anap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2026 Pazar

FETÖ DEĞİL NATO



Geçen bir arkadaşla gene çay eşliğinde memleketi kurtarıyorduk. Bana bu iktidarın ne zaman gideceğini sordu. 2027-30 gibi dedim.
Yapma ya, bunlar ülkeyi kurutur dedi, ben de kurutmadan da gitmezler dedim. Şu yıllarda moda olan bir deyim var, ihtiyatlı iyimserlik diye. Ben de kendime ihtiyatlı karamsar diyorum.
Son İstanbul seçimi yenilgisi bir yana, son bir yılda iktidar partisinin bir milyon civarı üye kaybının olmuş olması da bana bu iktidarın sonunun ufuktan da olsa gözüktüğünü gösteriyor.
Ufuktan diyorum zira Tansu Çiller DYP (Doğru Yol Partisi)'nin başına geçtikten bir sene sonra sırf İstanbul'da bir yıl içinde beş yüz binden fazla istifa ve ihraç olmuştu.
Gene de DYP'nin  tükenişi 2002 seçimleri sonrasını bulmuştu. DYP, İstanbul'da 4. partiydi ama Marmara, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu'da pek çok ilde birinci partiydi ve pek çok ilde her yerde kaybetse bile kaybetmeyecek, yerelde kendi oyları çok olan sabit millet vekili aileleri vardı.
Gene de yok olması 2010'a kadar sürdü. Eski rakibi ANAP ile birleşip, DP oldu. Hiç bir başarı göstermemesine rağmen Erkan Mumcu, Süleyman Soylu gibi iddialı genel başkanları oldu.
1999'da Isparta'nın küçük bir ilçesine yeni atanmış bir öğretmendim. Yerel seçimlerde DYP, Süleyman Demirel'in memleketi Isparta'nın belediyesini kaybetmiş,  5. parti olarak %10 barajının kıyısına anca tutunmuş, o çalıştığım ilçede de belediyeyi kaybetmiş, Demirel'in kendi köyü İslamköy ve İslamköy'ün bağlı olduğu Atabey'i de ucu ucuna kazanmıştı.
Oysa çalıştığım ilçe,DYP ve ANAP diye ikiye bölünmüştü. Bin iki yüz nüfuslu ilçede Anapcılar ile dypciler birbirlerine selam bile vermiyordu.
Ne DYP'nin, ne de ANAP'ın elinde onları savunacak bir televizyon, radyo, gazete kalmamış, tüm medya için komik karakter olmuştu. Devlet mekanizması da çoktan elinden kaymıştı.
Şu anki iktidarın elinde halen güçlü bir medya desteği, devlet otoritesi ve kapı kapı dolaşan etkin bir örgütü var.
Sadece bu da değil, Aslında karşımızda sadece akp yok, 12 eylülden beri kurulmuş bir devlet düzeni var. İktidar partisi ve lideri, bu yapının son savunma kalesi.  Önceki kaleleri DYP ve ANAP yerine yenisinin kurulması aslında daha uzun süre aldı.
Aslında o zamanlar anlamasak da, ta 1995'de Mehmet Barlas'ın Refah, dindarlık ve liberalizmle ilgili olarak Sabah gazetesinde çıkan bir köşe yazısı ile başladı. O zamanlar Refah'ı düzeni bir parçası yapmak diyerek bu günkü rejim, daha doğrusu  iktidar değişikliği hazırlanıyordu.
Amerikalıların deyimi ile bazı şeylerin değişmemesi için, her şeyi değiştirmeye hazırlanıyorlardı.
Mesela basında çok şey değişti. Oktay Ekşi'nin 35 yıllık Hürriyet Gazetesi başyazarlığı ve basın konseyi bkanlığı değişti ama aslında bir müteahhit olan Mehmet Barlas'ın yeri değişmedi.
Değişmeyen başka bir şeyde, Doğramacı ailesinin servetinin artmasıydı. Mesela herkes Meteksan'ı devlet kurumu sanıyor. Oysa Doğramacı ailesinin malı.
YÖK'ün ve ÖSYM'nin pek çok merkezi Bilkent'in içinde. Doğramacı üniversite ve orman yapacağım dediği araziye lüks konutlar yaptı. Sırf bu konutlar satılsın diye Bilkent'in kıyısına Atatürk Araştırma hastanesi yapıldı. O da yetmedi, Ankara'nın tüm hastanelerini yutacak bir şehir hastanesi yapıldı. Bu hastane işlemeyecek ve Ankara'nın yeni rant alanlarına yeni hastaneler yapılacak.
İşte bu ve bunun gibi rant alanları yüzünden iktidar hemen her seferinde yırtıyor, ani ve yeni ortaklar buluyor. Çünkü bu iktidara varıncaya kadar ve bu  iktidarı koruman adına mevcut düzenin tüm partileri ve kurumları kullanıldı.
Benim ihtiyatlı karamsarlığım daha çok iktidarsahipleri çin. Zira daha erken veya daha geç, gelecek çabuk gelir.
Hele bu gelecek nihai sonsa.

18 Ocak 2025 Cumartesi

TANSU ÇİLLER VE MESUT YILMAZ'IN PRENS-PRENSES REKABETİ



12 Eylül darbesi ve 1983 seçimkleriyle beraber, sağın ağababalığı makamı Turgut Özal'ın eline geçmişti. 12 Eylül öncesinin siyasi liderleri, Çanakkale, Zincirbozan üssünde hapis ve 12 Eylül anayasası gereğince 1990 yılına kadar siyasi haklarından mahrumdu. Ancak hem Demirel'in, hem de diğerlerinin (Ecevit, Türkeş ve Erbakan) hayranı çok boldu ve eski partilerini yeni adlarla ve emanetçi isimlerle tekrar açmışlardı. Sonuçta 1986'da referandum yapıldı ve kabaca altmışa kırk oranında evet çıktı ve eski liderler partilerini, emanetçilerden geri aldı. Türk siyasi literatüründe emanetçi kavramı da bir süreliğine çıktı. (2002'de siyasi yasaklı olduğundan Reis'in yerine Abdullah Gül, emanetçisi olmuştu bir süre) Böylece emanetçiler üzerinden süren Özal-Demirel rekabeti, gerçek kişilikleri üzerinden yapılmaya başladı. 1996 yılı , Sovyetler Birliğinin sendelediği ve en sıradan insanın bile Sovyetler Birliğinin dağılacağını tahmin ettiği dönemdi. Nisan ayında Çernobil nükleer santralinde tarihn en ağır kazası olmuş, Sovyet yetkililerinin olayı gizleme çabaları faciayı büyütmüştü. Baltım ülkeleri ayrılık mesajınjı artık açıktan veriyordu. Aralık ayında Kazakistan'da Jeltoksan denen büyük isyan oldu. İsyan kısa sürede bastırıldıyda da, ani büyümesi, Ruslar için gerçek bir şoktu. Gene de SHP, 1989 yerel seçimlerinde büyük bir çıkış yakaladı. Bu da sağ cenahı korkuttu ve sol aleyhine, özellikle de Uzan ailesinin gazete ve dergileri tarafından bir saldırı başladı. Sovyetler Birliğinin gerilemesi ise Dünya da solun gerilemesi, DSP ve Ecevit'in rekabeti,  Baykal'ın hizipçilik denen bozgunculuğu ve partiyi ele geçirmesi (bu arada partinin adının tekrar CHP olması), meydanın sağa kalmasına yol açtı. 

Merkez sağ denen oluşum aslında 1977'de CHP'nin zaferinden beri yavaş ve istikrarlı bir oy erimesi yaşamaktaydı. 1989'da Turgut Özal, çeşitli bahanelerle kısmen de olsa sindirdiği, ekarte ettiği askerler yerine cumhurbaşkanı oldu. Cumhurbaşkanı olur olmaz, hükumet kurma görevini,  pek çok  kişinin adını bilmediği yada önemsemediği, meclis başkanı (eski içişleri bakanı) Yıldırım Akbulut'a hükumeti kurmak üzere görevlendirdi.. Akbulut, Özal'ın elinden kabinenin listesini almıştı. Otuz beş dakika da bu listeyi yazmak (devlet bakanlarının nelerden sorumlu olduklarını yazmak da gerekiyordu.) bile mümkün değildi. Özal'ın desteğini arkasına alarak, ilk kongrede parti başkanı da oldu. Kendisinin hitabet gücü olmayan, medya tarafından da sevilmeyen birisiydi. Kısa süreli başbakanlığında kendisine dair onlarca fıkra kitabı çıktı. Bu konuda birinci, eski cumhurbaşkanlarından Cemal Gürsel'di. Akbulut, en karizması düşük başbakan yada politikacı da olması da gerçekleşmedi. Kendisinden sonra iktidara gelen Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller'in karizmaları yerlerde değil,  çukurlardaydı. Akbulut, halk karşısında konuşmasını pek bilmemesine rağmen ne Tansu Çiller gibi Türkçesine İngilizce karıştırıyor; ne de Mesut Yılmaz gibi aşırı yavaş konuşuyordu. Ayrıca bazı yabancı konukların ileri-geri konuşmalarına ağzının payını vermiş ve Özal'ın bazı maceralarına engel olabilmişti. Özal'la ters düşünce de yerini, kongrede Turgut Özal'ın karısı Semra Özal tarafından öpülerek işaretlenen Mesut Yılmaz'a bıraktı. Yılmaz'da bir süre sonra Özal'la ters düştü ama parti genel başkanı olur olmaz Özal yandaşı delegeleri ekarte ettiği için Özal, partisinin kontrolünü kaybetti ve Cumhurbaşkanlığını bırakıp, tekrar siyasete atılmaya karar vermişti. Hatta Akbulut' un da olduğu bir grup milletvekili partisinden istifa etmişti ki, Özal beklenmeyen bir şekilde öldü.

