Dünya futbol şampiyonası devam ediyor. Tarihinin en kötü organizasyonuna sahip, özellikle ev sahibi ülkelerden Amerika, Birleşik Devletlerin İran ve Irak'a kaşı faşizan tavrı çok iğrenç. İran'ın maçları en başta Meksika ya da Kanada'ya alınmalıydı. Organizasyonu Türkiye yapsaydı ve Ermenistan, Kıbrıs Rum kesimi falan katılsayı, üst düzey güvenlik önlemleri alınır, personele nazik olunması, cevap verilmemesi, gereken cevabın diplomatik olarak verileceği falan söylenirdi. Bu önlem sadece takımlar değil, taraftar için bile alınır, hatta Türkiye'yi yendikten sonra güvenli alanda zafer turu bile atarlardı. Vuvuzela gürültüsünden maç izlenemeyn Güney Afrika'da bile organizasyon daha iyiydi. Geri kalmış ülke takımları da süpriz yapmaya, eskinin dev şampiyonları da elenmeye devam ediyor. Özellikle Afrika takımlarının çıkışı muhteşem.
Benim anlatacağım sefillik, yenilip, turdan elenmeleri değil; buna rağmen üzülmemeleri, pişkinlikleri, halen vergilerimizden pirim almaları, bu kadar geniş olmaları. Seksenli yıllarda en azından utanırlardı. Şimdi ise umursadıkları bile yok. 2026 itibarıyka 211 üyesi olan (Birleşmiş Milletler'den daha fazla) FİFA'nın 48 üyesinin katıldığı turnuvaya katılmayı hak kazanmak ne kadar başarı? Bir zamanlar sadece yirmi dört takım katılıt, biri evsahibi takım, biri de eski şampiyon olurdu. Katılanların çoğu Avrupa ve Latin Amerika'dan olur, Afrika ve Asya'dan temsili bir iki takım olurdu. Türkiye genelde hep üçüncü olma niyeti ile başlar, bazen zorlar ama çoğu kez olamazdı. Avrupa kupaları ise genelde bol gollü yenilgilerle geri dönüş olur, San Marino gibi ülkeler bile Türkiye'den averaj koparırdı. Seksenli yıllarda çocukken Türk futbolu, başarı olarak kulüpler bazında da yerlerdeydi. Ülke puanımız düşük olduğundan, bir tane şampiyonlar ligine, bir tane şimdilerde olmayan kupa galipleri (İkinciler) kupasına, bir de UEFA'ya giden olurdu. Sonra puan değişti, zor bela UEFA'ya bir iki takım gönderir olduk.
O dönemlerde asıl sefaler bu değildi, ülke liglerinin dolduran üçüncü-beşinci kalite ihtiyar futbolculardı. Henüz dağılmamış Yugostlav ve İngiliz liginin favori emeklilik mekanıydı Türk ligi. Yugostlavlar (kısmen de Macarlar) yıl boyu iyi ya da kötü top oynardı ama İngilizler, ilk bir kaç maça çıkar, sonra sene sonu boyunca yedek klübesinde beklerdi. En kötü kazığı da Alman kaleci Toni Schumacher attı.Fenerbahçe'den kazandığı para yetmezmiş gibi, çocuk hastanesi yapacağını söyleyerek yaptığı jubile maçının paralarını da cebe indirdi. (Şahsi fikir, otuz yaşından büyük futbolcuların Türk liglerinde oynaması yasaklanmalı. İngiltere'de sadece kendi ülkesinin milli takımında oynayan futbolcular oynayabiliyor.)
Futbolumuz 12 Eylül-Turgut Özal döneminde sefilliğin dibine vurdu. Doksanlarda toparlanmaya başladı.Yavaş yavaş ilk turda elenmeler bitti, bir üst tura çıkmalar normalleşmeye başladı. Galatasaray'ın UEFA şampiyonu olması ve Milşi Takımın Dünya Futbol Şampiyonası üçüncülüğü ile zirveye çıktı ve tekrar eski seviyesine ve belki de daha da geriye düşmeye başladı. Hem milli takımlar, hem de klüpler bazında bir düşüş var. İşin ilginci bu dönemde diğer tüm spor branşlarında başarılar arttı. Türkiye'nin spordaki hali, Fenerbahçe'nin haline benziyor. Fenerbahçe'de futbolda süreklş geriler, ciddi başarılar elde edemezken, diğer alanlarda başarıdan başarıya koyuyor. Çürüme neden diğer alanalrda yok ya da o kadar belirgin değil ya da uluslar arası başarılara engel olmuyor? Futbolun bu başarısızlığı neden? Futboldan daha kötü spor alanlarımız, su topu, plaj voleybolu, buz dansı falan. ( Bir efsane vardır, siyahilerin göbek deliği ile beli arasınaki mesafe kısaymış, bu yüzden yüzme sporlarında başarılı değilmiş diye. Türk milleti olarak buz üstünde ve su sporlarında aşırı başarısızlığı çok ilginç.)
En fazla futbol, siyasetin üzerinde etkili, o yüzden olabilir. Diğer branşlarda yenilgi ya da zaferler, çok fazla siyaseti etkilemiyor. Mesela basketbol takımının başına geçmeye çalışan ya da basketbol liginde kupa törenine katılan, voleybol takımının renklerinde atkı takan bir siyasi lider var mı? Futbolun gücü, devasa stadyümlarda oynanması, üç büyüklerin (Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş), en büyük şehrin (İstanbul), üç büyük stadını paylaşması. Dünyada genelde futbol, büyük stadlar yüzünden böyle ve bazı ülkelerde başka sporlar (Ameriak Futbolu, beyzbol, polo vesaire) moda ve futboldaki kriz bu yüzden önce siyaseti etkiliyor, siyasetteki çürüme, futbolu çürütüyor.
Seksenili yıllarda Fenerbahçe'nin sakınlığı vardı çünkü Kenan Evren ve arkadaşları Fenerliydi. Doksanlardan beri de Gaalatasaray'ın baskınlığı var çünkü.....
Sonuçta siyasetin, siyasileşmiş taraftar gruplarının doluştuğu futbol klüplerini, özellikle üç büyük takımıtakip etmenin, taraftarı olmanın bir gereği yoktur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder