yandaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yandaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2026 Pazartesi

HÜLYA KOÇYİĞİT'İN ve EMEL SAYIN'IN YANDAŞLIĞI VE YETENEKSİZLİĞİ KONUŞULMALI



Şu günlerde (Ekim 2026) pek çok ünlü-eski ünlü öldü, hepsine Allah'tan rahmet diliyoruz. Şarkıcı Alpay,  Soner Olgun, İoanna Kuçradi ve bence en önemlisi şair ve sinama oyuncusu Nihat Ziyalan. Kendisi Yılmaz Güney'in yakın arkadaşıydı ve bu yüzden 12 Eylül'den sonra dünyanın öbür ucuna, Avusturalya'ya göç edip, oraya iltica etmek zorunda kalmıştı. Hepsi değerli insanlardı.

Ülkemizde ölen kişinin ardından kötü konuşmak ayıp sayılır. Bu çoğu kez abartılır; kel ölür sırma saçlı, kör ölür, badem gözlü olur. Bu yüzden bu kişileri ölmeden evvel yargılamak lazım.Cüneyt Arkın hakkında yazı yazarken de bunu düşünmüştüm. Şimdi de Hülya Koçyiğit hakkında yazmalı, kendisi 78 yaşında; bu yazıda ucundan Emel Sayın'a değineceğim, o da sekseninde. Benim gibi 12 Eylül dönemini çocuk olarak geçirenlerin zihnine imgeleri kazınmış iki Yeşilçam yıldızıdır; onlar 12 Eylül rejiminin hevesli iki yandaşı; Emel Sayın ise darbe lideri Kenan Evren olmak üzere pek çok önemli kişinin metresidir. O yılların günde dört-beş saat yayın yapan tek kanallı TRT'si siyah beyazdı; sadece futbol milli takımının maçlarında (bol gollü yenilgiler alıyorduk, keşke yayınlanmasaydı), Kenan Evren'in konuşmalarında ve Emel Sayın'ın konserlerinde renkli yayın yapardı. Evren'in karısı ölünce, protokolde Evren'in eşinin yerini almıştı.

Zor zamanlarda muhalif olmak da zordur, hele de  12 Eylül gibi zamanlarda. Yandaşlar vardır, bir de hevesli yandaşlar vardır. İktidar sahiplerinin istediklerini, daha o istek dile geçmeden, hatta akıldan bile geçmeden yaparlar. Bu iki kadın da öyleydi. Beraber veya yanyana değillerdi ama benim zihnimde 12 Eylülde bu ikisi yan yana geliyor, sebebi de her ikisi de sürekli televizyonlardaydı. Onların televizyon saltanatı, çok kanallı televizyların dönemine kadar televizyonda saltanat kurmuşlardı. İnternetin olmadığı,  kağıt gazete ve dergilerin uzak il ve ilçelere bazen bir gün sonra geldiği, her evde telefonun olmadığı, sabit telefon hatlarının noterde satıldığı seksenlerde televizyon, şimdikinden çok daha güçlüydü. 12 Eylül rejimi, 1983'de Turgut Özal iktidarı ile bitmedi, aslında pek çok açıdan halen devam ediyor. Mesela 1986 yılının 12 Eylülünde izlediğim bir TRT programı nedense aklımda çok net kalmış. Program bir grup 1980 doğumlu, yani altı yaşında çocukla sohbet-röportajla başlıyor, sonra darbe öncesi anarsi ve kargaşalığı ve darbenin ne kadar haklı olduğunu anlatıyordu. Kenan Evren'in sivil cumhurbaşkanı, Turgut Özal'ın başbakan olması ile 12 Eylül bitmemişti. Bu ikilinin ve pek çok 12 Eylül yıldızının saltanatı 1985-86'dan itibaren azalmakla beraber, 1990'da özel televizyonl,ar açılana kadar sürdü.

