muhalefet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhalefet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2025 Pazartesi

MUHALEFETİN MEDYASIZLIĞI VE GÜÇSÜZLÜĞÜ



Şu anki iktidar partimiz ve reisi, 2010'a kadar , tam olarak da 12 Eylül 2010 Yetmez Ama referandumuna kadar gayet demokratikti. O kadar demokratikti ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna siyaset karışmasının amacının demokrasi olduğu, toplumun öneml, bir kesimine benimsetilmişti. Bu süreçte iktidarın hedefinde iki şey vardı, Cem Uzan ve medya. Uzan ailesi ve Rumeli Holding'in önemli bir medya gücü de vardı. Uzan Holdingin batan bankaları sebebi ile TMSF aracılığıyla parça paça canlı yayınlarda  satıldı. Uzanlara saldırı, tüm servetlerine çökülünce de bitmedi. Yıllarca gazeteler, internet siteleri, o meşhur, Cem Uzan'a Hapis Şoku manşetlerini attı. Diğer hedefte medyaydı. O dönemde medya çoğunlukla Aydın Doğan holdingin elindeydi. (Kurtlar Vadisi'nde Davut Tataroğlu olarak karikatürleştirilmiştir. Aydın Doğan, Kırım Tatarı kökenlidir.) Aydın Doğan, gazete, dergi, radyo ve televizyon  kanallarındaki muhalif kişileri önce yavaş yavaş, 2006'dan sonra da hızla muhalif gazetecilerden temizlendi. Bu temizlikte çok sessizce olmadı. Büyük ölçüde gazetecilerin aşağılanması ve tüm kamuoyuna rezil ederek yapıldı. Meşhur, Ergenekon kumpasının bir ayağı da gazetecilere yönelikti.

2002'den itibaren medya o kadar çok CHP aleyhtarı olmuştu ki 2005'de Halktv kuruldu. Gezi olaylarına kadar da güdük kaldı. İktidar partisinin yetmez amaya kadar halkı özgür bırakmak zorunda kalınan yıllarda,  sosyal medya gelişti. Teknolojinin aşırı hızlı geliştiği çağda yaşıyoruz. Seksenlere Türk toplumu için internet, bilim kurguydu. İki binlerde facebook önce zorunlu, sonra demode oldu. Kamuoyu  da şimdilerde x.com olan Twitter'a kaydı. Klasik medyayı ele geçiren iktidar, Gezi'ye kadar bunu kaçırdı. Gezi'den sonra, halen çok etkili olan klasik medyanın yardımıyla hızla yeni medyaya alıştı. Bot hesaplar ve trol ordusu devreye girdi. Sonra iktidar, zaten 1989 SHP yerel seçim zaferinden beri klasik meedyada artış içerisindeydi. Bir kısmı Marksist-Lenininst ve diğer sol fraksiyonlardan olup, SHP-CHP'yi az solcu bulan, CHP, Sosyalist enternasyonelden çıksın diyenlerdi. Yetmez amacı, CHP=MHP diyen liboşlar vardı. Gezi'den sonra CHP'yi az Atatürkçü bulan ırkçı-faşist ve Avrasyacı tipler çıktı.

Söylemezsen olmaz, son günlerde çıkan Nefes adlı gazetenin de amacı bu gibi. Kağıt gazeteler giderek ölmekteyken, bir kaç ünlü köşe yazarı ile gazete çıkarmanın amacı, bir seçmen bastırma (adam kazandı) oyunu oynamaktır. Yeni Yüzyıl (Binyıl) gazetemsinin son günlerde maskesi düştüğü gibi maskesi düşecektir.

Son günlerde CHP'nin kırmızı kart kampanyası ile alay edenler var. Oysa 1989'da SHP; süpürge ve limon gibi sıkılacak mısınız kampanyaları ile başarılı olmuştu. O zaman basın bu kadar da yandaşlaşmamış, muhalefete muhalefetlikte bu kadar yaygınlaşmamıştı.

