18 Ağustos 2026 Salı

ÜMİT YOKSA KORKUDA YOKTUR



Salgın günleri iktidarın beceriksizliğini ortaya çıkardı. Maske dağıtmayı beceremediği gibi, dağıta bildiklerine de 5 tane verebildi. Ekonomi sür'atle dibe doğru gidiyor ama halen yapabildiğiniz zengini daha da zengin etmek.
TÜSİAD ve bilumum zenginlerin altın çağındayız. Ürettikleri aynı, hatta daha az üretiyorlar ama servetlerine servet katıyorlar. İşçilerin sesi kesilmişti, şimdi tüketicilerin de sesi kesildi. Neden ürünlerin pahalı olduğu artık ticari sır.
Tarikatların, mafyanın ve tarihi eser kaçakçılarının da altın çağı. Belgesellerde bile bu antikalar iki sene önce Türkiye'de bir müzede sergileniyordu diye açık açık söyleniyor.
Şu günlerde iktidar ve yanlılarının en iyi yaptığı iş, tehdit etmek. Yanında bira iyi gider radyo programına sözü için üç gün kapatma cezası verilirken, ölüm tehditleri için büyütülecek bir şey değil deniliyor.
Eksik olan bir şey var, bu iktidar döneminde her zaman olan pembe haberler  gelmiyor. Ne katar Emrinden gelecek olan kırk elli milyar dolar, ne yerli araba, ne bir yerlerden fışkıracak petrol, uranyum ve benzeri değerli maden haberi var. Verecek ümidiniz yok.
Verecek ümidiniz yoksa, parlak gelecek haberiniz yoksa, kendi kitlenizi nasıl bir arada tutacaksınız? O kitleye verdiğiniz başı dik, dünya devletine ne oldu?
Bu yoksulluk ve umutsuzluk, şimdiden gençliği sizden uzaklaştırdı. Hele sırf üç beş otelcinin karı için yaptığınız üniversite sınavı faciasından sonra, gençliği tekrar geri kazanmanız çok zor.
Peki geri kalanlar, onları ne vaatlerle tavlamıştınız?
Tehditte şöyle bir gerçek vardır ki, korkutan, kendisi de korkuyor demektir.
Hele konu siz olduğunda, bu çok büyük bir korku olabilir. Çünkü iktidarı kaybederseniz, her şeyden ötesini kaybedeceksiniz.
Muhalefeti tehdit etmek boş iş. Zaten yapacağınızı yapacaksınız. Muhalefet ölmüş eşek ve kurttan korkmuyor.
Asıl korkmanız gereken bu umut verip de umutsuz bıraktığınız dindar, gelenekçi kalabalık.Onlara umut vermezseniz, her şey boş.

17 Ağustos 2026 Pazartesi

GÜNEDÜŞEN 17 AĞUSTOS 2026-KÖTÜLÜĞÜN ÖRGÜTLENMESİ

 


Bir kaç gün önce tesadüfen öğrendiğim bir bilgi üzerine yazmaya karar verdim. Bundan dört bin yıl önce yaşamış ve ölmüş bir kadına üzüleceğim aklıma gelmezdi. Kayseri-Kültepe höyüğündeki Karum antik kenti, ciddi bir ticaret merkeziydi; dağa doğrusu Asur devletinin Anadolu toplumları ile ticaret etmesi için özel bir merkezdi ve o zamanlarki adı Karum'du. Daha doğrusu böyle yerlerin adı, Asur devleti döneminde genel anlamda Karum'du ve Kültepe höyüğü bu Karumların günümüze en fazla taş tabletle gelmiş olanıdır. Asur'dan kalma olmakla beraber, tabletlerin çoğu Akadca'dır. Akadlar, birinci Babil devletini kurmuşlar, Asurlar, Babil'i yıkıp, başkenti Nivova'ya (Asur, törensel başkentti) taşımışlar, Keldani'lerde ikinci Babil devletini kurmuşlardır. Akadca, Pers (İran-Akhamenid) egemenliğine kadar uluslar arası dil olmultur ve Arapça ve İbranice'nin, yani Hami dillerinin atasıdır. 

Akadca  miıdeğil mi bilemeyeceğim, bu taş tabletlerin önemli kısmı mektuplar ve satış sözleşmeleri. Bu satışlardan biri de, bir kadının, kocası ve oğlu tarafından, başka birisine köle olarak satılması. Benzer bir hikayeyi 2021'de duymuştum. Meliha Türkgenç isimli bir kız çocuğu, dayısı ve abisi tarafından geneleve satılıyor, yıllarca orada çalıştırılıyor ve Mersinliler tarafından Cimcime Teyze diye anılıyor. Mersin'deki olay illegal; dört bin yıl önce olan bu olay ise noter onaylı (bu günkü noterliğe benzer bir kurum o zamanlar da varmış) satış.

Kötülüğün korkunç yapan, insanın kötü olması veya her insanda kötülük olmasından çok, kötülüğün örgütlenebilmesi. Ben rahmetlli babam ya da dayılarımla doğru dürüst cinsellik konuşmadım; baba-oğul bir kıza tecavüz ediyor ve direnince öldürüyor (Özgecan Aslan olayı). Geçenlerde de biri Suriye'li dört erken, sağır-dilsiz bir kızı kaçırıp, tecavüz etti.

Kötülüğün bu kadar kolay örgütlenmesi korkunç olmanın ötesinde hayret verici.

16 Ağustos 2026 Pazar

KENANİZM NEDİR 4-SOL OLMASINDA NE OLURSA OLSUN



12 Eylülün bazı tavırları halen yaşamak bir yana, gelişmekte. Bazıları çok açık, bazıları sessizce oluyor, dikkat etmeden anlamıyorsunuz. Darbe rejimi ilk başta hem sağa, hem sola darbe vurma iddiasındaydı. Sonra TRT ve Kenan Evren'in nutukları, sadece sola saldırmaya başladı. Tek kanallı televizyon, her akşam çökertilen Marksist-Leninist bir örgütten bahsediyordu. Sonra gazeteler bu akıma katıldı.O zamanlar, gerçi halen de biraz öyle, her gazetede bolca köşe yazarı olurdu. Bunların önemli bir kısmının tek işi sol aleyhine bir şeyler yazmaktı. Hemen hemen her gün, aynı şeyleri yazarlardı; en ünlülleri Rauf Tamer ve Engin Ardıç'tı. Rauf Tamer, bir rüşvete aracılık ettikten sonra Milliyet gaztesinden kovuldu, sonra ölene kadar Posta gazetesinde, her gün aynı şeyleri yazarak ömrünü tamamladı. Engin Ardıç'da Sabah'tan Star (Uzan ailesinin) gazetesine geçene kadar SHP-CHP aleyhine yazıp, dururken, bir arabam bile yok diye ağladı arada. Bir otomobili hak edecek ne yapmıştır, bunu yazmamıştır. Yıllarca tek röportajı, haberi ya da farklı bir yorumu yayınlanmamış, anca sol aleyhine hakaretler, grev yapan, hak arayanlara hakaretler, en nihayetinde oğrluna pantolon alamayıp , intihar eden bir babaya hakaret gibi yazılarla ömrünü tamamlamıştır. 2002'den sonra bu gibi yazarlar, Aqp yandaşı olmuştur. Bir dönem Türk basının yarıdan fazlasını tek başına elinde tutan Aydın Doğan, her gazete ve dergisine, en az bir tane, işi sadece SHP-CHP kötülemek olan yazar atamıştır.

Sonra bu karşı oluş, SHP-CHP olmasında ne olursa olsuna dönmüştür. Bazı yazar ve siyasilerin geçmişine bakalım. Doğu Perinçek; Hayatına Marksist-Leninist olarak başladı, Maoist olarak devam etti. Seksenlerin sonunda Perinçekcilerin Aydınlık yayını (kah gazete, kah dergidir), Kurtarılmış Bölgeler yazı dizisiyle, Fatsa başta olmak üzere, opreasyonlara yol gösterdi. MHP ve Yan Örgütleri yazı dizisi, 12 Eylül rejiminin MHP ve Yan Örgütleri davasının iddanamesi gibiydi. Seksenli ve doksanlı yıllarda Aydınlık ve İki bine doğru, Pqq destekçisi ve ordu düşmanıydı. İki binli yıllarda birden bire Faşizan Atatürkçü oldu, artık Kürt böreğine bile karşıydı. Ulusalcılık dediğimiz akımın kurucusu sayılabilinir. Pensilvanyalı hocanın çok ateşli düşmanıyken, Türkçe olimpiyatlarının onur konuğu olmuştur. Şimdilerde mevcut iktidar blogunun bir parçası da oldu. Bütün bu süreç içerisinde daima düşman olduğu tek grup vardı,  SHP-CHP; her daim SHP-CHP bloğu aleyhine yazılar yazdı. 2026 yılı itibarı ile 84 yıllık ömründe, sık sık konum değiştirse de, o konumdan CHP'ye saldırdı. Benzer bir durum Nihat Genç için söyleyelim; altmış dokuz yıllık hayatında, gençliği büyük ölçüde sağcı kurumlarda, özellikle Ülkü Ocaklarında geçti. 12 Eylül'den sonra  bir sürü solcu, dağcı olurken; o solcu, hem de Marksist oldu. Leman'da yazdığı yıllarda ÖDP (şimdiki Sol Parti) ve HADEP (şimdiki Dem parti) sempatizanıydı. En son Zafer partili oldu.O da hayatı boyunca SHP-CHP aleyhine yazdı ve son yıllarını İmamoğlu aleyhine yazarak geçirdi.

