Bu iki topluluğun ortak özelliği Kürt sempatileri. İlk grup, bu sempatileri yüzünden bir ara Çiller'e saldırıp, Tansu Çillerli karanlık yıllar edebiyatı yaptı, çözüm süreci döneminde.
Son bir aydır akıl etmediğim şeyi fark edince, kendimin ne kadar ahmak olduğunu anladım.
Beni uyandıran fazlası ile amatör bir kitap oldu (Roman Gibi Yaşamlar-Nazmi Kipel). Eski bir Dev-Yolcunun 12 Eylül öncesine ait anılarını içeriyor.
Anılarda tek ilgimi çeken Dev-Yol ile Dev-Sol'un ayrışması ile ilgili bölümler. Dursun Karataş öncülüğünde bu ayrılık, tam da 12 Eylüle aylar, hatta haftalar kala olmuş.
12 Eylül öncesi ile ilgili pek çok şeyi bilmeyenler, bu bölünmenin önemini bilmez. 12 Eylül öncesinde en büyük örgüt Dev-Yol'du. Egemenlik alanı sadece Fatsa değildi, neredeyse tüm gecekondu mahallelerini yönetiyordu.
Olası bir darbeye direnecek tek güçtü Dev-Yol, darbe için Dev-Yol'un parçalanması şarttı.
Nazmi Kipel'in anılarından, bu ayrımın Dev-Yol'un, tam da darbe öncesi kımıldayamaz hale getirdiğini, çok yaraladığını öğrendim.
12 Eylül öncesinde, asker ve polis operasyonlarını arttırırken, sol örgütlerde de arka arkaya bölünmeler yaşanıyordu. Kimse de bundan şüphelenmiyordu.
Bu bölünmeler sonucunda ayakta kalan tek sol örgüt hangisi oldu? Dev-Sol ve Dursun Karataş oldu. Dusrun Karataş 90'larda kendi bölünmesinden de galip ayrıldı.
Dev-Sol'da Dayıcı (Dursun Karataş)-Bedrici (Bedri Yağan) savaşının ilginç yanı her iki tarafın en etkin silahının birbirlerini polise ihbar etmek olmasıydı. Bu bol kanlı ihbarlı savaştan (polis pek esir alma meraklısı değildi) dayıcılar galip geldi. Taraflar sık sık silahlı çatışmaya girse de, asıl ölümler polis mermileriyle oldu. Dursun Karataş'ın karısı dahil pek çok önemli isim polis mermisi ile öldü.
Bu süreçte polisin açıkça dayıcıları koruduğu belliydi ve bunu saklamak gerekliydi.
Bunun için de önce örgütün adı değişti ve önce Dervrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi (DHKP-C ya da Parti Cephe) oldu. 12 Eylül döneminin bazı polis, subay ve savcıları ile Özdemir Sabancı'yı öldürdü. Ortalığın savaş alanına döndüğü 1996 1 mayısını organize etti.
Bu süreçte diğer illegal örgütler kayboldu, dayıcılar yani DHKP-C kaldı. Rakip olarimak bir ara MLKP (Marksist-Leninist Komünist Parti) çıktı ama şimdierde tek yaptığı yılda bir kere Viyana'da kuruluş yıl dönümünü kutlamak.
Öte yandan Gezi, pek çok şeye olduğu gibi, terör örgütleri ve diğer sol örgütler için de milat oldu. Gezi'yi başlatan HDP, eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın, Gezi'de darbeyi gördük diyerek ayrılması, çok solcu örgütlerin de gezide isteksiz olmasına sebep oldu. Red-Hack denen hekır topluluğu bunun istisnasıydı.
Onlar da bazen saatlerce Halktv'ye bağlanan sözcülerin bal tuzağına (bir kadın polisçe kurulan) düşmesi sonrası işlevsiz kaldı.
O zamanlardan beri devletin bazı örgütleri desteklediğine dair komplo teorileri oluştu kafamda.
Aslında o teoriler hep vardı ama gezi ispatı gibi oldu. Çünkü Gezi birdenbire olmuş ve iktidarı en güçlü olduğu zamanda vurmuştu.
PKK'da 12 Eylül'ün karanlık zamanlarında kar topu gibi büyümüştü. Diyarbakır ceza evindeki işkence ve baskılar, diğer örgütlerin (Rizgari, Ala Rizgari,Kawa vs) o zamanların pek de büyük olmayan örgütü PKK'da birleşmesine sebep oldu.
Sonra meşhur Eruh ve Şemdinli baskınları olduğu gün başbakan Turgut Özal'ın tüm gün havuzdan çıkmaması, cumhurbaşkanı Kenan Evren'in de pek tepki vermemesi ile başlayalım. Sonra örgüt adım adım büyürken, iki de bir verilen, 'bunlar bir avuç baldırı çıplak' beyanatlarını da unutmayalım.
Sonraki günlerde örgüt kar topu gibi büyüdü.
Sonra devlet ciddi mücadeleye başlayınca geriledi, derken ateşkes ilan etti. Bu ateşkes 33 silahsız Türk askerinin katledilmesine yol açtı.
Ardından da örgüt ateşkes dedi, köşeye sıkıştıkça. Sonra 1999'da Abdullah Öcalan yakalandı, iyice bitme noktasına gelmişti ki, bu sefer de önce Oslo görüşmeleri itiraf edildi, sonra Çözüm süreci dendi.
O zamanlar hatırlarsanız bir ara Mehmet Ağar hapse girdi. Ülkücülüğün pek çok simge ismi lanetlendi. Bu arada kumpas-Ergenekon davaları oldu.
Şimdi de Selahattin Demirtaş hapiste. Bir zamanlar aynı masada oturduğu Osman Kavala, beraatinin ardından gün geçmeden tekrar tutuklandı.
PKK biraz zayıflasa, bu çözüm süreci kartı tekrar sahneye çıkacak. Şu anda Ağar'ın oğlu AKP'den milletvekili. Ülkücülerin yerden yere vurulduğu dönemi yok varsayıyorlar ama o dosya da sümenin altında.
Çünkü bu savaşın sürmesi gerek, yoksa para kazanamazlar. Şu anda pek çoğunun hayali demokrasinin yerleştiği bir Türkiye değil, AKP'nin ilk yıllarında Ergenekon davalarının sürdüğü, Atatürk faşist yaa muhabbetleri ile çok solcu oldukları, Erdoğan ile aynı masada yemek yedikleri ve PKK'yı destekleyip, adına çözüm süreci dedikleri dönemdeki rahatları.

