dinsizlik sosyolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dinsizlik sosyolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2021 Pazar

DİNZSİZLİK TÜRLERİ 15-PARDESÜ VE DİĞER AYRINTILARLA SİYASAL İSLAMIN ZAYIFLAMASI

 


Geçen sene bu zamanlar ya da geçen sene ekim-kasım ayı falandı. Yıllar önce görmediğim bir şahıs, dediğine göre beni, bir uygulamadan bulmuş. Yıllar sonra tekrar buluştuk, ikimi de geçen yıllar oranında değişmiştik. Ben kısa bir evlilik yapmıştım, o ise evli ve bir çocuk annesiydi. Ben artık tüm dini ve metafizik inançlarımı terk etmiştim, o ise halen dindar ve türbanlıydı. 

Türbanlıydı ama pardösülü değildi. Sonraki günlerde onunla pek görüşmedik. Ancak özel günlerde, kandillerde mesaj attım. son iki aydır onu da unuttum. 

O günden sonra pardösü, daha doğrusu türbanın tamamlayıcısı olan pardösünün yok olduğunu gördüm. Bu pardösü, seksenlerde ortaya çıktı hem de cübbeli pek çok şeyhin fetvasıyla. Gerçekten Türk gibi başlamak ve İngiliz gibi bitirmek gerekliymiş. Pek çok şey nasıl da Türk gibi gümbür gümbür başladı ve gene Türk gibi sessiz sedasız bitti ve bitiyor, farkında mısınız? Mesela lokmacılar, yüzde doksan dokuzu sessiz sedasız kapandı. Okul sütü projesi, FATİH projesi, sessiz sedasız kapandı. Seksenlerin sonlarında, tesettürün (türban değil) olmazsa olmazı denen pardösü de sessiz sedasız ortadan kalktı.

Pardösü halen var ama topuğa kadar uzanan, yaz-kış giyinen, önü hep ilikli ve türbanın bir parçası olarak yok.  Yoksa bu güzel giysi, türbandan önce de vardı.Yaz sıcağında, hele de topuğa kadar uzanan, önü ilikli pardösülü bir kadın görünce, Suriyeli olduğunu anlıyorum. (Bir de siyahiler, özellikle Sudanlılar, Araplar ya kara çarşaflı ya da tesettürsüz; tesettürlü İranlı bulmak ise, tesettürlü Alman bulmak gibi bir şey. İranlılar, ülke sınırı dışına çıkar çıkmaz -en azından Türkiye'ye geldiklerinde tesettürü unutuyor.) Düşünüyorum ve hafızamı zorluyorum da,17-25 Aralık operasyonlarından sonra yavaş yavaş azaldı bu pardösü. 15 Temmuzdan sonra da türban önce hızla, sonra yavaş yavaş azalmaya başladı.

Sadece türban ve pardösü değil, siyasal İslam'ın iktidara gelmek için hayatımıza soktuğu pek çok şey, daha iktidardan düşmeden hayatımızdan azalarak, çıkmaya başlıyor. Doksanları üniversitede yaşamış biri olarak, şimdiki türbanlılar, bana pek türbanlı gelmiyor. Sadece pardösü değil,  ayaklarda yemeni ayakkabısı,  koltuk altlarında Zaman, Milli Gazete gibi gazeteler, Şule Yüksel Şenler, Alev Alatlı, Hekimoğlu İsmail gibi yazarların romanları olurdu. Her yere sekiz on kişilik gruplar halinde gider,  sürekli fısır fısır konuşurlar, erkeklerle uzun süre samimi olmaz, oldukları ile de öyle çok fazla senli-benli olmazdı. Bazıları üçüncü ve dördüncü sınıfta erkek arkadaş edindi, ağzımız beş karış açık kaldı. (Hatta bazıları kocaya kaçıp, okula ara verdi) Kahkaha atmaz, gülmeleri, hatta gülümsemeleri de nadirdi Genelde makyaj yapmadıkları gibi, kaşlarını da aldırmaz,  çalı gibi kaşlarla dolaşırlardı. 

Şimdi bunlar, şimdiki türbanlı kızlar için bile absürt gelecektir. En son ne zaman bir liselinin elinde Şule Yüksel Şenler ya da Hekimoğlu İsmail ya da benzeri bir yazarın kitabını, liseli gençlerin ellerinde görmedim. Doksanların fuarların gözdesi İslamcı yayınevleri şimdilerde kayıp. O yıllardan geriye Orhan Pamuk ve onun gibi yetmez amacıların azalan popülerliği kaldı ( https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-7-yetmez-ama-evetcilik.html ). 

Son günlerdeki Orhan Pamuk,  Fazıl Say buluşması da bu çöküşün bir simgesi. Kitap satışları iyi olmasa Pamuk, Fazıl Say'a selam vermezdi. Öte yandan Say'da, hem ünlü biri olarak ülkede ateşe körükle, kavgaya sırıkla gitmemeli (ben ünsüz olmanın bu nadir lüksünü kullanıyorum), hem de Yapı Kredi bankasının tek kültür işi yayınevi değil. Pek çok konser ve festivalin de ya düzenleyicisi, ya sponsoru. Sadece Orhan Pamuk'un değil, pek çok yazarın da yayınevi.

Ben de itiraf edeyim, türbanlı sevgili edindim ama türbana hiç sempati duymadım. Ülkücü, Türkçü oldum ama siyasal İslam'a hiç sempati duymadım. En sonunda dinsiz oldum ve dinsizliğin sosyolojisi amatör de olsa yaptım. Pardösü, İslamcı romanlar, Sırlar Dünyası ya da Minyeli Abdullar gibi dinci  filmler-dizilerin ve diğer simgelerin insanlar tarından benimsenmemesini de, insanların metafizikten uzaklaştıran sebeplerden biri olarak gördüm.

27 Kasım 2021 Cumartesi

DİNSİZLİK TÜRLERİ 14-TARİKATLARDAN KAÇIŞ

 


Bu sitede üzerine 2 yazı yazmıştım. Bu yazıyı da onlar üzerine inşa ettiğim için linklerini vereyim:

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/tarikat-nedir-1-tarikatlar-kimlerce.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/tarikat-nedir-2-neden-tarikatlara-uye.html

Son on yıldır tarikatlardan ciddi kaçışlar var. Bunu artık çok daha net ve anlamlı olarak gözlemlemek mümkün. Önce tarikatların karlı ve vergisiz ticaret alanları olan kermesler ortadan kalktı, şimdi de pek çok genç, devlet yurdu ya da uygun kira bulamazsa, üniversiteye gitmiyor, kayıt dondurup, bir sene daha ders çalışıyor. 

