işbirlikçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işbirlikçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2026 Cumartesi

DÜZENİN TERÖRİST BEKÇİLERİ



20. yüzyılda batılı emperyalistler karşılarında iki tane deha buldu. Biri her şeyiyle askerdi, diğeri de her şeyiyle sivil.
Biri Mustafa Kemal Atatürk, diğeri de Mahatma Gandi. Her ikisi de dev İngiliz sömürge imparatorluğuna sağlam birer tokat çaktı. Biri sonuna kadar savaştı, diğeri ise sonuna kadar savaşmadı.
Her ikisi de gerilla savaşına karşıydı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy'u at üzerinde, gerilla kıyafeti ile görünce derhal görevden alıp, Moskova'ya gönderdiğini Nutuk'ta yazar. Daha Samsun'a çıkmadan kendisine önce bir meclis, sonra düzenli bir ordu kurar. Nutuk'a en uzun uzadıya anlatılan kısım, 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelişi ile, 23 Nisan 1920'de meclisin açılışı arasındaki süredir.
Kendisi hiç bir cephede gerillalığı desteklememiş, gerillalık ta inat eden Çerkez Ethem'de kurtuluş savaşında saf değiştirmiştir.
İşin ilginci, bir zamanlar gerilla olan Küba devlet başkanı Fidel Castro'nun da, darbe girişimi sonrası gerilla olmak isteyen Venezuela devlet başkanı Hugo Chavez'e,  Latin Amerika'ya yeni Pinoshe (Şili diktatörü) çıkarma diye engellemesi. (Venezuela maslahat güzarı, Ankara'da halka açık bir konferansta anlatmıştı bunu) Demek ki bir zamanlar gerilla olanlar da, gerillalığın gereksizliğini anlamış durumda.
(Ek olarak: Bu konuşmalar Gezi öncesi bir kaç yıl, 2010-13 arası galiba, üç sene kadar devam etti ve genelde SDP'liler organize ediyordu. Küba ve Venezuela büyük elçileri ve çalışanları (maslahat güzar, sekreter vs) sadece Ankara ve İstanbul'da değil, bir sürü yerde konferanslar verirdi. Sonrada bunun altında Küba turizmi reklamı çıktı. SDP'lilerin provokatörlüğü Gezi sırasında ayan beyan olunca, bu konferanslar da aniden bitti)
Oysa ben daha, gerilla savaşının gereksizliğinden ya da mücadeleye zararından ziyade, gerillalığın ya da teröristliğin bizzat mevcut düzen tarafından desteklendiği ve teröristlerin de düzenin bekçisi olduğu fikrindeyim.
Sadece teröristlerin değil, radikal, sosyalist, en solcuların da temel özelliği bu. Mesela Ufuk Uras, ÖDP genel başkanı olarak büyük umutlarla ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma partisi) başkanı seçilmişti. Kendi partilileri A.B.D başkanı Obama'yı protesto uğruna coplanırken,  kendisi kürsüde konuşan Obama'yı alkışlamakla meşguldü.
Şu günlerde ise (2019 Eylül), gayet iktidar yanlısı bir Tarih dergisinde solu karalayan bir mülakat vermiş durumda.
Öte yandan illegal sol örgütler, hatta PKK'nın büyük ölçüde devlet tarafından yönlendiriliği veya el altından desteklendiği kanaatindeyim.
