siyonizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyonizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2026 Pazartesi

MESELE SADECE UŞAKLIK (KOMPRADORLAR)

 


Şu ana kadar İran'ın A.B.D ve İsrail'e karşı resmen zaferini görüyoruz. En büyük yenilgi, Amerika'nın yalnızlığı; Kore ve Japonya bile süper gücü desteklemedi. Japonya'nın genelkurmay başkanlığı, Tokyo yakınlarında, bir Amerikan üssünün içinde. Japon ordularının konutanı, Amerikan nizamiyesinden geçmden, makamına oturamıyor. Kore genelkurmayı ise resmen yarım adadaki Amerikan ordusunun emrinde. Buna rağmen bu ülkeler, İran'a karşı savaş için ciddi bir zafer bekliyor. Aklıma Machiavelli'nin, Türklerin savaşmaya hevesli askerleri var, taşradan savaşa ha deyince gelen askerleri var, Avrupa'da krallar, her savaşta vassallarından asker dileniyor sözü geldi. Hürmüz boğazı bir yana, Amerika donanması Babülmettep boğazını bile kullanamıyor. İsrail'in %5 kadarı ülkeyi terk etti.

Bütün bunlara sonucunda birileri birdenbire, Şah İsmail'den beri Şii olan İran'ın Şiiliğini yeni keşfediyormuş gibi yapıyor. Tarikat şeyhleri şu günlerde ha bire İran ve Şiilikten bahsediyor. Bazıları dilinin altındaki baklayı çıkardı, İran, İsrail'den daha kafirdir diyor. Diyanetçiler bu konuda sessiz ama son yıllarda birer televizyon yıldızına dönen tarikat şeyhleri koro halinde Sünni-Şii çatışması çıkarma derdindeler. Bunların tek derdi Sünnilik mi sizce? Oysa Kaddafi ve Saddam, Sünniy'di; hatta Saddam, Şii çoğunluğu bastıran ve ezen bir Sünni liderdi. Pek çok kişiye garip gelecek ama Esat ailesi de kağıt üzerinde Sünni'di ve hanedan bireyleri Sünni ailelerle evlenmeye dikkat ederlerdi. Bu üç liderlerin devrilmesi, İsrail'i rahatlatmıştı. Bu üç liderin düşüşünde Türkiye'nin askeri-lojistlik-diplomatik desteği vardı. Bu destek, muhaliflerin belirgin bir başarsından sonra geldi. Şimdi ise Amerika, İsrail ya da İran'ın rejim muhaliflerinin görünür bir başarısı yok.

Siyasal İslam'ın, İsrail düşmanlığını size şöyle anlatayım: son Gazze savaşından beri Kola satışları ciddi oranda düştüğünden beri boykot listeleri yapılmıyor. Bu tür çıkış yapanlar hemen bastırılıyor. İran'ın direnişi, şöyle görkemli bir Gazze-Filistin mitingini de engelliyor. Reis bir anda Antisemitizm'in de bir insanlık suçu olduğunu söylüyor. Gene de görünüşte de olsa İsrail düşmanlığı devam ediyor. Özellikle skandallar patladığı zamanlarda Reis ile Netenyahu arasında sıkı laf atışmaları oluyor.

Amerika'nın daha önceki başarıları ya da ufukta görülen başarı ihtimalleri bu uşaklık (komprador- İşbirlikçi) ruhu saklıyordu. Birinci körfez savaşı sırasında Turgut Özal, bir koyup, üç kazanacağız, diyordu. Sonuç; Kuzey Irak'a yerlekşip, daha da güçlenen bir Pqq, Kuzey Irak'ta yarı bağımsız, hatta pek çok Birleşmiş Milletler ülkesinden daha bağımsız bir Kürt Özerk yönetimi (namı diğer Irak Kürdistan'ı) ve müttefik olarak kaybedilmiş bir Irak. Körfez savaşından evvel Irak, Türk malları için iyi bir pazardı. Tavukçuluğun %60'ı tek başına Irak'a satılıyordu. Şimdi ise, Irak Kürdistan'ı haricinde, Türk-Irak ticareti, Körfez savaşı öncesinin çok gerisinde. Libya'da, inşaatçıların açık pazarıydı, şimdi Türkiye'ye çok uzak. Suriye'de böyle olacak.

