barış dedikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barış dedikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2026 Cumartesi

KİMSEYİ KUCAKLAYASIM YOK



 Doksanlı yılların, daha doğrusu iki binli yılları da içeren yetmez ama referandumu öncesinin sloganıydı. İnsanları İslamcılığa alıştırmak için de kullanılmaktaydı.

Bu kucaklama sözünü geçen gün okuduğum bir makaleyle gene hatırladım. Köşe yazarı hanım, AqP'nin alternatif baro ve oda açamaması ve benzeri bazı başarısızlıklarından heyecanlanmış ve bir şeyler karalamış. Sağcı kitlenin kucaklanmasından bahsediyor.

Kucaklayacaksa muhalefet partileri kucaklasın ben zaten devlet memuru olarak kucaklarındayım ve bir an önce emekli olup, onlardan uzaklaşacağım günleri bekliyorum. Zaten kucaklayacağız, iyiyiz diye tepemize  çıkmadılar mı? Ha, siyasi partiler, esnaf gibi; gelene yok diyemiyor bir türlü.

Yıllarım sağcıların, dincilerin arasında geçiyor. Müdürlerim ya ülkücü, ya tarikatçı, görünüşte çok iyi insanlar. Yüzlerine karşı bir şey ispat edemesiniz zira onlara göre harp, hiledir. Onların fikirlerine saygı gösterip, tartışmaya açmanız bile,  surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes, ey kahpe rüzgar, ne yönden esersen diyerek, iyi niyetinizi zaafa çeviriyorlar.

Şimdilerde sağcılık çöküyor, adım adım çöküyor. 2002'de merkez sağ denen ucube çökmüştü. İyi parti veya iktidar partisinden çıkma diğer oluşumlarda buna deva olmayacak. Şu anki 40 yaş üstü kuşak, dinciliğin altın nesli. Arif Nihat Asya, Osman Yüksel Sergengeçti gibi yazarlar ellili, hatta kırklı yıllarda bekliyorlardı.  Beklenen nesil, beklenen adam geldi ve beklenmedik yoksulluk getirdi. Dolayısı ile yeni  nesil, eski neslin düşüncelerini anlamıyor. Gelecek umudu yok, giderek yoksullaşıyorlar ve bir ömür boyu beyni tütsülenmiş ebebeynlerini anlamıyor

İktidar  bloğu için işler gittikçe sarpa sarıyor ve patlama yakındır. Patlama derken GEZİYİ ANLAMAYIN. Gezi patlama DEĞİLDİ, gezi sadece sibobtan  gaz kaçışıydı. Pıst diye değil de,zart diye, biraz gür bir gaz kaçışıydı ve soldandı. Mevcut patlama sağdan olacak. Sağcı kitleler yoksulluğa katlanır ama umutsuzluğa kimse katlanamaz. Kuru ekmek yiyorlarsa aç değiller,  üniversiteler fuhuş yuvası gibi sözler, gençliği gerer.

Bu kitleler öyle ya da böyle solcu olacak. Şimdilik seçtiklerinin kendilerine yaptıklarına inanamıyorlar. Bu yağmayı yiyenler çoğalacak zannediyorlar, zira bu gazanın en önündeydiler. Yağmada en fazla payı beklerlerken, yağmalandıklarını görünce affallıyorlar. Üstelik eski Türkiye'nin TÜSİAD ve benzeri zenginleri, daha da zenginleşirken, bunlar yeni düzene destek verdikleri halde fakirleşiyor. Sonra ellerim kırılaydı da, oy vermeseydim diyorlar. İçimden bir çekiç alıp, tek tek ellerinin tarak kemiklerini kırmak geliyor.

İktidarı elde tutan dinamiklerin en büyüğü suç ortaklığı. Bu iktidar, sadece 18 yıllık icraatı ya da Milli Görüş-Milliyetçi Hareket-Aydınlık ve benzeri olarak değil, 1950'den beri egemen Türk sağı olarak yıkılacak. Sadece devletten ihale alıp, duran beşli çete değil; kamu mallarını yok pahasına alan ve şu günlerde bolca Atatürklü reklam yapan holdinglerde bundan kurtulamayacak. Daha sınavlarda hile yapan on binler, belki de yüz binler var. Onların da iktidarı destekleme sebebi, yargılanma korkusu. Devasa servet aktarılan tarikatları da unutmayalım.

Oysa o tarikatların en devlet destekli olanlar bile, yemek vermedikleri kuran okumalarına katılacak birilerini bulmakta zorlanıyor. Gelenler de yemekten sonra gidiyor, oysa daha kuran okuyacaktık.

İktidar, her şeyiyle bir Arap diktatörlüğü gibi başladı. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, neoliberaller ve tarikatların yardımı ile iktidara geliş; devlet ihaleleri ve özelleştirmelerle servetine servet katan süper zenginler,  toplumda klutuplaşma ile başlayan mutlu yıllar. Derken Avrupa- Amerika ve tüm batı devletlerine heyheylenmeler, batı kamuoyunu yavaş yavaş karşına alma, Anerika'ya karşı Çin ve Rusya ile anlaşma ve yükselen muhalefet.

Siz bakmayın, seçim olsa da iktidardan gitmeyecekler denmesine, doksanlar da dincilerin iktidarına asker engel olur muhabbeti vardı. 

Şimdi ise içimde bir oh olsun duygusu var, iktidara oy verdik, başımıza bu mu gelecekti diyenlere, evet bu gelecekti diyorum. İktidar ne kadar zamanda düşer bilmiyorum ama uzadıkça yandaşların canı daha da yanacak, iktidarın içinden yeni yeni fetöler, Adnan Hocalar çıkacak. Ben kimsey, kucaklamıyorum, aklınız varsa, dağa fazla canınız acımadan dönün.

24 Mayıs 2024 Cuma

CALGACUS- (Antik Çağ Cesur Yürek-Braveheart) ve Emperyalist Düşmana Direnme Gerekliliği ve Pax Roma tarifi

 


Calgacus (bazen Calgacos veya Galgacus olarak da adlandırılır) - çok kabaca - MS 50'den MS 100'e kadar yaşadı, eğer yaşadıysa. MS 84'te Mons Graupius Savaşı'nda Romalılara karşı savaşan Kaledonyalıların lideriydi. O dönemde İskoçya'daki daha geniş resim , Tarihsel Zaman Çizelgemizde gösterilmektedir .

Calgacus, Britanya'nın Romalı Valisi Julius Agricola'nın, damadı Tacitus tarafından MS 98'de yazılan De vita et moribus Iulii Agricolae biyografisinde önemli bir karakter olarak karşımıza çıkar . Onun hakkında başka hiçbir kaynaktan başka hiçbir şey bilinmiyor ve onun gerçekten var olup olmadığı konusunda bazı şüpheler olsa gerek. Ama eğer yapmadıysa, muhtemelen onun gibi biri yapmıştır. Adı "kılıç ustası" anlamına geliyor.

Julius Agricola, bugün İskoçya dediğimiz toprakları fethetmek için seferine MS 80'de başladı. MS 84'ün başlarında Tayside'a kadar her şeyi kontrol ediyorlardı ve o yıl Kaledonya lideri Calgacus'un ana güçlerini açık savaşa çekmek için kuzey İskoçya'ya doğru daha da ilerlediler. Ancak Kaledonyalılar vur-kaç taktiklerini sürdürmeye kararlıydı. Ancak Agricola'nın birlikleri Kaledonyalıların yakın zamanda topladıkları hasadın saklandığı ambarların çoğunu ele geçirdiğinde Calgacus savaşmakla halkının önümüzdeki kışta açlıktan ölmesine izin vermek arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Son hesaplaşma, görünüşe göre MS 84 Sonbaharında Mons Graupius Savaşı'nda gerçekleşti.

Savaşın yeri bugün geniş bir tartışma konusu; adaylar arasında Aberdeenshire'daki Bennachie ve Perth'in batısındaki Gask Sırtı ; ancak Moray, Fife ve Sutherland kadar uzak yerler de önerildi. Tacitus coğrafya konusunda biraz belirsiz olsa da savaşın gidişatı konusunda daha kesindir. Ona göre Kaledonyalılar, Agricola komutasındaki 20.000 Romalı lejyoner ve yardımcı kuvvetle yüzleşmek için yaklaşık 30.000 adam topladı.

Savaş, Roma ön hattındaki 8.000 Romalı yardımcının yokuş yukarı saldırmasından önce füze değişimiyle başladı ve Kaledonyalıların daha uzun kılıçlarını etkisiz hale getirmek için onlara yaklaştı. 3.000 Romalı süvari daha sonra Kaledonyalıları geride bırakarak onların kaçmasına neden oldu. Mons Graupius'taki Roma ordusunun ana kısmı, 9.000 lejyon adamı yedekte tutuldu ve savaşta hiçbir aktif rol almadı. Tacitus'un anlatımına göre savaş 10.000 Kaledonyalının ve sadece 360 ​​Romalının hayatına mal oldu. Kalan 20.000 Kaledonyalı tepelerde eriyip gitti. Calgacus'un ölümü ya da yakalanmasından hiç söz edilmiyor, dolayısıyla onun hayatta kalanlar arasında olduğu ve dağlarda gizlenen varlığıyla Romalıların İskoçya'yı asla fethetmemesini garantileyen bir kişi olduğu anlaşılıyor.

Tacitus'un Mons Graupius Muharebesi'ne ilişkin haberlerinin bir yönü, modern gözlere özellikle tuhaf geliyor. Tacitus'a göre Calgacus savaştan önce ordusuna bir konuşma yapmıştı. İçinde şunları söyledi:

"Bu savaşın kökenini ve konumumuzun gerekliliklerini her düşündüğümde, bugünün ve bu birlikteliğinizin tüm Britanya için özgürlüğün başlangıcı olacağına eminim. Kölelik hepimiz için bir Bilinmeyen bir şey var; bizim dışımızda hiçbir kara yok ve Roma filosunun tehdidi altında olduğumuz için deniz bile güvenli değil. Ve böylece, cesurların zafer bulduğu savaşlarda, korkakların bile güvenlik bulacağı bir yer. Değişen şanslarla Romalılara direnilen, Britanya'nın en ünlü milleti olması, ülkenin tam kalbinde yaşaması ve kıyılarının gözden uzak olması nedeniyle hâlâ içimizde son bir yardım umudu bırakan Romalılar. Fethedilmiş olsak bile, köleliğin bulaşıcılığından gözlerimizi bile koruyabilirdik. Dünyanın ve özgürlüğün en uç noktalarında yaşayan bizler için, Britanya'nın görkeminin bu uzak mabedi bugüne kadar bir savunma görevi gördü. Britanya'nın en uç sınırları açılıyor ve bilinmeyen her zaman muhteşem sayılıyor. Ama bizim dışımızda hiçbir kabile yok, aslında dalgalar ve kayalardan başka bir şey yok ve daha da korkunç olan, baskılarından kaçmanın boşuna itaat ve teslimiyetle arandığı Romalılar var. Dünyayı yağmalayanlar, genel yağma yoluyla toprağı tükettikten sonra derinleri talan ediyorlar. Düşman zenginse açgözlüdür; eğer fakirse, hakimiyet arzusundadırlar; Ne doğu ne de batı onları tatmin edebildi. Erkekler arasında yalnız onlar, yoksulluğa ve zenginliğe aynı şevkle göz dikiyorlar. Soygunlara, katliamlara, yağmalara imparatorluğun yalancı adını veriyorlar; yalnızlık yaratıyorlar ve buna barış diyorlar."

Romalı Valinin damadının Calgacus'un maç öncesi moral konuşmasını duyabileceği mesafeye girmesine izin verilme ihtimalini bir kenara bırakırsak, bunlar Tacitus'un Agricola biyografisinde yer alan çok tuhaf duygulardır. Bunu bile bir kenara bırakırsak, aktarılan konuşmanın doğru röportajdan çok kahramanca kurguya borçlu olduğu görülüyor. Aslında bunların bir kısmı, Braveheart filminin senaryo yazarının William Wallace karakterinin ağzından söylediği savaş öncesi konuşmasına oldukça benzemeye başlıyor . Ancak tarih, insanların inanmayı kabul ettiği şeydir; bu yüzden belki de İskoçya'nın, tarihinin farklı noktalarında bu kadar dikkate değer iki hatibe sahip olduğu için minnettar olmalıyız...

(https://www.undiscoveredscotland.co.uk/usbiography/c/calgacus.html'dan alınmış, goole'a çevirtilmiştir.)

https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/braveheart-cesur-yurek-filmi.html