Bu kaçışların nedenlerini, bir öğretmen ya da en azından Türk eğitim sistemindeki bir öğretmenin alışkanlığı ile maddeler halinde sıralayayım.

1) Tarikatların üyelerine, özellikle de genç üyelerine zorbalıkları: Tarikatlar, yapıları gereği hiyerarşik örgütlerdir. Tarikatlarda, bu hiyerarşide yükselme  için sürekli bir mücadele vardır. Yaşı ilerleyenler, artık sistemi kanıksar, yerine razı olurken,  gençlerin hedefleri vardır. Bu yüzden zorbalıklar, en fazla gençleri vurur. 

2)Tarikat içi skandallar: Tarikatlar ve benzeri kapalı toplumlarda, kol kırılır, yen içinde ka, lır ilkesi geçerlidir. Oysa günümüzde hiç bir kol, yen içinde kalmıyor. 

3) Tarikatların fazla büyümesi: Tarikatlarda birincil, yani senli-benli ilişkiler ve hiyerarşi olan kurumlardır. Tarikatların fazla büyümesi, birincil ilişkiler özelliğini kaybetmesine sebep olur. Öte yandan bir tarikat fazla büyüdüyse,  artık o  tarikat radikal gibi görünse de radikal değildir. İnsanların tarikata girme sebebi çevre edinme ve kendine fayda sağlama çabasıdır. İnsanların tarikata duygusal bağı zayıflar.

4)Tarikatların ticarileşmesi ve ikiyüzlülükleri: Bugün tarikatlar, geçmişte Mason localarının işlevlerini görüyor, zenginlerin bir araya gelip, iş bağladıkları kulüplere dönüyor. Özel hastanelerin ve özel okulların çoğu tarikatların elinde. Buna rağmen pek çoğunda türbanlı hemşire-öğretmen pek az. Hatta bu özel okullar, yazın kayıt zamanı Sözcü, Cumhuriyet, Birgün gibi gazetelere, bol Atatürk resimli çarşaf çarşaf reklamlar veriyor. Hatta eski eğitim bakanlardan biri de, böyle bir özel okulun (daha doğrusu özel okul serisinin ) sahibiydi de, pek çok kişi, ondan çok şey ummuştu. 

5)Kapitalist yaşamını fazla yaşatmaması: İnsanların güvence arayışı, tarikat tipi örgütlenmelerinin her zaman oluşmasına zemin hazırlasa da, (örneğin New Age oluşumlar) bu oluşumların ömrü genelde tarikatın kurucu liderinin yaşamı kadar oluyor. Çünkü şehir yaşamı ve iletişim imkanlarının çokluğu, insanları yeni arayışlara itiyor.

6)15 Temmuz: Kimse yeni bir tarikatın, Fetö'nün yarım kalan işini tamamlamak istemeyeceğini söyleyemez.




16 Kasım 2021 Salı

DİNSİZLİK TÜRLERİ 13: METAFİZİK ŞANTAJIN TUTMAMASI

    


 Başlığı okur okumaz ne demek istediğimi anlamış olmalısınız. Evet, büyük ölçüde cehennem korkusu ve cennet arzusundan bahsediyorum. Pek çok dindara göre bu korku ve vaat olmazsa, insan ahlaklı olmaz. Oysa Japonlar, Yahudiler ve pek çok dinde cehennem ya da cennet kavramları yoktur. Özellikle Japonya, her ne kadar Yakuza denen mafya grupları ile anılsa da, suç oranları ve yolsuzluk oranları inanılmaz (en azından Müslüman ülkelerle kıyaslandığında inanılmaz) düşüktür.

Din eğitimi büyük bir oranda, bu korkuyu insanların içine işleme işidir.  Bu ilk çağ Yunan dinlerinde de vardır ve Herakleitos gibi ilk çağ Yunan filozofları bile bundan şikayet eder. Adıyaman, Nemrut dağındaki (Türkiye'de bir kaç tane Nemrut dağı var. En meşhuru Adıyaman'da olan, en yükseği Bitlis'te olan. ) meşhur harabeler, aslında yarım kalmış bir inşaattır. Komagene kralı Anticios  Theos, buraya devasa bir tapınak ve kendi mezarının yapılmasını, arkasından da iki ayda bir dini tören yapılmasını, aksi halde hem Yunan, hem de Pers (İran) tanrılarının onları rahat bırakmayacağını söylemiş. Gene de tesis büyük ölçüde yarım bırakılmış.

Bu metafizik şantaj, kişiye her an kurtulma imkanı ile beraber verilir. Sefih ve dinsizce bir hayatınız mı var, son anda imana gelebilirsiniz. Savaşta şehit olup, tüm günahlardan kurtulabilirsiniz. Yedi Alevi komşunuzu öldürüp, cennete gitmek ya da şeyhinizin inşaatından bedava çalışıp, dini yapı inşaat ve vakıflarına para yatırarak da pek çok günahtan kurtulabilirsiniz.

Metafizik şantaj, sadece cehennem korkusu ya da cennette kavuşamama kabusu değildir. Dini kitabı kirli iken (abdestsiz, adet görmüşken vesaire) kullanmak, dini alana alkolle girmek, ayakkabıyla girmek ve bunların sonucu çarpılmak (felç geçirmek, sakat kalmak), şanssızlığa veya kazaya uğramak gibi şeyleri de içerir.

İslamin metafizik şantajı, cin denen ne olduğu belirsiz varlıkları da içerir. ( http://onbinkitap.blogspot.com/2019/03/cin-hurafesi-sinemasina-karsi.html ) Kırsal kesimde, psikiyatrik sorunlar, özellikle de kadınların histerik krizleri hep cinlere bağlanır. Din adamları cin öyküsü anlatmayı veya uydurmayı pek sever.

Artık bu metafizik şantajların tutmamasının iki ana sebebi var. Birincisi artık insanların bilgiye daha kolay ulaşabilmesi ve Nişaburlu Kadınlar kadar kendisine dine verenlerin azalması.

Asıl etkili olan ikincisidir, din adamlarının anlattıkları şeylere kendisinin de uymaması, imamın yaptığının değil de, dediğinin yapılması gerekliliği.