Bu tavır, uzun süre genel bir tavır olarak, sağ parti ve iktidarları eleştirirken bile sürdü, hatta sürüyor. Bir problemi anlattıktan sonra, açıkça ona neden olan sağ partiyi eleştirmek yerine, solu eleştirmek, özellikle de CHP'ye sataşmak adeti halen mevcut. Sorunun kaynağı ile alakası olmasa bile CHP ya da sol, alternatif olmadığı için suçlanıyor. Geçen gün Youtube'da, ara ara videolarını izlediğim bir Faşist'in videosuna denk geldim. İspanya'nın Ağustos 2026 başında yaşadığı göçmen krizinde, şu anki başbakanının Sosyalist olması sebebi ile CHP'ye ve göçmen karşıtlığı yapan insan hakları savunucularına laf atıyor. Ülkeye ne idiği belirisiz milyonlarca göçmeni, sığınmacıyı ve kayıt dışı yabancıyı dolduran iktidar bloğuna laf etmiyor.

Bu sol olmasın da ne olursa olsun zihniyeti, 2002!de Aqp'yi iktidara getiren ve halen de iktidarda kalmasını sağlayan zihniyettir, kökeni de 12 Eylül rejimidir.

12 Ağustos 2026 Çarşamba

SİVASLI KADIN GÖBELS



Bu olayı yıllarca hikaye etmeyi, uzun uzun anlatmayı, hatta novella denen kısa romanlardan biri yapmayı hep istedim. İstedikçe de erteledim, zira acı verici olaylardı. Bir atarfı ile çok basit, diğer tarafı ile çok karışık olaylardı. Böyle olaylar ve anılar tazeyken zor yazılıyor, çünkü sana yönelik suçlama var; eskiyince de hem unutuyor, hem de suçlamalar değerden düşüyor. Anlatmak daha da kolaylaşıyor. Şunu fark ettim ki bu olayların ana fikrini en baştan yazmalıyım. Hani malum propaganda generalinin bir sözü var ya, büyük yalan söyle, bağıra bağıra yalan söyle, asla geri çekilme, yalan ortaya çıkarsa daha büyüğünü söyle; işte onun bir örneğini anlatacağım size.

Bu hikayenin başlığı aslında dört numara olacaktı; biz apartmanın giriş katında, bir numarada oturuyorduk, onlar bir üstte, dört numaradaydılar. Benim ilkokul yıllarım boyunca ailecek, şimdilerde Dikmen Vadisi olan, etrafı lüks konutlarla çevrili park alanının eski hali olan Dikmen Deresi'den bir gecekonduda kiracıydık. Babam, Hürriyet Caddesinde, eskiden çeşme ve boş arazi olan, şimdilerde bir part olan Yöntem apartmanının yanındaki bu daireyi, yanılmıyorsam ben beşinci sınıft ikinci dönemin sonlarına doğru almıştı. Orta okul yıllarım bu evde geçti. Bu aile ile en başta iyi komşuluk ilişkileri içindeydik. beş kardeştiler, üçü erkek, ikisi kız. Erkeklerin en büyüğü asker ya da askerliği yakındı zira babaları öldüğünde askerdeydi ya da bir ara uzunca bir süre askerdeydi. Doksanlarda ve iki binlerde askerlik, kısa bir süre on beş aya inse de, fakülte mezunlarında asteğmense on altı ay, erse sekiz ay, diğerlerine on sekiz aydı. İki oğlunun yaşları bana yakındı, Metin, bir kaç yaş büyük, Çetin, bir kaç yaş küçüktü. Onlarl oyun oynadığımı hatırlıyorum. Bir kaç kere evlerine misafir olmuş, onlar da bize misafir gelmişti. Bu aileden adlarını tek hatırladığım bu ikisiydi, soy adlarını hatırlıyorum ama yazmak istemiyorum. En küçük kızlarına, o zamanların popüler bir dizisinden dolayı Ester dediğimizi hatırlıyorum. Olayların baş kahramanına  ben bayan Göbels diyeceğim, annem zebani derdi. boyu bir elli civarında, suratı bumburuşul, en büyük çocuğu yirmilerinde olmakla beraber, kaç yaşında olduğunu tahmin etmenizin zor olduğu birisiydi. Sanki yetmişli, seksenli yaşlarında gibi dururdu ama otuzlu yaşlarında biri gibi dinç ve hareketliydi.