14 Kasım 2023 Salı

MUHALEFETİN, REİS PUTUNA RAKİP ÇIKAMAMASI

 


Pek çok kişi, halkın yaşadığı medya manipülasyonundan ve bu manipülasyonun bir kısım insan için etkilerinden  habersiz. Karşımızda bir sürü şaman-rahip tarafından övülen reis putu var ve biz ona karşı yeni bir lider çıkardığımızda, önce kendimiz gömüyoruz.Solda muhalefete muhalefet çok yaygın. Eskinden kimse birbirini yeterince çok solcu (Marksist-Leninist) bulmadı, şimdi Kemalist-Atatürkçü bulmuyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html)

Yıllar önce, Mesnevi'den bir sözden etkilenip, Put ve Şaman diye bir kitapçık yazdım ama bastıramadım. Sadece Bakara diye bir romanınm vardı, onu bastırdım. (https://onbinkitap.blogspot.com/2018/07/bakara-tantm.html)  Bu Şaman ve put ilişkisi de, Mesnevi'de bir yerde Mevlana, hiç bir şaman, putunu senin kadar güzel süsleyemez diyordu. Ben de etrafımızdaki putlar ve şamanları üzerine bir şeyler yazmıştım. Bilgisayarımın harddiskinde duruyor. Belki bir gün bloga falan eklerim. Her türlü heykele, resme put diyen,  saygı gösterilerine putperestlik diyen dinler, büyüklü-küçüklü pek çok put yaratmış ve onların (Mevlana'nın deyimiyle) şamanlığını yapmaktadır. Kuran'da, Muhammed'den sonra kimin geçeceğine dair en fuak işaret yoktur. Kendisi de buna dair en ufak imada bulunmamış, sadece hasta olduğunda, Ebu Bekir'in arkasında namaz kılmış ama son ana kadar da, damadı Ali dahil kimseyi kendisine vekil atamamıştır. Yani kendisinden sonra bir evliya, ermiş, gavs gelmesini, son peygzmberin kabul etmesi mümkün değildir.

Diğer yandan hiç bir Kemalistin, Atatürk'ün sevdiği şarkıları dinleyen inekler daha çok süt veriyor dediğini yada Ataürk'ün dokunduğu eşyalardan şifa aradığını falan duymadım. Daha ilginci, Atatürk'ün akrabaları (amca-dayı-teyze-hala veya daha uzaktan akrabalarının çocukarı) falan Türkiye'de yaşamaktadır. En ünlüleri şari Süreyya Berfe (soy adını Cemal Süreyya'nın önerisi ile değiştirmiştir) ve yazar Gündüz Vasaf (12 Eylül'de vatandaşlıktan çıkarıldığında, çocuğuna kimlik çıkartmak için akrabalığını kullandığını kendisi yazar)'dır. Onun soyundan geldiği için politikada pirim yapmaya kasan da olmamıştır. Onun soyundan gelen dolar milyarderi de yok.

Ona benzerliğinden (fiziksel benzerliğinden) aydalana şerefsizler var. Son günlerde Tiktok'tan yayın açıp, bağış toplayanların da kara para aklayanlar olduğunu düşünüyorum.  

Öte yandan şeylerin-gavsların ipi tutuluyor ve böylece tövbeler kabul olunuyor. Bu ipi tutmakta bedava değil. Belli bir miktar para verip, gavsın inşaatında-tarlasında çalışıyorsunuz. Gavs ölünce üç oğlu gavslığı paylaşamayıp, ayrı ayrı kendi tekkesini açıyor. Peygamberin öz torunları, iktidar çekişmesi yüzünden katledilip, sonrasında şükür namazı kılınmışken, gavslar-şeyhler bir bahane ile kendi soylarını kutsuyorlar. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/02/fuzuli-hakikatul-saada-ilhan-arsel.html) 

