tarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2026 Pazartesi

KOPYA SIKANDALINDA NEDEN TUTUKLAMA YOK?



 Ülkemizde günden hızlı değişiyor ve pek çok şeyde gözden kaçıyor. Milyonlarca insanı mağdur eden -KPSS sınavı tekrar yapıldı. ÖSYM'den bir kişi bile görevden alınıp, tutuklanmadığı gibi, skandala sebep olan dershane de, Youtube kanalı dahil, yerli yerinde. Yani değişen bir şey yok. İnsanların sınava ikinci defa girip, masraf yapacak olmaları dışında. Diyeceksiniz ki, sınav parası alınmayacak. Siz hiç düşünmüyor musunuz, bu insanlar cumartesi ya da pazar da olsa,  işlerinden izin alıyorlar. Sınav her yerde yapılmıyor, bazen de her il merkezinde yapılmıyor. İl merkezlerinde, büyük şehirlerde, sırf sınav için otellerde kalınıyor, akraba-tanıdık yanlarına gidiliyor. Kırılan umutlar ve hayaller de cabası.

Benim ki de laf mı? Koskoca milletvekil, rüşvet aldığını kameralar önünde itiraf etti de ne oldu? Konu itiraf ederken başının açık olmasına geldi. Soruşturma açacak savcı yok, çünkü HSYK doğrudan cumhurbaşkanına bağlı. 2010'un meşhur yetmez ama referandumunun ana konusuydu HSYK'nın yapısı. HSYK'yı siyasete bağlayarak, oradaki kemikleşmiş grupları yıkacaktınız. Evet, yıktınız, bravo, hadi gene öğünün, demokrasi peşindeydik deyin. İstanbul'da bir hastane, yatalak hastalarla alay eden hastane bir günde kapanıyor ama kırk beş çocuğa tecavüz edilen öğrenci yurdu, bir öğretmen ceza aldıktan sonra, vakfı ile beraber dimdik ayakta. Siz de bütün bu tecavüzler olurken, devleti geçtim, vakfın diğer yöneticileri nerede diye sormadınız.

Koca ÖSYM ya da kırk yıla yakındır ÖSYM'nin her ihalesini rakipsiz alan, Doğramacı ailesine ait Tepe Holding ve dolayısı ile Doğramacı ailesine ait Meteksan şirketinde bir kişinin bile savcılıkça ifadesi alınmadı ama ÖSYM sınavlar yapmaya devam ediyor.

Bir de farkında mısınız, uzun zamandır sınav birincileri ya açıklamıyor ya da halkın gözüne sokulmuyor. Muhalif kitlenin en büyük yanılgısı, tarikatlarla ilgili olarak 2002 yılını baz almaları. Oysa FEM dershaneleri 1990 ya da 91-92'den itibaren her sene üniversite sınavı birincileri çıkarıyordu. Yani o yıllar ve belki de daha öncelerine kadar uzanıyor bu kopya meseleleri. Siyasal İslamcılar, 12 Eylülden itibaren aşırı güçlenmeye başladılar. 12 Eylül gardrop Atatürkçüsü ve tarikat koruyucusuydu. Sol, ezilmek bir yana, sindirilirken, dincilik ve tarikatçılık yükseldi. Özal açıkça Nakşibenci (hatta annesi özel bir kanunla, Nakşi bir şeyhin mezarının yanına gömdürdü), Demirel ise, Said-i Nursi'nın yıllarca sürgün yaşadığı Isparta milletvekili oldu. Ecevit bile her yere tarikatçıları getirdi.

İşte böyle bir canavarla mücadele ediyoruz. Şimdi utanması ya da çekinmesi de yok. Kopya çekildiği belli ama ne tutuklama var, ne de görevden alınma.

(2021 Ekim'inda beşka bir blog için yazmılım, tekrar yayımlayasım geldi:

