dolandırıcılıklar, planlı bir yoksullaştırma sıtratejisinin ürünü. Sadece Türkiye'de değil, tüm kapitalist rejimlerde devletler, böylesi dolandırıcılıklara uzun süre göz yumarak, işçi ve küçük burjuva sınıflarının sermaye birikimi yapmasına ve böylece işveren karşısında elininin güçlenmesine engel oluyor. Bu söylediklerim sizce komplo teorisi mi?

Özellikle neoliberalizmin ülkemize kök salması için yapılan 12 Eylülün dolandırıcılık (Kastelli ve Bankerler + kooperatifler) olaylarına bakın. Kamu ve basın desteği, bu desteğin kesilmesi, kargaşa ve panik, bir kaç kişinin kurtulması, paraların çoğunun yok olması ve fakirleşmiş insanlar.

2 Ekim 2026 Cuma

MÜLTECİLİK DEĞİL İŞGAL



Suriyeliler üzerine herkes karışık duygular içinde.
Benimse kafamda komplo teorileri var. Komplo teorileri sorularla başlar (tıpkı felsefe gibi).
Sormamız gereken  ilk soru, normal olmayan ne var ki komplo teorisine ihtiyaç duyuyoruz.
Yardımlar üzerinden gitmeyeceğim. Zira ekonomik ve sosyal yardımlar, göçmenleri veya mültecilerin yaşaması için şarttır.
İkincisi suç oranları ve durumları, göçmenlerde her zaman suç oranları yüksek olur diyeceğim ama burada sorun, devletin polisinin bu göçmen suçluları fazlası ile hoş görmesi, müdahalede aceleci maması ve neredeyse bazı suçluları koruyup, kollamasıdır. Oysa yapılması gereken, güvenlik güçlerinin (asker-polis vesaire) göçmenlerin suçlarına karşı hassas ve daha erken müdahale etmesidir.
Sormamız gereken soru, bu suçla mücadelede aksaklık mı var, kasıt mı? Varsa kastın sebepleri neler?
Bu konu epeydir kafamı kurcalıyordu. Yılmaz Özdil'in bir yazısından sonra ben de bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim.
Yazıda fark ettiğim ayrıntı, Suriyelilerin, Türkleri özellikle kendi mahallelerinden, kendi usulleri ile kovması idi. Gece, sabahlara kadar yüksek sesle konuşmalar, koridora bilerek çöp yığmalar, yok yere kavga çıkarım, onlarca Suriyelileri bir anda yığmak vs vs...
Burada Yılmaz Özdil'in yazmadığı şey, Suriyelilerin, mümkün olduğunca AKP'lilerin yoğun olduğu yerlere yerleşmesi ve bir yerde AKP'li çoksa, oralarda daha saldırgan olması.
Bunu sebebi belki  de AKP'lilerin daha uysal ve itaatkar olması.
Diğer yandan Suriyeliler ile ilgili ilginç olaylar da oluyor.
Mesela bayram için Suriye'ye gidenlerden, geri gelmeyenlere telefon ediliyor, mektup yazılıyor, neden dönmüyorsunuz diye.
Sonra Suriye'de belli bölgelerde sivil halk,  tek koridor Türkiye'ye doğru olmak üzere kuşatılıyor. Yandaş medya da bunu manşetlerle haber yapıyor.
Tamam, Suriye'de savaş var, ondan geliyorlar ya Afganlar ve Pakiler neden geliyorlar?
Tamam, Afganistan'da El Kaide var ya Pakistan?
Gelenlerin  önemli bir bölümü de öyle kafamızdaki sersefil ve zavallı mülteci profiline uymuyor. Pek çoğu lüks dairelerinde, lüks içinde yaşayıp, daha önce belirttiğimiz çöp dökme ve gürültü etme eylemleri ile komşularını, eve yeniden Suriyeliler veya kendi memleketli mülteciler getirmek üzere, kovmakla meşguller.
Bunlara bakarak mevcut iktidarın mülteci kollayan bir iktidar olduğunu düşünüyorsunuz.
Oysa konu Orta Asya Türkleri, Iraklı Kürtler veya Uygurlar olunca, o kadar da mülteci kollanmadığını görüyorsunuz.
Hatta Suriyeli Kürtlerin devlet makamlarında yeterince destek görmediklerini ve iktidar tarafından hırpaladığına da gayet yakından da şahittim. Yani gerçekte Suriyeli Araplar ile Kürtler arasında ciddi ayrımcılık yapılmakta.
Sonuçta olan şey bir mülteci akını değil, rabıta ve benzeri örgütlerce satın alınmış iktidarın, ülkeyi Arap istilasına alet olmasıdır.
(2019'da başka bir blog için yazdıklarımdan)