Bu dinci ve faşist tayfa, geçmişte de böyleydi ve gemişteki uşaklık etme bahanesi Komünizmdi, hemen hepsinin Komüminzmle mücadele derneği geçmişleri var. Kanlı pazardan sonra,  boğazda demirleyen Amerikan 6.Filoya dönerek (İstanbul'dan Kabe'ye yönelmek için Marmara'ya dönülmeli) namaz kılmışlıkları vardır. Necip Fazıl, Müslümanları İngilizler aleyhine olmaktan men etmişti. İskilipli Atıf Efendi, İngiliz Muhipler Cemiyeti üyesiydi ve idamının şapka kanunuyla alakası yoktu. Kazım Karabekir'in dediği gibi; cemaat ve tarikatlar, Haçlıların Anadolu'da kurdukları ileri karakollardır.

Tarikatların ve cemaatların bu huyları hem eski, hem evrenseldir. Aklıma gelen en önemli örnek, Mevlana Celaleddin-i Rumi'dir. Bu homoseksüel Moğol casusunun halen popüler olması, ülkemizin cahilliğinin göstermektedir. Yazılarında açıkça Türk, Kürt, Alevi, Konyalılara düşmanlık yapıyor. Erzincan'ı sevmiyor, Erzincan'dan kaç, orada kötü insanlar var diyor. İki yıl Erzincan'da kalmış, kızkardeşi olarak bilinen Örüklü Bacı türbesi Erzincan'da. Mesnevisini, Fih-i Mafih'ini ve Mektubatını okumuş biri olarak bence basbayağı homoseksüel. Yoksa o kadar anal ilişki hikayesi anlatmazdı. Bacu Noyan, Konya'yı yaktığında,  iyi yapmış, Konya günahkardı, temizlendi demiş. Babası Bahaeddin Velet,  Harzemşahlar'ın, Meşai (Farabi-İbni Sina ve takipçileri) koruduğu için Moğol katline layık olduğunu söylüyor. Öğrencisi Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri'nde, Moğollara verilen, bize verilen diyor.

Diğer yandan Mevlevilik, zannedildiği gibi hoşgörü tarikatı değildir. Gel, ne olursan ol gene gel sözü, Mevlana'ya değil,  ondan yüzlerce yıl sonra yaşamış başka bir Mevlevi'ye aittir. Tarikatın hoşgörü mezhebi olması ile, Kanuni döneminde şeyhülislam olan Ebu Suud'u Mevlevilere savaş açması sonrasında oluyor. Ebu Suud'u, Suudi Arapların atası İbni Suudla karıştırmamak lazım.Muhteşem Yüzyıl dizisinde, Tumcel Kurtiz oynamıştı bu rolü. Kurtiz'in erken ölümüyle pek çok konu yarım kaldı. Aslında sadece Ebu Suud değil, Balıkesirli Kadızadeler sülalesi, kendi başına bir dizi konusu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca şeyhülislamlık, kazaskerlik, müftülük gibi makamları ele geçirip, Osmanlı dini teşkilatlarının Nakşibendileşmesini sağlamışlar, özellikle de Mevleviliğe ızdırap olmuşlar; sonunda kendileri de paralel yapı ilan edilip, tarihten silinmişlerdir. Mevlevi hoşgörüsü de bu dönemde gelişmiş.

Din adamlarını uhreviyat, metafizik alem için yaşıyor sanıyoruz, onların da bu dünyada yaşadığını unutuyoruz. Ulumudin lakabu takılan Gazali'nin Şiileri o kadar eleştirirken, neden Haçlı seferleri ile ilgili bir şey yazmadığı halen tartışmalı. Kimilerine göre Haçlıları ilk karşılayan Anadolu Selçukluları ve Şii Fatimi halifeliğine muhalif olduğu için.

Günmüze gelirsek, neredeyse yüz elli yıldır İngiltere ve Amerika'nı eteğine yapışmış tarikat sürüleri, olası bir İran-Türkiye savaşının fırsatını kolluyor.  İsrail'in kendini güvende hissetmesi için, sınırlı da olsa İran-İsrail çatışmasına ihtiyaç var. Bunu isteyenlerin tek derdi uşaklık, mezhep ya da İran rejimi değil. İran'la dost ya da çok fazla dost olmak zorunda değiliz, savaşıp İsrail ve Amerika'yı sevindirmeyeleim yeter.