Hani anlatırlar ya,  Araplarda bizdeki gibi Kuran'a saygı yok, Kuran'ın popolarını altlarına koyabiliyorlar falan. İşte o Türkiye'deki tarikat ve dinci güruhta da var. Ben bunu ilk defa, 28 Şubat döneminin tam ortasında (bu dönem 1997-2002 arasında 5 sene sürdü. Oysa Orgeneral Çevik Bir, bin sene sürecek demişti), imam hatip lisesinde çalıştığım zaman gördüm. Koca lisede otuz küsur öğrenci, on küsur da öğretmen kalmıştık. Binanın boş odalarına, başka kurumlar işgal etmesin diye isim uydurulmuştu (zümre başkanı odası, zümre başkanı görüşme odası vs). Kuran odasında Kuran-ı Kerimler, sağa-sola atılmış, bir kişi de üşenip, toplamamıştı.


Son yirmi yılda da Kabe-Kuran şeklinde pastalar, Bakara-Makara sallıyoruz diye kapalı kapalı kapılar ardından kendi kullandıkları dinle dalga geçmelere şahit olmadık mı?

Bir de deriz ya, hiç lüks siteden, villadan şehit cenazesi çıkıyor mu diye? Peki ülkemizde o kadar tarikat var, hangi tarikat tekkesinden şehit cenazesi çıkıyor? Hadi onu geçtim, o gösterişli şeyhlerin, gavsların hangisi şehit cenazesine katılmış? Hatta daha ileri gideyim, hangi dini alim-evliya şehadet şerbetini içmiş (Ben bir tek İbrahim Ethem'i biliyorum, diğerlerini de bilen varsa, yanlışımı düzeltsin.). 

Modern şeyhlerden hiç biri de şehit olmadı. Said-i Nursi, Fethullah Gülen, Ali Haydar Pilavoğlu, Süleyman Hilmi Tunahan, Seyit Ahmet Arvasi, Süleyman Hilmi Işık, Şeyh Nazım Kıbrısi,  İskender Evrenosoğlu ve daha niceleri. Bu saydıklarımdan Fethullah Gülen, Amerika'da keyfi yerinde. Kıbrısi'nin oğlu'da şu anda Amerika'da,  Evrenosoğlu'da Amerika'da öldü.

15 Temmuz'un hemen ertesiydi. Bir televizyon programında, darbeye katılan askerlerin kariyerleri anlatılıyordu. Hemen hemen hiç bir Fırat nehrinin doğusuna gitmemiş, gitse de hudut karakolunda kalmamışlardı. Gene hemen hepsi, batı da başlamış, iyice rütbe aldıktan sonra doğuya gitmişti. İki yıllık anılarını yazan ve bu anılarla parti kuran emekli tümgeneral Osman Pamukoğlu'da, general olana kadar doğuya gitmeyenlerdendi.

Meşhur Tapınak Şövalyelerinin en fazla %5'i ve belki de daha azı Haçlı Seferlerine doğrudan katılmıştı. Aslında tarikat, Kudüs önlerinde savaşanların adını kullanarak çiftlikler işletti, bankacılık yaptı (hatta modern para havalesini icat etti), ticaret yaptı ve muhteşem bir servet edindi. Haçlı seferlerindeki yağmadan da pay almıştı belki ama asıl servetini Fransa'yı merkez alarak, Avrupa içinde ticaret ile yaptı. Bu servetten pay isteyen Fransa kralı, 9. haçlı seferini yapacağını bahane ederek,  bu servetten pay istedi. Alamayınca da tarikatı tarumar etti. Tarikatın gemileri baskından önce ortadan kaybolunca, efsanesi bugünlere geldi.

Acı gerçek şu ki, şehitliğin cennet makamı gerçek olsa, fakirlerin askerlik yapması yasaklanırdı. Askerlik, yoksul aile çocuklarının sınıf atlaması onlara sunulmuş en kısa yoldur, o kadar.

Faiz yasağını  Diyanetin kendisinin de takmaması, kiracılarına bu korona krizinde gecikme faiz almasına ne diyeceksiniz? Faizsiz finans denen aldatmacaya da kim inanıyor ki? İsrail'de Yahudilerin cumartesi günleri dükkânlarını 1 günlüğüne Müslümanlara satıp, maaşlı işçi olmaları gibi bir şey bu faizsiz finans işi. Bu katılım bankalarının kar payı,  genel bankalar ortalamasına pek düşmez.

Bizi cehennemle, çarpılmakla korkutmak isteyenler, önce kendileri bunlardan korktuklarını göstermelidir.

7 Kasım 2021 Pazar

DİNSİZLİK SOSYOLOJİSİ

 


Bir sosyolog olarak ne üniversitemi ne de aldığım eğitimi övecek değilim. Kendi aramıza yüksek lise derdik. Fi tarihinden kalma kitapları ders kitapları olarak kullandığımız gibi,  Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesinin, Fen Edebiyat Fakültesinin, Sosyoloji bölümünün ilk mezunları olarak, ders kitaplarımızı alt sınıflara veriyorduk.  En küflenmişi de sosyal psikoloji dersinde okuduğumuz, izini bugünlerde nadirkita.com'da bile bulamadığım bir kitaptı. Davranışçı akıma ait, tamamen çürümüş fikirlerle doluyudu ve biz bu kitabın fotokopisini okuyorduk. Kitabın fotokopisini bizden önce  Malatya, İsmet İnönü üniversitesinin Sosyoloji bölümündeki öğrencilere okutmuştu. Çünkü bölümün kurucusu ve başkanı Metin Özkul ( O zamanlar yardımcı doçentti, biz 3. sınıftayken doçent oldu, sonra profesör  oldu ), Isparta'ya, sosyoloji bölümünü kurmaya gelmeden evvel, orada çalışıyordu.

Gene bölüm başkanımızın doktora tez hocası olması sebebi ile emekli profesör Amiran Kurtkan Bilgiseven'in, dört tane kitabını ders kitabı diye okuduk ki, asıl küflenmiş kitaplar bunlardı. Bu kitapların en nefret edilen özelliği, absürt ve ağdalı Osmanlıcasıydı. Bahse girerim bazı cümleleri Nedim, Baki, Fuzuli falan da anlayamazdı. Yıllar önce liseler için yazdığı bir ders kitabı, bu saçma Osmanlıcası yüzünden karikatürcülere alay konusu olmuştu. Bilgiseven tam bir 12 Eylül akademisyeniydi, hatta 12 Eylül'den çok önce 12 Eylülcüydü. Tasavvuf'u, Türk-İslamcılığı ve laikliği harmanlayan, bunları yaparken de Atatürk'ün adını anmayıp, zırva ötesi zorlama Osmanlıcası ile, sosyolog Kenan Evren'di.

Ben sosyolojisi, özellikle mezun olduktan sonra, diğer sosyoloji kitaplarından öğrendim. Meğer biz dört senede sosyolojinin tozunu bile öğrenememişiz.

