barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2026 Pazartesi

MESELE SADECE UŞAKLIK (KOMPRADORLAR)

 


Şu ana kadar İran'ın A.B.D ve İsrail'e karşı resmen zaferini görüyoruz. En büyük yenilgi, Amerika'nın yalnızlığı; Kore ve Japonya bile süper gücü desteklemedi. Japonya'nın genelkurmay başkanlığı, Tokyo yakınlarında, bir Amerikan üssünün içinde. Japon ordularının konutanı, Amerikan nizamiyesinden geçmden, makamına oturamıyor. Kore genelkurmayı ise resmen yarım adadaki Amerikan ordusunun emrinde. Buna rağmen bu ülkeler, İran'a karşı savaş için ciddi bir zafer bekliyor. Aklıma Machiavelli'nin, Türklerin savaşmaya hevesli askerleri var, taşradan savaşa ha deyince gelen askerleri var, Avrupa'da krallar, her savaşta vassallarından asker dileniyor sözü geldi. Hürmüz boğazı bir yana, Amerika donanması Babülmettep boğazını bile kullanamıyor. İsrail'in %5 kadarı ülkeyi terk etti.

Bütün bunlara sonucunda birileri birdenbire, Şah İsmail'den beri Şii olan İran'ın Şiiliğini yeni keşfediyormuş gibi yapıyor. Tarikat şeyhleri şu günlerde ha bire İran ve Şiilikten bahsediyor. Bazıları dilinin altındaki baklayı çıkardı, İran, İsrail'den daha kafirdir diyor. Diyanetçiler bu konuda sessiz ama son yıllarda birer televizyon yıldızına dönen tarikat şeyhleri koro halinde Sünni-Şii çatışması çıkarma derdindeler. Bunların tek derdi Sünnilik mi sizce? Oysa Kaddafi ve Saddam, Sünniy'di; hatta Saddam, Şii çoğunluğu bastıran ve ezen bir Sünni liderdi. Pek çok kişiye garip gelecek ama Esat ailesi de kağıt üzerinde Sünni'di ve hanedan bireyleri Sünni ailelerle evlenmeye dikkat ederlerdi. Bu üç liderlerin devrilmesi, İsrail'i rahatlatmıştı. Bu üç liderin düşüşünde Türkiye'nin askeri-lojistlik-diplomatik desteği vardı. Bu destek, muhaliflerin belirgin bir başarsından sonra geldi. Şimdi ise Amerika, İsrail ya da İran'ın rejim muhaliflerinin görünür bir başarısı yok.

Siyasal İslam'ın, İsrail düşmanlığını size şöyle anlatayım: son Gazze savaşından beri Kola satışları ciddi oranda düştüğünden beri boykot listeleri yapılmıyor. Bu tür çıkış yapanlar hemen bastırılıyor. İran'ın direnişi, şöyle görkemli bir Gazze-Filistin mitingini de engelliyor. Reis bir anda Antisemitizm'in de bir insanlık suçu olduğunu söylüyor. Gene de görünüşte de olsa İsrail düşmanlığı devam ediyor. Özellikle skandallar patladığı zamanlarda Reis ile Netenyahu arasında sıkı laf atışmaları oluyor.

Amerika'nın daha önceki başarıları ya da ufukta görülen başarı ihtimalleri bu uşaklık (komprador- İşbirlikçi) ruhu saklıyordu. Birinci körfez savaşı sırasında Turgut Özal, bir koyup, üç kazanacağız, diyordu. Sonuç; Kuzey Irak'a yerlekşip, daha da güçlenen bir Pqq, Kuzey Irak'ta yarı bağımsız, hatta pek çok Birleşmiş Milletler ülkesinden daha bağımsız bir Kürt Özerk yönetimi (namı diğer Irak Kürdistan'ı) ve müttefik olarak kaybedilmiş bir Irak. Körfez savaşından evvel Irak, Türk malları için iyi bir pazardı. Tavukçuluğun %60'ı tek başına Irak'a satılıyordu. Şimdi ise, Irak Kürdistan'ı haricinde, Türk-Irak ticareti, Körfez savaşı öncesinin çok gerisinde. Libya'da, inşaatçıların açık pazarıydı, şimdi Türkiye'ye çok uzak. Suriye'de böyle olacak.

