Antropolog Bronislaw Malinowsky, yıllarca yaşadığı ilkeller arasında, homo economicus insan görmediğini yazar. Aslında her insan biraz hesapçıdır, ne kadar ilkel olursa olsun. Gerçek Homo Ekonomicus insan, kapitalizmin ürünüdür ve kapitalizmin gelişmesiyle yavaş yavaş oluşmuştur. Kapitalizmin başlangıcı 12. yüz yılda Floransa'da, bazı zengin tüccar ve bankerlere, soyluluk ünvanı verilmesi olarak kabul edilse de, Kapitalist kişiliğin ortaya çıkışı 15-16. yüz yılları bulur. Bu kişi sürekli bencildir ve faydasını-karını düşünür. Teorisini 18. yüz yılda İngiliz filozof Jeremmy Bentham ortaya koymuştur. Buna göre herkes kendi çıkarını kollarsa, toplanda toplum ve insanlık, asgari bir ahlakta birleşir. Bu fikri daha sonra John Stuart Mill ve pek çok İngiliz-Amerikan filozofu, bir kaç değişiklikle savunmuştur. İnsana ilk anda saçma geliyor, ben de yıllarca bu anlayışı eleştirdim. Yıllar sonra kendimi eleştiridim. Sonuçra Anglosakson kökenli milletler (İngiliz, Amerikan,Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda vs) en azından kend iç ahlakı sağlam milletlerdi. 1918'de Büyük Britanya İmparatorluğu, Dünya karalarının üçte birine hakimdi.Halen de dünyanın altıncı büyük ekonomisi, halen de dünya da havacılık ve denizcilikte uluslar arası antlaşma dili İngilizce. Halen Amerika, bu felsefeyi takip eden millet olarak dünyanın en büyük ekonomisi ve askeri gücü.
20.yüz yılda, bu homo ekonomicuslar'ın davranışını açıklamak için, sosyal psikolojik bir bakış açısı- teori oluşturuldu. Buna göre her insan ilişkisi, bir alış verişti. Bu alış veriş sadece mal ve hizmet alış verişi değildir; duygu alış verişidir. Charles Darwin'in evlilik kararı öncesi böyle bir hesabı meşhurdur. Bu kuram, homo ekonomiscus insanın davranışlarını açıklasa da, halkın henüz tam kapitalistleşmediği toplumların davranışlarını açıklamaz.Giderek daha fazla insan, homo economicus oluyor ve alış veriş kuramına göre davranıyor. Kafasında sürekli hesap-kitap yapıyor, çıkarını arıyor, ve sürekli daha iyisini arıyor.
Kapitalist ve ekonomik insan için çocuk yapmak, daha 19. yy'da burjuva ailelerinden başlayarak yük olmaya başladı.Nüfus azalması-yaşlanma tehlikesine ilk giren ülke Fransa oldu. Emil Zola, Fransız halkını doğuma teşvik etmek için Döl Bereketi romanını yazdı. Hitler, Kavgam'da, Fransızların bu sorunuyla alay etti. İkinci Dünya Savaşından on beş yıl kadar sonra, batı ve kuzey Avrupa, bu nüfus şokuyla karşılaştı. Sovyetlerin korkutucu tehditlerine rağmen, uzun süreli zorunlu askerlik uygulaması uygulayamadı, çok fazla askerli bir ordu oluşturamadılar. Almanya başta olmak üzere hemen hepsi, sanayileşmemiş ülkelerden işçi göçü aldılar, doğum oranlarını arttırmak için ailelere teşvikler verdiler. Bu sırada dünyanın geri kalanında nüfus, katlanarak artıyor, ülkeler doğum oranlarını azaltmanın, nüfus planlamasının yollarını arıyordu. Çin, yıllarca aileleri tek çocuğa mahkum etti, şimdi teşviklerle arttırmaya çalışıyor.
Seksenlerde güney Avrupa, doğum teşviklerine muhtaç oldu. Doksanlardan itibaren dünyanın geri kalanında doğumlar hızla düşmeye başladı. Şu an, Türkiye dahil, dünya devletlerinin üçte ikisinde doğum oranı, nüfusu korumak için gerekli oranın altında.Halen nüfusu artan ülkeler, çocuk yaparken, evlenirken, kazanç-zarar hesabını yapmayan, iç güdüleriyle yaşayan insanların çok olduğu ülkeler. Dünya nüfusunun katlanarak arttığı 1950-1990 dönemi çok uzak. Artık Dünya nüfusu yılda yüzde bir ya da iki civarında artıyor. Doğu Avrupa'da, toplam nüfusları yüz otuz nilyonu aşkın on iki ülke de (Polonya, Ukrayna, Belarus, Litvanya, Letonya, Estonya, Çekya, Slovakya, Macaristan, Moldova,Hırvatistan), doğan bebek sayısı, otuz beş milyon kadar insanın yaşadığı Özbekistan'da doğan bebek sayısı ile neredeyse aynı. Doğu Avrupanun homo econiscus insanı, ekonomisi kırılgan bu ülkelerde çocuk yapmak istemiyor. Özbek halkı ise daha homo economismus değil. Modern şehir insanında kafasında hesap yapıp, evlenmek bir yana, flört ya da cinsellikten bile kaçınıyor. Japonya'da böyle erkeklere otçul erkek deniliyormuş.
Dünyayı sömüren kapitalizmin, en yeni krizi. Yakında Mısır, Nijerya, Özbekistan ya da benzer ülkeler de kapitalist modern insanlarla dolup, nüfus sorunu tüm dünyayı etkileyecek.Yapay zekaya rağmen, çalıştıracak insan ve belki de ürettiğini tüketecek insan bulamayacak. Hayat, hesaplarımıza gelmeyecek bir sürü faktörle doludur ve Kürtlerin dediği gibi, korkanın çocuğu olmaz.







