hürmüz boğazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hürmüz boğazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2026 Çarşamba

ÇÖZÜM MÜ, DONDURMAK MI?



Çeyrek asıla yaklaşan iktidarımız gene çözüm ve anayasa naraları atmaya başladı. Yeni anayasa yapsa ne olacak, mevcuta uyuyor mu? Bu zamana kadar ki çözüm süreçleri ne işe yaradı ve bu ne işe yarayacak? Geçenlerde komiklik sitesi Zaytung, ilginç bir mesaj attı. Bir dürü Hizbullaçıyı, İşidci'yi arka kapıdan salan iktidar, neden Pqq'lılar için özel yasa hazırlıyordu? Buna ana muhalefeti katma çabası neden? Bunu, için serbestçe fikir üretiyorum. Bazıları çok saçma olabilir:

 Örgütün devlet kurma iddiası bitmiş, Suriye'de güvendiği dağlara karlar yağmış. Diğer yandan Kürtlüğün, Türkiye çapında en büyük tehdidini savuşturmak için da barış gerekiyor; bu tehdit sosyal medya ve popüler kültür. Önceki kuşak Kürtlerin bazıları, televizyon bile izlemeden, radyo bile dinlemeden, Türkçe'yi sadece okulda konuşan nesillerdi. Z kuşağı denen son neslin elinde ise telefon var ve sürekli sosyal medyadalar. Kaçınılmaz olarak günlerini Türkçe ile geçiriyorlar. Sosyal medyada da Pqq!nın varlığı, Kürtlere yardımcı olmuyor. Kürtlüğü ve Kürtçe'yi, Kürt olamayanlar ve hatta pek çok Kürt için sevimsiz ve tehlikeli hale getiriyor. Sonuçta her nesilde Kürtçe bilme ve kullanma oranı azalıyor. Aslında hukümet, 2002'den beri bu sorunu çoktan bitirabilirdi. Doksanların pek çok terör örgütü bugün o kadar da büyük tehdit değil artık.

Bu acelenin sebebini daha başka yerlerde aramalı mıyız mesela İran- İsrail-Amerika savaşında, pek çok tarikat mensubu neden sürekli İran'ın Şiiliğini haykırıyordu? Savaşta Trump, İngiliz ve Japon donanmalarını yardıma çağırdı ama bu iki ülke donanmaları eksik personelle çalışıyordu. Türk ordusunu ise halen Pqq sorunu olduğundan büyük çaplı bir savaşa sokamıyor ama Türk askeri ve polisi, Nato ya da B.M çatısında her daim görev yapıyor. Somali ve Afganistan'da, ciddi miktarda Türk askeri görev yaptı, hatta Somali'de halen görev yapıyor. Diğer yandan Türk ordusu, Kore'den beri büyük oranlarda, Nato va da başka bir oluşum için savaşmıyor. Mesela Vietnam'da çok sayıda Güney Kore askeri vardı (Holivud filmlerinde bunları göstermiyorlar tabi.) Türk ordusu ise, Kore savaşından sonra bir rahat edemedi. Arka  arkaya darbeler, Kıbrıs harekatı, Pqq terörü derken, hep meşgul oldu. Amerikan ordusu da çoğunlukla kendisine yetti, Türk ordusu ve diğer Nato-Müttefik ordusunu, meşruiyet kazanmak için istedi. 1 Mart 2003 teskeresinin reddi ise Amerika için çok büyük hayal kırıklığıydı. Sorun sadece Irak'ı işgal edecek Amerikan askerlerinin Türkiye'den geçmesi değil, Türk ordusunun da Kore'deki gibi Amerikan ordusuna kalkan olmasıydı. İlk olarak bu kararda etkili olan ana muhalefet lideri Deniz Baykal, bir seks skandalı ile oyun dışı hırakıldı. Sonra medya, ana muhalefet partisine tüm gücü ile saldırıya geçti. Böyle bir şeyin bir daha olmaması gerekiyordu.

Aradan geçen yirmi yıldan uzun zaman, iktidarı değiştirmediyse bile, pek çok şeyi değiştirdi. Çin, artık ciddi bir iktisadi ve siyasi güç, Rusya ciddi bir düşman. Batı orduları artık eskisi kadar kolay asker bulamıyor. Milton Friedman, Kapitalizm ve Özgürlük adlı eserinin başına, bir tartışma sırasında kitabının zorunlu askerliğe karşı bölümü okununca, üniversite öğrencilerinin alkışladığını gururla anlatı. Bu yıl ise A.B.D başkanı Trump, 18-25 yaş arası askerleri zorunlu olarak askeri sisteme kaydeden kararnameyi imzaladı. Bazı dolar milyarderleri, zorunlu askerlikten bahsetmeye başladı. Yakında Nobel ödüllü akademisyenler de zorunlu askerliğin gereğinden bahsedecek. Kapitalist rejimde, iş hayatının başındaki genç erkekleri, uzun süre devletçe alı konulması, pek çok firmayı eleman açıklığına sebep olacaktır.

Kusura bakmayın, ukalalık yapıyorum askerlik konusunda. Sadece sekiz aylık zorunlu askerliğimi yaptım ve onu da çok iyi yapmadım, yani yanılabilirim. Lisede tarih hocam, asteğmen olarak askerlik yaparken komutanlarının, piyade çizmesinin girmediği yerde zafer olmaz dermiş. O da gelişen teknoloji karşısında bunun palavra olduğunu söylerdi. Oysa ben tarih boyunva,boyuca bu sözün doğruluğunu gördüm, özellikle de Afganistan'da. Irak savaşının üzerinden çok sular aktı ve şu an Amerikan ordusu, teknik olarak çok ileri olsa da, piyade-asker varlığı olarak çok zayıf. Amerikan devletinin sunduğu onlarca imkana rağmen, gönüllü-sözleşmeli askerliğe başvuru oranları düşüyor. Oysa Trump, 19.yüzyıl tarzı sömürge heveslisi ve bunun içinde asilik yapanı anında ezecek bir askeri gücü olmalı. İran ve Yemen sorununda gördük ki böyle bir gücü yok. İranlıları ve Yemenlileri dize getirmenin tek yolu, oraları piyadelerle işgal etmek.

Tam da bu günlerde Mekke antlaşması gündeme geldi. Kuzey Yemen'de Husiler, İran'dan aldıları füzelerler, Kızıldeniz'i ve dolayısı ile Süveyş körfezinin ticaretini,  İsrail, Amerika ve tüm Avrupa aleyhine baltalıyor. Pek çok firma, Ümit Burnunu dolaşıyor. Lincoln uçak gemisi bile baş edemedi. Bölgenin fiilen işgal edilmesi lazım ama Suudi ordusu bölgede bocalıyor. Üsteik bölgede, çoğunluğu Kolombiyalı çok sayıda paralı asker var.

Bölgeye Türk ve Paki asker konuşlandırılabilinir mi, Şii nefreti kullanılarak. Bunun için bu iki ülkede de tüm muhalefet ezilmeli, gerçek bir dikta kurulmalı. Ülkelerin askerleri de terörle meşguol olmamalı, bu terör sorunları bir süre dondurulmalı. Pakistan'ın yaklaşık beşte biri Şii; yaklaşık 260 milyonluk ülke, İran'dan sonra en fazla Şii yaşayan ikinci ülke; Türkiye'in yaklaşık yüzde onu Alevi ve Türkiye yakın geçmişte mezhep kavgalarından büyük yarası oldu, yani bunu yapamazlar; öyle mi?

Son yirmi, hatta on yıldır olanların, yapılanların olabileceğini düşünebilir, hayal edebilir, hatta rüyamızda görebilir miydik? Olamaz dediğimiz neler olmadı, yapılmaz dediğimiz neler yapılmadı?

29 Haziran 2025 Pazar

İRAN-İSRAİL SAVAŞI VE MAVİ VATAN



 12 gün süren son İran-İsrail savaşından çıkarılacak pek çok ders var. Pek çok İsrail hayranı ve Sünnici, İran'ın yenildiği fikrinde. İran, zafer kazanmadı, daha doğrusu her iki tarafta zarar etti ama İsrail, daha çok zarar etti. İran'dan beklentiler düşüktü. Ben şahsen Kürtlerin ve Belucilerin (İran'daki en büyük Sünni grup) isyan değilse bile, infial halinde olacaklarını bekledim, PJAK'ın orta doğu halklarını tüm Kürtlede düşman etmekten başka bir işe yaramayan açıklaması (o da muhtemelen İsrail'in isteğiyle oldu) haricinde ciddi bir olay olmadı. Ben bir karamsar olarak, İsrail'in bu ani saldırısı sonrası İran'ın 1967, 6 gün savaşı sonrası tüm hava kuvvetlerini kaybetmesini falan bekledim. Ben dahil pek çok kişi, yüz binlerce, hatta milyonlarca İranlı'nın Türkiye dahil çevre ülkelere göç etmesini, iltica etmesini bekledi. Tam tersine, Türkiye'de yaşayan pek çok İranlı, ülkesine döndü. İran'ın yaraları ağırdı ama ben dahil herkesten daha azdır muhtemelen. İsrail, maddi kayıptan çok, güvenli ülke imajını kaybetti. Bu açıdan İsrail'in kaybı, uzun vadede daha büyük. Beyin göçü ve vasıflı emek için ideal göç ülkesi olmayacak. İsrail, turizm ülkesi de olamayacak artık. Turizmde kaybeden başka bir ülke de Dubai başta olmak üzere, körfez ülkeleri, artık vurulabilecek bir hedef oldular ve buralara giden turistler, aynı zamanda savaş durumunda kaçma rotasını da öğrenmeli veya buralara turist getiren tur şirketleri, acil durumda misafirlerini kaçırmanın yollarına bakmalı.