16 Ocak 2026 Cuma

TARİKATLAR, YAPAY AŞİRETLERDİR



İnsanın başarısı illa arkadaş-eş dost çevresine bağlıdır. Yeteneklerinizi göstermek için birilerini tanıyor ve birilerinin de sizi tanıyor olması şarttır. İnsanlar her zaman, iyi bir dost-akraba çevresi olsun ister. Bu çoğunlukla aileden gelir ve doğaldır. İnsalarsa bu çevreyi, çeşitli yollardan genişletmeye çalışır. Bunların bazıları gelenekseldir; Katoliklerde vaftiz anneliği, Alevilerde Musaiplik, Kürtlerde kirvelik gibi. İnsanlar, aile çevreleri dar olduğunda, bunu genişletmenin yollarını arar. Bu yollar bazen kurumsallaşır. Dernekler, sendikalar ve taraftar gruplarını bunun örnekleridir. Kapitalizmin geliştriği çağlarda Mason Locaları, Lions Klüpleri ve mezun dernekleri, bu işlevi görmüştür.  Orta çağdan itibaren tarikatlar, bu işlevi görmüştür. Orta Çağda, hem doğuda, hem de batıda din sadece metafizik yada ruhani alem değildir, siyasi bir tavırdır. Hazarların önce Müslüman, sonra Hristiyan, en son da Yahudi olması, siyasi bir tavırdır. Rusların, Katolik yada Müslümanlık yerine Ortodoks olması da siyasi bir tavırdır. 16. yüz yıl Ukrayna Kazakları arasında Ramazan diye biri vardır. Rus çarlığınsa davaşmak için din değiştirmiştir ama isim değiştirmemiştir.

Orta çağın diğer bir olgusu da tarikatlardır. İslamiyette tarikatlar, Abbas, halifeliğinin ikinci yüzyılında ortaya çıkmıştır. Peygamberin döneminde mezhepler olmadığı gibi, tarikatlar da yoktur; tarikatımsı oluşumları, bir lider etrafındaki  gruplaşmalar da süratle bastırılmıştır. Tasavvufçuların bahsettiği o tarikat makamı olmamıştır. Selçuklu devletinde, özellikle  vezir Nizamülmük'ten itibaren, tarikatlar aracılığıyla daha iyi yöneteceğini anlayıp, onları devlet kontrolüne almaya gayret etti. Bunda başarılı da oldu. Batıda Katolik kilisesi de benzer şekilde tarikatlar kurdu ve Haçlı seferlerine üç büyük tarikatla (İtalyan-Sen Jean, Alman Töton ve Franszıların meşhur Tapınak şövalyeleri) katıldı.

Tarikatlar, modern çağda kendini dönüştürdü. Elitler, İngiltere'den Mason locaları ertafında örgütlendiler. Tarikatlar, orta çağın başından itibaren, hatta belki Roma'daki Stoacı ıkullardan itibaren, kendisine dost ve arka arayanların sığındığı yerler oldu. Tarikat şeyhleri-üstatları da etki alanlarını genişletmek için sürekli yeni üye alımlarını teşvik etti. Fazla büyüyen, zenginleşen ve tehdit olan tarikatlarsa, devlet içinde, devlete paralel yapı kurdular ve zamanı gelince o paralel yapılar yerle bir edildi. Haçlı seferlerinden sonra Sen Jean şövalyeleri Rodos'a yerleşti ve Kanuni, Rodos'u alana kadar korsanlık yaptı. Rodos'tan sonra Kıbrıs, Girit ve Malta'da korsanlığa devam ettiler. Töton şövalyeleri de yüz yıllarca Baltık kıyılarında devlet kurdular, İskandinavları, Hristiyan yaptılar, Ruslara karşı savaştılar. Son tarikat üstadı, Protestan oldu ve Martin Luther'in tavsiyesiyle Prusya devletini kurdu. Tapınakçılar ise, Fransa merkezli olarak Avrupa çapında ticaret ve bankacılık yapıp, zenginliklerine zenginlik kattılar. Bu zenginliği paylaşmamaları yüzünden de göze battılar. Papalık onların İspanya'da, Müslümanlara karşı savaşmasını istedi; Fransa kralı da, dokuzuncu Haçlı seferine çıkacağım, para ve asker verin dedi; istenilen cevap alınmayınca Papalık ve Krallık, tarikata baskın yaptı. Tarikatın malları müsadere edildi ve tarikat üyeleri yıllar süren, bol işkenceli yargılamalardan sonra idam edildi. Baskın günü kaybolan, tarikata ait on dört gemi üzerine, bu günün Mason localarına, Lions klüplerine uzanan efsaneler üretildi. Tarikat tamamen yok edilmedi, İspanya'daki kolu Dominiken tarikatı olup, Müslümanlarla savaştı, diğer ülkelerde de benzer faaliyetler oldu. İşin ilginci Tapınakçıların, Haçlı seferlerinin en ateşli günlerinde bile üyelerinin yüzde beşi bile seferlere katılmamıştı.