29 Haziran 2025 Pazar

İRAN-İSRAİL SAVAŞI VE MAVİ VATAN



 12 gün süren son İran-İsrail savaşından çıkarılacak pek çok ders var. Pek çok İsrail hayranı ve Sünnici, İran'ın yenildiği fikrinde. İran, zafer kazanmadı, daha doğrusu her iki tarafta zarar etti ama İsrail, daha çok zarar etti. İran'dan beklentiler düşüktü. Ben şahsen Kürtlerin ve Belucilerin (İran'daki en büyük Sünni grup) isyan değilse bile, infial halinde olacaklarını bekledim, PJAK'ın orta doğu halklarını tüm Kürtlede düşman etmekten başka bir işe yaramayan açıklaması (o da muhtemelen İsrail'in isteğiyle oldu) haricinde ciddi bir olay olmadı. Ben bir karamsar olarak, İsrail'in bu ani saldırısı sonrası İran'ın 1967, 6 gün savaşı sonrası tüm hava kuvvetlerini kaybetmesini falan bekledim. Ben dahil pek çok kişi, yüz binlerce, hatta milyonlarca İranlı'nın Türkiye dahil çevre ülkelere göç etmesini, iltica etmesini bekledi. Tam tersine, Türkiye'de yaşayan pek çok İranlı, ülkesine döndü. İran'ın yaraları ağırdı ama ben dahil herkesten daha azdır muhtemelen. İsrail, maddi kayıptan çok, güvenli ülke imajını kaybetti. Bu açıdan İsrail'in kaybı, uzun vadede daha büyük. Beyin göçü ve vasıflı emek için ideal göç ülkesi olmayacak. İsrail, turizm ülkesi de olamayacak artık. Turizmde kaybeden başka bir ülke de Dubai başta olmak üzere, körfez ülkeleri, artık vurulabilecek bir hedef oldular ve buralara giden turistler, aynı zamanda savaş durumunda kaçma rotasını da öğrenmeli veya buralara turist getiren tur şirketleri, acil durumda misafirlerini kaçırmanın yollarına bakmalı.



Savaşın bitişi, İran'ın, Hürmüz boğazı kapatma tehdidi ile oldu. Çok geniş olmayan Hürmüz boğazı, dünya petrol yolunun can damarı ve alternatifi de yok. İran'ın desteklediği Yemen'li Husi milisler, Babülmendep boğazını kısmen de olsa kapatmaları, hem İsrail, hem de Dünya ticaretini yaralamıştı. Pek çok gemi ve armatör, Babülmendep-Süveyş kanalı yerine, Afrika'nın güneyini, Ümit burnunu dolaşmayı tercih etmişti. Tam da burada İran'ın, bence en büyük güçsüzlüğü olan, denizci bir millet olmaması, tarih boyunca da ciddi bir deniz kültürü olmamasıdır. Bunun en başta sebebi, İran coğrafyasının denize düşmanlığıdır. İran, tarih boyunca sınırları değişmekle beraber, genel anlamda batıda Fırat-Dicle nehirleri, doğuda en fazla İndus nehri, genelde Afgan-Hindikuş dağları, kuzeyde Kafkasya dağları, Hazar denizi, Sirdeya-Amuderya nehirleri, güneyinde de Arap veya İran denizi, bazen de Basra körfezi denen deniz bulunur. Hazar, Dünya'nın tek kapalı denizi olması bir yana,  Elburuz  dağları yüzünden İranlıların bu denize yada bu denizden İran'a ulaşım zordur.  Güney kıyıları ile Şiraz dağları arasında, Bedevileri ve develeri bile yıldıran acımasız bir çöl vardır. Bu sebeple İran, tarihi boyunca denizden istila görmemiş, deniz ticareti de İranlıların ilgisini çekmemiştir. Başka bir sebepte, meşhur İpek yolunun İran'dan mutlaka geçmesi, Kırım'ın Kefe ve Kerç limanlarında düğümlenen kuzey rotasından  çoğu kez güvenli olmamasıdır. İran, güney dahilinden sadece bir ara Sasani imparatorluğu döneminde Yemen'in güneyi, Arap yarım adasının doğusunu fetetmiş, ama Justinyanus vebasından sonra bu bölgeleri terk etmiştir. İlk çağda Akhameniş (Pers )imparatorluğu döneminde İran'ın Akdeniz donanması, Fenike medeniyetinin Sur (Tir) şehir devleti, Halikarnasos (Bodrum) şehir devleti donanması ve Miletos şehir devletlerinin denizcilerinin kontrolündeydi. Bu şehirler Bütük İskender'in ordularının kuşatmalarına aylarca dayandıktan sonra acımasızca yakılıp, yıkıldı,  erkekleri katledilip, kadın ve çocukları köle yapıldı. Denizcilik bu kadar önemlidir. Sasani imparatorluğu ve Büyük Selçuklu Devleti (İranlılar , Selçuk devletini de sahiplenirler)'de Akdeniz'de bir  donanma gücü olmadı. Osmanlı ise bir Akdeniz gücü oldu ancak bir okyanus gücü olmadı.

