Cinas, şiirde bir kelimenin iki anlamda birden kullanılmasıdır. İstiklal marşımızdaki bir cinas, çoğu kez fark edilmez:
Ulusun, nasıl böyle bir cihanı boğar
Medeniye dediğin tek dişi kalmış canavar
Burada ulusum değil, ulusun dediğini, canavarın da Anadolu dilinde kurdun diğer adı olduğunu, şiirden anlayan pek çok kişi fark etmiştir. Pek çok kişinin tam anlamadığı, tek dişi kelimesidir. Tek bir dişi kalmış kurttan bahsetmiyor asılnda burada bahsedilen simgesi kurt olan ve kraliçe Victoria tarafından yönetien İngiltere ya a Büyük Britanya imparatorluğudur. 1920 yılında Büyük Britanya, gücünün zirvesindedir; Afganistan ve İrlanda'nın büyük bölümünü kaybettiği halde, Dünya yüz ölçümünün üçte birini fiilen işgal etmiş durumdadır. Dünyadaki hemen her sanayi ürününün, özellikle de demir-çeliğin önemli bölümü bu ülkedendir. Dönemin temel iletşim aracı telgraf, İngilizlerin elindedir, her üç telgraf memurundan biri İngilizdir. Ve daha neler neler....
Derken zaman değişti, o dev imparatorluk çöktü. Başka bir cinas, bu imparatorluğun çöküşündeki son devreyi anlatıyordu. Pink Floyd'un 1979 sonunda çıkan The Wall albümünde, albüme adını veren The Wall şarkısının sözlerinin bir kısmını hatırlayalım:
We don’t need no education.
We don’t need no thought control.
No dark sarcasm in the classroom.
Teachers, leave those kids alone.
Hey, teacher, leave those kids alone!
All in all you’re just another brick in the wall.
All in all you’re just another brick in the wall.
Çevirisi(Google): Eğitime ihtiyacımız yok.
Düşünce kontrolüne ihtiyacımız yok.
Sınıfta karanlık bir alaycılık da istemiyoruz.
Öğretmenler, şu çocukları rahat bırakın.
Hey, öğretmen, şu çocukları rahat bırakın!
Sonuçta, sen de duvardaki bir tuğladan başka bir şey değilsin.
Sonuçta, sen de duvardaki bir tuğladan başka bir şey değilsin.
Şarkıda Teacher diye seslenilen kişi, Büyük Britanya devletinin o zamanki başbakanı Margaret Teahcher'dı, Neoliberalizm'in Büyük Britanya'daki maşasıydı, 1975 Bilderberg toplantısında Henry Ksinger ve David Rockfeller tarafından keşfedilmiş ve İngiliz Muhafazakar partisine başkan yapılmıştı. Liberalizmin doğduğu topraklarda ilkokul öğrencilerine her gün süt veriliyordu, işçilerin örgütlenmeleri ve sosyal hakları zirvedeydi. Neoliberalizmin yoksullaştıma planı, ilk önce Büyük Britanya, Birleşik Krallık veya Türkiye'de sokakta genel adı ile İngiltere'de uygulamaya konuldu. Öncesinde İnglitere'de yüksek enflasyon ve bazı ekonomik sorunlar ortaya atıldı. Diğer yandan ayrılıkçı Kuzey İrlanda terör örgütü IRA'nın şiddet eylemleri vardı. Daraltılmış bölge, mutlak çoğunluk ve tek turlu seçim sistemi yüzünden zaten iki buçuk partili (Muhafazakar Parti, İşçi Partisi ve sadece Güney Galler'in partisi Liberal Parti) İngiliz sisteminde iktidarı değiştirmek kolaydı. Zor olan uzun süre iktidarda kalmasını sağlamaktı. Bunun içinde İngiltere'in iç ve dış düşmanlara ihtiyacı vardı. İç düşman hazırdı, IRA; İrlanda Kurtuluş Ordusu. Adanın kuzey batısını halen ellerinde turan İngilizler, 1968'den itibaren adaya hakim olamamaya başladı.IRA terörü yükselmeye