Doğuda da tarikatlar, benzer süreçleri yaşadılar. Fatih Sultan Mehmet, Hurufileri cami avlusunda diri diri yaktı. Kadızadeler, şeyhülislamlık makamını ele geçirdiklerinde, kendilerine rakip gördükleri Mevlevileri mahfettiler. Mevleviler halen İstanbul'da, Kadızalederin yaptırdığı Vani camiye, Vani cani derler. 16 Haziran 1836, sadece Yeniçeriler için değil, Bektaşilik tarikatı için de bir felaket oldu. Tarikat, yeniçerilikle fazlasıyla bütünleşmişti. Bektaşilik de Yeniçeriliği kullarak her yere sızmıştı. Yeniçeriler son yüz yıllarında artık savaşmayan, devletin ve toplumun üzerinde parazitlik yapan, huzur bozan bir varlıktılar. Yeniçerilikle beraber, Bektaşilik de, Arnavutluk ve Girit adası hariç, halledildi. Yüz yıl kadar sonra kendisini toparladıysa da bir daha eski günlerine dönemedi.

Tarikatlara üye olmak, orta çağdan kalma bir alışkanlıktır. Günümüz New Age ve İspirtizmacılar da buna dahildir. İnsanlar aidiyet ve çevre edinme ihtiyaçları ile tarikatlara üye olmuş, pek çok tarikatta, insanların ailesi-aşireti olmuştur. Belli aile ve klanların, devlete egemen olması gibi, zaman zaman devlete egemen olmuşlardır. Fazla büyüyenler de, aralarındaki insani ilişkiler zayıflayıp, kurumsallaştığı için işlevini yitirmiştir. 1972' de İngiltere'deki her sekiz yetişkin erkekten biri, Mason locası üyesiydi. 2013 Aralığında, Zaman gazetesi olmayan esnaf bulmak imkansızdı. Tarikat üyeleri arasındaki bağ, aşiret arasındaki bağ gibi, zor zamanlarda zayıflamıştır. Tekke ve Zaviyeler kanunundan sonra yok olmamışlar,  şekil değiştirmişlerdir. Günümüzde daha çok holding-vakıf olarak kendilerini göstermektedir.

13 Ekim 2024 Pazar

TARİKAT DİNLERİ

 


Abdülkadir Sezgin isimli bir Diyanet bürokratı, doktora tezini Hacı Bektaş-ı Veli ve Alevilik adı altında kitaplaştırdı. Tezi ilginçti, Aleviliği aslında Bektaşilik, Bektaşiliğin de Sünni bir tarikat olduğunu iddia ediyordu. Bu kitabı üniversitede ödev olarak almıştım, hocam da tahmin edersiniz ki sağ görüşlü biriydi. Bu görüş bana hep saçma gelmişti, halen de saçma geliyor. Bu tezin amacı çok belli ki asimilasyondu. Bu düşüncelere sahip olduğumda, diğer tarikatların görüşlerini bilmiyordum. Sünni yada Ehli Sünnet denilen tarikatların inançlarının içlerine girdiğimizde yer yer Aleviliğin bile klasik Sünniliğe daha yakın olduğunu görürüz. İbadet olarak Aleviliğin namaz, oruç gibi ibadetlere uzak olması yada 12 İmam, Hızır orucu gibi kendi versiyonlarını icat etseler de,  Ali-el Mürteza dahil, hiç bir Alevi ulusu, Allah yada Cebrail ile konuşmamıştır.  Malakat yada Buyruk, yada başka bir kitap, Kur'an yerine geçmez.  Ali, Hasan yada Hüseyin, ölüleri diriltmemiş, doğa üstü olaylara karışmamıştır. 

Oysa pek çok tarikat, bambaşkadır. Tarikatın kurucusu ve şu anki şeyhinin muhteşem kerametleri vardır. Ahmet Eflaki'nin Ariflerin Menkıbeleri'ni okuduğumda hayret etmiştim. Kendisinin yazdığına göre Mesnevi, Kuran'ın yorumu değil, kendisidir demiştir. Nurcular da Said-i Nursi'nin Risaleleri ile ilgili olarak benzer düşünürler. Onlara göre Said-i Nursi, yaklaşık yüz yılda bir dini tazeleyen büyük mütefekkirlerden biridir. (1998'de bir Nurcu bana aynen böyle demişti). Ondan sonra kim çıkacak beli değildir.  Bazı Ekşisözlük yazarlarına göre risaleler büyük ölçüde 19. yüz yılda Bahailik dinin kuran Bahaulah'ın kitabına benzemektedir. Kendisi İstanbul'da bir medresede uzun bir sınavdan başarı ile çıkmıştır. Sınavdan sonra Bedüüzaman (zamanının güzeli) unvanını almıştır. Kendisini sınayan hocaların kimliği bilinmemektedir. Daha neler neler vardır ki, bir sürü değişi Nurcu grup olduğu için yazdıklarım yalanlanacaktır.