Modern İran, sınuçta bu günlere deniz gücü olmadı ve bir denizcilik kültürü de olmadı. Bu sorun nerederyse tüm İslam aleminin sorunu. 1967 Altı Gün savaşı öncesinde, ciddi bir deniz-denizaltı gücü, İsrail kıyılarını abluka altına alsaydı, yenilgi bu kadar ağır olmadı. İsrail'in saldırısı da, Mısır ve Suudi Arabistan-Ürdün'ün Akabe körfezi girişini ve İsrail'in güneydeki tek limanı Eliat limanını kapatması tehdidi üzerine başladı. 

Deniz gücü olmak, parasını verip, donanma inşa etmekle (Abdülmecid böyle bir donanma yaptı, Abdülhamit bu donanmayı Haliç'de çürüttü) olmuyor. Denizcilik yapan bir toplum olması, denizcilik geleneği de gerekiyor.

Ek olarak: Bu son saldırıda İran'daki Afganların, muhtemelen Sünnicilik uğruna İsrail ajanı oldukları görüldü. Ülkemize son on yıldır doluşan Afgan, Somali ve Suriyelilerden; üzerine de üniversitelerimize doluşan yabancu öğrencilerden ne kadar eminiz, bu bambaşka bir yazının konusu.



2 Ekim 2024 Çarşamba

SİYONİZMİ ANLAMAK VE SİYONİZMLE SAVAŞMAK



 İsrail-Filistin savaşı yeniden başladığı ve sürdüğü şu günlerde bence  genelde Müslümanlar, özelde de Arapların Siyonizm'i ve Arapları anlamadığı fikrine kapılıp, kendimce Siyonizm'i anlatmaya karar verdim. Tanımadığınız düşmanı yenemezsiniz. Müslümanlar, İsrail'i ve Siyonizmi efsaneler gözlüğünden görüyor. Bu efsanelere göre Dünya, gizli Yahudi devleti tarafından yönetilmektedir. A.B.D, İngiltere, Rusya, Çin ve diğet rüm büyük devletlerin hepsi gizli Yahudi devleti tarafından yönetilmektedir. Kapitalizm' de, Komünizm 'de Yahudilik icadıdır. Müslüman, Hristiyan, Türk, Arap, Farisi yada Kürt diye tanıdığımız pek çok aile, aslında Yahudi'dir ve Yahudilere hizmet etmektedir. Daha ileri gidenlere göre Nazi soykırımı yada 1492 İspanya sürgünü gibi olaylar da Yahudi komplosudur.

Oysa bu tip komplolara inanmak ve böyle akıl dışı fikirleri yaymak, insanların mücadele umudunu ve direncini kırar. Bireyler, mücadele arkadaşlarından şüphelenir. İlk baştaki heyecan, çabucak söner çünkü savaştaki ilk sıkıntı yada yenilgide panik başlar. Kafa karışıklığı da çözülmeyi hızlandırır. Düşmanınız ne kadar büyük yada küçük olursa olsun,  gerçekçi, akılcı ve mantıklı olarak değerlendirmelidir.