Çözüm sürecinin amacı ölmek üzere olan PKK'ya can vermekti. Zira düzen PKK başta olmak üzere terör örgütlerine muhtaçtır. Çünkü terör örgütleri olmazsa, halkın üzerindeki baskısını sebebini açıklayamaz.
En başta PKK devletin sıkı yönetimi döneminde kuruldu, OHAL döneminde gelişti. Kitleler PKK'lı olsun diye Kürtçe konuşma ve müzik yapma yasakları kondu. 1990'lı yıllarda bile çoğu kadın iki milyon kadar kişinin Türkçe bilmediğini gazeteler yazıyordu. 1999 Kasım-2000 Temmuz arasında askerdim, birliğim er eğitim bölüğüydü, üç ayrı tertip acemi geldi ve her celpte yedi yüz küsur askerden yüz kadarı Türkçe bilmiyordu. Üstelik bunlar erkek olarak bilmeyenlerdir. Kadınlar resmi makamlarla pek konuşmadıklarından ve okula da gitmediklerinden, durumu daha net görebiliriz.
Doğrusu kitleler terör örgütüne yönlendirildi. Mesela 90'lı yıllarda üniversitelerde Ülkü ocakları egemendi. Alevi ve Kürt öğrencilere baskı bir yana zulüm yapıyorlardı. O dönemde pek çok üniversite öğrencisi terör örgütlerine katılıyor, o zamanki deyimle dağa çıkıyordu.
Sonra bu Ülkücü teşkilatların üniversitelerden öğrenci kaçırdığı fark edilince, etkileri zamanla zayıflatıldı. Gençleri dağa yönlendiren o faşizan baskıydı.
Devlet baskı ile düşman ettiği kitleleri sonradan açılımla kazanmaya mı çalıştı sanıyorsunuz? Yapılan şey, ölmekte olan terörü diriltme çabasıydı. Devlet de, örgüt de yeterince güçlenince düşmanlık cephesine geri dönüldü. Yetmez ama evet referandumu için Kürtlerin desteği de alındı ve sistem yeniden eski düzenine girdi.
Sadece PKK değil, DHKP-C ve diğer örgütler için de bu iddiam geçerli. 1987 yerel seçiminden sonra sola, sosyal demokrasiye saldırma işin DHKP-C'de girdi. Sabancı cinayetini üstlenen, 1996 1 Mayısında İstanbul'u darmadağın eden örgüt, neden Gezi'de yoktu? Bu örgüt neden yıllardır sessiz?
Sonra HDP, ne zaman sempati kazansa, PKK devreye giriyor. HDP ayrı, PKK ayrı ahmaklığı yapmayacağım.
Aslında siyasi partiler de bir çeşit koalisyondur. PKK-HDP içinde de yasal siyasetin kazançlarının tadını alan ve buna öncelik verenler var. Bir de mevcut savaşımsı durumdan kar edenler var.
Ve bunlar bence iktidar ve hatta devlet ile işbirliği içinde.
Zira pek çok kişi ve hatta kurum, 1984'den beri olan bu mevcut durumdan fayda sağlamakta.
Şu anda düzen bu terör durumu o kadar düzenin bir parçası oldu ki, örgütler dağılsa devlet de dağılmanın eşiğinde bir bunalım yaşar. Cezayir savaşından sonra benzer bir durumu Fransa yaşamıştı. On seneden uzun süren Cezayir savaşından dönen özel timler, sivil yaşama uyum sağlayamayıp, ülkede terör estirmişlerdi.
Cezayir, o zamanlar Cezayir'in %10'una yakını olan 1 milyon Fransız'ın yaşamasına rağmen, Fransa'ya uzaktı. Güney doğu ve doğu Anadolu ise tam içimizde.
Şu an terör örgütleri, biz savaşmayacağız ve her şeyi bırakıyoruz dese, devlet öyle bir ağır sarsıntı yaşar ki, mevcut iktidar yıkılabilir.