başladı.Teacher, IRA örgütüne ve militanlarına karşı sert tedbirler uygulası. Belfast ve Londondery başta olmak üzere Kuzey İrlanda şehirlerinde sık sık olağan üstü hal ilan edildi. Hapishane hücrelerine sık sık baskın yapıldı, açlık grevi yapan IRA militanları zorla beslendi. Bunlara rağmen IRA terörü, Teacher'ın egemen olduğu seksenler boyunca tırmandı, örgütle savaşta çoğu sivil binlerce kayıp verildi. IRA, Londra'da dört tonluk patlayıcı patlatıyor, başbakanlık konutuna (Dowling sokağı, 10 numara) füze bile fırlatıldı. Önceleri Dowling sokağı, araç trafiği için halka açıktı. İngilizler otobüsten, işe giden başbakanı ve parlementerleri görürdü. Sokağın (ya da caddenin) girişine kocaman kapılar kondu. IRA terörü, Teacher ve Muhafazakar partisi iktidardan düşünce, önce yavaş yavaş, sonra birden bitti. Bitirenler de A.B.D oldu. Örgütün en büyük geliri, Amerika'daki IRA destekçisi, İrlandalı Katoliklerdi. 1990 yılına kadar Hollywood filimleri de IRA'yı özgürlük kahramanı gibi gösteriyordu.1990'da ne olduysa IRA'nın terörist olduğunu hatırladılar. Amerikalılar 1990'dan sonra IRA'nın terörist olduğunu anlatan filmler yaptılar. Doksanlarda İspanya'nın Bask bölgesinin bağımsızlığı için terör üreten ETA ve Korsikalıların kurtuluş orduları da çok etkiliydi. Doksanalarda azalarak bittiler. Korsikalılar sessizce bitti. İlk açılımda İspanya tipi mi, İrlanda tipi mi barış olsun tartışması vardı. Gerçekte bu terör örgütlerinin yabancı desteği kesildi. IRA!nın A.B.D ve İrlanda (Güney İrlanda), ETA'nın Fransa destekleri yitirilince, örgütler önce tek taraflı ateşkes ilan etti, sonra süratle dağıldı. Bu örgütler, yerli ve yabancı devletlerin işbirliğiyle yaratılır. IRA'da, neoliberalist yönetime itaati sağlayan iç düşman oldu.Dış düşman da olmalıydı ki bu kadar yoksullaşmaya rağmen iktidarda kalabilsin, o da olabilecek en zayıf ülkelerden biri oldu, Güney Amerika ülkesi Arjantin. İktisadı bir türlü düzeltemeyen darbeciler, meşruiyet için yüz ölçümünü genişletmeye karar verdi. Darbecilerin umudu, buz gibi iklimde, toplam yüz ölçümü Kıbrıs'ın dörtte biri kadar olan, üç bin kadar insanın (askeri personel harici bu kadar civarı, yarıdan fazlası Stanley kasabasında, diğerleri de çiftliklerinde) yaşadığı bu adalaır, oldu-bittiye getirip, alabileceğini düşünüyordu. Adalar, İngiltere'ye çok fazla uzaktı ve lojistlik sorunlar yüzünden adalar için savaşmayabilirlerdi. Hem dikta yönetimi, darbe ile Latin Amerika'yı Komünizmden korumuşlardı, bunun bir ödülü olmalıydı, A.B.D onları destekeleycekti. Oysa herşey hem Arjantin, hem de Latin Amerika diktarörleri için herşey ters gidecekti. 2 Nisan 1982'de adaları işgal eden Arjantin ordusu, 14 Haziran 1982'de, iki aydan az bir sürede teslim olup, adaları terk edecek, ardından da yıkılıp, gidecekti. Amerika'dan alından torpidolar, İngiliz gemilerini vurmazken, İngiliz nükleer denizaltısı HMS Conqueror; Arjantin hafif kruvazörü ARA General Belgrano'yu iki torpido ile vurup, üç yüzden fazla Arjantinli denizciyi öldürmüştür. Arjantin'in uçaklarının füzeleri, İngiliz uçaklarını düşman olarak tanımayı red etmiştir.
Gerek IRA, gerekse Arjantin'e karşı sert tutumu ona meihur demir leydi (IRON LADY) unvanını vermiştir. İngiliz gençliğiyse ikinci dünya savaşınan beri okullarda her gün devletçe verilen sütün dağıtımını engellediği için Süt Hırsızı Theacher demiştir. IRA'ya karşı sert tutumu, açlık grevindeki teröristleri zorla beslemesi, hapishane şartlarını zorlaştırması gibi tutumlar, IRA'nın gücünü kırmamış ama sağcı-muhafazakar İngiliz seçmenlerinin gözünde yüceltmiştir. Oysa, Arjantin dikta rejiminin işgal hazırlıklarınının CIA veya MI5'in gözünden kaçmış olması imkansızdı. En baştan savaşa engel olabilirlerdi. IRA'nında A.B.D.'den gelen destek, çok erken kesilebilirdi. İngiltere'yi yoksullaştırmak için iç ve dış düşmanlara ihtiyaç vardı.
Süt hırsızı iktidarda olduğu sürede, tarihi iki yüz yıldan eskinişçi sendikalarının gücünü, Malcom Friedman'ın istediği gibi kırdı. Bunun için önce sebdikaların grevine karşı uzun süre hazırlık yapıldı, grev başlayınca da uzun sürdü ve sendikalar pes etmek zorunda kaldı. Batı Avrupa'daki en büyük emekçi hakkı kıyımı başladı. Bu yıllarda İngiliz emekçiler, bir önceki nesile göre oldukça fakirleşti. Devletin, çalışanlara yönelik sülbansiyonları ve yardımları fazlasıyla azaldı.
Bunun ilk sonucunda George Soros gibi para canbazları olmak üzere pek çok spekülasyoncu- vurguncu çok para kazandı. Sonraki yıllarda İngiliz sanayisi çöküşe geçti. Sosyal ve ekonomik haklarını kaybeden beyaz yakalı, eğitimli nüfus başta olmak üzere pek çok İngiliz, Kanada ve Avusturalya başta olmak üzere İngiliz sömürgelerine göç etti. Pek çok İngiliz'de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi körfez ülkeleri başta olmak üzere gelişmekte olan ülkelere gurbetçi (expat) olarak çalışmaya başladı. Nitelikli iş gücünün kaçışına, hem yüksek değerli, hem oynak, hem de Soros gibilerin üç kağıtlarına açık İngiliz Sterlin'inin güvensizliği eklenince, pek çok sanayi kuruluşu iflas etti. Bu yüden İngiltere, Avrupa ortak para birimi olan Ero (yuro)'nun dışında kaldı. İngiliz sanayi bölgeleri, pas kuşağı denen terk edilmiş fabrikalarla doldu. Pek çok İngiliz markası, önce Hintlilerin, sonra Arapların ve diğer milletlerin eline geçti. İşçi sınıfını ezmek, İngiliz burjuvazisine iyi gelmemişti.
Teacher, her seçimi bir şekilde atlatıp, İngiliz tarihinin en uzun süre kalan başbakanlardan biri olsa da, özellikle gençliğin ona karşı isyanı hiç hiç bitmedi. İsyanın lokomıtifi müzik oldu. Punk müzik, Theacher iktidarında doğdu ve ömrü de Teacher iktidarı kadar oldu. Bugün İskandinavya ile özdeşleşene Metal ve Hard Rock müzik de Teacher İngilteresinin ürünüydü ve onun iktidarından sonra güçten düştü. İskandinavya dışında genç nesiller metal müziği sevemedi ve bu müzik bugün büyük ölçüde elli yaş üzerinin müziği oldu. Müzik bir yana, sokaklar, meydanlar da boş kalmadı; çoğu defa polis yetmedi, defalarca asker de sokağa çıktı. Özellikle Kuzey İrlanda, Teacher'ın iktidarını olağan üstü halde geçirdi. Özellikle iktidarının sonlarına yakın Osmanlı'nın cizye vergisine benzer bir kelle vergisi çıkarması, işleri iyice zıvanadan çıkardı. Kendisi ise istifayı hiç düşünmedi. Onu tahtından indirense, kendi partisi oldu. Ülkede oluşlan yoksulluk, her gün süren sokak olayları ve nitelikli iş gücünün ülkeyi terk etmesi, partisini de yıldırmıştı.