Her şey ailenin babası, Göbels hanımın kocası ve ailenin ölmesi ile başladı. Bu şahıs bir inşaat işçisi ve bekçisiydi. Nasıl biri olduğunu hatırlamıyorum, aradan çok zaman geçmiş. Ölüsünü de hiç görmedim. Babam görmüş, her tarafı yara içinde, çok kötü bir durumdaymış. Elinde bir çuval, bir de el feneriyle, kereste kırıklarını toplamaya çalışırken, göremediği bir boşluğa basıp, ucu betonlanmamış inşaat demirlerinin üzerine düşmüş, demirler bir kazık gibi bedenine saplanmıştı. Topladığı tahtalar, kalıp tahların uclarından kesilen küçük parçalardı. O parça tahtaları, kışın sobada, yazın mangalda yakmak için almıştı. O yıllarda apartmanların çoğu sobalıydı. Doksanlar sonu, iki binler başı doğal gaz gelene kadar öyle kaldı, bu dediklerim, 1986 ya da 87 yılı ile ilgili. Cesedi sabaha kadar orada kalmış.Ankara'da pek tanıdıkları da yoktu ve gömülmesi ile ilgili işlemlerin çoğunu rahmetli babam takip etti.

Asıl hikaye de bundan sonra başladı. Babamın o zamanlar harfiyat kamyonu vardı ve çoğu kez şehir dışında harfiyat işlerine giderdi. Bir kaç güne de işine gitti ve zaman da yaz tatiliydi. Önce bize karşı surat asma ve tavır alma başladı. Babam işine gidince ilk kavga başladı. Dört beş kişi bağırıp, çağırım kapımıza dayandı. Kapımızı kilitlediler, bunar rağmen omuzladılar, kapı kırılmadı ama kırılmadı. O olaydan sonra bayan Göbels, büyük bir yalan uydurdu ve ölene kadar o yalanı tekrarladı. O sıralarda il dışında (galiba Kütahya, Tavşanlı'ydı. Babam, kamyonculuğunun son yıllarını Ankara şehir merkezinde geçirmişti, ondan önce de hep Tavşanlı'ydı. Kadın ve çocuklarını saldırıları arka arkaya, çeşitli fasıllarla devam etti.Büyük kavgalar ve olaylar oldu, hepsini ya da çoğunu anlatmayacağım gibi, hiç birini de yazmamaya karar verdim. Bir yalanı, yalan olduğunu belirtseniz bile, tekrarlandıkça insana gerçek gibi geliyor. Babamın Kütahya, Tavşanlı'dan gelip, gecenin bir saatinde, inşaat bekçiliği yapan bir adamı öldürdüğü ve bunu geçerli bir sebebi yokken yapması gibi saçmalık, yıllar sonra ne kadar inandırıcı olabilir ki, diyeceksiniz. Dul bir kadının, beş çocuğuyla bunu sürekli tekrarladığını ve sürekli bol gürültülü kavgalar çıkardığını düşünün. Bu sadece fiziksel saldırı değil, bir itibar suikastı aynı zamanda.

