Bir Türk atasözü, ağaca yaslanma kurur, insana yaslanma ölür, der. Başlıktan da anlaşılacağı üzere, konuyu Kemal Kılıçdaroğlu'na getireceğim ama siz gene önceki hayal kırıklıklarımızı bir hatırlamak için, öncesini de okuyun. Hepimiz için değilse bile, çoğumuz için en büyük hayal kırıklığımız Kemal Kılıçdaroğlu oldu. En azından benim için. Benim, alkislarlayasiyorum.com'daki takma adım Kemal Kılıçdaroğlu'ydu. Şimdi diyorum ki site iyi ki kapanmış. Yoksa Youtube'dan taşıdığım binlerce videoyu tek tek silmek zorunda kalacaktım. Aslında Kılıçdaroğlu'nın son kullanma tarihi, mühürsüz oyları kabullendiği gün bitmeliydi ama Alevi ve Kürt birisine işbirlilçiliğini konduramadık. Antonio Gramsci ve Luis Althauser gibi filozofların anlattığı üzere iktidar çok büyük ve geniş bir hegomonyadır. Sadece siyasi örgütlenmeleri ya da üretim araçlarını kapsamaz, iktidar bütünsel olarak hayatımıza hakimdir ve pek çok şeyi kapsadığından, yıkıldığı ana kadar herkesi satın alabilir, tehdit edebilir ya da yandaş olabilir. Bu mücadeleler ve karşı mücadeleler asla kolay olmamıştır. Şahlık rejimi, Humeyni'yi Irak, Necef'ten ayrılıp, Fransa, Paris'de gitmek (ya da Hicret etmek) zorunda bıraktığında, yılıkmasına altı aydan daha kısa süre vardı. Batista'nın düşüşü o kadar ani oldu ki, Havana'lı zenginler, Kastro'nun ihtilalinin kısa süreli olduğunu düşünüp, lüks evlerinin anahtarlarını, hizmetçilerine vermişti.
Hainlerin, ihanette neler kazandığı, hep merak konusudur. Nihat Genç, ölümüne yakın,İmamoğlu'nın diplomasının iptali fikrini ortaya attı diye çok mu zengin oldu ya da çocukları çok mu önemli mevkilere geldi? Ya çocuğu olmayan Hıncal Uluç, o neden Fecö kumpasına alet oldu? Konu para değilse, ne ile tehdit ettiler? Çocuk tacizcisisin diyte şantaj mı yaptılar, tüm sülalen öldürürüz mü dediler? Uzun ömür, kötü insanlara bir ceza. Nazlı Ilıcak, 17 Aralık 2013'den önce ölseydi, en azından sağcılar için efsane olarak kalacak, adına basın ödülleri verilecek, bazı okullara, meydanlara vesair yerlere adı verilecekti. 12 Eylül ve 28 Şubat'a direnen kahramandı; 15 Temmuzun haini oldu. Sağ ideloljinin sancak gemisi Tercüman'ın T harfi şeklindeki binası yıkıldı.
Siyasetçiler de çok hayal kırıklığı yarattı, hem sağda, hem solda. Sağda en büyül hayal kırıklığı, 28 Şubat sürecinde, Türbanlılar okumaya Suudi Arabista'a gitsin diyerek, yıllarca sömürdüğü muhafazakar seçmeni çöpe atan Süleyman Demirel oldu. Bu tavrı, erimekte olan merkez sağı, Doğru Yol Partisini ve kendi yakınındaki politikacılarıkurtarmadı. Efsane bir hayat, kestane olarak bitti. Oysa biraz erken ölseydi, bir demokrasi kahramı olarak anılacaktı. Sağda ise Ülkücü liderlerin çoğu, birer hayal kırıklığı oldu. Devlet Bahçeli, defalarca iktidar olmayı red etti. Meral Akşener, son cumhurbaşkanlığı seçiminin oyun bozanı oldu. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun haini Sinan Ogan'ı unutmayalım.