Bu dinci ve faşist tayfa, geçmişte de böyleydi ve gemişteki uşaklık etme bahanesi Komünizmdi, hemen hepsinin Komüminzmle mücadele derneği geçmişleri var. Kanlı pazardan sonra,  boğazda demirleyen Amerikan 6.Filoya dönerek (İstanbul'dan Kabe'ye yönelmek için Marmara'ya dönülmeli) namaz kılmışlıkları vardır. Necip Fazıl, Müslümanları İngilizler aleyhine olmaktan men etmişti. İskilipli Atıf Efendi, İngiliz Muhipler Cemiyeti üyesiydi ve idamının şapka kanunuyla alakası yoktu. Kazım Karabekir'in dediği gibi; cemaat ve tarikatlar, Haçlıların Anadolu'da kurdukları ileri karakollardır.

Tarikatların ve cemaatların bu huyları hem eski, hem evrenseldir. Aklıma gelen en önemli örnek, Mevlana Celaleddin-i Rumi'dir. Bu homoseksüel Moğol casusunun halen popüler olması, ülkemizin cahilliğinin göstermektedir. Yazılarında açıkça Türk, Kürt, Alevi, Konyalılara düşmanlık yapıyor. Erzincan'ı sevmiyor, Erzincan'dan kaç, orada kötü insanlar var diyor. İki yıl Erzincan'da kalmış, kızkardeşi olarak bilinen Örüklü Bacı türbesi Erzincan'da. Mesnevisini, Fih-i Mafih'ini ve Mektubatını okumuş biri olarak bence basbayağı homoseksüel. Yoksa o kadar anal ilişki hikayesi anlatmazdı. Bacu Noyan, Konya'yı yaktığında,  iyi yapmış, Konya günahkardı, temizlendi demiş. Babası Bahaeddin Velet,  Harzemşahlar'ın, Meşai (Farabi-İbni Sina ve takipçileri) koruduğu için Moğol katline layık olduğunu söylüyor. Öğrencisi Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri'nde, Moğollara verilen, bize verilen diyor.

Diğer yandan Mevlevilik, zannedildiği gibi hoşgörü tarikatı değildir. Gel, ne olursan ol gene gel sözü, Mevlana'ya değil,  ondan yüzlerce yıl sonra yaşamış başka bir Mevlevi'ye aittir. Tarikatın hoşgörü mezhebi olması ile, Kanuni döneminde şeyhülislam olan Ebu Suud'u Mevlevilere savaş açması sonrasında oluyor. Ebu Suud'u, Suudi Arapların atası İbni Suudla karıştırmamak lazım.Muhteşem Yüzyıl dizisinde, Tumcel Kurtiz oynamıştı bu rolü. Kurtiz'in erken ölümüyle pek çok konu yarım kaldı. Aslında sadece Ebu Suud değil, Balıkesirli Kadızadeler sülalesi, kendi başına bir dizi konusu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca şeyhülislamlık, kazaskerlik, müftülük gibi makamları ele geçirip, Osmanlı dini teşkilatlarının Nakşibendileşmesini sağlamışlar, özellikle de Mevleviliğe ızdırap olmuşlar; sonunda kendileri de paralel yapı ilan edilip, tarihten silinmişlerdir. Mevlevi hoşgörüsü de bu dönemde gelişmiş.

Din adamlarını uhreviyat, metafizik alem için yaşıyor sanıyoruz, onların da bu dünyada yaşadığını unutuyoruz. Ulumudin lakabu takılan Gazali'nin Şiileri o kadar eleştirirken, neden Haçlı seferleri ile ilgili bir şey yazmadığı halen tartışmalı. Kimilerine göre Haçlıları ilk karşılayan Anadolu Selçukluları ve Şii Fatimi halifeliğine muhalif olduğu için.

