ermeni tehciri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ermeni tehciri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2026 Pazartesi

TÜRKLERİN VE ERMENİLERİN KERHEN BARIŞI



Her şerde bir hayır vardır denir ya, 1999 depreminin beklenmedik sonuçlarından biri de Türk ve Yunan dostluğu oldu. Gelen arama kurtarma ekipleri, kan vermek için sıraya giren Yunan halkı, gelen yardımlar, bir dostluğun başlangıcı oldu. Benzer bir depren Atina'da olunca, bu yardımların karşılığı da verildi. Acı gerçek şuydu. Bu dostluk kerheni yani isteksizce ve tiksinerek. Bu kelime Türk halkı için, Bülent Ecevit'in 14 Ekim 1979'da yaşadığı Bej Sıfır diye tarihe geçen ara seçim yenilgisi ardından başbakanlıktan istifa etmesiyle, Süleyman Demirel'in 12 Kasım 1979'da kurduğu azınlık hükumeti ile moda olmuştu. Mecliste çoğunluk alamayan Demirel hükumeti, Necmettin Erbakan'ın kerhen güven oyu alması ile iktidara gelmiş, böylece askeri darbe on bir ay kadar bir süre ertelenmişti. Meclis'in, görev süresi biten Fahri Korutürk (Tam adı Esseyit Hasan Fahri Korutük'müş) yerine cumhurbaşkanı seçememesi ve ülkede siyasileşmiş sokak savaşları dürmayınca, 12 Eylül darbesi gelmişti, bu da ayrı konu.

Süleyman Demirel, sonradan SHP (12 Eylül sonrası CHP) ile koalisyonları da, seksen öncesi Ecevitle bir araya gelmedi, darbeye sebep oldu suçlamalarına karşı kerhen bir barıştır. Barışlar çoğu da kerhendir, yılların nefreti öyle hemen bitmez. Diğer yandan Atatürk'ün, İzmir İktisat Kongresi açılışında yaptığı konuşmada dediği gibi, kılıç sallayan kol yorulur, saban süren el güçlenir. Bu yorulma bazen nesiller sonra olabilir. Fransa ve Almanya, sürekli birbiri ile savaştı ve birbirini ezdi. Otuz yıl savaşlarında, kendi içindeki Protestan azınlığa kan kusturan Fransa; Almanya'daki Protestanları ezdi. Napolyon, Almanların bin yıllık Kutsal Roma imparatorluğunu yıktı. Güçlenen Fransa, Fransa'yı Sedan savaşında yenip, Fransızların Versay sarayında, Alman birliğini ilan etti.Birinci Dünya Savaşında yenilen Alman heyeti, küçük bir vagon içinde rezil edildi, İkinci Dünya savaşının başında Hitler, rövanşı aynı vagonda aldı. Almanlar yenilince, vagon yakılarak yok edildi. Savaş sonrası Naziler'in kurduğu gümrüksüz alan aynen devam etti.Avrupa Birliği de bu alan üzerine kuruldu. Şimdi Avrupa'da ve Dünya'da, Fransalmanya gerçeği var. Türkiye ile Azerbaycan için nasıl, iki devlet, bir millet deniliyorsa; Fransa ve Almanya'da iki millet, bir devlet deniliyor. Bu iki devletin dış politikası fazla paralel işliyor. Alman ve Fransız milletlerinin birbirlerini sevdikleri konusunda pek bir bilgim yok, sevmeselerde gerçek bir barış içindeler.