Bu kutsama, bazen siyasi figürlere de yansıyor. Siyasal İslamcılar, Rastafari mezhebi üyelerinin, Habeşistan kralı Haile Selassie'ye kutsallık yüklemeleri gibi, Osmanlı'nın son padişahı 2. Abdülhamit'de bir kutsallık yüklemişler. Gariptir ki her ikisi de bir darbe sonrası devrildi. İslamcıların Abdülhamid'i, Alevilerin Ali'si gibi gerçekle alakası olmayan, hayal ürünü kişilerdir. Abdülhamit padişahlığında, iki Türkiye yüz ölçümünden daha fazla toprak kaybetmiştir Osmanlı. 93 harbi denen 1877-78 Osmanlı Rus savaşı ile Balkan savaşları hariç tutulsa bile, Kıbrıs, Tunus, 1897 zaferine rağmen (Osmanlı askeri bir kaç ayda Atina önlerine gelmişti) kaybedilen Taselya ve Yunan kıralının oğlu Osmanlı valisi yapılarak, fiilen Yunanistan'a verilen Girit'de kayebilen topraklar arasındadır. (Buna 93 harbi ve Balkan yenilgisi topraklarını ayrıca ekleyebilirsiniz.) O dönemde Osmanlı devleti, batılı devletlerin elinde kuklaydı. Elçiler, padişahla çoğu kez katipleri yolu ile muhattap oluyorlardı. Osmanlı bankasını soyan Ermeni çete, İngiliz elçsinin himayesinde gemiye binip, ülkeyi terk etmişti.Abdülhamid döneminde Osmanlı, banka soyan ayrılıkçı teröristleri himaye eden İngiliz büyük elçisine protesto çekmekten bile acizdi. (Dizide muhtemelen bu gösterilmedi.) Bu günkü Abdülhamid imajını, daha doğrusu putunu, Necip Fazıl Kısakürek ve sağcılar, kırklı yıllardan itibaren yarattılar. Alevilerin Ali'si de, gerçek peygamber damadı ve amca oğlu Ali'den farklı bir kişiliktir. Dönemden kalan yazılı belgelere göre kısa boylu ve kel kafalıydı. Cem evlerinde resmi bulunan yakışıklı Arap, Halife Ali değil, başka biri.

Antik çağda da krallar, bazen yaşarken, bazen de öldükten sonra tanrı ilan edilir, haklarında hurafeler, mucizeler uydurulurdu. Sümer aristokratları kendilerine gökten inenler derdi. Amaçları garibanların gözünü korkutmaktı. Onların bu sözleri, 20. yüz yılın UFO tarikatlarının sözde delili olmuştu. İslam öncesi Türkler de, Akbudun-Karabudun diye ikiye ayrılmıştı ve karabudunların siyasete karışma hakkı yoktu. Yazının yaygınlaşması ile insanların soy takibi kolaylaştı. Bu sefer de Zerdüş (ya da Zararthastarabuda) 'den başlayarak, tanrıdan (yada tandrılardan) mesaj aldığını söyleyenler çıktı. Bu peygamberler, kendilerinin son olduğunu söylüyorlardı. Kendilerinin gelişiyle, evren yeni bir döneme girmişti. Kendilerinin sözleri, tanrı sözüydü.

Ama yüzlerce, binlerce yıl önce ölmüş bir peygamber, tanrı elçisi, insanları yönlendirmeye yetmiyordu. Bu yüzden de ermişlik-evliyalık kurumunu-putunu çıkardılar. Kendilerini gayb alemine gittiklerini, insan üstü işler yaptıklarını iddia ettiler. Bazıları bunu kendileri iddia etti. Örneğin hadis derleyicisi Buhari, Bağdat'da bir sürü hadisten sınav olur, Hadiler karıştırılır ve rahiv senedi kimlerdendir  veya ona benzer sorular sorulur. İnsan üstü, abartılı bir sürede, yemeden, içmeden, tuvalete gitmeden, namaz bile kılmadan yapılan sınavdan başarı ile çıkmıştır. Benzer bir sınava da İstanbul'da Said-i Nursi girmiştir. Her ikisinin de tek şahidi kendisidir. Tek kaynak, kendi kitaplarıdır. Said-i Nursi, İstanbul günlerinde, Abdülhamid'in emriyle akıl hastanesine kapatılmıştır. Yani ne Abdülhamid, ne de Nursi, sandıkları kişi değildirler.

Diğer yandan bu putlaştırma, politikacılar için de yapılmaktadır. Politikacılar, çok fazla yüceltilmekte, (Abdülhamid örneğinde olduğu gibi) zamanında sevmeyenler de, öldükten sonra yüceltmektedir. Alparslan Türkeş, neden Türk milliyetçiliğinin başbuğudur? Ne gibi bir başarıyla bu ünvanı almıştır? Bir politikacı olarak en fazla, o da 1995 seç,mlerine tek başına girerek, %8,18'dir. Bir albay olarak en önemli işi, 27 Mayıs darbesine katılmak, sonra da kendisini başbakanlık müşaviri yapmaktır. 1944 yılında ise, bir Nazi işbirlikçisi olarak Nihal Atsız'ın yandaşlarından biridir. Nazilerin artık yenilmesinin kesin olduğu, Türkiye'ye saldırmak bir yana herhangi bir yaptırım da yapamayacağı anlaşılınca, bu topluluk dersdest edilmiştir. Muhsin Yazıcıoğlu ise, %1'i ancak öldükten sonra geçmiştir. Her ikisinin de tek başarıları, sağı sokakta temsil edip, 12 Eylüle giden yolu açmaları ve Alevileri toplum dışına itilmeleri oldu.

