mahalle baskısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mahalle baskısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2026 Pazar

İKTİDAR, MAHALLENİN DELİLERİNE KARŞI



Eskiden her mahalle ve köyün en az bir tane delisi olurdu.  Bunların bir kısmı tamamen sokaklarda yaşayan, bir kısmı da günlerini sokakta geçiren, neredeyse tamamı erkek kişilerdi. Pek çoğu ruh sağlığı bozuk, yer yer otistik, disleksi-hiperaktif kimselerdi. Gün boyu sokaklarda bağırır, çağırır, millete laf atarlardı. Kadın mahalle delileri genelde pencere önünde oturup, boşluğa küfür ederdi. Bu delilere belli lafları etme, eleştirilemez kişileri eleştirme özgürlüğü verilmişti. Mahalle-köy delileri; politkacılara küfretmek, kadınlara penis göstermek ya da ibadethane bahçesine pislemek gibi büyük suçlar işlediğinde; mahallenin ağır abiler tarafından dövülür, sonrasında da delimiz bir süre ortada görünmezdi.Bu biraz da evrensel bir durumdu. Rönesansın meşhur İngiliz yazarı Williiam Shakespeare'de en söylnememesi gereken sözleri bir deliye söyletirdi. İktidarlar çoğunlukla bu delileri görmezden gelirdi.Delilerin konuşması sayesinde halkın gazı alınır, öfkesi sakinleşirdi. Mahalle delileri çok taraftar topladıklarında, kendilerini zindanda ya da cellat ipinde-baltasında bulabilirdi kendilerini. Umulmadık taşın baş yarması gibi, bu delilerin, Rusya'yı saran Pugaçev isyanı gibi çok ağrıttığı veya Kaddafi-Kastro gibi iktidarı devirdiği de olabiliyordu. Kastro iktidara geldiğinde tüm ekibi seksen üç kişiydi, oysa o günlerde Küba'nın başkenti Havana'nın biile nüfusu bir milyonun altındaydı. Libya'da genç yüzbaşı Muammer'e soy adını veren Kaddafa aşireti, yoksulluğuyla biliniyordu; Kaddafi disiplinsizliği ile ünlüydü ve lideri olduğu genç subaylar hareketi biliniyor ama önemsenmiyordu; tasfiyesi an meselesiydi. Kaddafi, tasfiyeyi öğrenince, Türklerin Ümmü Gülsüm diye bildiği şarkıcının (Umm Kulthum) konseri biter bitmez darbe yaptı. 

Rosa Lüxemburg'un dediği gibi, devrimler olmadan önce imkansız, olduktan sonra kaçınılmaz görünürler. İnsanın yapısı, birey olarak bile tahmin edilemez derecede karışıktır. Toplum içinse pek çok şey tamamen belirsizdir, hele de memnunşyetsizlik yüksekse.

1990'sa Star TV'nin kuruluşu ile beraber, ülkede bir özel televizyon-radyo kanalı patlaması yaşandı, oysa devlet harici özel televizyon ve radyo yayınları halen yasaktı. Bunun sonucunta tamamen kontrolsüz ve denetimsiz bir medya, hemde cumhurbaşkanının oğlunun ortaklığı ile başlatıldı. Artık insanlar, çılgınlıklarını televizyon ekranlarında gösteriyordu, şair Nara'nın memelerini, Mehmet Ali Erbil'in Jes dediği şahsın büllüğünü, televizyonlardan canlı gördük. Huysuz Virjin, ben Zenne geleneğiyim falan diyor ama o da dönemin mahlallenin delilerindendi. O dönemi televizyon çılgınlıklarını say say bitmez. Ünlü yıldızlar da reyting için saçmalıyordu. Hülya Avşar programına dönemin ünlü pop şarkıcı Ricky Martin'i davet etmişti ve programda adamın poposunu cimciklemişti. Bu devrin ilk krizi, Levent Kırca'nın meşhur Jet Sky parodisiydi. Bu parodi, merkez sağın çöküşünde son noktaydı. Siyasi iktidar bir anda nasıl bir tehlikeyi serbest bıraktığını anladı. Yerdeki dizginleri eline almaya karar verdi ve bunun için daha çok yolu vardı. Önce ülkeye yerli ve milli bir uydu lazımdı çünkü özel televizyonlara bu fütursuzluğu veren yabancı uydu yayınlarıydı, Türksat projesinde başlandı. Bu uydu meselesi, özellike Roj tv ve diğer örgüt televizyonları yüzünden bir süre daha devletin başını ağrıtacak, devlet Kürtçe , TRT6'ı kurmaya mecbur kalacaktı. RTÜK'ün televizyon kanalları ve yapımcılarıyla savaşı, Zahit Akman'la doğruğa ulaşacaktı. 2010'larda gelişen tekloloji ve internet, mahalle delisi tipleri sosyal medyaya aktaracaktı. Sosyal medya şirketleri de, hadlerini aşan bu içerik üreticilerine kapıyı kapattı ya da daralttı; en son 2026 itibarıyla çoğunluğu Tiktok'ta.