Halklar savaş döneminde birbirine o kadar çok zulm eder ki, barışmak zor, hatta imkansız olur. Bu yüzden yendiğiniz düşmanı, barışmayacak kadar perişan etmek, tarihi bir hatadır. Şu an Türk (Azeri -Gney Azerbaycan)-Ermeni barışı karşısında en büyük engel, neredeyse tüm dünyaya yayılmış Diaspora denen dış Ermenilerdir. Dış Yunanlar ya da Yunan Diasporası, Türk-Yunan dostluğuna karışmamıştı. Bu diaspora, büyük ölçüde Yunan milletinin kendi iç çatışmalarının sonucudur. Önce Kurtuluş Savaşından sonra göç eden Anadolu Rumlarının pek çoğu Türk tohumu diye dışlanarak, Avusturalya başta olmak üzere, yurt dışına göç etmelerine sebep oldu. Oysa Anadolu Yunan ordusunun üçte biri, Anadolu Rumlarından alınan gönüllülerden oluşuyordu. Üstelik Anadolu'da, Yunanlıların Pontus dediği Doğu Karadeniz ve Kapadokya başta olmak üzere, pek çok bölgesi, Yunan ya da işgalci diğer ülkelerin (İtalyan, Fransız ve İngiliz) egemenliğine girmemişti. Sonra 1944-49 arasında süren iç savaş, ülke nüfusunun üçte birinin geri dönmeksizin göçüne sebep oldu. Ermenistan'ın ise, Lübnan, Fransa, A.B.D (Californiya özellikle) ve Arjantin başta olmak üzere, Dünya'nın dört bir yanına dağılmış Ermeni toplulukları kendilerini 1915 Tehcirinin kurbanı olarak görmekte ve göstermekte; olası Ermenistan-Türkiye-Azerbaycan barışını kendilerinin konumuna saldırı olarak görüyor. Diğer yandan 3 milyon nüfuslu, otuz bin kilometre kareden biraz küçük, tüm ekonomisi Azerbaycan, Soccar şirketinden daha küçük Ermenistan'ın komşularıyla barışa ihtiyacı var. Türkiye ve Azerbaycan, bu küçük ve diasporası kalabalık ülkeyle barışmak zorunda.

22 Ocak 2025 Çarşamba

ROMANTİK FAŞİZMİN SEFALETİ 5-YAĞMA



 6/7 Eylül progromu ile ilgili pek çok anektor, yağmaya engel olma çabaları ile ilgilidir. Her progrom gibi 6/7 Eylül de, devasa bir yağma operasyonudur. Neredeyse tamamen İstanbul merkezlidir. Demokrat parti merkezlidir ama suç komünistlere atılmıştır. Fener Patrikhanesine, Demokrat Parti bayrakları ile saldırılmış ama ertesi gün bazıları olaydan haberdar bile olmayan solcular toplanmıştır. Aziz Nesin, Salkım Salkım Asılacak adamlar adlı anı kitabında bunları anlatır. Bu tür yağmaları ideolojiye bağlama çabaları çoktur. 6/7 Eylülü, Kıbrıs sorununa bağlama çabası vardır. Oysa on yıl öncesinin Varlık vergisi ve yirmi yıl öncesinin Trakya progromları sırasında Kıbrıs yada başka bir yerle alakası yoktu. Türk tarihi boyunca, azınlıklara karşı progromlar, çoğunlukla ve neredeyse tamamen devlet destekli ve kontrollüydü. Nihal Atsız ve Cevat Rifah Atilhan,  1934 Trakya Progromunu, o yıllarda İzmir ve Ege kıyılarında da kalabalık olan Yahudilere de yönelmesi için uğraşmışlar; hatta Atsız, Trakya Romanlarına karşı da halkı kışkırtmıştı. Olaylar Trakya (Çanakkale dahil) ile sınırlı kaldı. 1944 Varlık vergisi, o zamanlar Ankara'da kalabalık bir nüfus olan Yahudi cemaatini hiç vurmadı. Çünkü şehir başkent olmasına rağmen, ticari açıdan kısırdı ve Ankara Yahudilerinden hemen hiç Varlık vergisi alınmadı. Meşhur Ermeni tehcirinde bile pek çok şehir, bölge Ermenisi tehcirden muhaf tutulmuştu. Diyarbakır'da üç yüz kadar Ermeni esnaf tehcirden muaf tutuldu. Zira o işleri yapacak Müslüman esnaf yoktu. Aslında Ermeni tehciri, Ermeniler ölmesin diye dikkatle planlanmıştı. Osmanlı devleti ve toplumu ise 1915'e gelindiğinde fazlasıyla çürümüştü. Her taraf eşkiya ve haydut, memurların çoğunluğu hırsız yada sahtekardı. Buna bir de savaş koşulları eklendi. Osmanlı devleti onlarca eşkiyayı ve devlet görevlisini cezalandırdı fakat savaş kargaşalığında daha fazlası cezasız kaldı. İstanbul'u işgal eden ve hiç imha edilmemiş Osmanlı arşivini ele geçiren İngilizler, bu yüzden Ermeni tehcirinin soykırım olduğuna dair delil bulamadı. Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal hariç. 