Bu kadın neden başkasını değil de bizi kurban seçti; ilk olarak yakındık, onlar birinci katta ve dört numaraydı, biz giriş katta ve bir numaradaydık; babamın Mart-Nisan'dan, Eylül Ekim'e kadar harfiyat için il dışında olmasıydı. En büyük erkek olarak ben, yedi ya da sekizinci sınftaydım; dokuzuncu sınıftayken, yaklaşık bir buçuk kilometre ötede başka bir eve taşındık. Bizim eve o kadar çok akraba da gelip, gitmiyordu, bu da onlar için bir avantajdı. Bize yakın oturan iki akrabamız vardı; biri , İsmail amcam trafik kazası geçirmiş ve belden aşağısı gelç kalmıştı; diğeri de kuzenim ve babama yakın yaşta olan Rıza abimdi o da bu sürecin bir yerlerinde uzağa taşındı. Apartmandaki diğer aileler, çoğunlukla devlet memuru ve Sünni'ydi; Onlar da Alevi'ydi ve güçleri başka bir Alevi aileye yetiyordu.

Taşınmamıza kadar süreçte pek çok şey değişti.Göbels'in en büyük oğlu askerden geldi, apartmanın girişindeki tüpçüde çalışmaya başladı; sonra nişanlandı. Ben sekizinci sınıfta kalmama rağmen liseye başladım, dokuzuncu sınıfta da kaldım. İlk kız kardeşim Sıhiye'deki Zübeyde Hanım Kız Meslek lisesinde okumaya başladım. Küçük kız kardeşim orta okula, en küçüğümüz de ilk okulua başadı. Babam harfiyatçılığı bir süre şehir dışı yerine, Ankara şehir içinde yaptı. Sonra kamyonu satıp, bir süre faiz işi yaptı, en sonunda mermer tüccarı oldu. Bayan Göbelsîn çocuklarından en büyüğü askerden geldi ve nişanlandı, sonrasında biz taşındık, evlenip, evlenmediklerini bilmiyorum, o zamanlar öğrenmişsem de hatırlamıyorum. Metin, orta okuldan sonra evimizin hemen karşısındaki sokakta buluna berbere çırak oldu, Çetin, liseye devam etti, diğer kardeşlere ne olduğunu bilmiyorum. Biz ailecek yaklaşık bir ya da bir buçuk kilometre kadar ötede,Sinan caddesinde bir eve kiracı gittik. Çetin'le aynı lisede okuduk, hatta küçük kızkardeşimle aynı dönemdeydiler. Fakat araya mesafe girince be artık babam Ankara'da, şehir içinde çalışmaya başlayınca bize saldıramaz oldular. Gene de bize yakın kişilere ulaşp, babamı katillikle itham ettiler. Sonra bunu da bıraktılar. Çok sonra, benim Göbels, annemin Zebani dediği kadın, yani evin annesi kalpten gitti. Geriye bize yaşattıklarının soluk izi kaldı.

Bu kadına bayan Göbels diyorum çünkü bizden nefret etmek için, son nefesine kadar büyük yalanını, çocukları ile yüksek sesle haykırdı ve süreki daha büyük yalanlar söyledi. Ailecek yıllar sonra Dikmen caddesinde, eski evimize daha yakın bir eve taşındık, halen orada yaşamaktayız. En küçüğümüz ve babam öldü. Bir kardeşimizi Ankara dışında, diğerlerimiz Ankara'da ve Dikmen'deyiz. Hatta arada Hürriyet caddesinde, eski evimizin önünden geçiyorum ve nedense hiç rastlamıyorum. Göbels, ya da Zebani hanımın öldüğünü duyduk çok sonra.