Gene de sonuç olarak olaylara ve olgulara sosyolojik olarak bakmayı alışkanlık haline getirmem, kötü de olsa, sosyoloji eğitimin sayesinde oldu.

Kendi dinsizleşme sürecimde, etrafımdaki (bu etrafa internette tanıştığım-görüştüğüm insanlar da dahildi) insanları da dini inancını terk ettiklerinde aynı dünya görüşünde olmadıklarını fark ettim. Bu ayrımı deizm, ateizm, agnotisizm diye ayırmaktansa,  insanları din dünyasından ayıran toplumsal -kişisel (psikolojik) travmalara göre sınıflandırdım. Bunun sonucu olarak da şu ana kadar on bir çeşit dinsizlik sınıflandırmışım. Bunlar:

1)dinsizlik ve zekat : https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-1-marksizm-ve-zekat.html

2)Azınlık dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-2-azinlik-dinsizligi.html

3)Faşizan-şoven  dinsizlik: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html

4) Ergen dinsizliği : https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-4-ergen-dinsizligi.html

5) Feminist dinsizlik: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-4-feminist-dinsizlik.html

6)Homoseksüel dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-5-homoseksuel.html

7) Yetişkin dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/04/dinsizlik-turleri-6-yetiskin-dinsizligi.html

8) Kutuplaşma dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/dinsizlik-turleri-7-kutuplasma-sonrasi.html

9)Dinin somut iktidarı: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/dinsizlik-turleri-8-dinin-somut-siyasi.html

10) Dinsiz bırakan din eğitimi: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/dinsiz-birakan-din-egitimimiz-dinsizlik.html

11) Duyar kasma-suçluluk yüklemesi dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/sucluluk-yuklemesi-ya-da-duyar-kasma.html

Bunlardan blogda yazarken dikkat etmediğim için 4. lüğü feminizm ile ergenlik paylaşmış. Belki buraya yeni dinsel travma türleri yazarım. Blogumun çok fazla okuru yok. Bazı günler ilgi patlaması yapsa da,  sosyal medya hesaplarımdan paylaşım yaparsam 30, yapmazsam (özellikle pansiyon nöbeti yüzünden hiç girmezsem, 5-10 civarı tıklanma alıyor. Dinin somut siyasi iktidarı ise ilginçtir, yazıldığı günden beri her gün 1-2 tıklanma alıyor. Demek ki en büyük travma bu. Zira evlilik aşkı, iktidar da ideolojiyi öldürür. ( 

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/04/evlilik-aski-iktidar-da-ideoojiyi.html)  Öte yandan faşizan dinsizlik de bayağı okunuyor. Bunun da sebebi, mevcut iktidarın, her ne kadar Türk milliyetçiliğinin  bayraktarlığını yapan parti ile koalisyon içinde de olsa da yıllardır Türk kelimesini ağzına almamaya çalışıyor. Kaldı Azerbaycan'ın ve Kerkük Türkmenlerinin bir kısmının Şiiliği, doksanlardan beri Türkçülük ideolojisinde sıkıntı oluşturmakta.

Oysa bu günlerde Atsızcıların iddialarının aksine, Türk ırkçılığı ile siyasal İslam'ın arası her zaman iyi olmuştur. Anılarını oluşturan Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri adlı kitabı ilk önce, Necip Fazıl Kısakürek ve arkadaşlarının çıkardığı meşhur Büyük Doğu dergisinde ( Doksanların terör örgütü İBDA-C; İslam'ın Büyük Doğu Akıncıları 'na isim babalığı yapan dergi) tefrika olarak yayımlamıştı. Atsız'da, Deli Kurt romanı başta olmak olmak üzere eserlerinde Alevi düşmanlığı yapmış, Niğdeli Kadı Ahmet Divanındaki yalanları kullanarak, Aleviler hakkındaki hakaretleri yaymıştır. 

Bununla ilgili yazım şu: https://onbinkitap.blogspot.com/2017/06/huseyin-nihal-atsizve-eserlerine.html

Oysa kendisi de Profesör Fuat Köprülü'nün asistanı olarak,  onun ortaya attığı, Alevilik ile İslam öncesi Türk inanışı arasındaki tezi biliyordu muhtemelen (Bence de öyle. Peki neden öyleyse Alevilerin üçte biri Kürt ve bir kısmı da Arap, Roman vesaire diye soracak olursanız, Alevilik de her din gibi başka milletlerin arasında yayılmıştır.) . Kaldı ki yukarıda linkini attığım yazıda da anlattığım gibi Atsız'ın kendisi de Müslüman değildi.

Atsız, milliyetçiden çok faşistti. Kırım Tatarları, Nazilere karşı Yahudi komşularını kurtarmak için çırpınırken, hayatlarını tehlikeye atarken ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/08/kahraman-turk-kadini-saide.html ),  Atsız, çıfıt (Yahudi) ve Rus öldürdüğü için Hitler'de dua ediyordu. (Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri adlı anılarından). Atsız, Türkçülüğün tamamen yerli bir ideoloji olduğunu iddia ediyordu ama Yahudi düşmanlığını da, saç sitili gibi Hitlerden almıştır. Türk ya da İslam tarihinde özel bir Yahudi düşmanlığı ya da Yahudilere yönelik komplo teorilerini, Atsız'a kadar göremezsiniz. Yahudiler, altı yüz yıllık Osmanlı ve iki yüz yıllık Selçuklu tarihinde ve tüm Türk tarihi boyunca Türklere karşı isyan etmemiş tek topluluktur.

Atsız'da bir faşist olarak, toplumun çoğunluğu tarafından nefret edilen Alevi toplumuna kinin kusması normaldir. İnternette bazı Atsızcı kanallar, Ali Balseven cinayetinin ardındaki tepkileri ile, onu dincilerden uzak ve mezhepsel kamplaşmaya karşı biri gibi göstermeye çalışsa da, Balseven cinayeti sırasında artık çok geçtir.

Ben MHP'nin Alevilere yönelik saldırılarının yetmişlerde ya da en fazla 1968'de başladığını falan zannediyordum. Orhan Gazi Ayhan'ın Maraş Katliamı kitabından, bunun çok daha önce, Alparslan Türkeş MHP'ye üye olmadan, daha 27 Mayıs'ın cunta grubunu Milli Birlik Komitesinden kovulan 14'lerden biri olarak Delhi'de, Hindistan büyükelçisi olarak sürgünde iken ve MHP henüz CKMP iken, başkanı da Osman Bölükbaşı iken başladığını öğrendim. Hatta Ertekin bu süreci 1940'lara kadar götürüyor.

Gerçi Ertekin, katliamda CHP'yi de bolca eleştirip, merkez sağ diye ağza sakız olan Demokrat parti ve Süleyman Demirel'den hiç bahsetmiyor. Oysa o dönemde şehrin belediyesi Adalet partiliydi ve katliamda geriye Demirel'in bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz sözlerinin de kaldığını yazmıyor. O dönemde sağın ana ideoloji gazetesi Tercüman'ın, KIRAT SAHİP BEĞENMEDİ manşetinden de bahsetmiyor. Bu yüzden kendisinin yetmez ama evetçi olduğunu öğrenince hiç şaşırmadım. Herhangi bir yetmez ama evetçinin masum duygularla 2010 referandumunu desteklediğine asla inanmayın, o da ayrı konu. Bir de merkez sağ diye bir şey yoktur, sağ, sağdır.

Öte yandan buraya kadar anladığım kadarı ile din, artık milliyetçiliğe de ilaç olamıyor. Bu konuda daha uzun yazılabilir.

Sadede geleyim, din bu çağda artık sağcı-kapitalist de olsa insanların ihtiyacını karşılamıyor ve bu karşılamama artık kitlesel bir şey olmuş durumda.

Din adamları ve din eksenli düşünen politikacıların çözümü ise, eski usul daha fazla ve daha erken din dersleri ile dindarlığı arttırmak. Hatta Alevi-Sünni; Sağ-sol gerginliğini arttırarak toplumu dindarlaştırmak çabasında devlet. Meşhut Kabataş yalanının hedefi, Maraş katliamını tüm ulusal çapta yapma çabasındaydı. İsmet Berkan dahil bu yalanı yayan hiç bir kişi masum değildir.

Neden seksen öncesi Maraş, Çorum, hatta Aydın, Isparta gibi yerlerde olan yalan haber provakastonu 2013'de, üstelikte soldan RADİKAL bir destek almasına rağmen tutmamıştır? 1993 Sivas'ında olanlar, neden 2013'de olmamıştır? 

Pek çok şey sayılabilir, halk daha bilgili, sosyal medya var vesaire, vesaire..

Öte yandan bence bu olay, gençlerde dini duygularda kırılmanın çok daha geriye gittiğini göstermektedir. Bu kırılma iki yönlüdür, Gezici-Çapulcu sol kesim ile, iktidar yanlısı sağ kesimde de din, artık eskisi kadar güçlü değildir.

Bu açıdan din sosyolojisi kadar dinsizlik sosyolojisi de gereklidir.

İnsanlar neden dinden uzaklaşıyor, bu uzaklaşma neden bazı zamanlarda kitlesel oluyor, anlamaya çalışmak gereklidir. Din sosyolojisi artık yeterli değildir. En azından ülkemizdeki din sosyolojisi diyelim. Zira din sosyolojisinin klasik yöntemleri, özellikle monografi ve alan sosyolojisi yöntemleri, bu dinden kaçışı açıklamıyor.

Diyanet işleri en nihayetinde meşhur Z kuşağı üzerine araştırma yapmış. Deizm  ve ateizm oranını %8 gibi az bulup, konuyu kapatmış.

Birincisi, şu din merkezli siyaset, eğitimin neredeyse tamamen dine bağlandığı ve televizyonların din adamları ile dolu olduğu şu ortamda %8'de dehşet verici bir rakamdır. İkincisi ise gene bu ortam nedeni ile genç insanların anketlere doğru söylediği ya da diyanetin propaganda için anket değerleri ile oynayıp, oynamadığı şüphelidir. Nedense internette bir şekilde tanıştığım ya da konuştuğum gençlerin çoğu dinsiz çıkıyor.

Üçüncüsü ise diyanet, dinsizliği sadece deizm-ateizm diye ayırmış, insanları dinden uzaklaştıran etmenleri araştırmamıştır. Ülkemizdeki ateistlerin hepsi, eskiden olduğu gibi komünist-sosyalist değildir. Bazıları gayet ırkçı-Turancı kişilerdir. Geçmişte sosyal demokrat ya da Atatürkçüler arasında bile deist-ateist zor görülürdü.

Ateist, deizm bu kadar kitleselleşmesi bir yana, dini duygularını terk etmiş bu insanları daha etkin olması da, dinsizliğin yayılmakta olduğunun göstergesidir.

Şimdi youtube, Turan Dursun'larla dolu. Bu kişiler,  dinsizlik peygamberliği yaparak bolca reklam geliri kazanmak bir yana,  takipçilerinden ciddi anlamda bağış ta almakta.

Sonuçta dinsizlik ve metafiziği terk etmek artık toplumsal bir sorundur ve klasik din sosyolojisinin dinsizliğe bakışı, bu olguyu açıklamaktan uzaktır.

Din felsefesi ise, olayı ateizm-deizm-agnostisizm kavramlarına sıkıştırmakta, insanların dinden uzaklaştıran toplumsal sorunları incelemelidir.

Benim saha araştırması yapacak imkanlarım, vaktim ve donanımım yok. Gene de çevremdeki insanları kabaca gözleyerek bazı teoriler oluşturdum. Belki çok yetersizdi ama bir yerden de başlanmalıydı.

29 Aralık 2020 Salı

İNAMIYORSAN SAYGI DUY, BEN SANA DUYMASAM BİLE


 

Suç yükleme ya da duyar kasmanın en can sıkıcı türü, inanmıyorsan saygı duy, duyarıdır. Bunu diyenler özellikle güçlüyken, başkalarına pek saygı duymayanlardır. Siz hiç inananların, inanmayanlara saygı duyduğunu gördünüz mü? Hele de güç ellerine geçince.

Onlar oruç tuttuğunda, kimse yiyip, içmemeli, hatta yemekten bahsetmemelidir. Cami yakınlarında alkollü içecek satan  bir yer olmamalı, onlarla aynı ortamda içkiden bahsedilmemeli. Oysa onlar meyhanenin yoluna cami açmalı olur-olmadık yerde namaz kılmalı ve Ramazan ayında sokakta yemek yiyenleri dövmelidir.