Yağma, hem iç savaşın, hem de ülkeler arası savaşın ana sebebi, askerlerimn ana motivasyonudur. Roma-Bizans tarihi iç savaşlar, Osmanlı tarihi de isyanlar tarihidir. İmparatorluklar, isyanları bir yağma fırsatı olarak görürler. Osmanlı'da isyanlar, özellikle Celali isyanları, hiç de paniğe yol açmadı. 1596 yılında Anadolu'nun her yerini kaplamışlardı. Karayazıcı, Urfa'da kendisini padişah ilan etmişti. Ancak o parişahlığı Tokat valiliği ile değişmişti. Osmanlı pek paniğe kapılmıyordu çünkü ideolojisi yoktu. İdeoloji oluşmuyordu çünkü okuma-yazma azdı ve matbaanın yasak olması bu yüzdendi. Bu şartlar altında ideoloji ancak dinden çıkıyordu ve bu sebeple Osmanlı, küçük de olsa Alevi isyanlarından korkar, sonuna kadar ezerdi. Gene bu sebeple Türkiye'de pek çok kişi, Celali isyanlarını tamamen Alevi isyanı zanneder. Oysa Celali isyanlarının çok azı Alevi isyanıdır. En büyük Celali asileri; Karayazıcı, Kalenderoğlu (Ankara ve Konya olmak üzere 2  ayrı isyan çıkaran Kalenderoğlu vardır.), Canbulatoğlu, Yaşar Paşar ve Çomar Bölükbaşı (Bitlis'te, Van gölü kıyısında türbesi vardır), Sünni'ydi.  Pek çok isyanı ise medrese öğrencileri çıkarmıştı.

Bazen de yağmacılar, yağmayı paylaşamaz. 1595 Yergöğü  savaşında Osmanlı'nın yenilgisinin sebebi,  Koca Sinan Paşa'nın, yağmadaki payını almak için çirkefleşmesi yüzünden çıkmıştı. (Olay anlatmayayım, olay hakkında internette özellikle çok fazla bilgi var. Youtuberların çok sevdiği bir konu.) Olaydan sonra, Sinan Paşa görevden alınsa da, tekrar göreve gelmiş ve seksenlerinde olduğu halde 4 ay kadar sonra eceli ile ölmüş. İşin daha ilginci, Osmanlı'nın bunca rezalete rağmen bu isyanı bastırıp, 283 sene daha Romanya'da egemenliğini sürdürmesi. Bu Yergöğü köyünde, sadece bu savaş değil, bir kaç savaş daha olmuş. 1595 savaşı ise bambaşka açıdan faciadır. Bu savaşla Akıncılar denen kurumsallaşmış askeri sınıfı yok etmiş, daha doğrusu yok denecek kadar azalmıştır. Yergöğü'de kaybedilen otuz bin kadar Akıncı'nın yerine yenisi konmadı. Bu savaştan yüz yıl kadar sonra yapılan bir sayımda sayıları beş bin kadardı. 1514'de Çaldıran savaşında, Şah İsmail'in Venedik'ten aldığı tüfekler yüzünden Yeniçeri sayısı çok azalmıştı. Öyle ki Yavuz Sultan Selim,  zaferin büyüklüğüne rağmen Meşher'e kadar tüm İran'ı istila etmeye cesaret edemedi. Dönüşte Yeniçeri nüfusunu arttırmak için Anadolu Rumlarından devşirmeler alınması kararını aldı. Yergöğü'den sonra böyle tedbirler alınamadı.

Güçlü düşmanlar ve yağmanın azalması, askerlerin savaşma azmini azaltır.  İran, Çaldıran'dan sonra Osmanlı ordusunun karşısına meydan savaşında çıkmamaya özen gösterdi. Rusların yanık toprak stratejisine benzerr olarak Van ile Tebriz arasındaki bölgeyi, insansız, gıdasız bir alanda, su kuyularını da zehirledi. Bu yağma sadece Osmanlı yada doğu ordularının problemi değildi. 1596 Haçova savaşı, kaçan Osmanlı ordusunun geride bıraktıklarını yağmalayan Avusturya ordusu, sonradan toparlanan ve Gericiler denen ordu esnafı tarafından dağıtıldı.  Yağmanın ordu disiplinini bozması yüzünden, modern ordular tarafından sonlandırıldı, yasaklandı. Yağmayı askerler değil de devletler yapar oldu. Naziler yenilince Ruslar, Elbe nehrinin doğusundaki Alman fabrikalarını Urallara taşıdı. Sadece bazı kilit ve hassas ürünlerin üretimi, Amerikalıların kredi ve hibeleri karşılığıında Almanya'da kaldı. Bu seferde yağma, ordu ardından giden siviller ve başka kuruluşlarca yapıldı. Kıbrıs Barış Harekatından sonra, askerin ardından adaya gelen bazı siviller, güneye kaçan Rumların yada Rumlara ait sandıkları kişilerin mülklerine çöktü ve pek çok Kıbrıslının gözünde Anadolu Türk'ü imajı bu oldu.