Solda hangi birini sayalım? Son on yılda Metin Feyzioğlu ve Mehmet Ali Eser (Teğmen)'i unutmayalım. Hani bir deyim vardır, deli bir değil ki bağlayalım, ölü bir değil ki ağlayalım diye. Hain de tek değil ki...Son olarak on üç seçim yenilgisini sindirip (hem de anında), tek kurultay yenilgisini sindiremeyen: mühürsüz oylatı kabullenip, Yüksek Seçim Kurulu kararını kabullenmeyen Kılıçdaroğlu; ne umuyorsun, ne bekliyorsun? Yüzde yirmi beş kilidine dönmekten başka, partililerine ne vaad edebilirsin? İktidar senden ne istiyor? Sosyal Demokratların da Ülkücüler gibi parçalanıp, pasif kalmasını mı? MHP,BBP, İyi Parti, Zafer, Anahtar, hepsinin oy oranı yüzde yirmi ya ediyor, ya etmiyor. Oysa şu anki ortamda sadece Zafer partisinin yüzde yirmi beşi çok rahat alması gerekirdi. (Ek olarak, 11 Ağustos 2021 Altındağ progromu, Zafer partililerle alakası olmamasına rağmen, Zafer partililerin hanesine yazıldı. Ülkücü görüş Maraş, Çorum üzerine ciddi bir öz eleştiri yapmazsa, böylesi suç yıkılmalarını daha .çok yaşar fikrimce) İktidar değişmeden, ekonominin düzelmeyeceği ve mafyanın zayıflamayacağı bu kadar aşikarken, kitleler sizden ümidi bu kadar kesmişken, halkın öfkesini sadece siyasi partileri kontrol ederek mi bastıracaksınız?
Ya da ne kadar bastıracaksınız?Beşar Esat gibi on üç yıllık bir iç savaşı mı göze aldınız? Beşar, daha iktidara gelmeden hazırlanmıştı. Babası Hafız Esat'ın yaptırdığı 1982 Hama katliamından sonra, ülkede büyük ölçekli isyan çıkacağı belliydi. Gene de her oyunu oynadı, güçlü istihbaratı ile muhaliflerin içine fitne soktu ama sonuçta, Şah Rıza gibi, Kaddafi gibi ve diğer pek çoğu gibi kaybeden o oldu.
Elli yaşından sonra bunca tarih okumamla öğrendiğim en dehşet sonuç şu oldu: demokrasinin amacı halkı değil, devleti korumaktır. İktidar eninde sonunda değişecekse, en güvenlisi demokrasidir. Demokrasinin olmadığı toplumlar, saray entirikalarının, darbelerin, isyanların, ihtilallerin ülkesidir. Otuz altı Osmanlı padişahının her üç tanesinden biri, yani on iki tanesi, tahttan indirilmiştir; bin yıllık Bizans-Doğu Roma tarihinde on ayrı saltanat sülasesi iktidar olmuştur; üç bin yıllık antik Mısır tarihinde, otuz üç saltanat sülalesi oldu; Roma imparatorluğu, sürekli iç savaşlar yaşadı. Bizans'ta Konstantinopolis halkı, Osmanlı'da Yeniçeriler, Roma'da Lejyon generalleri, iktidarı belirleyen ve sık sık düşüren unsur oldular. Osmanlı'da katledilen şehzade sayısı belirsizdir, oysa 1922'de saltanatın kaldırılmasından sonra hiç bir Osmanlı hanedan aile üyesi öldürülmemiş, hepsi eceliyle gitmiştir. Toplumun istemediği ve ya devlete faydası dolmuş iktidar, ne kadar fazladan kalırsa, hem devlete, hem millete o kadar zararlıdır.
Demokrasi, üzerine binmeye çalışan dikta heveslilerini bir şekilde üzerinden atar ve o dikta hevesli ideoloji, bir daha iktidarı rüyasında görür.
(Not; okuyanlar lütfen yorum yapın. Bu blogun bazı aylar okunda oranı iki binlerdeysek, 1 Haziran 2026'da, iki bin küsur okunmuş, 1,7 bini Vietnam. Bu blogda o kadar yazı yok, Vietnam'da o kadar Türk olduğunu sanmıyorum.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder