Yesevizade namı ile bilinen Alparslan Yasa'yı ne zamanıdır merak ediyordum. Adını yıllar önce Nihat Genç'ün Leman dergisindeki yazılarından birinden öğrenmiştim. Sonra Faruk Bildirici'nin Silüetini Sevdiğimi Türkiye'si kitabında tanıtılan kişiler arasında adını gördüm. Kendisi Siyasal İslam'ın, daha doğrusu sağın yok ettiği kendi Hümanistlerindendir. Kendisi Hizbyllah'ın katlettiği yazar Konca Kuriş, Aleviler ve diğer sağın sevmediği gruplarla ilgili olarak iyi şeyler yazınca, kendi mahallesinden dışlanmıştı. Benzer zorbalığa, bu yıl ölen yazar, daha doğrusu yer altı yazarı Bülent Akyürek'in de uğramışlığı vardı. Kendisi ciddi anlamda çok satan bir yazar olmakla beraber, büyük edebiyat topluluklarından dışlandı, belediyelerin etkinliklerine katılmadı, ölümüne yakın ancak TRT4' de televizyonlarda görünebildi. Doksanlarda dört ya da beş kitabını okumuş, Ankara kitap fuarında, kitaplarından birini (İçinizdeki Öküze Oha Deyin) imzalatmıştım. Yandaş bir yazar olarak, belediye etkinliklerinde bile rekor kıracak ya da CHP ve sola hakaretler savuran bir köşe yazarı olabilirdi, tercih etmedi. Kitaplarını okuyan biri olarak, Sünni olmasanız, Ateist ya da solcu da olsanız incinmez, onun mesajlarını anlardınız. Benzer bir dışlanmaya, müzisyen Fatih Kısaparmak uğradı. 1989'da çıkardığı Kilim türküsü ile satış rekorları kırdı, Ülkücü-sağcı olduğu her zaman belliydi. Buna rağmen bir Ozan Arif, Mustafa Yıldızdoğan olmadı.
Yesevizade'yi merak ediyordum ve il halk kütüphanesinde kitaplardan birini buldum, İslamiyet ve Milliyetçilik adlı kitabıydı. Beni ilgilendiren, hadislerle ilgili olandı. Hadislerle ilgili olarak bazı şeyler öğrenmiştim, mesela peygamberin ölümünden iki yüz yıl kadar sonra derlendiklerini; İstanbul'un fethi ile ilgili hadisin, Fatih'in İstanbul'u fethinden sonra, bazı Arap yazarlarca yeniden kurgulandığını, İstanbul'u Türklerin elinden alacak bir Arap kumandan beklendiğini falan biliyordum. Son bir kaç yıldır İslam'dan Deizm-Ateizm-Panteizm gibi din dışı yollara çıkışın ilk basamağı, bana Kuran yeter Müslümanlığı oluyor. Pek çok kişi, Hadis derlemelerini, peygamberin ölümünden iki yüz yıl sonra (tam olarak yüz seksen) başladığı için, güvensiz buluyor. Bu güvensizliğe Yesevizade'de katkıda bulunuyor. Hadis derlemelerinin, peygamberin yaşadığı Mekke ve Medine halkı arasında yapıldığını falan sanıyorsunuz değil mi? Çoğunun kaynağı, bugünkü Irak ülkesi, Bağdat ve Basra bölgesi, genelde de Abbasi aristokrasisi ve bürokrasisi; Emevi ve Abbasi hanedanlıkları döneminde, Mekke ve Medine halkı, muteber bir konumda değildi. Kerbela katliamı sonrası Yezid, Medine şehrine saldırmış, şehirde katliam yapmış, Yezid'in askerleri yüzlerce, hatta binlerce kadına tecavüz edip, bir sürü babası belirsiz çocuğun doğumuna sebep olmuştu. Oysa buna rağmen, hadis derlemelerinde birincil kaynak, Mekke ve Medine halkı olması gerekmez miydi? Rahiv senetleri ne kadar sağlam olsa bile, en azından dil bilgisi ya da olayın geçtiği yerler açısından, Mekke ve Medinelilere danışılması gerekmez miydi?
En sağşam meseleyi de Yesevizade ortaya koyuyor. Peygamberin her hareketini dinin bir parçası yapmak, peygamberi bir robot yapar, insanlıktan çıkarır diyor. Hristiyanlıkta'da olan budur; Hristiyan inancına göre İsa peygambere bir kitap inmemiştir; İsa ile beraber olanların anılarının derlenmesidir İncil. İsa Mesihh, Tanrının oğlu olduğu için her hareketi, sözü, tanrıdandır. Bin küsur İncil olma sebebi de budur. Meşhur İznik konsülü, bunlardan dördüne onay vermiştir. İslam'da da Hadis derlemeleriyle benzeri yapılmaktadır. Buna rağmen Yesevizade, Hadislerden vazgeçmiyor. Hadislerin tititzlikle temizlenmesini istiyor. Oysa pek çok şey Hadislere bağlı, özellikle de tarikatların varlığı, ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılıp, sadece birinin cennete gideceği ile ilgili tuhaf hadise bağlı. Ben bu rakamı, dünyada yetmiş iki millet var diye biliyordum. Hatta annem, yetmiş iki buçuktur, buçuğu Çingenelerdir, derdi. İlk atandığım yerdeki, kafayı dinle bozmuş beden eğitimi öğretmeni arkadaş, bunu yüz yapmıştı. Peygamber, ümmmetim yüz fırkaya bölünür, ancak biri cennete girer, demiş. Tarikatlar da, hicretin ikinci yüz yılında, bu hadise dayanarak kurulmuş. Bu hadisi, ayet gibi gerçek olarak ele alıp, Müslümanlar yetmiş üç ayrı bölümde tasniflenmiş. Kuran ise, ümmeti fırkalara deyip duruyor. Cübbeni Ahmet Hoca'nın, Kuran ile Hadis çelişirse, hadislere inanırım demesi bundan.
Yesevizade'ye göre Şiilerin de kendisine göre bir hadis dünyası var, onlar da kendilerini yüceltip, ideolojilerini kuruyor hadislerle.Hadisleri eğip, büküp, peygamberi kahin yapıyorlar; Kuran geleceğin bilinemeyeceğini söylemesine rağmen. Araplar ise sürekli Arap ırkının üstünlüğünden, hadislerle deliler getiriyor. Yesevizade ve diğer Hadisçiler, tüm hadisleri kullanmıyor. Kütübü Sitte denen altı derlemecinin hadisleri ile (Hanefi fıkıhı gereği) güvenilir hadisleri sınırlasak bile, hem Kuran, hem akıl-mantık, hem de hadislerin kendi içinde çokca çelişki var. Bu derlemecilerin en ünlüsü Buhari'nin akıl ve mantık dışı, inanılmaz zor, çok uzun süren bir sınavdan geçtiği (kendi yazdığı) tuhaf iddia da başka bir konu. Son olarak hadislere konu olan rahiv denen anıların çoğu, Ebu Hureyre adlı kisiye ait olması, Ali, Ömer, Bekir gibi peygamberi, peygamberliğinden önce tanıyıp, her işinde birlikte olan sahabeler yüz elli civarında rahiv belgesi bırakmışken; peygamberle tahminen bir buçuk yıl beraber yaşamış Hureyre'nin beş yüzden fazla rahiv belgesi bırakmış olması ise başka bir problem.
Kabullenilmeyen acı gerçek, hadislerin Emevi-Abbasi, özellikle de Abbasi iktidarı propagandası için uydurulmuş olması; bu uydurmaların, Abbasi halifeliğinin iktidarının canını sıkmaya başlayınca hadis derlemelerinin yasaklanmış olmasıdır. Buna rağmen hadis üretimi durmamıştır.