Emel Sayın ilginç bir karakter. Genel olarak şarkıcı, yeni nesil kendisini pek bilmese de, iki binli yıllara kadar popüler bir şarkıcıydı. Oynadığı filmlerde hep masum, genç kız oldu. Otuzlu, kırklı yaşlarında, yüzü estetikle dolu olmasına rağmen göz altları ve el derisi kırış kırıştı ama hep masum genç kızdı. Gerçek hayatta ise gerçek bir kötü kadındı, defalarca evlenip, tüm kocalarını aldatmış, özelllike yetmişli yıllarda magazin gazetecilerin en gözde haber kaynağıydı.Altın çağı seksenlerdi, televizyonda sürekli konser veriyor, oynadığı filmler sürekli yayınlanıyor, radyoada sürekli şarkıları duyuluyordu.

Seksenler Hülya Koçyiğit'in ikinci baharıydı. Kendisi film yapımcısının eşi olması dolayısı ile vazgeçimez film yıldızı oldu ve pek çok filmde oynadı.Yetmişlerin ortalarından itibaren Türk sinema sektörü, erotik filmlerin hakimiyetine girmeye başladı. Kocası da onu böyle filmlerde oynatmak istemiyordu. 1977-78'den itibaren seks filmleri furyası doruğa ulaştı, o dönemde pek çok Yeşiçam yıldızı şarkıcılık yapmaya başladı, Koçyiğit'de onlardan birisiydi. Derken seksen darbesi ve VHS-Betamaks video kasetler çağı geldi. Darbe rejimi bu sinemaların pek çoğunu kapattı yada kapanmak zorunda bıraktı. Gene seksenler başında gazino kültürü de yavaş yavaş azalarak bitmeye başladı. İnsanlar artık gazinolara Hülya Koçyiğit yada Emel Sayın gibi sıtarlar için gitmez olmuştu; sadece Taksim-Maksim gibi adı duyulmuş gazinolarda gitmiş olmak, hava atmak (o yıllarda ve yer bildirimi yoktu henüz= için gidiyordu. Yeni ve adı pek duyulmamış şarkıcılar da salonları dolduruyordu. Ülke dışa açılınca, gazinoculuğun merkezi olan İzmir fuarı da eski cazibesini yavaş yavaş yitirmeye başladı. Eylül ayındaki o zamanların üç hafta-bir aylık sürede bazı sanatçılar, bir yılda kazanamadıkları parayı kazanıyordu. İbrahim Tatlıses başta olmak üzere pek çok sanatçı, İzmir Enternasyonel Fuarında ünlü olmuştu.

Her ikisi de devletten geçindi Hülya Koçyiğit, TRT'ye bir sürü dizi çekti. Evren'i ve 12 Eylül rejimini en çok övenlerdendi. Onların Yeşilçam filimleri de bol bol TRT'de yayınlandı. Emel Sayın'ın en azından şarkıcılığı iyiydi. Hülya Koçyiğit'in ne sesinde, ne de oyunculuğunda iş vardır. Assolistliği dönemine ait albüm yada kayıtm yoktur, filmlerinde başkaları şarkı söyler. Uzun yıllar filmlerde kendisini seslendirme sanatçısı Jeyan Tözüm seslendirmiştir. Filmlerde genel tavrı, iyi oyuncuların arasında sızmaktır. Bunu Susuz Yaz filminde net olarak görürüz. Aslında bale eğitimi almış ve hep balerin kalmıştır. Bir çok filminde köylü kadın rollerinde sırıtmış, köyde bile balerin gibi yürümüştür. En fazla oynadığı film, Ediz Hun'la ikili olduğu aşk filmleridir, bu filmlerde de ne kadar kötü oyunucu olduğu çok net görünür.

Doksanlar ve çok kanallı televizyonun gelişi ile ikisi de gözden düşmeye başladı. Emel Sayın kendisini sessizce görünmez yaptı; Hülya Koçyiğit inatçıydı, Özal, Demirel, Tansu, Mesut, şimdi de reisçi oldu, damadının çıkarlarını savundu.