Günmüze gelirsek, neredeyse yüz elli yıldır İngiltere ve Amerika'nı eteğine yapışmış tarikat sürüleri, olası bir İran-Türkiye savaşının fırsatını kolluyor.  İsrail'in kendini güvende hissetmesi için, sınırlı da olsa İran-İsrail çatışmasına ihtiyaç var. Bunu isteyenlerin tek derdi uşaklık, mezhep ya da İran rejimi değil. İran'la dost ya da çok fazla dost olmak zorunda değiliz, savaşıp İsrail ve Amerika'yı sevindirmeyeleim yeter.

14 Mart 2025 Cuma

BARIŞ AHLAK İŞİDİR


Hafıza tek başına zeka değildir ama hafızasız yada zayıf hafıza ile de zeka olmaz.   Bu terör meselesi kırk yıllık, nesiller bununla büyüdü. Bu bloga da defalarca yazdım. Önceden link atıp duruyordum, şimdi bununla pek uğraşmıyorum. En başta 2010 Yetmez Ama'yı hatırlayın derim. Şimdi de benzer bir süreç işliyor. O yıllarda da ülke tehdit edilmişti, şimdi de tehdit ediliyor. O zaman bu tehdit, güzel sözlerle süslenmişti, şimdi de böyle bir süsleme gayreti var. O zamandan bu zamana, iktidar çok güçlendi, muhalefet ama gerçek muhalefette yaşananlardan çok ders çıkardı (halen arada hatalar yapsa da). İktidarın ve muhalefete muhalefetin boyaları döküldü ve dökülmeye devam ediyor. O zamandan bu zamana niyet de değişmedi, amaç yağma iktidarının devamı. Bu yapılan da bir barış teklifi değil, savai tehditi. Bıu iktidar giderse, ortalık kan gölüne gider tehditi.  2010'da da benzer tehdit vardı. O zamanlar örgütün gücü bayağı azalmıştı.

Bu savaşta bazı kimselerin hiç şehit-kayıp vermemiş olması, sizin de dikkatinizi çekti mi, yada kimlerin dikkatini çekti? Villadan, lüks siteden şehit çıkmıyor edebiyatında değilim.  İktidar partisi ile Güneydoğu bölgesi partisi millet vekillerinden kaçı kardeş, kaçı kuzen hiç merak ettiniz mi? Çoğunlukla amca çocukları olduklarından, soy adları da aynı. Her seçim döneminde bu oyun tekrarlanıyor. Bu ailelerin bazı bireyleri de dağda oluyor genelde. Bu ailelerin de dağda, ne de askerde kayıp verdiğini de duymadım. Karayılan soy adlı şahs, Çaycı Hüseyin rolü ile bilinen oyuncu Alparslan Özmol gibi, ha bire öldüğü haberleri geliyordu. Daha doğrusu öldürüldüğü haberi geliyordu. Şu an (mart 2025) baktım, 70 yaşında ve halen yaşıyormuş.,

Savaşta önce gerçekler ölür. Kendini olduğundan büyük göstermek, düşmanı tuzağa düşürmek gibi sebeplerden sürekli yalan söylenir, düşmana tuzaklar kurulur. Ancak, her savaşın bir sonu olmalıdır. Barış için düşmanın, elini sana verebilmelidir. Bu yüzden de devlet olarak, esirlere iyi davranmalı, sivillerin canlarına-mallarına zarar vermemeli, evleri-köyleleri yakılmamalı, bombalanmamalıdır. Dağda gerillalık yapacaksan, asker olmayan, halka hizmet eden memurlara, öğretmene, doktora, postacıya, imama saldırmayacaksın; kadın ve çocuklara saldırmamaya, devlet kadar dikkat edmelidir. Diğer bir mneli hususta, ateşkeste gerçekten ateş kesmeli,  barış sürecinden de gerçekten barış çıkmalıdır. Her seferinde barışı, ateşkesi, çeşitli bahanelerle bozduktan sonra önerdiğiniz şey barış değil,  şantajdır. 