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/06/turkes-ve-muhsin-kotulugun-yuceligi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/turk-milliyetciliginin-acinasi-hali.html

Yazıcıoğlu'nun oğlu, babasının ölümü ile ilgili olarak Kılçdaroğlu'ndan yardım alsa da, Türkeş'in çocukları MHP hariç başka partilerden siyaset yapsa bile, yüce kişilik, yani put olarak kalacaklardır. Putperestler gerçek tarihe, yazılı belgelere değil, mitolojilere inanırlar. Sürekli övülür ve yüceltilirler. Bu yüzden propaganda çok önemlidir. Sadece  seçim zamanı değil, sürekli bir iştir bu. (Bu şahsa Reis dememe pek çok kişi kızacak. Ben hem hukuksal sorun çıkmasın, hem de adını ve ünvanını pek anmak istemediğim için böyle diyeceğim.) Geçenlerde sıradan bir haber izliyorum, politik olmayan. İki ayrı alt yazı geçiyor, biri sağa doğru kayıyor, diğeri sola doğru. Her ikisi de Reis'in açıklamaları.Sıradan bir yandaş gazetenin manşeti, reisin bir boy fotosu (genelde de aynı foto) ve caklı cekli bir cümle. (bitecek,düşecek vs) Bir kere, resmi bir yemekte, çorbaya ekmeğini banmıştı. (Resmi yemeklerde ayıp kabul edilir.) Tüm yandaş troller, bu ekmeği bana bana yeme olayını, halk adamlığı, halktan gelmelik olarak günlerce övdü. (Uzun zamandır bu halk adamlığını yapmıyor, uzun zamandır dış güçlere ey çekmediği gibi.) Kılıçdaroğlu'nun oğlu askere gittiğinde de (Reis'in bir oğlu çürük raporlu, diğeri bedelli yaptı), reisin askerliğinden fotolar dolaştı trol hesaplarda.

Bir de işin ilginci, o zamanlar merkez medyası dediğimiz, holnding medyalarının, daha İBB seçildiği zamanlarda bile,  bunun reis yada şu anki iktidar partisi iktidara gelmeden de öyle olması, reise zor soru sormaması ve başka arti liderleri ile açık oturum veya benzeri bir etkinlikte hiç bir zaman bir araya gelmemesidir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/turk-medyasinin-2002-harekati-akp-nasil.html) Buna Cem Uzan'ı hariç tutabiliriz, zira Uzan cidden iktidar hedefliyordu. Bu yüzden seçimden önce önce onun medyasının icabına bakıldı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html) Buna karşın şu anki iktidarın da hem Aydın Doğan başta olmak üzere merkez medya holdinglerine (her ne kadar o holdinglerin medyasını elinden usulca alsa da) hem de TÜSİAD'a çok tehdit edip, tetik düşürmemesidir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/aydin-dogan-kimdir.html) Şeth uçmaz, müridleri uçurur diye boşuna dememişlerdir.

Peki muhalefet ne yapmaktadır? Türk muhalefetinde, ciddi bir muhalefete muhalefet sorunu vardır. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/06/leviathana-muhalefet-1-muhalif-enerjiyi.html)

(https://onbinkitap.blogspot.com/2022/12/muhalefete-muhalefetin-12-eylulu-ve.html)

(https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html)

Gerçek muhalefet, diğer muhalefet birimleri ile kavga etmez, onlarla uğraşmaz, yapsa da bunu minimum yapar. Nasıl ki şeyh uçmaz, müridleri uçurursa, Lenin'de uçmaz, Bolşevikler uçurur. Lenin demişken,  kendisi dünyada heykeli en çok yapılan gerçek kişisi olur. ( İsa ve Buda'nın heykelleri temsilidir, gerçek yüzleri bilinmez.) Ülkemizdeki Atatürk heykel, resim, büst ve rölyeflerinin çokluğu, Ruslara özenmekten, daha doğrusu öykünmektendir. Lenin'de liderlik sürecinde büyük hatalar yaptı, örgütü bir kaç kez bitme noktasına geldi. Bolşevik tarihçiliği bunu çok az eleştirdi.