Bu hassasiyetleri de garibandadır. Örneğin sokakta yemek yiyenlere saldırırlar ama AVM'ler en dindar şehirlerde bile serbest bölgedir. Ankara'da halkın aklına Kocatepe denildiğinde camiden çok AVM gelir. Bu AVM'nin içinde (şu günlerde korona sebebi ile olmasa da), Ramazanda da rahatça yiyip, içebilirsiniz. Benzer şekilde genelevlere karşı müthiş bir düşmanlık vardır ve pek çoğu da kapatıldı ama pavyonlara kimse bir şey demedi. Mesela barlar sokağında tebliğe gelenler,  Ankara, Çankırı  caddesi ya da Cebeci'deki veya Anadolu'nun her hangi bir şehri ya da kasabasındaki pavyonlara laf ediyorlar mı? Zira birahanelerde, mesela Ankara Sakarya caddesindekilerde orta halli ve en düşükten hesapla çıkmak isteyenler çoğunluktadır. Böyle mekanlara arada bir tebliğci gelir ama gelenlerin içki içmeden öte, kadın oynattığı ve su gibi para harcadığı meşhur pavyonlara uğramazlar. Uğrarlarsa güvenlikçiler ve garsonlardan dayak yemeleri yüksek ihtimaldir.

Gene bu hassaslık genelde yalandır. 28 Şubat döneminde siyasi manevra uğruna, türbanlarından ve imam hatiplerinden çok kolay vazgeçmişlerdir. Tam da o dönemim ortasında bir imam hatibe atanmıştım. 12 öğretmen 37 öğrenci kalmıştık koca binada. Kuran odası kaderine terk edilmişti. Hani özellikle facebook'da çok dolaşan bir fotoğraf var, Arabistan'da kanalizasyonda çıkan Kuranlar diye, hah, işte o şekil yerlere saçılmıştı Kuran-ı Kerimler. Ben topladım, bir tanesini de mülkiyetime geçirdim.

Aslında kendi tekkelerinde sabah namazında uyuyakalanlara, ikindi ve akşamı birleştirenlere (daha ziyade tarikatın üst sınıflarında) falan gayet hoşgörülüdürler. O meşhur pansiyonlarında ücretle kalan zengin çocukları, o dini sohbetlere katılmak zorunda da değildirler.

Bu hassaslık asla zekata karşı gösterilmez. Kadınların açık olması, erkeklerin sakalsız olması, namaz kılınmaması, orucun tutulmaması, hatta nafile namazın kılınmayıp, Ramazan dışında oruç tutulmamasından rahatsız olurlar ama zenginlerin zekat ve sadaka vermemesinden asla rahatsız olmazlar. Devletteki yolsuzluklardan rahatsız oldukları ise hiç görülmemiştir.

Bir de dincilerin gıybet, yani dedikodu üzerine iki yüzlülüğü vardır. Konu kendileri olunca delili nerededir, kim görmüştür? Oysa onlar için ateş olmayan yerden duman çıkmaz ve herkes bunu konuşuyorsa, bu bir gerçekliktir. Herkes dedikleri de, tarikat üyesi herkesten başkası değildir.

Sayın okuyucularım, saygı da sevgi gibi karşılıklı olmalıdır. Size saygı duymayanlara saygı duymayın. Başkaları yüzünden de yaşam tarzınızdan ödün vermeyin. Dedikodulara da kulağınızı kapatın.

15 Aralık 2020 Salı

SUÇLULUK YÜKLEMESİ YA DA DUYAR KASMA (DİNSİZLİK TÜRLERİ 10)

 


Uzun psikiyatrik ve psikolojik tedavimde en zor öğrendiğim kendimi affetmek ve başkalarını yargılamaktı. Zira bana hep kendimi yargılamam söylenmişti. 

Size kötülük yapanlar, bunun suçlusunun sizin kendiniz olduğuna inandırmaya çalışır. Bu çoğu kez çocukluktan başlar. Çocuk halinizle sürekli neden böyle yaptın, senin yüzünden oldu gibi suçlamalara maruz kalırsınız. 

Gerçek kötüler psikopattır ve suçluluk hissetmez ama birilerine suçluluk hissettirmeye bayılır. Bu tipler size sürekli suçlarınızı hatırlatmaya bayılır. Bir de bu kişiler eğer yöneticiniz ise, sizi nasıl zor durumlardan kurtardığını anlatır durur. Oysa çoğu kez ya kendi hatasıdır ya da kendisi büyütmüştür. Sonra bu sorunu sözüm ona çözüp, sizi kurtarmıştır.

Kişide suçluluğu arttırmanın yolları, ihtiyaç, istek ve arzularını suç haline getirmektir. Bunun içinde önce gelenek, görenek ve töre diye yüceltilen toplumsal alışkanlıklar vardır. Bu töreler genelde yaşı büyüklere,  ebebeynlere saygı ve itaat ile ilgilidir. Nezaket kuralları çoğu kez içinizdeki duyguları bastırmanız içindir.

Suçluluk yüklemesini en fazla dinciler, din öğretmenleri, din adamları yapar. İnternette bir afiş gördüm, anasınıfı için din öğrenimiymiş. Suyun içini görecekmişsin, sağ elinle içecekmişsin, oturarak içecekmişsin,  başlarken besmele çekip, bitince elhamdürüllah diyecekmişsin ve üç yudumda içecekmişsin. En anlamadığım sonuncusu, neden üç? Az bir şey içeceksem bir yetmez mi? Ayrıca Muhammed, muhtemelen  yaşadığı sürece cam bardak görmemiştir. Araplar, pirinci bile Sasani ordusundan aldıkları ganimetlerde görmüş, zehir sanıp yememiş, cam mı biliyorlardı? Ayrıca Müslümanlarda solaklara karşı bu kin neden? İyi ki solak değilim, zaten tüm dünyada el aletleri sağlaklara göre yapılır, bir de dincilerin tantanasını dinleyecektim.

Yıllar önce gayet imanlı bir arkadaş, halife Ali ya da Ömer'in (tam hatırlamıyorum) ilim bir noktaydı, cahiller çoğalttı sözünü hatırlatmıştı. Oysa kendisi de oturduğu lojmanın tuvaletinin kıbleye bakmasında şikayet etmişti. Yani ülkemiz itibarı ile kuzey-güney doğrultusundaki tüm tuvaletler günah ya da Kabe'ye saygısızlık, ziya ya popon ya da pipin oraya bakıyor. Bir de yatak meselesi var, mezarda yatarken olduğu yetmezmiş gibi, yatakta yatarken de baş tarafın kıbleye bakacakmış.

Dinciler sık sık gençlerin duyar kasma dediği suç yüklemesinin konularını yeniliyorlar. Şu sıralar satranca takmışlar, oysa bu oyunu dünyaya yayan Müslümanlar ve bizzat da Araplardır. Gerçi dincilerin bu konuda iki yüzlülükleri köklüdür. İbni Sina, Farabi gibi filozof, bilim adamları ile övünürlerken; arka odalarında onlara dinsiz ve sapık derler. Son beş yıldır çok fazla popülerleşti. Dincilerin popülerleşen her etkinliğe alerjisi var. Taliban'da Afganistan'da uçurtmalara düşman olmuştu.