Barış, ahlak işidir.

24 Mayıs 2024 Cuma

CALGACUS- (Antik Çağ Cesur Yürek-Braveheart) ve Emperyalist Düşmana Direnme Gerekliliği ve Pax Roma tarifi

 


Calgacus (bazen Calgacos veya Galgacus olarak da adlandırılır) - çok kabaca - MS 50'den MS 100'e kadar yaşadı, eğer yaşadıysa. MS 84'te Mons Graupius Savaşı'nda Romalılara karşı savaşan Kaledonyalıların lideriydi. O dönemde İskoçya'daki daha geniş resim , Tarihsel Zaman Çizelgemizde gösterilmektedir .

Calgacus, Britanya'nın Romalı Valisi Julius Agricola'nın, damadı Tacitus tarafından MS 98'de yazılan De vita et moribus Iulii Agricolae biyografisinde önemli bir karakter olarak karşımıza çıkar . Onun hakkında başka hiçbir kaynaktan başka hiçbir şey bilinmiyor ve onun gerçekten var olup olmadığı konusunda bazı şüpheler olsa gerek. Ama eğer yapmadıysa, muhtemelen onun gibi biri yapmıştır. Adı "kılıç ustası" anlamına geliyor.

Julius Agricola, bugün İskoçya dediğimiz toprakları fethetmek için seferine MS 80'de başladı. MS 84'ün başlarında Tayside'a kadar her şeyi kontrol ediyorlardı ve o yıl Kaledonya lideri Calgacus'un ana güçlerini açık savaşa çekmek için kuzey İskoçya'ya doğru daha da ilerlediler. Ancak Kaledonyalılar vur-kaç taktiklerini sürdürmeye kararlıydı. Ancak Agricola'nın birlikleri Kaledonyalıların yakın zamanda topladıkları hasadın saklandığı ambarların çoğunu ele geçirdiğinde Calgacus savaşmakla halkının önümüzdeki kışta açlıktan ölmesine izin vermek arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Son hesaplaşma, görünüşe göre MS 84 Sonbaharında Mons Graupius Savaşı'nda gerçekleşti.

Savaşın yeri bugün geniş bir tartışma konusu; adaylar arasında Aberdeenshire'daki Bennachie ve Perth'in batısındaki Gask Sırtı ; ancak Moray, Fife ve Sutherland kadar uzak yerler de önerildi. Tacitus coğrafya konusunda biraz belirsiz olsa da savaşın gidişatı konusunda daha kesindir. Ona göre Kaledonyalılar, Agricola komutasındaki 20.000 Romalı lejyoner ve yardımcı kuvvetle yüzleşmek için yaklaşık 30.000 adam topladı.

Savaş, Roma ön hattındaki 8.000 Romalı yardımcının yokuş yukarı saldırmasından önce füze değişimiyle başladı ve Kaledonyalıların daha uzun kılıçlarını etkisiz hale getirmek için onlara yaklaştı. 3.000 Romalı süvari daha sonra Kaledonyalıları geride bırakarak onların kaçmasına neden oldu. Mons Graupius'taki Roma ordusunun ana kısmı, 9.000 lejyon adamı yedekte tutuldu ve savaşta hiçbir aktif rol almadı. Tacitus'un anlatımına göre savaş 10.000 Kaledonyalının ve sadece 360 ​​Romalının hayatına mal oldu. Kalan 20.000 Kaledonyalı tepelerde eriyip gitti. Calgacus'un ölümü ya da yakalanmasından hiç söz edilmiyor, dolayısıyla onun hayatta kalanlar arasında olduğu ve dağlarda gizlenen varlığıyla Romalıların İskoçya'yı asla fethetmemesini garantileyen bir kişi olduğu anlaşılıyor.