10 Eylül 2026 Perşembe

EMPERYALİZMİN İŞBİRLİKÇİSİ TARİKATLAR

 




Ruhi Çenet'in Hasidi tarikatı ile ilgili videosu beklenmedik tepki aldı; tepki alan kısmı, günde on küsür saat Tevrat-Talmut okumakla vakit geçiren kişilerin, on çocuğuyla, devletin sosyal yardımlarından faydalanmasıydı. Bu topluluk, sadece New York eyaletinin sosyal yardım fonlarını gagalaması, aslında daha önce de bilinen bir şeydi. Bu topluluk ara ara bazı Youtuber'lar başta olmak üzere bazı sosyal medya elemanlarına kapılarını açar; amaç biz o kadar kötü biri değiliz, kendi halinde insanlarız mesajını dış dünyaya vermek amacı ile yapılıyor. Kapalı toplulukların ara ara yaptıkları politikadır bu. Haridi ya da Hasidiklerin tek suçu, sosyal yardımları tırtıklaması değildir; bölge dünyaYahudi mafyasının merkezidir. 2005 yapımı Savaş Tanrısı (Lord of War) filminde gösterildiği gibi bu mafya, dünya silah kaçakçılığında aslan payını alır. (Bu konu Kurtlar Vadisi'ne de vardı) Sağcı bir yayın (GZT), Çenet'ten yıllar  önce bu grubu pırlanta ve değerli taş kaçakçılığıyla suçlamıştı. Amerikalılar ise sosyal yardımlara taktı çünkü orada sosyal yardım almak, gerçekten zor. Amerika'nın meşhur iktisatçılarını (Acemoğlu dahil) okursanız hepsi serbest piyasacı, sosyal yardımlara, kobilerin ve küçük esnafın-çiftçinin, devletçe desteklenmesine karşıdır. Devlet ya da yerel yönetimler, garibanlara bir tas çorba verse ülkenin liboş aydınları, serbest piyasaya müdahale diye koro halinde zırlar. M,lton Freidman ve Şikago oğlanlarına göre sosyal yardımlar, ancak gönüllülerin bağışlarıyla yapılmalıdır. Pek çok eyalette bu yardımlar çok geçicidir ve birden kesilir, yoksullar vakıfların önünde kuyruk olur. Üniversite eğitimi çok pahalıdır, insanlar yıllarca ödeyemecekleri borçlara girerler. Spor bursu, sanat bursu vermek adına üniversiteler, sirke dönmüştürç Hepsinin her alanda, profesyönel lig takınları, tiyatro, müzik gibi grupları var. Şimdi üniversite okumak için aldığı krediyi ödemek için haftada altmış saat çalışan, iki ay işsiz kalsa evsiz olabilecek bir Amerikalı olduğunuzu ve Ruhi'nin videosunu izlediğinizi düşünün. Neden Ruhi bu kadar etkili oldu; bence bu gerçeklerin bir yabancıdan duyulmasının etkisi. Bu topluluğun gücü sadece blok oylarından gelmiyor, gri bölgede ürettiği kapalı ekonomiden de geliyor.

Bir sürü Yahudi'nin sırf dua edip, sosyal yardım alması da çok sinir bozucu olmalı, Yahudiler için.  Miskin kelimesi bir zamanlar, dindar dervişler için kullanulırmış, sonra tembelliğin adı olmuş. Böyle bir şeyi, korona salgını döneminde, pansiyonda yaşamıştım. Pansiyona iş yükümüzü almak için başka okullardan erkek ve kız tarafına üçer tane belletmen getirmişlerdi. Kadın belletmenler, akşam geç gelip, sabah kahvaltıya bile kalmadan, çocuklarını bahane edip, gidiyorlardı. Erkeklerse ne zaman arasak, mescitteydi. Ne bir yoklama alma, ne arada kontrol etme, göreve mi geldiler, tekkeye mi belli değiller. Gözlerini sulandırıp, gözbebeklerini kocaman yapıyorlar, bir de söylenenlere geç tepki veriyorlar; ben gayba daldım misali. İkinci döneme müdür bunları okullarına geri göndermişti.Bunlardan biri de neredeyse tüm günü dini sohbetle geçiriyordu. Zaten tarikatlarda büyümüş bir kaç öğrenci, öğretmeni oyalarken, diğer öğrenciler de pansiyonu birbirine katıyordu.

Tarikatlar yüce bir inanç için, yüce bir lider etrafında toplanmış insanlar topluluğu olarak kurulur. Bu açıdan tarikat, sosyolojik bir birimdir. Bu kutsal amaç %90 din ve metafiziktir. Geri kalanının çoğu da siyasidir; komünist ve faşist partiler, genelde tarikat tipi örgütlenmeye girerler. İlk çağda felsefe tarikatları vardı; Pisagorcular, Stoacılar ve İskenderiye Mektebi, tarikat örgütlenmesiydiler. Yoga grupları da arada tarikatlaşabilmekte. NXIVM adlı kişisel gelişim şirketi içinden de seks tarikatı çıkmıştı. Tarikatlar, bir zaman sonra kutsal ideolojisinden uzaklaşıp, ticaret ve siyaset birliktelikleri olurlar. Üye olanlar da, bu çıkarlar için tarikata üye olmaya başlar. Bu imkanlar azaldığında, tarikatın üye sayısında azalma olur. Aslında biraz dikkat edersek etrafımızda bir zamanlar tarikatlara üye olmuş çok kişi vardır. Bu tarikatların içinde doğup, büyümüş kişilerin bazıları bile, özel hayatı yok sayan bu sistemden sıkılır ve kaçar. Bu sistemden kaçtığında ise, çoğu kez dış dünyada güçsüz bir durumdadır. Böylece  kapitalist sistemin ihtiyaç duyduğu, her işe gelen ve en düşük maaşa muhtaç, vasıfsız işçi olur. Tarikatın iç yüzün anlatsa da, tarikata üye olma oranlarını ya da tarikatın gücünü pek engelleyemez.