İktidar ise hem dini hem de siyasi gücünü korumak için sürekli bir savaşta. İktidarı dini nedenlere dayandırma, hele de seküler yaşama alışmış geniş kitlelere rağmen bunu yapma çabasına girerseniz, mahallenin delileri sık sık karşınıza çıkar. Artık o deli değili bir hak savunucusud



26 Mart 2023 Pazar

YETKİSİZ POLİSLİK



 Polislik, bekçilik, hakim ve savcılık iyi bir şey olabir, ama buna hakkımız varsa. Bizse genelde insanlaı etiketleri ile sahiplediğimiz ya da dışladığımız için, insanların bu etiketlere ne kadar uygun olup, olmadığına bakıyoruz. Sonra bu etiketi hak edip, etmediğine karar vermek istiyoruz. Böylece  o insanı yargılıyoruz. Bir de ahlak bekçiliği meselemiz var. Ben Nietzsche'nin ahlak bekçiliği yapanlar, en ahlaksız olanlardır sözü kadar doğru bir şeye rastlamadım. Harbiden de, ona-buna ahlakta tebelleş olan,  sürekli ahlak konusnda ahkam kesen kişiler,  sonradan ya büyük sapık-ırz düşmanı çıkıyor ya da parası ve bedeni tükendiği için tövbekar olmuş oluyor.

Benzer bir durum, ideoloji bekçilerinde de var. Başkalarının görüşlerini beğenmeyen, az bulanlar, zor zamanların en büyük döneği olabiliyor, hatta çoğu kez öyle oluyor. Böyle tiplerin daha sonra polis-istihbarat muhbiri ya da provakatörü (kışkırtıcısı) olabiliyor. Bunun en tipik örneği Doğu Perinçek  ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/dogu-perincek-kimdir.html ) ve Nihat Genç'tır ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html) Siyaset tarihimiz bunların örneğiyle doludur. Bir ideolojiye aşırı bağlılık gösterileri, çoğu kez inançsızığı ya da güvensizliği, hatta ajan-provakatörlüğü saklama gayesi sebebi ile olabilir. Bence bazı kişiler, bunu çok uzun yıllar yapmış olabilir. Radikal Marksistken, ömrünün son yıllardında birdenbire liberal olan, iki oğlu (Ahmet ve Mehmet Altan) önce liberal, özgürlükçü, sonradan da FETÖ darbeci olan Cetin Altan ve onun gibi pek çok ünlü kişinin, hatta  her sene ölüm yıl dönümünü andığımız pek çok kişinin de böylesi kışkırtıcı ajanlar olduğunu düşünüyorum. 

Tarikat üyeleri, sıradan insanlardan daha Müslüman değildir. Irkçı, ırkçıdır, sıradan bir insandan daha milliyetçi değildir. Böyle şeylerin tartısı yoktur. Siyasal yelpaze ise sadece kavramsaldır. Irıkçılar vatansever değildir, onlar sadece mülkiyet seven kişilerdir. Bir ülke, üzerinde yaşayan her inan.çtan ve türden vatandaşlarıyla vatandır. Bu kişiler için, kendi ırkdaşlarının yada kökensaşlarının bir bölgede yaşamış olması veya atalarının  bir yerlerde, bir zamanlar egemenlik kurması, saece savaş bahanesidir. Bu bahane, İngilizler için medenileştirme, Osmanlılar için din,  Sovyetler için ploreterya egemenliği ama özünde yağma ve işgaldir. Hitler, sıradan bir sosyal demokrattansa, radikal sosyalist-Lenininst birinin daha kolay NAZİ olacağını söylemiştir. Zira o kişinin içindeki şiddet eğilimi, kolayca faşist ideolojiye evrilebilecektir.  Dostoviyetski'de radikalliğin, cehaletin ve saldırganlığın bir gösterisi olduğunu söyler.

Her durumda radikallerin ya da başkalarının ,bize kimlik yada konum yapıştırmaları kabul edilmez olmaldır. Kendi inanç ve fikirlerimizin konumunu başkaları belirlememelidir.