Tarikat şeyhlerinin pek çoğunun kitabı okunmaz, okutulur.  Biri okur, diğerleri dinler, okuyan her cümleyi bazen yarım saat açıklar. Bazen de bu açıklamaları kitaba ekler, buna da şerh derler. Üniversitede bir hocamız, Ebu Hanife'nin on (10) sayfalık bir kitabının,  şerhlerle bin  (1000) sayfa olduğunu anlatmıştı. Gazali'nin yaşadığı her güne 17 (on yedi) sayfa olmasının sırrı da budur. Günümüzde din kitapları çok satılır, az okunur. Satın alınmasının ilki gösteriştir, boydan boya dizer ve dindarlığınızı gösterirsiniz. İkincisi de tarikata yada derneğe yardım yapmaktır. Son elli yada yüz yılda bu kitaplar, tarikat şeyhinin konuşmalarının yazıya dökülmesidir ve paragraflar kendi içlerinde bile tutarsızlık taşır.

Tarikat şeyhlerinin konuşmaları, modern çağla beraber sosyal medyada da yayılmaya başladı. Bunu daha çok kendileri yapıyorlar, hedef kitlelerine daha kolay ulaşmak için. Konuşunca doğrudan hadis diyorlar, ayet diyen pek yok. Çünkü ayet uyduramıyorlar. İkinci bir neden de Kuran'ın Türkçesinden rahatsız oluyorlar, çünkü öğrenen dini sorguluyor. Hadis uydururken de hızlarını alamıyorlar. bir çıkmış, saç ektirmek günahtır, kendi saçından olsa bile diyor. Oysa bu teknoloji kırk yıllık bile değil. Bin dört yüz yıl önce yaşamı birisi, bu konuda neden hüküm verme ihtiyacı duysun? Öyle olsa ülkemize saç ektirmeye gelen turistlerin tamamı Arap'ken bunu neden söylüyor? (İslam'ı Araplardan iyi bildiğini sanmak,  Arao plmayan Müslümanların avuntusudur.) Bunun sebebi, özel sağlık hastanelerinin öteki tarikatın elinde olması ve öteki tarikatı da rakibi olarak görüyor olması, olmasın sakın. Çok bilinen bir tarikat, bir zamanlar malum tarikatın dershanecilik ev özel okuldaki teklei gibi, özel hastanecilikte tekel olmuş durumda. Özel hastanlerede hemen hiç türbanlı doktor-hemşire görmüyor olmanız, bu gerçeği görmemizi engelliyor. Ayrıca Sözcü, Cumhuriyet, Birgün gibi gazetelere yaz boyunca bol Atatürk resimli ilanlar veren pek çok özel okul da tarikatçıdır. Tarikatların gerçek dini paradır. Fakirler, garantili hazır pazari her daim ucuz iş gücü imkanı; fakirler bedava yemek, yurt, düşük maaş da olsa iş imkanı; memurlar da torpil bulabilmek için üye olur. Bir kaç ay önce, bir üniversitede, uluslar arası bir konferansta kapalı bir kızın görev almasına engel olunması duyuldu, sonra bu olay çabuk kapandı. Bu olayın olduğu üniversite, orta çağ Müslüman bir düşünürünadını taşıyan ve kadroları tarikatçılarla dolu bir üniversiteydi. Hatırlarsanız , İstanbul'un olimpiyat şehri olma tanııtım videosunda da kapalı kız yoktu. Yani ortaya attıkları sorunlar da anca göz boyamadır. 