Yarın bir gün öldüklerinde bunları söylemek neredeyse imkansız olacak, şimdiden yazmak istedim.

23 Temmuz 2026 Perşembe

YANDAŞINI YİYEN ZULÜM

 


Uzun süredir konuşulan bir şehir efsanesini, sebepleri ile açıklamak üzereyim. Evet, genel anlamda solcular daha müreffeh yaşıyor. Süper zenginlerin tamamı AQP'li ama süper fakirlerin de öyle. Orta halli ya da hali vakti yerinde olan insanların çoğu muhalif.

Sebebi de bu iktidarın, kendisine destek verenleri daha fazla fakir bırakması. Çünkü iktidar yalan söylüyor ve destekçileri bu yalanlara daha çok inanıyor, beklentiye giriyor.

Bunu şöyle bir örnekle anlatayım. Şimdi bir işe on kişi var ve bin kişi başvurdu ise bini de AqP'den en az birini tanıyordur, beş yüzü en az iki tane tanıyordur ve iki yüz tanesinin işi garantidir. Sonuç yüzlerce kişi için hayal kırıklığıdır. Sonra neden eskisi gibi alkışlar yok diye sitem ediyorlar. Sürekli AqP'li birilerinden yardım ve torpil-adam kayırma beklentileri,  sürekli AqP'li birilerinden küsüşler birbirini izliyorlar. İstiyorlar ki bu yağmanın paylaşımında ortaklar artsın, ganimet eşit üleştirilsin. 

Oysa zaman geçtikçe ortaklar azalır, büyük ortaklar daha büyük pay alır. Yağma arttıkça hırs da artar çünkü. Oysa o yağmadan pay isteyenler de her geçen gün artar. Bu da iç kavgayı kızıştırır.

Sosyal medyada yoksulum, açım ama AqP'liyim diyenler, çalıyor ama çalışıyor diyenler, bu yağmadan pay ya da daha fazla pay isteyenlerdir. Yetişkinler ve yaşlılar halen beklemede, oysa gençler bıkkın ve umutsuz.

Muhalifler ise CHP'li belediyelerden de çok şey beklemeyip, işine bakıyor. Döviz yükseleceğini ve krizleri önceden tahmin edip, kendince doğru yatırımları yapıyor. Bu sebeple de, kısmen de olsa daha iyi durumda oluyorlar.

Kadına şiddet haberlerinde çok nadir sosyal demokrat-solcu  birileri çıkıyor, çıktımı da Aktroller davul-zurna ile duyuruyorlar. Ancak  bu tür aile içi-kadına şiddet ve benzeri vakaların hangi cenahtan geldiğini görmek için gündüz kuşağında Müge Anlı başta olmak üzere gündüz kuşağı programlarını izleyerek de görebilirsiniz.

Hızlandırılmış yeni Osmanlıcık kursumuzda en son Damat hallini de gördük, kaldı yeniçeri-sipahi ayaklanması. Ülkücülerin kazan kaldırması da yakındır, zaten çoğu Bahçeli'ye diş bilemekte. Çünkü 2002 öncesinde sağlık ve iç işleri başta olmak üzere şimdilerde tarikatlara ait pek çok bakanlık, genel müdürlük ve müdürlük, bir zamanlar Ülkücülerin elindeydi ve şimdi o mevkileri ve mevzileri geri istiyorlar. Bahçeli istemese de, Ülkü ocaklılar geri istiyor. 

Osmanlı ya da diğer yağmacı ideolojilerde de farklı olmadı bu. Yavuz Sultan Selim, sekiz yılda ülkesinin yüz ölçümünü iki kat arttırdı ama bu sekiz yılda o kadar çok devlet görevlisinin kafasını uçurdu ki, Yavuza vezir olasın diye bir beddua bile çıktı.