Diğer yandan tanrıların, kötülüğü yükleyecekleri kötü tanrıları da olmalı. Tek tanrılı dinlerde bu şeytan yani asi melektir. Düşmanları şeytanlaştırma da ciddi bir propaganda işidir. A.B.D, yüzlerce filmler, Vietnamlıların vatan savaşını, komünizm-kapitalizm savaşı haline getirdi. Sovyetler Birliğinin dağılmasında bence en büyük etken, Holivud kadar eğlenceli filmler yapamaması, doğru-dürüst propaganda yapamamasıydı. Gramishi ve Alhauser, bu konuyu çok ayrıntılı incelemiş ve anlatmıştı. Şamanların, sadece kendi putlarını süslemeleri ve yüceltmeleri yetmez. Rakip putları yada putu yıkmak isteyenleri de şeytanlaştırmalı, çamur atmalıdır. Camilerimizi ahır yaptılar, mum söndü yapıyorlar, camşde içki içildi, Kabataş yalanı gibi olaylar, bu karşı propagandanın işleridir. Bu yalanların delile ihtiyaçcı yoktur. Goebbels ilkeleri bunun içindir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html) 

Muhalefete muhalefet, sürekli muhalefetin yetersiz olduğunu, liderlik vasfı olmadığını söyleyip duruyor. Bunlar iktidarın kimi gizli, kimi de kandırılmış ajanlarıdır. Hemen her cumhur başkanlığı seçimi öncesi adayları karalamalar, ana muhalefet partisi liderini bir sebepten beğenmemeler bunlardır. MHP, yıllarca ANAP ve DYP tabanının kemirerek büyüdü ama asla DYP-ANAP aleyhine laf etmedi. Şimdi de iktidar partisinin tabanını kemiriyor ama iktidara tek bir laf etmiyor. Muhalefette ise halen muhalefeti beğenmeme var.

Şimdi ana muhalefet partisinin genel başkanı değişti. Şahsen ben ihtimal veriyordum ama kumar oynasam, mevcut başkanın değişmeyeceğine paramı yatırırdım. Şu anki siyasi partiler yasası ve partilerin yapısı, buna imkan vermiyor. Eski başkanın çok hatası olmuştur, onu savunacak değilim. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/neden-kilicdaroglu-istifasini-istemek.html) Bu seçim yenilgisinin iki sebebi Meral Akşener ile Yılmaz Özdil'dir. Bir bütün olarak muhalefetin değerini düşürmülkerdir.

Şu andan itibaren muhalefetin işi, propaganda da istikrar ve öncelikli hedefin iktidar olduğunu unutmamaktır.


25 Haziran 2023 Pazar

LEVİATHAN'A MUHALEFET 2-KUTSALLA İNANCIN GÜCÜ

 


Laiklik, ana vatanı Fransa'da bile anaysaya 1905 yılında girebilmiştir. Yani ihtilalden (1789) 116 (yüz on altı) yıl sonra. Fransa, devrim karşıtı hareketlerin ilk şokunu devrimden dört yıl sonra, 1893 yılında, büyük köylü isyanı ile tanıştı. Bu isyanı roman yapan Victor Hügo, o yılı, tüm Avrupa, Fransa'ya karşı, Tüm Fransa'da Paris'e karşı diye anlatır. Bu yıl Fransa'da terör döneminin de başlangıcıdır. Fransa'yı ve bütün Avrupa'yı şok eden olay, köylülerin feodal derfebeyleri için isyan etmesidir. O derebeyleri zamanında köylülerin karılarının bakireliğini alma hakkına sahiptliler. 1995 yapımı meşhur Cesur Yürek filminde bu olaya değinilir. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/braveheart-cesur-yurek-filmi.html ) Fransa'da aristokratların tüm ayrıcalıklarının kaldırılması 1910 yılını bulmuştur. Soylular ve kilise, sıradan halk için kutsal kavramlardı, en azından taşrada yaşayanlar için.