Geçmişte de böyledyi ve Osmanlı-Selçuklu tarihi boyunca pek çok tarikat, önce yandaş, sonra paralel yapı oldu, sonra halledildi. Hemen herkes Osmanlı'da Alevi-Bektaşi katliamını bilir. Oysa Yavuz'u tahta çıkaran Yeniçeri'ler, Bektaşi tarikatı üyesi olarak, katlettikleri Aleviler gibi yaşarlardı. Devşirildikten sonra namazları kılındı kabul edildiği için bayram ve cenaze namazı haricinde namaz kılmaz, Ramazan ayında oruç tutmaz, Aleviler gibi 12 İmam, Hızır orucu falan tutarlardı. Öyleyse neden Alevi katlettiler diyeceksiniz, sebep, paraydı. Çaldıran'dan sonra bile pek çok Kürt Alevi topluluğun Dersim ve çeşitli bölgelere yayılmasına göz yumuldu. Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra da devletin Bektaşi tekkelerine desteği, Arnavutluk ve Girit adasında devam etti. Herkes Alevi-Bektaşi kıyımlarını bilir dedik. Osmanlı belki de Alevi-Bektaşi'den çok Mevlevi katletti. Balıkesirli Kadızadeler'in Şeyhülislamlığı ellerinde tuttukları uzun süreler boyunca Mevleviler ve Halvetiler, sistematik katliamlara uğradı. (Muhteşem Yüzyıl'da Ebu Suud efendiyi Tuncel Kurtiz oynamıştı ama erken vefatıyla senaryo çok değişti. Kadızadeler tek başına dizi-belgesel konusudur.)  Sonra Kadızade ailesi, Vendeiklilerin Çanakkale boğazı ablukasını dini sebeplere bağlayınca Köprülü Mehmet Paşa ve ailesinin öfkesini çekti. Aile halledildi ve bundan sonra da bir süre Nakşibendilere zulüm başladı.

Siyasete bulaşan her tarikat, önce muhalif, sonra yandaş, sonra paralel yapı olur, en nihayetinde halledilir. Mason Locaları da 1970'lere kadar her şeye egemen gibiydi. Derken İngiltere'de bir soruşturmada, Mason hakim ve savcıların, biraderlerini kolladığı ortaya çıktı. Bu olayı okuduğum kaynaağa göre o yıllarda her sekiz yetişkin erkek İngilizden (halen de Mason kadın olunmuyor diye biliyorum) biri Mason'du. İngiltere'deki soruşturmadan sonra İtalya'da P2 locası skanladı ortaya çıktı ve piyasa Masonları ifşalayan kitaplarla dolu. Hiç Opus Dei (Vatikan'ın gizli örgütü), Kurukafa-Kemikler örgütleri ile ilgili kitap var mı? Varsa da çok az.

Tarikatlara üye olmaz, o dinin üstünü yada daha çok inancı olanı olduğunuz anlamına gelmez. Her tarikat, bambaşka bir dindir.

20 Temmuz 2024 Cumartesi

Cemil Ünlütürk - Suudi Arabistan’da İslam

 


Cemil Ünlütürk’ün gözlemlerini birlikte okuyalım:

       “1-Suudi Arabistan'da türbe, yatır yoktur, yasaktır. Bunlar olmayınca doğal olarak ziyaretleri de yoktur. Böyle davranışlar gericilik, cahiliye devrinden kalma putperestlik sayılır.
       2-Suudi Arabistan'da peygamberimize ait olduğu söylenen “Sakal-ı Şerif, Hırka-i Şerif” gibi ziyaretler de yoktur. Böyle davranışlar gericilik ve şirk sayılır.
       3-Suudi Arabistan'da imam, müezzin gibi din görevlileri, ülkemizdeki gibi devlet memuru değillerdir, devlet bütçesinden bu kişilere maaş ödenmez. Allah için yapılan görevin karşılığında para almak ayıp sayılır ve yasaktır, para alan imamların arkasında namaz kılınmaz.
       4-Suudi Arabistan'da biri çıkıp da 'medyum' olduğunu iddia ederse kellesi hemen gider.
       5-Suudi Arabistan'da Nakşilik, Nurculuk, Fethullahçılık tarikatlar yoktur, onların şeyhleri de, müritleri de, cemaatleri de yoktur. Tarikat şeyhleri, müritleri televizyonlara kanaat önderi olarak çıkmaya kalkarsa hemen kelleleri alınır.
       6-Suudi Arabistan'da Kız İmam Hatip Lisesi yoktur. Bu komik bulunur, çünkü İslamiyet’te kadından imam olmaz.
       7- Suudi Arabistan’da camilerin altında ticarethane açmak İslam’ı ticarete alet etmek olarak görülür ve izin verilmez.
       8- Suudi Arabistan camilerinde; derneklerin, kişilerin para toplaması yasaktır. Buna yeltenenlerin mahkeme kararına gerek olmadan elleri kesilir.
        Elbette size bir şeriat ülkesinin övgüsünü yapmadım.
        Bir şeriat ülkesinde bile yasaklanan bazı şeylerin ülkemizde serbestçe nasıl uygulandığını hatırlatmak, güzel dinimizin nasıl sömürüldüğünü vurgulamak istedim.
         Ayrıca Suudi Arabistan’da nüfus yoğunluğuna göre cemaat sayısının yeterli olmadığı bölgelere cami yapılmasına izin verilmiyor.”
Önceki gün İzmir’de toprağa verilen Cemil Ünlütürk’ün Suudi Arabistan’daki İslam yaşamı ile ilgili tespitleri böyle.