Şimdi Siyonizm'e gelirsek, Teodor Herz, 1896'da, Yahudi Devleti adlı kitabını yazmadan, hatta 1860'da doğmadan evvel Filistin'de ilk Yahudi yerleşimleri kurulmuş ve Siyonist örgütlenmeler kurulmuştu. Öyleyse 1897'de İsviçre-Basel'de kurduğu 1 Siyonizm Kongresinin ve yazdıklarının önemi nedir? Neden mezarı İsrail'e, Siyon tepesine taşınmış, adı bu kadar önemlidir? Herzl, Siyonizm'i Yahudi dincilerinden kurtarmış, Siyonizm'i Yahudi ulusunun ideolojisi yapmıştır. İnsanlar azınlıkları veya ötekileştirdikleri kimseleri bir ve bütün olarak görme meylindedir. Oysa azınlıklar da bazı dönemlerde kendi içinden birilerini azınlığın azınlığı yapabilirler ve hatta yaparlar. Her din gibi Yahudiliğin içinde de mezhepler ve tarikatlar vardır ve bugün halen de vardır ve bazıları İsrail'in varlığına karşıdır. Yahudiler, düşünüldüğü gibi kadar çabuk ve hızlı örgütlenip, birlik olan toplumlar da değildir. İslam'ın ilk döneminde Muhammed, Medine'ye hicretinden sonra çevre Yahudi kabilelerini tek tek itaat altına almış, Hayber'in fethinden sonra da hepsini dağıtmıştır. O dönemde, yaklaşık yüz yıl önce yıkılmış Himyeri krallığı sebebiyle pek çok Yahudi vardı bölgede. Himyeriler, sonradan Yahudi olmuş,  tebaalarını  da Yahudi olmaya  zorlamışlardı. İşte bu Yahudiler, İslam'a karşı birlik olamamışlardı. Genel anlamda da Yahudiler, devletleri yıkıldıktan sonra kolay kolay bir araya gelememişlerdir. Roma imparatorluğunu sarsan  Yahudi isyanlar bastırıldıktan sonra,  genel anlamda kolay yönetilen, uysal, isyan etse de isyanları kolay bastırılan bir halk olmuşlardı. Dini sebeplerden ve faşizmin kolay hedef arayışından dolayı sık sık yağma ve katliamlara uğruyorlardı. Katliamlar sonrasında her şeylerini bırakıp, başka bir şehre yada ülkeye göç ediyorlardı. Göç ede ede Polonya-Ukrayna-Macaristan üçgeninde toplanmışlardı. Orta Çağda, veba salgını sırasında nüfus azalınca Pomeranya dükü Yahudileri ülkeye çağırmış, onlar da Pomeranya'dan başlayıp, doğu Avrupa'ya  çoğalarak yayılmışlardı. Gene de iç çatışmaları, mezhep bölünmeleri bitmiyordu. 

İşte Herzl'in Yahudi ulusu kavramı, burada devreye girdi. Herzl, Yahıdiliğin Ziya Gökalp'iydi, Yahudi tanımını din yada ırktan, ulus bilincine taşıdı. Yahudiler, zannedildiği gibi ırk birliğine de sahip değildi. Polonya ve Doğu Avrupa'ya göç eden pek çok aile, aslında Yahudi değildi. Kendi ülkelerindeki yoksulluktan kaçmışlardı. (Savaş Tanrısı filmindeki Yuri Orlov'da, böyle bir karakterdir.) 1990'dan sonra Rusya'dan İsrail'e göç edenlerin üçte biri de Yahudi değildir, İsrail devletinin araştırmalarına göre. O yıllarda Yahudiler arasında panteizm, ateizm gibi inanışlar, sosyalizm gibi ideoojiler de yaygındı. Modern Panteizmin kurucusu Spinoza'da  Yahudi kökenliydi.

Herzl, bu konuda yalnız değildi. Haskala denen Yahudi aydınlanması ve dönem Avrupa'sında genelde halk, özelde de Yahudiler arasında okuma-yazma oranının yüksekliği de Herzl'e yardımcı oldu. Son olarak katliamların ve hiç bir ülkede barınamamalarının da Siyonizm'e katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Hitler'in soykırımını herkes bilir. İktidarı boyunda 4 buçuk milyonu kaplarda, bir buçuk milyonu yakalandıkları yerlerde, altı milyon Yahudi öldürdü. Bu sayı, Avrupa Yahudilerinin üçte ikisi, dünya Yahudilerinin yarısıydı. Bu olaydan az bir zaman önce, Rus iç savaşında (1917-1923) bir milyon kadar Yahudi öldürülmüştü. Yahudi nüfusunun 1933 öncesi sayısına ulaşması elli yıldan fazla zaman aldı. Bu süreçte dünya nüfusu beş kat artmıştı. Yahudilerin çilesi bunla da bitmemiş, 1946'da Polonya'da bir çocuğun kaybolması, İğneli Fıçı efsanesinin hortlamasına ve ülke genelinde binden fazla Yahudi'nin kıyımına sebep olmuştu. Çocuk ertesi gün sağ bulunmuştu ama kalan Yahudiler için Siyonizm bir ihtiyaç olmuştu.