Tacitus'un Mons Graupius Muharebesi'ne ilişkin haberlerinin bir yönü, modern gözlere özellikle tuhaf geliyor. Tacitus'a göre Calgacus savaştan önce ordusuna bir konuşma yapmıştı. İçinde şunları söyledi:

"Bu savaşın kökenini ve konumumuzun gerekliliklerini her düşündüğümde, bugünün ve bu birlikteliğinizin tüm Britanya için özgürlüğün başlangıcı olacağına eminim. Kölelik hepimiz için bir Bilinmeyen bir şey var; bizim dışımızda hiçbir kara yok ve Roma filosunun tehdidi altında olduğumuz için deniz bile güvenli değil. Ve böylece, cesurların zafer bulduğu savaşlarda, korkakların bile güvenlik bulacağı bir yer. Değişen şanslarla Romalılara direnilen, Britanya'nın en ünlü milleti olması, ülkenin tam kalbinde yaşaması ve kıyılarının gözden uzak olması nedeniyle hâlâ içimizde son bir yardım umudu bırakan Romalılar. Fethedilmiş olsak bile, köleliğin bulaşıcılığından gözlerimizi bile koruyabilirdik. Dünyanın ve özgürlüğün en uç noktalarında yaşayan bizler için, Britanya'nın görkeminin bu uzak mabedi bugüne kadar bir savunma görevi gördü. Britanya'nın en uç sınırları açılıyor ve bilinmeyen her zaman muhteşem sayılıyor. Ama bizim dışımızda hiçbir kabile yok, aslında dalgalar ve kayalardan başka bir şey yok ve daha da korkunç olan, baskılarından kaçmanın boşuna itaat ve teslimiyetle arandığı Romalılar var. Dünyayı yağmalayanlar, genel yağma yoluyla toprağı tükettikten sonra derinleri talan ediyorlar. Düşman zenginse açgözlüdür; eğer fakirse, hakimiyet arzusundadırlar; Ne doğu ne de batı onları tatmin edebildi. Erkekler arasında yalnız onlar, yoksulluğa ve zenginliğe aynı şevkle göz dikiyorlar. Soygunlara, katliamlara, yağmalara imparatorluğun yalancı adını veriyorlar; yalnızlık yaratıyorlar ve buna barış diyorlar."

Romalı Valinin damadının Calgacus'un maç öncesi moral konuşmasını duyabileceği mesafeye girmesine izin verilme ihtimalini bir kenara bırakırsak, bunlar Tacitus'un Agricola biyografisinde yer alan çok tuhaf duygulardır. Bunu bile bir kenara bırakırsak, aktarılan konuşmanın doğru röportajdan çok kahramanca kurguya borçlu olduğu görülüyor. Aslında bunların bir kısmı, Braveheart filminin senaryo yazarının William Wallace karakterinin ağzından söylediği savaş öncesi konuşmasına oldukça benzemeye başlıyor . Ancak tarih, insanların inanmayı kabul ettiği şeydir; bu yüzden belki de İskoçya'nın, tarihinin farklı noktalarında bu kadar dikkate değer iki hatibe sahip olduğu için minnettar olmalıyız...

(https://www.undiscoveredscotland.co.uk/usbiography/c/calgacus.html'dan alınmış, goole'a çevirtilmiştir.)

https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/braveheart-cesur-yurek-filmi.html

26 Ağustos 2022 Cuma

İSVEÇLİ OLMAKTAN VAZGEÇMEK



NATO denen askeri kuruluşa iki yeni üye katıldı. Bence asıl ağır konuk Finlandiya da olsa, önce herkesin dikkatini çeken İsveç'i yazacağım.

İsveç krallığı, dünyada kralın yetkisinin en az olduğu ülkedir. Avrupa monarşilerinde zannedildiği gibi kraliyet ailelerinin yetkileri sembolik değildir. Örneğin Büyük Britanya (İngiltere) krallığında Milli Savunma (Gelekurmay-Silahlı kuvvetler), Adalet ve İstihbarat bakanları bizzat kraliçe tarafından atanir. Kraliçe başbakanlarına kimi atayacağını danışmaz bile. James Bond'un filmlerinde sık sık söylediği kraliçenin hizmetindeyim sözünün anlamı budur. İngiliz protestan kilisesi ise doğrudan kraliçeye bağlıdır. İsveç sistemi hakkında çok ahkam kesmek istememekle beraber, bildiğin kadarı ile dünyada en az yetkili krallıklığı diye biliyorum.