Ne garip değil mi?

Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında yasakladığı kimi şeyler, onun vefatından sonra ülkemizde serbest hale geldi, ama şeriatla yönetilen Suudi Arabistan’da hâlâ yasak.

Demek bizde yaşanan pek çok şeyin “İslami kuralla” ve “İslami inanışla” ilgisi yok.

Suudi Arabistan ile ilgili yazılacak çok şey var.

Hangi birini yazayım, ülkenin şeriatla yönetildiğini, ama şeriat kurallarının sadece“halka” uygulandığını,“hanedana” uygulanmadığını mı?

Hanedan üyelerinin, ülkede olup biten her şeyden “yüzdelik” aldığını mı?

Genel cinsel tercihlerin sapkınlığını mı?

10 Ekim 2023 Salı

ADNAN OKTAR TARİKATININ BEKLENEN HAMLESİNİN BEKLENMEYEN YÖNÜ



Önce bu konuda daha önceden yazdıklarımı hatırlatayım: https://onbinkitap.blogspot.com/2018/08/adnan-hoca-yeni-bir-15-temmuz-tehlikesi.html

140 journos'un Kedicik belgeseleni pek beğenmedim, çünkü bu iddialar, benim hatırladığım doksanlarda bile basında, özellikle Adnan hoca ve Fetö ile arası iyi olmayan Star grubunda anlatılan şeylerdi.  Bu örgüt, kamuoyunun gözü önünde kurulmuştur. Siyasette sağ partilerden, özellikle de Necmettin Erbakan'ın yolundan-izinden giden Milli Görüş partileri tarafından, onlara bağlı-onlara yakın yayın kuruluşları tarafından desteklenmiştir. Örgüt, ara ara polis baskınına, adli kovuşturmalara uğrasa da, bunlardan güçlenerek çıkmıştır. Özellikle 1999'daki kovuşturmadan sonra gücünün doruğuna ulaşmış, kendisine en ufak eleştiri getiren kişileri rezil ve perişan etmiştir. 

Ne olmuşsa olmuş, 2018'de bu örgütün fişi çekilmiş, yapılan operasyonlarla beraber, gücü büyük ölçüde kesilmiş, Adnan Oktar ve örgütünün tüm kilit isimleri tutuklanmış, tüm medya da Adnan Oktar aleyhine yayımlar yapmıştır. Oysa 1999'da solcu ve Uzan ailesi destekli medya haricinde, Adnan Oktar'a karşı ciddi bir yayım olmamıştı. 2018 operasyonundan sonra örgüt sadece Twitter'da (X.com) aktif oldu. Zira A9 denen televizyon kanalı ve ortalıkta bedava dağıtılan, Harun Yahya takma isimli yazarın kitapları haricinde birkitle iletişimi yoktu bu örgütün. Önceleri tuhaf tabelaları gündeme taşıdılar. Özellikle Cübbeli Ahmet hocaya kafayı takmış durumdaydılar, sürekli onunla ilgili mesaj gönderiyorlardı. Epeydir tabelalarını trendelere taşımak yada bir tabela altında buluşmak yerine, başka tabelalara kendi mesajlarını ekliyorlar. Hiç takip etmediğim yada takip edenleri de tanımadığım kullanıcıların mesajları nasıl önüme düşmesinden, örgütün x.com'un algoritmasını çözdüğünü gösteriyor. Sürekli kadın adı ve fotoğrafı ile hesap açıyorlar. Hep de insanların üzt sınıftanım mesajı verme kaygısı taşıyan tuhaf isimleri (ajda, maya,arya- sanki çok opera dinlermiş gibi) kullanıyorlar. Şu günlerde de miray ve simay ismine takmışlar. Ben hayatımda hiç miray yada simay isimli birisi tanımadım. Sanki tüm miray ve simaylar, Adnancı olmuş.