Pek çok kişi de, kumarhaneye bedava yiyip, içmek için gidenler gibi, tarikatın etinden, sütünden faydalanma çabasındadır. Böyle beleşçiler, nasıl kumarhanenin gelirini etkilemezse; hatta bu beleşçilerin pek çoğu daha sonra kumarbaz olacaksa; tarikattan faydalanaların bir kısmı üye olmayacaksa bile bir şekilde sempatizan olacaktır. Tarikat, artık onun için öcü olmayacaktır. Bu tiplerin doluşması ise, kriz ve çatışma anında tarikatın kof çıkması, kağıttan kaplan misali yıkılmasıdır.

Tarikatların iyi yanı, tek bir lidere bağlılıkları sayesinde kolay yönlendirilmeleridir. Tarikat liderini satın alır, adamınız yapar, kalan kitleyi de yönetirsiniz. Tarikat üyelerinin böyle yapmasının tek sebebi, liderin kutsal emirleri veya tarikattan ayrılınca yaşanacak toplumsal dışlanmışlık kadar, tarikat sayesinde çıkar sağlamak da vardır. Bu yüzden tarikatlar, devletlerin ve işgalcilerin en sevdiği kurumlardır. Mevlana'nın babası Bahaeddin Velet, Moğol propagansası yapa yapa Afganistan'ın Belh şehrinden Konya'ya (arada Hac'ca da gitmiştir) , daha doğrusu o zamanlar adı Larende olan Karaman'a gitmiş, işbirlikçiği, Konya'ya yerleşen  oğlu Mevlana devam ettirmiştir. Konya kalesini yıkan Bacu Noyan'ın gizli Müslüman olduğunu iddia edecek ve onun kıyımlarını övecek kadar işbirlikçi ve üstelikte bece apaçık bir şekilde gay olan bu şahsı, güzel şiirler yazdı diye övmek, bence tam bir aymazlıktır. Bir din kurumu olan Papalık, kendi kontrolünde pek çok tarikat kurdurmuştur. Bu tarikatların hepsi, her zaman Papalığa itaat etmemiştir. En ünlüleri olan Tapınak Şövalyeleri, ticaret ve bankacılık ile çok para kazanmış; para isteyen Fransa kralını ve Endülüs'te savaşmalarını isteyen Papa'yı red edince, tarikatın her şeyine çökülmüştür. Baltık kıyılarında devlet kuran Töton tarikatı, topraklarının büyük bir kısmını Ruslara ve Polonyalılara kaybedince, rikatın son büyük üstadı, Albrecht von Hohenzollern, Martin Luther'in izinden gidip, protestan olmuş, onun tavsiyesine uyup, Danimarkalı prenses Dorethea ile evlenmiş ve Prusya krallığını kurmuştur.

Bu risklere rağmen devletler için tarikatlarla işbirliği daha az risklidir. Sonuçta yönetmeniz, işbilriği yapmanız gereken  bir kişi ve etrafındaki küçük gruptur. Üstelik bu tek kişi tarafından yönetilen örgüt, bireyin tüm yaşamını kaplar. Bu yüzden devletler, işgalciler ve holdingler, genel anlamıyla tarikatları gizli ya da açık destekler. Koç Holding yıllarca hem Türkçe olimpiyatlarının, hem de Süleymancıların yıllık yemeğinin sponsoru oldu. Aydın Doğan'ın medya ordusu (gazete-dergi-televizyon,radyo ve hatta kitapevi) yıllarca tarikatlara sivil toplum örgüt dedi. Sivil toplum borozanlığını yapan aydın kişiler, 2010'da yetmez ama evet, kumpas davaları için Türkiye bağırsaklarını temizliyor falan dediler.