ÖYLE KOLAY GİTMEYECEKLER AMA MUTLAKA GİDECEKLER



İktidar partisi hızla oy ve destek kaybetmekte, özellikle son nesilde. Gene de çok yolumuz var. Bunlar iktidara kolay gelmediler, kolay da gitmeyecekler.
6 Haziran seçimlerini kabul etmedikleri gibi gelecekteki seçimleri de öyle kolay kabul etmeyecekler. İktidarda kalabilmek için kalabalıklar arasında bomba patlatanlar, daha fazlasını da yapmaya eğilimlidir ve yapacaklar da.
Şu anda iktidarı kaybetmenin ihtimali bile onları delirtmekte. Son sosyal medya düzenlemesinin ve sosyal medyaya öfkesinin sebebinin gelinine yapılan saldırı olmadığı herkesin malumu. Önce oy moy yok mesajları, sonra dislike yağmuru derken Z kuşağı denen son nesil gençliği kaybettiğini anladı. 
Onlarca saat zorunlu ve zorunlu seçmeli din dersi, milyarlarca lira-dolara mal olan  yandaş yayımlar boşa gidiyor. Sosyal medya gençlerden saklanmak isteneni, gençlerin gözüne sokuyor. 
Sosyal medyayı daha önce de kapatmaya çalıştı, başaramadı. Şu an gerçekten kapatma çabasında mı, yoksa göz dağı vermeye mi çalışıyor, belli değil.
Baroların isyanı dinmiyor. Sadece baroları,  odaları ezmek yetmez, tüm toplumu ezmeli ki bir süre daha iktidar rahat etsin.
Fakat geleceği olmayan kuşağı korkutmak kolay değil. Korkaklık da cesaret gibi küçük yaşta eğitim ister. Bizim nesil 12 eylülü,  Çiller dönemi beyaz torosları falan yaşadı. Bu nesil ise her şeye daha yeni başlıyro.
Kötü gidişatlarını kabul etmedikleri gibi,  seçimleri de kabul etmeyecekler, belki seçime bile gitmeyecekler. Seçimlerde %1'e düşseler bile kabullenmeyecekler. Çünkü muhalefet olamazlar, iktidardan düşemezler, aksi halde yok olurlar.
Her şeye rağmen iktidardan gidecekler ama devlet kadrolarına yerleştirdikleri süprüntüler, ihale dağıttıkları hırsızlar, iktidarı kaybetmeyi uzun süre kabul edemeyecekler. Onları devlet kadrolarından sökmek zor ve zahmetli olacak.
Her şey bir yana, pek çok sağcı, iktidardan düşme ihtimalinin kokusunu aldı ve iktidar sonrasında tekrar geri dönmeyi sağlayacak kumpas ve ayak oyunlarını şimdiden planlıyorlar.
Lakin biz,  1945'de olduğu gibi bir daha asla diyeceğiz.

9 Ağustos 2026 Pazar

YIKILACAKLAR LİSTESİ



Bu iktidar gittiğinde yapılacak çok şey var ama yıkılacak çok şeyde var. Ben aklıma gelenleri maddeler halinde sıralayayım:
1)Yakılan ormanların yerine yapılan binalar, ne kadar büyük olursa olsun, otel de olsa, ev de olsa, hatta askeri bina olsa bile yıkılmalıdır.  Yerlerine Yagerekirse toprak dökerek orman ekilmelidir.Ormanların işgal edilmeyeceği öğrenilmelidir.
2)Yarım bırakılmış binalara da aynısını yapmalıdır. Yıkılmalı, tekrar tarlaya, meraya,  ormana dönüştürmelidir.
3)Türedi zenginler yurt dışına kaçmışsa, köşkleri sarayları ve tamamen boşalmışsa apartmanları yıkılıp, yerine ağaç dikilmelidir.
4) Katarlılara ve diğer yabancılara satılanlar geri alınacak. Bunun için işletilemez hale getirilecek ve yabancı sahiplerine Türkiye'ye giriş yasağı  uygulanacağı gibi, Türk çalışanlarına da çalışma fırsatı verilmeyecek.
5)12 Eylülden itibaren,  yolsuzluk dosyaları tek tek açılacak ve gerekirse torunlarından bile tahsil edinilecek.
6)Devlet Resim ve Heykel müzesindeki kayıp eserler bulunmasa bile her sorumludan, gerekirse sorumlularından en ağır cezalar tahsil edilecek.
7)Av, haşaratla mücadele geçim amacı (balık ve su ürünleri) hariç yasaklanacak. Tüm av tüfekleri toplanılacak.
8)Havai fişek kullanımı ve satışı yasaklanacak.

8 Ağustos 2026 Cumartesi

ALTINCI FİLO (VELİ KARACA)



 Ayşe: 21 Ocak 1971

Pazar akşamı:22.45'de

Rodyoda seni dinledim

6. filo finoları (köpekleri) yüzünden

Yediğin jopun acısı ile

Ağlıyarak diyordun ki;

Konuşamam perişanım.

Perişan bir düzenin

Perişan kadrolarının

Saldırıları karşısında

Yıkılmak perişanlık değil

Kalk doğrul

Al kınalı eline

Ezilenlerin süpürgesini

Sakat ayağını sürüye sürüye,

Sendeleyerek yürüye yürüye,

6.Filo finolarının kirlettiği,

Yolları bir bir temizle,

O yollardan,

Halka ulaşmak için

Hüda'ya bağlı askerler geçecek,

Tüm ezilmişler, 

O kınalı ellerinden

Hürriyet şerbeti içecek

21 OCAK 1971