Yağma, faşizmin de en büyük motivasyonudur. Öyle ki kurbanlar öldükten yada göç ettikten sonra bile bitmez. Yüz yıl önce göç etmiş Ermeni yada Rumların evleri, mezarları ve tüm arazileri defalarca kazılır, taranır. Naziler kurbanlarının altın dişleri ve yüzüklerini, hatta yandıktan sonra bacada kalan yağını (sabun olayı efsane değil) ve kalan küllerini (lahanalara gübre olsun diye) bile kullanmıştır. Bokasa yada İdi Amin gibi en vahşi diktatörlerin bile bazı kişilerce halen hayırla anılma nedeni, pek çok kişiyi yağmaya ortak etmesidir. İdi Amin, Uğanda'ya İngilizlerin yerleştirdiği Hint-Paki insanların mallarına, mülklerine el koydu. Sadece 25 kilo yükle ülkeyi  terk etmelerini istedi. İngiltere hepsini mülteci olarak kabul etti. Amin'in askerleri, o 25 kiloyu da yağmaladı. Hintliler, yedikleri karnında, giydikleri sırtında ülkeyi terk etti. İdi Amin iktidardan düşünce, Ugandalılar bu Hintlileri kırmızı dipli mumla çağurdı ama teki bile gelmedi. Çünkü bu insanlar, Afrikalıların bihaber olduğu pek çok zanaati iyi bilen insanlardı. Sadece Uganda değil, diğer Afrika ülkelerindeki Hintliler de, olası bir İdi Amin'e karşı, İngiltere ve Hindistan'a göç etti. (Eskiden İngilizler tarafından yerleştirilmişlerdi.) Halkın önemli bir kısmı, yağmadan pay umduğu için iktidarı destekler. Çalıyorsa benim paramı çalıyor yada çalıyor ama çalışıyor demenşn anlamı, o çalınandan ben de yakın da pay alacağım demektir.

Gerçekte yağma arttıkça, hırs artar. Bir de yağma azalınca, yağmacılar birbirini yağmalar. Artık kastın üst sınıfları da güvenli değildir. Beş yıldızlı otellerde bile üç kuruşluk ekipman eksikliğinden dolayı yanarak yada dumandan boğularak ölürsün. Otel sahibi, iktidar partisinin üyesidir. Maraş depreminde onlarca kişinin ölümüne sebep olan ve serbest bırakılanların servetinde, 1978 Aralık ayındaki katliam yağmacılarının olduğuna yemin edebilirim ama ispatlayamam. bu katliamla ilgili anlatılarca, bolca yağma hikayesi de vardır. 

Yağma sadece mala-mülke çökerek olmaz. Halkın vergisiyle hak edilmemiş kazançlar, ticari imtiyazlar ve rantlar da yağmadır. İktidar içi savaşlar, bu yağmayı paylaşamama savaşıdır. Föcö ile Reis kavgası da böyleydi. Föcö, Fidan'ın müsteşarlığına karşı çıkıp, reis de dershaneleri kapatma kararı alırken, pek çok kişi, arayı bulmaya çalıştı. Şu günlerdeki Menzil'deki kavga da, yağma kavgasıdır. İktidarın barıştırma, uzlaştırma çabaları aylardır sonuç vermemiş, kavga büyümüştür. Asıl kavgada ilk kan döküldüğünde, ilk ölü mezara girdiğinde kıyamet kopacak, ülke 15 Temmuz'a benzer şeyler yaşayacak, sosyal medya ve arama motorları, Menzil kelimesine de sansür koyacaktır.