Özal'ın beklenmeyen ölümü, siyasette her şeyi değiştirdi. Bu sürede ANAP, iktidarı kaybetmişti ve Özal'ın eski ustası ve en büyük rakibi Demirel, onun yerine cumhurbaşkanı oldu. Özal'ın aksine Demirel, partisine hakim değildi yada öyle görünmek istedi. Özal'ın Akbulut'u alel acele başbakan yapması çok şaka konusu yapılmış, ANAP'a çok oy kaybettirmişti. DYP'yi de tahminim çok da İsmet Sezgin'e bırakmak istemiyordu. İsmet Sezgin, son derece ilginç birisidir. Hayatının öneml, bölümünü Süleyman Demirel'in ayak uşaklığı ve muhbiri olarak geçirmiş; dolayısı ine AP (Adalet Partisi) ve DYP'nin önemli mevkilerini işgal etmiştir. Kendisi Siirtliydi ve Siirt'teki tüm akrabalarını AP yada DYP aracılığıyla ihya etmiti ama hep Aydın milletvekili olmuştu ve muhtemelen Aydın'ın yolunu bile bilmiyordu. Gene de kurultaydan evvel en favori aday oydu. Diğer adaylar Köksal Toptan ve tabiki Profesör Tansu Çiller'di. İsmet Sezgin'in sloganı, Kasım'A kadar İsmet Abi'ydi. (gülebilirsiniz, harbiden komik)ATV-Sabah grubu, kurultaya kadar bu sloganı tekrarladı durdu. Kurultayda daha ilk  turda Çiller, Sezgin ve Toptan'ın toplamına yakın bir oy alınca, bu ikili adaylıktan çekildi ve meydan Çiller'e kaldı. Böylece merkez sağı bitirip, siyasal İslam'ın önünü açan Tansu Çiller-Mesut Yılmaz rekabeti başladı.

Bu rekabet, her iki partinin tükendiği 2002 yılına kadar sürdü. Bu süreçte taraflar birbirini en fazla yolsuzlukla suçladı. Her ikisi de siyasete girmeden evvel zengindi, Yılmaz'ın ailesi zengindi, Tansu Çiller'de valilik yapmış, bürokrat bir babanın oğlu, Amerika'da doktora eğitimi yapmış ve çalışmış bir akademisyendi. Siyasete atılmadan önce Boğaziçi üniversitesinde Ekonomi profesörüydü. Daha öncesinde de İstanbulbank'ı kocası ile batırmış, sonradan serveti aniden artmıştı. CHP'liler servetini sorunca da,  kayınvalidesinden kalan altın dolu bir hurcun mucizevi şekilde bulunmasından bahsetmişti. CHP'liler söz konusu büyüklükte bir bohçayı meydanlarda gezdirdi. CHP'lilere, Çiller yanlısı engellenemeyen gençler denen bir grup Ülkücü saldırdı. Mesut Yılmaz ise abisinin Türk-Rus doğalgaz antlaşması için rüşvet aldığı ve halen Rus doğalgazını fahiş fiyata aldığımız iddiaları medyada dolaştı durdu ve halen de ara ara dolaşmakta. Her ikisinin de Ülkücüler ve derin devlet denen çetelerle arası iyiydi. Hatta, Abdullah Çatlı, Tansu Çiller'in has adamuydı. Kurtlar Vadisi'nde adı geçen  ve MİT içinde MİT olan KGT (Kamu Güvenliği Teşkiları), Tansu Çiller'in emri ile kurulmuştu. Doksanlar basınına bakılırsa, enişte lakaplı kocası Özer Uçuran Çiller, KGT'nin gizli yöneticisiydi.

(Buraya bir ayraç parantezi açayım. Kurtlar Vadisi'nde kim-kimdir muhabbeti, sosyal medyada çok dönüyor. Asıl soru, bazı karakterlerin Kurtlar Vadisinde neden olmadığı,  yada ilişkilerin nefen farklı gösterildiğidir. Tansu Çiller ve Hüseyin Kocabay, dizide hiç yoktu mesela. Kocabay, Alevi ve polis tarihinin en karanlık kişilerinden birisidir. Arabada kaza yaptığı Sedat Bucak'da, düşmanı olarak gösterilmiş. Çiller, doğru dürüst Türkçe konuşamıyordu ama ciddi Kürt düşmanıydı. Mesut Yılmaz ve Budabeşte'de yumruk yemesi olayının da dizide yer bulması gerekirdi. Gene de Ezel'in daha iyi olduğunu düşünürüm. Bir başı ve sonu vardır.)

Bu kavgada medya ve burjuva da taraftı. ATV-Sabah grubu Çiller'i, Uzanlar (Star) Mesut'u açıkça destekliyordu. Doğan Grubu ise satır arasında Çiller'i desteklemekteydi. Buna rağmen merkez sağ, oy kaybediyordu. Sol, yukarıda saydığım sebeplerden dolayı güç kaybederken,  akacak mecra arayan sağ seçmen,  MHP ve Refah'a yöneldi. Türkeş bunu fark etmişti ama Ülkücü taban iktidar olmak istemiyordu. Zaten sağlık bakanlığı ile İçişleri bakanlığı ellerindeydi. DYP, ANAP ve Fenerbahçe kongrelerinde kimin kazanacağını Ülkücüler belirliyordu. Özel Harekat seçmelerinin listeleri ilk önce Ülkü Ocaklarına gidiyordu. Doksanlarda mantar gibi biten çoğu üniversite Ülkücülerin egemenliğindeydi. Teşkilatlar da adayları bahane edip, çalışmadı ve MHP, 1995 seçimlerinde baraj altı kaldı. Refah'sa birinci parti oldu. İşte 95 seçimlerinden sonra burjuva da merkez sağdan vazgeçti. 95 seçimlerinin sonrasındaki günlerde Mehmet Barlas, İslam ve Refah üzerine, yanlış anladıkları üzerine bir yazı yazdı. İşte o yazıdan sonra, ATV-Sabah'tan başlayarak, merkez medya denen holging medyaları yavaş yavaş Çiller ve Yılmaz'ı top ateşine tutmaya başladılar. Bunun içinde ilk silahları, Leven Kırca ve ekibinin hazırladığı Olacak O kadar parodileri oldu. Çiller'i hicveden meşhur jet sky skeci, RTÜK'ün kurulmasına ve bunun için de illegal yayın yapan televizyon ve radyo kanallarının, anayasa değişikliği ile yasallaşmasına sebep oldu. Çiller ve Yılmaz da halen, onbaşı olma şerefsizliği, Taocu muhalefet geyikleri ile birbirlerini yedi.

199 seçimleri ise gerçek bir şoktu. Koca DYP, Isparta'da bile kaybetmişti. Gerçi ben koca diyorum ama DYP, 1995'de İstanbul'da 5. Isparta ve pek çok Ege-Akdeniz şehrinde 1. partiydi. Bazı ayrıntıları pas geçiyorum. 2002'de Devlet Bahçeli bir anca koalisyonu bozdu. DYP-ANAP zaten bitikti. Yurt dışına kaçan Uzan ailesi ise Türkiye'de kalan tek bireyleri Cem Cengiz Uzan'a Genç partiyi kurdurdu. Genç Parti, DYP ve ANAP'ın yanında MHP'nin de baraj altı kalmasını sağladı. DSP  ise devasa ekonomik krizle yıkılmıştı. Parti iinde İsmail Cem ve arkadaşları YTP (Yeni Türkiye Partisi) diye bir parti çıkardı. Uzanlar hariç merkez medya destekledi. Ta ki AKP kurulana kadar. AKP'nin kurulduğu gün, tüm merkez medya, İsmail Cem ve partisini topa tuttu.