Savaşın bitişi, İran'ın, Hürmüz boğazı kapatma tehdidi ile oldu. Çok geniş olmayan Hürmüz boğazı, dünya petrol yolunun can damarı ve alternatifi de yok. İran'ın desteklediği Yemen'li Husi milisler, Babülmendep boğazını kısmen de olsa kapatmaları, hem İsrail, hem de Dünya ticaretini yaralamıştı. Pek çok gemi ve armatör, Babülmendep-Süveyş kanalı yerine, Afrika'nın güneyini, Ümit burnunu dolaşmayı tercih etmişti. Tam da burada İran'ın, bence en büyük güçsüzlüğü olan, denizci bir millet olmaması, tarih boyunca da ciddi bir deniz kültürü olmamasıdır. Bunun en başta sebebi, İran coğrafyasının denize düşmanlığıdır. İran, tarih boyunca sınırları değişmekle beraber, genel anlamda batıda Fırat-Dicle nehirleri, doğuda en fazla İndus nehri, genelde Afgan-Hindikuş dağları, kuzeyde Kafkasya dağları, Hazar denizi, Sirdeya-Amuderya nehirleri, güneyinde de Arap veya İran denizi, bazen de Basra körfezi denen deniz bulunur. Hazar, Dünya'nın tek kapalı denizi olması bir yana,  Elburuz  dağları yüzünden İranlıların bu denize yada bu denizden İran'a ulaşım zordur.  Güney kıyıları ile Şiraz dağları arasında, Bedevileri ve develeri bile yıldıran acımasız bir çöl vardır. Bu sebeple İran, tarihi boyunca denizden istila görmemiş, deniz ticareti de İranlıların ilgisini çekmemiştir. Başka bir sebepte, meşhur İpek yolunun İran'dan mutlaka geçmesi, Kırım'ın Kefe ve Kerç limanlarında düğümlenen kuzey rotasından  çoğu kez güvenli olmamasıdır. İran, güney dahilinden sadece bir ara Sasani imparatorluğu döneminde Yemen'in güneyi, Arap yarım adasının doğusunu fetetmiş, ama Justinyanus vebasından sonra bu bölgeleri terk etmiştir. İlk çağda Akhameniş (Pers )imparatorluğu döneminde İran'ın Akdeniz donanması, Fenike medeniyetinin Sur (Tir) şehir devleti, Halikarnasos (Bodrum) şehir devleti donanması ve Miletos şehir devletlerinin denizcilerinin kontrolündeydi. Bu şehirler Bütük İskender'in ordularının kuşatmalarına aylarca dayandıktan sonra acımasızca yakılıp, yıkıldı,  erkekleri katledilip, kadın ve çocukları köle yapıldı. Denizcilik bu kadar önemlidir. Sasani imparatorluğu ve Büyük Selçuklu Devleti (İranlılar , Selçuk devletini de sahiplenirler)'de Akdeniz'de bir  donanma gücü olmadı. Osmanlı ise bir Akdeniz gücü oldu ancak bir okyanus gücü olmadı.

Modern İran, sınuçta bu günlere deniz gücü olmadı ve bir denizcilik kültürü de olmadı. Bu sorun nerederyse tüm İslam aleminin sorunu. 1967 Altı Gün savaşı öncesinde, ciddi bir deniz-denizaltı gücü, İsrail kıyılarını abluka altına alsaydı, yenilgi bu kadar ağır olmadı. İsrail'in saldırısı da, Mısır ve Suudi Arabistan-Ürdün'ün Akabe körfezi girişini ve İsrail'in güneydeki tek limanı Eliat limanını kapatması tehdidi üzerine başladı. 

Deniz gücü olmak, parasını verip, donanma inşa etmekle (Abdülmecid böyle bir donanma yaptı, Abdülhamit bu donanmayı Haliç'de çürüttü) olmuyor. Denizcilik yapan bir toplum olması, denizcilik geleneği de gerekiyor.

Ek olarak: Bu son saldırıda İran'daki Afganların, muhtemelen Sünnicilik uğruna İsrail ajanı oldukları görüldü. Ülkemize son on yıldır doluşan Afgan, Somali ve Suriyelilerden; üzerine de üniversitelerimize doluşan yabancu öğrencilerden ne kadar eminiz, bu bambaşka bir yazının konusu.