Bu tarikat yada ne ad vereceğimi pek de bilemediğim örgüt-oluşum, neden bu kadar bastırılımış, hatta ezilmişken gündeme geldi? Üstelik sadece bir yönü, kadınları istismar yönü ile gündeme geldi? Üstelik daha ziyade muhalif medya üzerinden gündeme geliyor, neden? 140 Journos'un videosuna tek konuşan gazeteci, Barış Terkoğlu, yandaş gazetelerden kimse yok.Belgeselde anlatılanlar, 2021'de yayımlanan, Hakan Erol'un Turnike adlı kitabında yazılan şeylerdi.  Benim aklıma gelen, örgütün bir eylemine karşı iktidarın kamuoyunu hazrılamaya çalışması oldu. Fetö, nasıl mafya dizileri ile halkı darbeye hazırlamışsa ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/carpisma-ve-diger-mafya-derin-devlet.html), devlette Arka Sokaklar dizisi başta olmak üzere, çeşitli dizilerde halkı darbe aleyhine hazırladı. Ezel dizisinde Dayı, ona sorulan dışarda mıydın sorusuna, hayır, içerdeydim diye cevaplamıştır. Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde Polat Alemdar, üzerinde kocaman harflerle Erdoğan yazan bir taşın önünde poz  vermiş, Kara (Yeşil) adlı karakter, medya patronu Davur Tataroğlu'nu (Aydın Doğan'da Tatar kökenlidir) öldürmüştü. Arka Sokaklar'da ise Rıza başkomser ve ekibi, Fetöcü polis ve subaylarla mücadele ederek,  örgüte ve kamuoyuna karlı mesaj verilmişti. Siz sadece sert (hard) dizi ve filmlerde siyasi mesaj var sanıyorsunuz ama Çiçek Taksi yada Ferhunde Hanımlar gibi dizilerde bile siyasi mesaj vardır. Mesela Adını Feriha Koydum'da AKP logolu bir kutu, Ferihaların evlerinde, masada veya buzdolabı üzerinde ama zor fark edilecek şekilde görülüyordu. Bu kutuyu, AKP üzerinden sosyal yardım alanlar çok iyi tanıyordu. Mesela Sazan Sarmalı filminde Kıvanç Tatlıtuğ, düpedüz sevimlileştirilmiş. Sedat Peker karkikatürü olmuştur (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/03/sazan-sarmali-ve-mesajlari.html) Seksenler adlı komedide de aniden Tayyip isimli bir esnafın cenazesinin duyurusu yapılmıştır. Tabi bu mesaj her zaman Kurtlar Vadisi gibi yağmurlama olmuyor, çoğu kez damlatma halinde oluyor.

Adnancıların ise elinde böyle bir medya gücü yok, çünkü gücü yok. Medyanın gücü olmaz, gücü olanın medyası olur. Adnancılar ise gücü gizli, bir yılanın gücü gibi bir güçleri var. Ne zaman ve nereden saldırcakları belirsiz.

NELER YAPABİLİRLER:

DARBE TEŞEBBÜSÜ (DÜŞÜK İHTİMAL): Şu aşamada Türk ordusundan birilerinin iktidara baş kaldırmak bir yana, bir araya gelebileceğinden bile şüpheliyim. 2016 baharında Fetö'nün büyük bir olay çıkaracağını tahmin ediyor ve etrafımdaki insanlara söylüyordum. Aklıma darbe gelmemişti çünkü artık okullara gelmeyen Zaman gazetesi ile diğer örgüt yayınları artık okullara gelmediğinden okumaz olmuştum. Okusaydum darbeyi tahmin ederdim. Gerçi biraz dikkarli olsaydım Zaman gazetesinin sirenli-bebekli reklamından da darbeyi tahmin edebilirdim. Adnancıların gerektiği kadar çok ve örgütlü subayları olacağını sanmam. Lakin az üyeli tarikatların ne yapacağı belli olmaz.

SUİKASTLER:

Bu tarikat son derece acımasız. Birilerini öldürmekten yada öldürtmekten hiç çekinmez. Cumhurbaşkanı çok sıkı korunuyor ve böyle bir suikastin bedeli ağır olur. Cumhurbaşkanına yakın kişileri de öldüremez yada göz göre göre öldüremez ama kaza süsü verebilir. Kendisiinin bir tehdit olduğunu hissettirmek için işaret bırakabilir. Görece toplumdaki önemli kişileri, elinin altındak şantaj videoları olan kişilere öldüretebilir.

TERÖR OLAYLARI: İktidarı yıldırmak için kışkırtıcı bombalamar da bunların yapacağı bir şeylerdir. En öok beklediğim yönleri saldırıları bu olacaktır. Her şeyi yapabilirler.

EN UMULMADIK BİR ŞEY: Örgüt, hiç kimsenin hayal bile etmeyeceği bir saldırı yada eylem yapabilir.

ALLAHIN BİR LÜTFU OLMAYACAK: Bu yazıyı yazmamın en önemli nedeni de bu. Bunu devlet, daha doğrusu iktidar da biliyor. 2018'de, birden bire, devletin bu örgüte tüm gücü ile örgütün üzerine gitti. Bu diğer tarikat-örgütler için de geçerli. Diğer tarikat-örgütlerin benzer isyan yada eylemleri de, benzer etkide bulunacak ve iktidar, onların olumsuz hareketlerini de daha doğmadan, boğmak zorunda. Tarikatlara dayalı dinsel bir iktidar olduğu düşünülürse, işi çok zor.


26 Mart 2023 Pazar

YETKİSİZ POLİSLİK



 Polislik, bekçilik, hakim ve savcılık iyi bir şey olabir, ama buna hakkımız varsa. Bizse genelde insanlaı etiketleri ile sahiplediğimiz ya da dışladığımız için, insanların bu etiketlere ne kadar uygun olup, olmadığına bakıyoruz. Sonra bu etiketi hak edip, etmediğine karar vermek istiyoruz. Böylece  o insanı yargılıyoruz. Bir de ahlak bekçiliği meselemiz var. Ben Nietzsche'nin ahlak bekçiliği yapanlar, en ahlaksız olanlardır sözü kadar doğru bir şeye rastlamadım. Harbiden de, ona-buna ahlakta tebelleş olan,  sürekli ahlak konusnda ahkam kesen kişiler,  sonradan ya büyük sapık-ırz düşmanı çıkıyor ya da parası ve bedeni tükendiği için tövbekar olmuş oluyor.

Benzer bir durum, ideoloji bekçilerinde de var. Başkalarının görüşlerini beğenmeyen, az bulanlar, zor zamanların en büyük döneği olabiliyor, hatta çoğu kez öyle oluyor. Böyle tiplerin daha sonra polis-istihbarat muhbiri ya da provakatörü (kışkırtıcısı) olabiliyor. Bunun en tipik örneği Doğu Perinçek  ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/dogu-perincek-kimdir.html ) ve Nihat Genç'tır ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html) Siyaset tarihimiz bunların örneğiyle doludur. Bir ideolojiye aşırı bağlılık gösterileri, çoğu kez inançsızığı ya da güvensizliği, hatta ajan-provakatörlüğü saklama gayesi sebebi ile olabilir. Bence bazı kişiler, bunu çok uzun yıllar yapmış olabilir. Radikal Marksistken, ömrünün son yıllardında birdenbire liberal olan, iki oğlu (Ahmet ve Mehmet Altan) önce liberal, özgürlükçü, sonradan da FETÖ darbeci olan Cetin Altan ve onun gibi pek çok ünlü kişinin, hatta  her sene ölüm yıl dönümünü andığımız pek çok kişinin de böylesi kışkırtıcı ajanlar olduğunu düşünüyorum. 

Tarikat üyeleri, sıradan insanlardan daha Müslüman değildir. Irkçı, ırkçıdır, sıradan bir insandan daha milliyetçi değildir. Böyle şeylerin tartısı yoktur. Siyasal yelpaze ise sadece kavramsaldır. Irıkçılar vatansever değildir, onlar sadece mülkiyet seven kişilerdir. Bir ülke, üzerinde yaşayan her inan.çtan ve türden vatandaşlarıyla vatandır. Bu kişiler için, kendi ırkdaşlarının yada kökensaşlarının bir bölgede yaşamış olması veya atalarının  bir yerlerde, bir zamanlar egemenlik kurması, saece savaş bahanesidir. Bu bahane, İngilizler için medenileştirme, Osmanlılar için din,  Sovyetler için ploreterya egemenliği ama özünde yağma ve işgaldir. Hitler, sıradan bir sosyal demokrattansa, radikal sosyalist-Lenininst birinin daha kolay NAZİ olacağını söylemiştir. Zira o kişinin içindeki şiddet eğilimi, kolayca faşist ideolojiye evrilebilecektir.  Dostoviyetski'de radikalliğin, cehaletin ve saldırganlığın bir gösterisi olduğunu söyler.

Her durumda radikallerin ya da başkalarının ,bize kimlik yada konum yapıştırmaları kabul edilmez olmaldır. Kendi inanç ve fikirlerimizin konumunu başkaları belirlememelidir.