Tarikatlar da kendilerini koruyanları destekler. Fatih Sultan Mehmet'in ömrü savaşlarla geçti. Bu savaşlar için para ve asker lazımdı ve bu yüzden tarikatların mallarına el koyup, öğrencilerini de askere aldı. Şu anda bakmayın hepsinin Fatih'e övgüler düzdüğüne, o zamanlar hepsi beddua edip, onu gavur ve şeytan ilan etti. Fatih ölünce oğullarının kardeş kavgasında, onlara mallarını geri veren 2.Bayezit'i desteklediler. Bayezit'in alkole ve esrara düşkünlüğü, onu yüceltmelerine engel olmadı. Buna karşılık Bayezit'te tarikatlara kırk iki yıllık, neredeyse hiç fetih olmayan bir dönem yaşattı. (Bu dönemin on yıla yakını, kardeşi Cem Sultan'la mücadele ile geçti) Tarihçilerin bazıları bu döneme, yükselmede duraklama dedi. Tarikatlar kendi çıkarlarına o kadar bağlıdır ki, keşke Yunan kazansaydı bile diyebilir. Tarikatlar, kendileri açısından tarihi yeniden yazarlar.

Tarikatlar devlet için sadece oy deposu ve destekleyici kitle değildir. Devletlerin yer yer her yere uzanan kolu, pis işlerini yapıcısı ve derin devletin bir kolu, bazen de derin devletin kendisidir. 2015 yapımı Haysiyet Kolonisi (Colonia-Colonia Dignidad) filmi de benzer bir olayı anlatır. 1973'de Şili'de meşhur Pinochet darbesi olmuştur ve ülkenin güneyinde bir Alman tarikatının, sözde tanrıya yakın olmak için Almanya'yı bırakıp, Güney Amerika'nın bu en güney ucuna gelmişler. Kadınlar ve erkekler, çocuk yapma haricinde genelde ayrı yaşıyor. Sütyen günah, memeleri kat kat kumaşla kapatıyorlar. Geniş tarlalarda mısır, ayçiçeği falan ekiyorlar. Aslında kocaman bir işkencehane ve kimyasal silah üretim tesisi. Ayrıca bu ultra dindar, Protestan Hristiyan tarikat, çocuklara cinsel tacizle de günemede gelmiş. Pinochet devrilince de Şili'den kaçmış.

Tarikatların gelişiminde çoğunlukla devlet vardır, nadiren de olsa bazı tarikatlar, toplumsal muhalefetin merkezi olabilir. Bu durumda tarikatlar sık sık dağıtılır ve bunlar siyasi tarikattır. Dini tarikatların tamamı ya da tamamına yakını, ister İslam, ister Hristiyan, isterse New Age denen modern dine benzer oluşumlar (En meşhurları Tım Cruse'un üye olduğu Scientology'dir), devlet ya da devletlerin desteği olmadan büyümez ve yayılmaz. Nüfusunun yüzde birine yakının sokaklarda yaşadığı, üç ay işsiz kalanın evsiz kalma tehlikesi olan, Amerika Birleşik Devletlerinde bu tarikat üyelerinin sadece dua ederek cömertce sosyal yardım alması normal değildir. Ruhi'nin videoda eksik bıraktığı başka bir gerçek, tarikat sadece New York'da yok, zaten daha A.B.D yokken, Ukrayna'da kurulmuş ve kurucusunun mezarı da Kiev yakınlarında bir köyde, ara ara mezarına turla gidiyorlar. Bu kadar eski olduklarından, pek çok parçaya ayrılmışlardır. Son yıllarda Nikaragu ve Kostarika gibi orta Amerika ülkelerine de yayılmışlar.

Bu Yadudi tarikatlar, İsrail yada kendilerini başlarının üstünde taşıyacak başka bir batılı ülke dururken, geçmişi askeri darbelerle dolu, kartel denen dev çetelerin ortalıkta cirit attığı, Marksist-Leninist silahlı gruplarının halen ciddi miktarda destekcisinin olduğu bu ülkelere, üstelik kitleler halinde ve hem de Amerika, Nerw York'dan göç ediyor?

Amerika'nın Irak'ı işgelini kolaylaştıran Keşnizani tarikatıydı, Saddam'ın akrabaları arasında bile bu tarikata üye olmuştu. Tarikat üyesi generaller ve subaylar teslim olunca, tüm Irak ordusu dağıldı. 

Tarikatlar her zaman tehlikeli, karanlık ve pis gruplardır; masumca kurulsalar da, liderlerine aşırı itimatları, sarmal hiyeraşik yapıları ve bireyin düşünmesine engel olacak şekilde tüm hayatını kaplamaları ile çabucak kirlenirler.





20 Nisan 2026 Pazartesi

MESELE SADECE UŞAKLIK (KOMPRADORLAR)

 


Şu ana kadar İran'ın A.B.D ve İsrail'e karşı resmen zaferini görüyoruz. En büyük yenilgi, Amerika'nın yalnızlığı; Kore ve Japonya bile süper gücü desteklemedi. Japonya'nın genelkurmay başkanlığı, Tokyo yakınlarında, bir Amerikan üssünün içinde. Japon ordularının konutanı, Amerikan nizamiyesinden geçmden, makamına oturamıyor. Kore genelkurmayı ise resmen yarım adadaki Amerikan ordusunun emrinde. Buna rağmen bu ülkeler, İran'a karşı savaş için ciddi bir zafer bekliyor. Aklıma Machiavelli'nin, Türklerin savaşmaya hevesli askerleri var, taşradan savaşa ha deyince gelen askerleri var, Avrupa'da krallar, her savaşta vassallarından asker dileniyor sözü geldi. Hürmüz boğazı bir yana, Amerika donanması Babülmettep boğazını bile kullanamıyor. İsrail'in %5 kadarı ülkeyi terk etti.

Bütün bunlara sonucunda birileri birdenbire, Şah İsmail'den beri Şii olan İran'ın Şiiliğini yeni keşfediyormuş gibi yapıyor. Tarikat şeyhleri şu günlerde ha bire İran ve Şiilikten bahsediyor. Bazıları dilinin altındaki baklayı çıkardı, İran, İsrail'den daha kafirdir diyor. Diyanetçiler bu konuda sessiz ama son yıllarda birer televizyon yıldızına dönen tarikat şeyhleri koro halinde Sünni-Şii çatışması çıkarma derdindeler. Bunların tek derdi Sünnilik mi sizce? Oysa Kaddafi ve Saddam, Sünniy'di; hatta Saddam, Şii çoğunluğu bastıran ve ezen bir Sünni liderdi. Pek çok kişiye garip gelecek ama Esat ailesi de kağıt üzerinde Sünni'di ve hanedan bireyleri Sünni ailelerle evlenmeye dikkat ederlerdi. Bu üç liderlerin devrilmesi, İsrail'i rahatlatmıştı. Bu üç liderin düşüşünde Türkiye'nin askeri-lojistlik-diplomatik desteği vardı. Bu destek, muhaliflerin belirgin bir başarsından sonra geldi. Şimdi ise Amerika, İsrail ya da İran'ın rejim muhaliflerinin görünür bir başarısı yok.

Siyasal İslam'ın, İsrail düşmanlığını size şöyle anlatayım: son Gazze savaşından beri Kola satışları ciddi oranda düştüğünden beri boykot listeleri yapılmıyor. Bu tür çıkış yapanlar hemen bastırılıyor. İran'ın direnişi, şöyle görkemli bir Gazze-Filistin mitingini de engelliyor. Reis bir anda Antisemitizm'in de bir insanlık suçu olduğunu söylüyor. Gene de görünüşte de olsa İsrail düşmanlığı devam ediyor. Özellikle skandallar patladığı zamanlarda Reis ile Netenyahu arasında sıkı laf atışmaları oluyor.

Amerika'nın daha önceki başarıları ya da ufukta görülen başarı ihtimalleri bu uşaklık (komprador- İşbirlikçi) ruhu saklıyordu. Birinci körfez savaşı sırasında Turgut Özal, bir koyup, üç kazanacağız, diyordu. Sonuç; Kuzey Irak'a yerlekşip, daha da güçlenen bir Pqq, Kuzey Irak'ta yarı bağımsız, hatta pek çok Birleşmiş Milletler ülkesinden daha bağımsız bir Kürt Özerk yönetimi (namı diğer Irak Kürdistan'ı) ve müttefik olarak kaybedilmiş bir Irak. Körfez savaşından evvel Irak, Türk malları için iyi bir pazardı. Tavukçuluğun %60'ı tek başına Irak'a satılıyordu. Şimdi ise, Irak Kürdistan'ı haricinde, Türk-Irak ticareti, Körfez savaşı öncesinin çok gerisinde. Libya'da, inşaatçıların açık pazarıydı, şimdi Türkiye'ye çok uzak. Suriye'de böyle olacak.

Bu dinci ve faşist tayfa, geçmişte de böyleydi ve gemişteki uşaklık etme bahanesi Komünizmdi, hemen hepsinin Komüminzmle mücadele derneği geçmişleri var. Kanlı pazardan sonra,  boğazda demirleyen Amerikan 6.Filoya dönerek (İstanbul'dan Kabe'ye yönelmek için Marmara'ya dönülmeli) namaz kılmışlıkları vardır. Necip Fazıl, Müslümanları İngilizler aleyhine olmaktan men etmişti. İskilipli Atıf Efendi, İngiliz Muhipler Cemiyeti üyesiydi ve idamının şapka kanunuyla alakası yoktu. Kazım Karabekir'in dediği gibi; cemaat ve tarikatlar, Haçlıların Anadolu'da kurdukları ileri karakollardır.

Tarikatların ve cemaatların bu huyları hem eski, hem evrenseldir. Aklıma gelen en önemli örnek, Mevlana Celaleddin-i Rumi'dir. Bu homoseksüel Moğol casusunun halen popüler olması, ülkemizin cahilliğinin göstermektedir. Yazılarında açıkça Türk, Kürt, Alevi, Konyalılara düşmanlık yapıyor. Erzincan'ı sevmiyor, Erzincan'dan kaç, orada kötü insanlar var diyor. İki yıl Erzincan'da kalmış, kızkardeşi olarak bilinen Örüklü Bacı türbesi Erzincan'da. Mesnevisini, Fih-i Mafih'ini ve Mektubatını okumuş biri olarak bence basbayağı homoseksüel. Yoksa o kadar anal ilişki hikayesi anlatmazdı. Bacu Noyan, Konya'yı yaktığında,  iyi yapmış, Konya günahkardı, temizlendi demiş. Babası Bahaeddin Velet,  Harzemşahlar'ın, Meşai (Farabi-İbni Sina ve takipçileri) koruduğu için Moğol katline layık olduğunu söylüyor. Öğrencisi Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri'nde, Moğollara verilen, bize verilen diyor.

Diğer yandan Mevlevilik, zannedildiği gibi hoşgörü tarikatı değildir. Gel, ne olursan ol gene gel sözü, Mevlana'ya değil,  ondan yüzlerce yıl sonra yaşamış başka bir Mevlevi'ye aittir. Tarikatın hoşgörü mezhebi olması ile, Kanuni döneminde şeyhülislam olan Ebu Suud'u Mevlevilere savaş açması sonrasında oluyor. Ebu Suud'u, Suudi Arapların atası İbni Suudla karıştırmamak lazım.Muhteşem Yüzyıl dizisinde, Tumcel Kurtiz oynamıştı bu rolü. Kurtiz'in erken ölümüyle pek çok konu yarım kaldı. Aslında sadece Ebu Suud değil, Balıkesirli Kadızadeler sülalesi, kendi başına bir dizi konusu. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca şeyhülislamlık, kazaskerlik, müftülük gibi makamları ele geçirip, Osmanlı dini teşkilatlarının Nakşibendileşmesini sağlamışlar, özellikle de Mevleviliğe ızdırap olmuşlar; sonunda kendileri de paralel yapı ilan edilip, tarihten silinmişlerdir. Mevlevi hoşgörüsü de bu dönemde gelişmiş.

Din adamlarını uhreviyat, metafizik alem için yaşıyor sanıyoruz, onların da bu dünyada yaşadığını unutuyoruz. Ulumudin lakabu takılan Gazali'nin Şiileri o kadar eleştirirken, neden Haçlı seferleri ile ilgili bir şey yazmadığı halen tartışmalı. Kimilerine göre Haçlıları ilk karşılayan Anadolu Selçukluları ve Şii Fatimi halifeliğine muhalif olduğu için.

Günmüze gelirsek, neredeyse yüz elli yıldır İngiltere ve Amerika'nı eteğine yapışmış tarikat sürüleri, olası bir İran-Türkiye savaşının fırsatını kolluyor.  İsrail'in kendini güvende hissetmesi için, sınırlı da olsa İran-İsrail çatışmasına ihtiyaç var. Bunu isteyenlerin tek derdi uşaklık, mezhep ya da İran rejimi değil. İran'la dost ya da çok fazla dost olmak zorunda değiliz, savaşıp İsrail ve Amerika'yı sevindirmeyeleim yeter.