Bunun içinde genelde din budur, dine uymamazlık etmeyin falan derler. Aslında önce tavsiye ve iyi niyetle falan başlarlar. Ayakta işerseniz prostat olursunuz, sünnetse penisiniz bazı parazitlerden korur falan derler ama yalandır. Hatta sünnet erken boşalma sebebidir. Sol el ile ilgili anlatılan da palavradır, dünya nüfusunun %10'u tam solak, %1'i iki elini de eşit kullanabilmekte. Bu yüzden el aletleri sağ elli insanlara göre yapılır (makas, kapı kolu vs) ve solak olmak sıkıntı sebebidir. Solakları sağ elle kullanmaya zorlamaksa zorbalıktır.

Din duyar kasıcılarının ahlak bekçisi yapanları da vardır. Sevgilileri görünce zaten dayanamazlar, Ramazan ayı boyunca sokaklarda millete laf atarlar. Oysa belli konulara ne dini, ne de insani açıdan zerrece hassas değildirler. Zekat konusunda hiç ağızlarını açmaz, zenginlere gitmezler. Zekatı da daha ziyade kendi tarikatlarını daha da zengin etmekten başka bir şeye yaramayan vakıfları, tekkeleri için isterler. Devlette oluşan yolsuzluk ve hırsızlığa da hiç tepki göstermezler. Bunu iktidarı eleştirmek için demiyorum. Ben bu iktidar öncesini de hatırlayacak kadar yaşlıyım. Dinci milleti eskiden de böyleydi.

Bir de diğer bir sorun, geçen BAKARA-MAKARA yazımda yazdığım gibi, dincilerin bu konuda genelde iki yüzlü olmalarıdır. Bunun için içlerine girmenize gerek yok, biraz yakınlarına gelin, yeterli. O, tramvay hattı üzerinde namaz kılanlar, çoğu kez camide tanıdık birileri yoksa 2 rekat farzdan sonra kaçarlar, yatsı namazını genelde kılmaz (Hanefilikte mümkündür), sabah namazının kazasını da kısaca kılarlar. 28 Şubat döneminin tam ortasında İmam Hatip'e atanmıştım. Kuran odasında onlarca Kuran yerlerdeydi ve kendim toplayıp bir tanesini de aldım. 

Ayrıca aynı İmam Hatipte, galiba benim varlığımı unutuyorlardı arada bir, Said-i Nursi hakkında ilginç şeyler anlatıyorlardı. Kendisi aslında çok az Barla'da yaşamış, sürgünlüğü genelde Isparta il merkezinde, bu gün adı Bedüüzaman caddesi olan ve ben 1998 öğrenci iken halen duran evinde yaşayıp, halen duran o dönem için lüks arabası ile gezip durmuştu. Bir hapishane de iken de gardiyanların yardımı ile şehirde cuma namazına girmiş,  onu camide tesadüfen gören hapishane savcısı da durumu rapor edip, başka bir hapishaneye naklini sağlamış. Nurcular da bu olayı,  Nursi ile ilgili fantastik ve metafiziksel bir mucize  gibi anlatıp, durmuşlar.

Bu duyarcılığın bir de inanmazsan saygı duyculuğu vardır ki,  kendileri başkalarına asla saygı duymaz. Yahudilere çivili fıçı, Alevilere mum söndü ve önlerine engel olarak gördükleri kişilere envayi çeşit hakareti anında üretirler. Konu başkaları olduğunda ateş olmayan yerden duman çıkmazdır ama konu kendileri olunca gıybet en büyük günahtır. Bu gıybet günahı en fazla muhafazakarlık ve dindarlık adına işlenir. Bir tarikatın üyeleri, küçük şehirlerde twitter trend topic çalışması yapar gibi sürekli dedikodu yaparlar, sonra da herkes bunu konuşuyor diye iddialarını kendilerince ispatlarlar.

Dinciler ya da dinler bu duyarlarını ve hakaretlerini dini menkıbelerine, hikayelerine ve hatta kutsal kitaplarına da yazmıştır. Ben bir dinsiz olarak artık Sodom ve Gomora şehrinin sapıklığı efsanesine inanmıyorum. Bu da mum söndü masalı gibi Yahudi toplumunun kendi dinlerine inanmayanlara attığı bir hakaret olmalı. Ayrıca, cahiliye devri Araplarında kız çocukları diri diri gömülüyorsa, bu dönemde Araplar mitoz-mayoz bölünme ile mi çoğalıyordu?

Jean Paul Sarte, varoluşçuluğu, cehennem başkalarıdır sözü ile anlatıyor. Sevgili okurlarım, başkalarına ne kadar uzak yaşarsanız, kendi cehenneminizi o kadar yaratırsınız. Birilerinin size verdiği kalıplara uymayı mümkün olduğunca ret edin. Kadınsınız ve adet görüyorsunuz diye size hakaret edenleri, hayatta biraz eğlenmek istiyorsunuz diye sizi küçümseyenleri umursamayın gitsin. Sosyal medyada da mümkün olduğunca engelleyin.

Başkalarını düzeltmek isteyenler, kendileri örnek olmalıdır ve başkalarına da fazla karışmamalıdır. 



































































































































































































































































































































































23 Kasım 2020 Pazartesi

DİNSİZ BIRAKAN DİN EĞİTİMİMİZ (DİNSİZLİK TÜRLERİ 9 )



 Ülkemiz son on yıldır iyiden iyiye din eğitimi ve tarikatlar ülkesi oldu. Öte yandan gene son on yıldır giderek artan bir dinsiz (deist-ateist) nüfus var. Bu dinsizleşme ergenler-gençler arasında olduğu kadar, kırklı yaşlardaki vatandaşlar arasında da yaygın. 

Eskiden de deizm-ateizm olarak dinsizlik vardı ama daha ziyade Alevi kökenliler veya radikal sol, Marksist-Leninist kişiler ve çocukları arasında yaygındı. Atatürkçü ya da sosyal demokratlar arasına bile dinsizlik çok nadir görülürdü. Şimdi basbayağı dindar-milliyetçi-muhafazakar ailelerin çocukları ya da düpedüz ırkçı kişilerde bile dinsizlik yaygın.

Bloğumu okuyan çok az kişi bilir ki, ne zamandır bunun üzerinde düşünüyordum. Son  beş yılda üç ayrı okulumu düşünürken bir şeyin farkına vardım. Bu beş okuldan ilki Anadolu öğretmen-fen lisesi olduğu halde bazı sınıflar yer yer altı saat ( siyer, kuran ve benzeri dersler de vardı), ikincisi meslek lisesi ve sadece iki saat (üstelik derslere cami imamları girdiğinden dersler yer yer de boş geçmekteydi), şu ankinde ise sınıfına göre 2 ya da 3 saat.

İlgin. bir şekilde en çok dinsiz öğrenci ilk bahsettiğim okuldaydı. Pansiyonda, özellikle doğu ve güney doğudan  gelen Kürt öğrenciler arasında yaygındı. En inançlı öğrenciler de din dersleri boş geçen endüstri meslekteydi.

Ciddi ciddi artık öğrencilerin din dersi aldıkça dinsizleştikleri kanısına vardım ve bunun sebepleri üzerine düşünmeye karar verdim. Özellikle imam hatip okullarından bile bolca deist yetiştiğini okuyunca, tespitlerimi özel olarak yazmaya karar verdim. Öğretmen alışkanlığı ile madde madde yazmaya karar verdim.

1)Din hocalarının-adamlarının ayarsızlığı: Din adına konuşanlarının ağzının-kaleminin ayarı yok. Kamuoyunun çok bildiği bir din adamının  (adını yazmıyorum çünkü ağzından duymadım) satrancı kumar sayıp, haram ilan etmesi, gençler arasında popüler olan şarkıcılara hakaret etmeleri gibi durumlar, insanları dinden en fazla soğutan sebepler. Din adına otorite oldum diye saçmalayanlar, gençleri dinden soğutan birinci etken. Kalabalıklar önünde konuştuğunuzda lafınız nereye gidiyor, bir düşünün.

2)Din adamlarının yeni nesilden bihaber olması: Din adamları ve tarikat şeyhleri ne zamandır fildişi kulelerinde yaşamakta, gençliğin gerçeğinden habersiz bulunmaktalar. Ben de en sonuncusu 2 sene ve 2 aylığına olmak üzere üç kere imam hatiplerde çalıştım. Çalıştığım okullarda tarikat yurtlarında kalan-kalmış öğrencilerim oldu. Doğrusu ben dinsizine rast gelmedim.



Lakin hepsinin sevgilisi vardı ya da sevgili bulmak için çabalamaktaydı. Hepsi de yaşadıkları şehirde gezilecek mekanları iyi bilmekteydi. Sonra pek çok sağcı-türbanlı-Ülkücü vs kızın solcu sevgilisi oluyordu. Sosyal medya bunu anlatanlarla doluydu. Sebebi de icabında o erkeği başından kolayca atabilme olduğunu öğrendim. Erkeklerin yaptığı meşhur eğlenilecek kız-evlenilecek kız ayrımını kızlar da artık yapıyor. 

 Bir de kız-erkek Atatürk tişörtü giymiş bazı  gençler konuşunca dinci-tarikatçı çıkıyordu. Sonra sebebinin kız-erkek arkadaş bulmak veya kız-erkek arkadaşı ile takıldığında muhafazakar yetişkinlerin saldırganlığından kaçınmak, olduğunu öğrendim. Pek çok iş yeri de gençler kendisini rahat hissetsin diye duvara Atatürk resmi asmaya başlamıştı. Gençler kendilerine dayatılan sıkıcı dinci-muhafazakâr kültürü benimsemek istemiyor.

Oysa din adamlarının kafasında seksenli, doksanlı yılların dinci gençleri, türbanlı kızları var. O yılların türbanlı kızları, erkek arkadaş edinmez, makyaj yapmaz, kaşlarını bile almazdı. Tarikat yurtlarında müzik bile dinlenmez, aynı alışkanlık ailelerinde de devam ederdi. O zamanlardan bu yana çok şey değişti. 

Gençlik değişti, dini de ona göre anlatmalı.

3)Tarikatların gençlere kötü muamelesi: Milli eğitim, değerlere eğitimi diye tarikatları iyice din eğitim işine sokmakta. 

Oysa tarikatlar birer çıkar kurumu olarak, gençleri kullanma çabasında ve gençlere pek de iyi davranmıyor. Fetö'den beri bu böyle ve 15 Temmuz'dan beri (bunu az sonra ayrı bir madde olarak yazacağım) bu daha  çok gençleri üzüyor. Milli Eğitim bu yurtları hiç denetlemiyor ve bu yurtların çalışanları, sosyal medyaya düşmedikçe gençlere zulüm etmekten çekinmiyor. Bir de bu tarikatlar kullanamayacaklarını anladıkları ya da düşündükleri gençleri içlerinden kovuyor.

Youtube'da ateizm-deizm propagandası yapan youtuberleri izlemeyi merak edindim uzun süredir. Bir kaç tanesi de dini bırakan takipçilerinin mektuplarını okuyor. Hemen hepsi birbirine benziyor. Muhafazakar bir ailede büyüme, zorla gönderilen ve sonradan sevilen Kuran kursları, imam hatip  liseleri,  tarikat yurtları falan derken, ergenlikle beraber sorgulamanın başlaması ama dinden kopmanın pek olmaması; ardından da ekonomik özgürlük kazanılmaya başlanınca dinsiz yazarlara ve youtube araştırılıyor, inançlar sorgulanıyor ve dini terk.

Devlet, Fetö'den ağzı yanmışken ve fırsatı varken tarikatları, cemaatleri harcayacaktı, şimdi tarikat ve cemaatler dini harcıyor. Zararın neresinden dönülse kardır.



4)Dini bilgilerin günümü insanının yaşamına uymaması: Pek çoğu peygamberin ölümünün iki üç yüz sonra yazılmış ve günümüze hiç uymayan ilmihal kitaplarını, üstelikte kendileri de pek bilmeyerek  gençlere anlatmaları ve  artık gençlerce saçma bulunması da, gençleri dinden uzaklaştıran bir neden.

5)15 Temmuz: Özellikle gençlerin çoğu ve halkın da önemli bir kesimi için artık tarikatların hepsi potansiyel birere Fetö ya da Adnan Hoca'dır. Değerler eğitimi diye tarikatların eğitime burnunu iyice sokması da, günümüz genç insanının dinden soğumasına başka bir neden.

Yıllardır haftada 6 saat yabancı dil dersinin yabancı dili öğretememesi gibi,  daha fazla din dersi de din öğretmiyor. Böyle giderse din referansları ile konuşan siyasiler, dinsiz gençlikle büyük iletişim sorunları yaşayacak.