Öte yandan karşı tarafa, Arap-Müslüman toplumuna bakalım, önce Siyonizm'in ilk muhatabı Araplara. Araplarda, şu anda 22 yada 23 ülkeye dağılan Arap toplumları, tek tek ülke olarak, kendi içinde de birlik değil. Olayı mezhebe indirgesek, Libya iç savaşı neden bitmemektedir? Oysa Libyalılar,  birbirlerine akraba bile sayılırlar. İsviçre'de üç mezhep (Katolik, Kalvinist,  Lutheryen), dört dil (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Latince) bir arada yaşamakta. Çekoslovakya kansız ve sakince bölünürken, Yugoslavya'da kan oluk oluk aktı.

Benim tezime göre bunun üç sebebi var. İlki Antisemitizmin, Yahudileri kendi devletini kurmaya mecbur bırakmasıdır. Yoksa hiç kimse kolay kolay bir Avrupa-Amerika şehrindeki rahatını bırakıp, Filistin çöllerinde savaşmaz. İkincisi Yahudi aydınlanması, Herz ve benzeri yazarların-çizerlerin gayretleri. Pek çok milletin Atatürk'ü oldu ama onların bir Ziya Göklap yada Ömer Seyfettin'i olmadı. Yugoslavya'da Tito vardı ama  Slav birliğini fikri yoktu. Simon Bolivar öncülüğündeki ordular, beş Güney Amerika ülkesini (Venezüella, Kolombiya, Ekvator, Peru ve Bolivya) İspanyol egemenliğinden kurtardı ama bu devletleri bir arada tutamadı.

Son sebepte karşı taraf, yani Arap-Diğer Müslümanlar arasında eğitim, okuma ve kültür seviyesinin düşüklüğüdür. Arap-İslam birliği savunulsa bile, bunu okuyacak, anlayacak insanların azlığıdır. Benim gözlemlerime göre okuması az, kültür ürünlerini az tüketen toplumların biz kavramı, kendisine yakın, çoğu ismi ile bildiği insanlardan oluşuyor ve ötekilerle ilgili dedikodulara inanmaya, onlara düşman olmaya yatkın oluyor. Bu tür toplumlar, kolay bölünüp yönetiliyor. İngilizler, Hindistan'ı (Pakistan, Bangladeş, Nepal ve bir kaç ülke ile beraber) yüz bin kadar subayla ve çeşitli etnik gruplardan asker devşirerek yönetti. Bu ülkelerde okuma-yazma halen yerlerde. Hep bir Japon mucizesdinden, Alman mucizesinden bahsedilir. Japonlar M.Ö. 7. yüzyılda Çin'den yazıyı almış,  ülkeleri için geliştitmiş, erkekler arasında okuma-yazma oranı da asla %40'ın altına düşmemiştir. Portekizlilerle beraber Avrupalılarla tanışır, tanışmaz ilk aldıkları yenilik matbaa olmuştur.

İslam dünyasında ise, bir kaç yıl önce sayın Reis'in sözlerine göre %45 civarıdır. Konu Arap ülkeleri olunca daha düşüktür. Sonuçta tarikat ve mezheplerin üzerine bir Müslüman kimliğine; ırk ve din kavramları üzerinde bir Arap kimliğine; bunun içinde geniş çaplı bir aydınlanmaya ihtiyaç vardır ki, batı dünyası ve İsrail yenilsin.

Batı dünyasının İsrail'e desteği de gayet sekülerdir. Orta doğu yada Ön Asya dediğimiz topraklar, sadece Orta doğululara bırakılmayacak kadar değerlidir. İsrail'de bu değerli arazide bir bekçidir. Yılllarca Yahudilerin emeklerini yağmalayan Avrupa ve Amerika, şimdi de İsrail'i ücretli asker olarak kullanmaktadır.