2002 seçimleri ise bitişin ilanıydu. DYP, ucu ucna barajın altında kaldı. Bir zamanların iktidar partisi DSP, tabela partisi oldu, iki seksen uzandı. ANAP'ın durumu seçimden önce belliydi. Mesut Yılmaz, son dakika kararsızları ile barajı aşmaktan bahsediyordu. Tek parti iktidarı olarak ele geçirdiği  partinin sonu buydu. Mesut Yılmaz'a hanedanın son prensi; Çiller'e de Demirel'in prensesi diyorlardı. Sonuçta bu prens ve prenses, 1950'den beri süren, darbelere rağmen ayakta kalan, merkez sağ saltanatını yiyerek bitirdi.


22 Ağustos 2022 Pazartesi

YILDIRIM AKBULUT VE MESUT YILMAZ

 


Özal cumhurbaşkanı olmadan az evvel, rahmetli Bekir Coşkun'un tespiti ile en az elli Anap milletvekili, başbakan olmayı garanti olarak görmekteydi. Başbakanlık, bunu hayal olarak bile görmeyen, meclis başkanı, Yıldırım Akbulut'a çıktı. Kendisi bir saat olmadan kabineyi açıkladı. Kabine listesini eline Özal tutuşturmuştu. Zira kabineyi yazmak (başbakan  yardımcılarının nelerden sorumlu olduklarını da yazması gerekiyordu.) bile bir buçuk saat sürüyordu. Aslında Akbulut, kendisini başbakan olarak görmek isteyen Özal'ın bile aklındaki kişi değildi. Partiyi asıl emanet edeceği kişiyi bulana kadar kalacak nöbetçiydi Yıldırım Akbulut. 

(Bir Yıldırım Akbulut fıkrası. Akbulut'u Çankaya köşkünün bahçesinde dolaşırken görmüşler, ne yapıyorsun diye sormuşlar. Seçim bölgemi geziyorum, demiş.)

Sonra Akbulut, ANAP'ın İstanbul il başkanı (Ankara'da Çankaya köşkünde yaşadığı halde) ve tarafsız cumhurbaşkanı Semra Özal'ın öpmesi işaretlenen Mesut Yılmaz, ANAP'ın başkanı ve başbakan oldu. Buraya bir de parantez açalım. Kenan Evren'in görev süresinin dolmasına yakın, tek başına iktidar partisi olan ANAP (Anavatan Partisi) 'ın başkanı ve başbakan olan Turgut Özal'ın, cumhurbaşkanı, hem de 3. cumhurbaşkanı Celal Bayar'dan sonra 2. sivil cumhurbaşkanı olacağı kesin gibi bir şeydi. O zamanlarda bir ara Semra Özal'ın başbakan atanacağı dedikodusu çıktı ve basında uzun süre tartışıldı. Haftalık olağan görüşmelerini yatak odalarında mı yapacaklar diye espiiler patladı. En sonunda aile, böyle bir şey düşünmediğini açıklayıp, bu süreçle dostu-düşmanı gördüğünü falan söyledi. Yıllar sonra  bu ola Azerbaycan'da gerçek oldu. İlham Aliyev, karısını yardımcısı olarak atadı.

Mesut Yılmaz ise gözü açıktı. Partiyi çabucak ele geçirdi. Akbulut, partiden istifa etti ve Özal'da cumhurbaşkanlığından istifa etmenin sinyallerini veriyordu ki bir gün aniden öldü. Akbulut, daha kırkı çıkmadan ANAP'a geri döndü ama tutunamadı. Hatta daha sonra DYP'ye üye oldu.  (DYP, ANAP ile beraber barajı geçemeyince, siyaset dışı oldu.)

Yılmaz'ın kısa ve yıkıcı bir başbakanlık- ANAP genel başkanlığı dönemi oldu. Türkiyey'yi Rus gazına köle etti ve sırf onun yüzünden Avrupa'nın en pahallı doğal gazını tüketiyoruz. Ülkemizdeki poltikacıların kötülükleri de yazmakla bitmiyor. Ömrünün son döneminde yurt dışına çıkıp, başkanı olduğu partiye oy bile vermemiş; Tansu Çiller ile beraber merkez sağın tabutuna son çiviyi çakıp, son toprağı serpmiştir.