Sonra her iktidar gibi iktidarını kaybetti. Kapitalizm, çok kullandığı verimli bir aletini kaybetmişti ama zaten alacağını almış, kazanacağını kazanmıştı. Üstelik tıpkı kendisi gibi bir neoliberalist olan dostu, bir dönemin A.B.D. başkanı Ronald Reagan gibi Alzeimer'dı. Teacher iktidarı ile Britanya'da İşçi Partisi ve Tony Blair, sosyal devleti geri getirmeye çalıştı ama o her sabah dağıtılan süt ve işverenden her şeyi koparan sendikalar yoktu artık. Üstelik yıl 1990'dı ve dağılan Sovyetler Birliği ile sol görüşte çöküyordu. İşçi partisi ve Blair'de eskisi kadar solcu değildi. Sonuçta süt dağıtımı tekrar başlamadı. O sütlerin para Soros ve diğer para canbazlarının servetlerinin tozu etmezsdi. Özelleştirilen fabrikalar tekrar kamulaştırılamadığı gibi, özel sektörde pek çok fabrikayı işletemedi. Bütün bu hak kayıplarına rağmen İngiltere, bir ucuz işçilik ülkesi olmadı, önce gurbetçi-göçmen veren ülke oldu, sonra zaten eski sömürgelerinden zililyon zibilyon göçmen alan ülke, iyice göçmenlerle doldu. Bu göçmenlerin önemli bir kısmı Hintli, Arap ve diğer milletlerden zengin kişilerdi. Ülke giderek onlara kaldı, meşhur mağazalar bile onların oldu.
Ülke, imparatorluk mirasının bir parçası olarak, dünyanın bankacılık merkezidir. Blair hükumeti, bunun daha da artması için gayret göstedi ve bugün dünyada bankalar arası para değişiminin üçte biri Londra'da yapılıyor (Libor). Ülkede üniversiteler tamamen yabancı ülkelerden gelen öğrencilerin ücretlerine muhtaç, bu yüzden ülkede yabancılara karşı her türlü sosyal ayrımcılık, ciddi cezalar gerektiriyor.
Bütün bunlara rağmen Birleşik Krallık veya Büyük Britanya denen ve günlük hayatta İngiltere dediğimiz ülke, Dünya'nın beşinci, Avrupa'nın ikinci (birinci Almanya) en büyük ekonomisi. Osmanlı da bir günde yada bir yılda, hatta bir yüz yılda yıkılmadı. İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth of Nations) halen var ama eski siyasi etkinliğinin gölgesi yok. Delhi'de yapılan bir Milletler oyunlarındaki organizasyonun kötüliğü, birliği iyice kağıt üzerinde bıraktı. 1990'dan bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Avrupalı beyaz adamın eski gücü kalmadı. Sanayi devi Japonya'nın yanına Kore, Tayvan, Çin Halk Cumhuriyeti, hatta Vietnam ve Tayland gibi ülkeler eklendi.Afrika ülkeleri başta olmak üzere eski sömürgeler, Avrupalı efendileri ile ticari ilişkileri de azalttılar. 2020'den beri Afrika'nın enbüyük ticari ortağı Çin.
Süt hırsızı iktidardan düştükten sonra, ona muhalif olarak ortaya çıkan Punk müziği tamamen bitti, metal müzik ise elli yaş üzeri erkek müziği oldu. Teacherizm ile biten diğer bir şeyde, İngiliz futbol taraftarlarının holiganlığı, estirdikleri terör ve İngiliz futbolunun, özellikle milli takımının altın çağı oldu. Teacher iktidarı, İngiliz milli takınlarının ve klüplerinin altın çağı olduğu kadar, holiganların da altın çağıydı. İngiltere'nin çok güçlü pasaportları sayesinde, her İngiliz deplasmanında, o şehri binlerce holigan doldurur, bolca da olay çıkarırdı. Türk Milli Takımı, İngiliz Milli takımına karşı sürekli yenildi, hatta 2016 yılına kadar gol atamadı ancak İngiliz Holiganlar, Türk taraftarlara sataştığına epeyce pişman oldu; dinsizin hakkında imansız geldi. 29 Mayıs 1985, İngiliz holiganizminin en vahşi günüydü. Bürüksel'in Heysel şehrinde, katliamdan sonra adı Kral Bauoudin stadı olarak değişecek statta, 39 (otuz dokuz) kişi ölünce Teacher, İngiliz takımlarının süresiz Avrupa liglerinden süresiz uzaklaştırılması gerektiğini söylemiş, UEFA bunu beş yıla indirmişti.
Hayatı 2011'de bir Holivud filmine konu oldu.











