Devlet denen varlık, icad edildiğinden beri emperyalist yani yayılmacıdır ve bu yayılma da savaşmadan olmaz. Savaşmak içinde asker toplamak ezelinden beri zor iştir. Machiavelli, Türklerin ne güzel savaşmaya hazır askerleri, asker göndermeye hevesli derebeyleri var; bizim krallar vassallarından asker dileniyorlar diye, Türklere özendiğini yazar. Milattan Önce 586 yılında Babil Kralı Nabukednezar, on bin kadar Yahudi esiri, köle olarak Ermeni kralı hediye etti. Bu hediyenin bir sebebi benim tahminim, vassalı olduğu Babil kralının emrine asker veren Ermeni kralının çok fazla insan kaybetmesiydi. Bu olay Ermeniler arasındaPakraduniler efsanesinin doğmasına sebep oldu. Devletler için askerliği cezbetmenin iki koşulu vardı, şehitlik ve yağma. Askerliğin iki yönü oldu hep, ömür boyu öğrenilecek meslek-seferberlik zamanı vatan hizmeti. Askerliğin tek zorluğu ölüm tehlikesi ya da sıkı talimler değildir; askerliğin getirdiği yaşam tarzıdır. Askerlik, kim ne derse desin halen büyük ölçüde erkek işidir ve kışlalar, üsler, erkeklerin aylarca ve hatta bazen yıllarca dişi sinek bile görmediği yerlerdir. Buna bir de hiyeraşiyi ekleyin, en pis işi yapan, en alt rütbeli er olduğunuzu düşünün. Bu ortam, kapalı alan homoseksüelliği için de en uygun alandır. Uzun seferler, yürünen ya da at sırtında gidilein yüzlerce kilometre yol, askerliğin diğer zorluklarıdır. Askerlik çoğu zaman erkeklerin, hayatlarının baharında zorla yaptığı iştir.
Savaşların en büyük yıkımlarından biri de nüfus, çalışabilir erkek nüfus azalmasıdır. Bu gün Avrupa ülkelerinde, bizim erkek işi diye bildiğimiz pek çok işi kadınların yapmasının temel nedeni budur. Avrupa'da ağır vasıta şoförlüğü, boya-badana, kaporta gibi işlerde kadın görmek son derece normaldir. Avrupa, yüz yıldan fazladır bu sıkıntıyı yaşıyor. İkinci dünya savaşı öncesi Neville Chamberlain hulümetinin, Hitler'e karşı yatıştırma siyaseti gütmesinin temel nedeni buydu. Hatta Kurtuluş Savaşı sırasında İngilizlerin Anadolu'ya bizzat asker göndermemesinin de temel nedeni buydu. İlginç bir şekilde İngilizler, deniz savaşları haricinde çok az can kaybıyla, kocaman bir imparatorluk kurmuşlardır. Koca Hinfistan'ı (Pakista, Bangladeş, Nepal ve Srilanka ile beraber) işgal eden İngiliz devleti değil, Britanya-Hindistan ticaret şirketi olmuştur. 1857 Kartuş (Sepoy-Sipahi) isyanına kadar bölgeyi şirket yönetti. Paralı askerlerle, kabile-din-mezhep çatışmalarından faydalanarak, çok az subayla, pek çok ülkeyi yönetti. Öyle ki 20 bin kadar ölü, 25 bin kadar yaralı (yuvarlanmış rakam) kayıp verdiği 2.Boer isyanı, Napolyon savaşları ile 1.Dünya savaşı arasında İngilizlerin kayıp verdiği en büyük savaştır.
İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupalılar için cansıkıcı bir manzara vardı. Hem iki büyük dünya savaşında çok kan kaybetmişlerdi, hem yakılıp, yıkılmışlardı, hem de Soğuk Savaş denilen, hazır kıta askerlerin bekleme savaşı başlamıştı. Bir Arap atasözü, en çok borçlanan insanlar, dev gibi ordular besleyen krallardır, der. Avrupa'nın hem dev ordu besleyip, hem de kalkınması çok zordu. Zaten çalışacak insan kıtlığı Avrupa ülkeleri, bir de genç erkeklerine bir buçuk-iki yıllık askerlik dayatamazdı. Sözleşmeli ve profesyönel askerlerden oluşan bir kaç tugaydan oluşan birliklerle ordu kuracaklardı. Askerlikse altı ayla sınırlı olacaktı. Peki koca NATO'nun kas kuvveti kimlerden oluşacaktı? İşte o zaman, Rusya'nın geleneksel düşmanı, Ruslar'ın sıcak denizlere inmesine engel olan Türkiye'yi gördüler; üstelik şimdi Ruslar, dünyaya dinsizlik ve Komünizm ihraç ediyordu. Hem devlet, hem de halk, tedirgindi. Türkiye, Nato'ya alınmaya uygundu ama Türk askeri uygun muydu? Kore savaşı uygun olduğunu gösterdi.
Vietnam savaşı, NATO savaşı olmadığı, Fransa'nın eski sömürgesine, Amerika'nın müdahalesi olduğundan, Türk askeri Vietnam'a girmedi; onun yerine Kore askeri gitti. (Holivud'un onlarca filminde Koreli askerler görünmüyor.) Amerika sonraki yıllarda müdahalelerine NATO'yu büyük oranda, dahil etmeye, özellikle Türk askerini, sembolik miktarda bile olsa dahil etmeyi, Körfez Savaşları gibi bazı savaşlar hariç) başardı. Özellikle 2002 'den sonra pek çok göreve Türk askeri, hatta polisi gitti ve halen de gidiyor. Eskiden bu görevlere sınavla, başvuruyla falan gidilirdi; şimdilerde geçici görev emri ile gidiliyor. Sadece asker değil, polisler de gidiyor. Önceden polisler için tek yurt dışı görevi, elçilikler ya da bakanların yurt dışı gezileri falandı. 2010 Haiti depremi sonrası pek çok polis, buraya çalışmaya gitti. Ardınan Bosna ve Kosova geldi.
Çünkü artık batılı refah devletlerinin yeni nesilleri ve göçmenleriasker olmayı o kadar çok istemedi ve doksanlardan itibaren askerliğe talep azaldı.Sebebi ölüm korkusu değildi, öyle olsa ekstrem spor yapıp, uyuşturucu falan kullanmazlardı.Sebebi büyük ölçüde Vietnam sendromu denen şeyin yaygınlığı. Özellikle üçüncü dünya denilen gelişmemiş ülkelerde bir süre kalan askerler, geri döndüklerinde, hele de terhis olduklarında sivil yaşama uyum sağlayamıyor. Bu sebeple pek çok genç için askerlik, işsizlikten bile kötü bir durum. Türkiye'de ise böyle bir şey yok. Yıllarda askerlik yapan biri, emeklilikten sonra esnaf olabiliyor. Türk insanı için, bir kaç yıl sözleşmeli askerlik, para biriktirmenin ve fırsat bulursa kamu kuruluşlarına geçmenin bir yolu. Uzman çavuşluk-astsubaylık bile küçük burjuva olmanın sağlam bir yolu.
2026 Temmuzunda Ankara'da yapılan son tantanalı NATO toplantısı da bununla ilgilidir. Yıllarca batı Avrupa'yı koruyan yüz binlerce Amerikan askeri bölgeden ayrıldı ve daha da ayrılacak. Amerika'nın yeni bir süper düşmanı var; Çin Halk Cumhuriyeti. Dünyanın mikro çip üretim merkezi Tayvan'ı toprağı sanıyor ve burayı işgal ettiğinde dünyanın üçüncü büyük ekonomisi Japonya'yı kuşatmış olacak. Çin, zaten Afrika kıtasında patron olmuş, bölgenin eski sömürücüleri Avrupa ülkelerini büyük ölçüde kovmuş durumda. Çin'in bu gücünün arkasında da askerlik krizi var. İran savaşında Amerika başkanı Trump, Japon ve İngiliz donanmalarından yardım istedi; bu iki devletin yardıma gelememesinin birincil sebebi, donanmalarının eksik personelle çalışması. Japonya, zaten nüfus azalmasını en trajik açısından yaşıyor. Buna denizcilik sektöründe iş bulmanın kolay olmasını eklemeli. 1982 Falkland Savaşındaki gücünü, Britanya donanması çok arıyor. Dünyanın zorunlu askerlikten, sözleşmeli askerliğe dönmesinin sebebi, zorunlu askerlik yapan, cuntacı Arjantin ordusu karşısında; demokrasi ülkesi İngiltere'nin ordusu muhteşem bir zafer kazanmıştı. Şimdilerde ise kadrolarnı dolduramıyor ve gene Falkland gibi deniz aşırı topraklarına saldırı olursa, bu kadar kolay zafer kazanamayabilir. Fransa'nın Sahel bölgesinde (Sahra Çölü ile, Gine Körfezi arasındaki Afrika toprakları)gücünü yitirmesi de muhtemelen bu sebeptendir.
Irak'ın işgalinde Amerika, 5 Nisan kararnamesini geçiremediği için Türk topraklarını kullanamamıştı. Şimdi benzer bir durum için başkanlık rejimi kurulmuş. Tantanalı NATO kongresine bakılırsa, Reis buna dünden razı ama kamuoyu ikna olmamış. Bu yüzden İran füzeleri İsrail'i vururken, tarikat şeyhleri ve basını İranlılar Şii diye bağırıp durdular. Eskiden uşaklıklarının bahanesi Komünizm'di. Mevlana'da Harzemşahlar'ın İbni Sina gibi bazı filozofları koruduğu gerekçesi ile Moğol uşağı olmuştu. Şimdi aynı gerekçelerle Türk askerini NATO ve Avrupa'nın kas gücü yapmaya çalışıyorlar. Hali hazırda Baltık Devletlerini (Litvanya, Letonya, Estonya) Türk F16'ları koruyor. Buna karşında Türkiye, parasını ödediği F35'leri alamıyor. NATO, kurulduğundan beri Türk piyadesini yeden piyade olarak tutuyor. 1980'lerde kırk milyonluk Türkiye'nin, yarım milyon askeri vardı. Bu kadar asker sadece Sovyetlerle (Şimdiki Gürcistan ve Ermenistan, çok kısa da olsa Azerbaycan) sınırını korumak için değildi. Şimdi ise buna daha fazla muhtaç ve bunun için İran ve Arap ülkeleriyle, gerekirse düşmanlık yaratmak zorunda, ikna olmamış kamuoyuyla savaş gidemezsiniz. Irak'da şimdi Şii, zira Saddam döneminde yönetim Sünni'ydi, nüfus Şii'ydi. Şimdi bu devasa Şii kitle üzerinde Sünnilerin bir etkisi kalmadı.
Asıl sporu şu, ya Türkiye'de askerlik krizi yaşarsa; bakın nüfus krizi başladı bile.