Diğer bir özelliği de, barış ülkesi olmasıdır. 1814'den beri, yani 2022 itibarı ile iki yüz yıldan beri savaş yaşamamıştır (Maşallah diyelim.) Ajda Pekkan'ın dedesinin, dedesi bile İsveç'in savaşa girdiğini görmemiştir. Buna rağmen devasa bir silah sanayisi vardır ve İsveç ordusunun temel görevi, çoğunu Arapların aldığı (17 Arap ülkesi, dünyada üretilen silahların yarısını satın alır ve hemen hemen hiç kullanmaz) İsveç malı silahları test etmektir. Bu ülkenin ordusu olmak kolaydır diye düşünüyorsanız, yanılmıyorsunuzdur ama bunun bir kaç istisnası da vardır. Seksenlerde İsveç ordusundan bir albay, gizli bilgileri Ruslara satarken yakalanmış. İki yüz yıldır savaşmayan bir orduda albay olan bir kimsenin ne içi.n paraya ihtiyacı olablit, bence asıl soru bu. İsveç ordusu üyesi olup, başını belaya sokan başka biri de, daha önce internette arattığı bir kuyu ya da mağara benzeri bir yapıda ölü bulundu. Millet olarak başımızı belaya sokmayı iyi beceriyoruz.

İsveç, belki dünyanın en sevilen ülkesi değildir ama en az nefret edilen ülkesidir. Amerikalılar, Vietnam savaşının kaçalklarını sakladığı için nefret eder; Türkler, bazı PKK'lılara sığınma verdiği için nefret  eder. Bu nefret ise, ne Yahudilerin Alman, ne de Ermeninlerin Türk nefreti gibi derin bir nefrettir. Çünkü İsveç, Kanada ile beraber dünyanın en fazla siyasi mülteci alan ülkelerindendir. (Dünyadaki siyasi mültecilerin yüzde onundan fazlasını Kanada, tek başına kabul eder) Devasa sanayisine rağmen az ve düşük doğum oranlı bir ülkedir. (Kanada gibi) Bu sanayiyi ayakta tutmak için de düzenli ve yoğun olarak göç alır. O kadar ki, ülkede en yoğun olarak öğrenilen dil, göçmenler yüzünden İsveççe'nin kendisidir.

İsveç, tarih boyunca kendisi gibi İskandinav komşuları Danimarka ve Norveç ile, özellikle de Norveç ile beraber anılır. Nobel ödüllerinin dördü (Fizik, Kimya, Tıp ve İsveç merkez bankası tarafından verilen Nobel Ekonomi ödülü) İsveç'te, biri (Barış) Norveç'te verilir. Nobel matematik ödülü verilmemesinin sebebi, Norveç'in, dört yılda bir, kırk yaşının altındaki dört matematikçiye verilen Fields madalyasını gölgelememek içindir. İsveç, Avrupa Birliği üyesi değilken (Petrol zenginliğini  paylaşmak istemiyor), İsveç, NATO üyesi değildir, daha doğrusu değildi.

Çünkü İsveç, İsviçre ve Türkmenistan kadar olmasa da tarafsız bir ülkedir ve yüzyıllardır barış ülkesi olmasının asıl sebebi budur. İkinci dünya savaşında buna halel getirmemiş, ancak rivayetlere göre bazı Alman birliklerinin ülkesinden geçmesine göz yummuş; buna karşılıkta savaş boyunca Norveç ve Danimarkalı direnişçilere yardı edip, pek çok mülteciyi (özellikle Yahudileri) barındırmıştır.

İşte bu İsveç; Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası, tarafsızlık politikasını bir kenara bırakıp, NATO üyesi olmaya karar vermişse, Rusya'nın yeniden genişleme dönemine girme çabaları, Türkiye dahil tüm dünya için korkutucudur.