Taşra demişken, pagan kelimesi Latince köylü ya da taşralı demekmiş.  Hristiyanlığın ilk yayıldığı yıllarda kırsaldaki insanlar, eski dini inançlarını değiştirmemekte, inançlarını değiştirse de eski tören ve alışkanlıklarını değiştirmemekte inat etmiş.  Bu yüzden pagan kelimesi zamanla anlam değiştirmiş. Bugünde durum çok farklı değildir. Bu günümüzde de böyledir, sadece din değil, siyaset alanında da böyledir. 1995 genel seçimlerinde DYP (Doğru Yol Partisi ) İstanbul'da dördüncü partiyken, Isparta ve pek çok taşra şehrinde açık farkla birinci partiydi. Siyasi yaşamda bütün değişimler, büyük şehirler ya da ticari merkezlerde başlar. Taşra inançlarına daha sadık, değişimlere daha dirençlidir.

Din, siyaset açısından hep kullanılışlı olmuştur. Dünyada en uzun süren medeniyet, Antik Mısır medeniyetidir. Üç bin yoldan uzun sürmüştür. Firavunlar Mısır'ı, üç bin yıldan fazla sürmüş, son iki bin, hatta iki bin iki yüz yıl boyunca,  hiç piramit yapılmadı. Firavunlar, krallar vadisine gömüldü. Toplam otuz üç firavun hanedanlığı hüküm sürdü. Bu tarih kesintisiz olmamıştır. Hiksoslar, yaklaşık seksen yıl boyunca ülkeyi yönetmiş, sonra da bir halk isyanı ile kovulmuş, Mısırlılar kendilerine yeni bir firavun sülalesi kurmuştur. Bazı firavun sülaleri Libyalı, bazıları da Sudanlı ve siyahidir. Bir ara Mısır, Asur ve Babil egemenliği de yaşadı. İranlıların (Pers imparatorluğu) iki yüz yıl kadar süren egemenliği boyunca  en az üç defa Persler ülkeden kovuldu ve yeni fravun sülalesi seçildi. En sonunda gelen Büyük İskenderin ordusu kahraman gibi karşılandı ve İskender'in erken ölümü sonrası parçalan imparatorlukta, İskender'in generallerinden biri, son firavun sülasesi olan Ptolemaios hanedanlığını kurdu. Hanedanlığın son ve en ünlü firavunu Kleopatra'nın, sevgilisi Marcus Antonius ile beraber M.Ö 31 yılında,  Caesar Divi Filius Augustus  komutasındaki Roma ordusuna yenilmesinden sonra Roma eyaleti oldu. Hatta bizzat imparatorların özel mülkü oldu. Romalılar Amon tapınaklarına bir süre göz yumup, sonra kapattılar.  Bir süre sonra da ülkeye önce Hristiyanlık, sonra İslamiyet hakim oldu.

Bu üç bin, hatta daha fazla yıl boyunca güç,  firavunlarda değil, Amon rahiplerindeydi.  Otuz üç firavun sülalesi demiştim. Bu sülaleleri değiştiren, Mısır'ın asıl zenginliklerine sahip olan Amon rahipleri oldu. Çünkü bu kutsallığın sürekli bir propaganda ile desteklenmesi gerekliydi. Propaganda kesildi mi, kutsallıkta azalaır. Propaganda korosu, aynı şeyleri sürekli ve bıkmadan tekrarlamalı, yalanı ortaya çıkınca daha büyük bir yalana sarılmalıdır. Goebbels ilkeleri kutsallığın korunması için gereklidir. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html ) Kutsallık her zaman bir parça mitomani içerir. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/fasist-mitomani.html ) Mesela Sümerlerde yönetici sınıf kendilerine gökten inenler anlamında Anunakiler diyordu. Sırf makamlarını sağlamlaştırmak için halka söyledikleri bu yalanlar, 20. yüzyılda ufocu komplo teorilerine taban oldu. Fenike kralı Adonis, İsa'dan iki bin beş yüz yıl önce kendisini Tanrı'nın oğlu ilan etmişti. İlk Japon meijisi (imparatoru) güneşin oğluydu.

Yazının yaygınlaşması ile soy takibi kolaylaşınca, böylesi kutsallıklar azalarak bitti. Hiç kimse ben inciden çıktım, tanrının oğluyum, gökten indim diyemedi. Son kutsanmış soy, Cengiz Han'ın soyudur. Timurlenk, Cengiz'in soyundan olmadığı için Timur Han ünvanının kullanamadı. Kendisine Emir Timur dedi ve dedirtti. Son yüz yılda pek çok krallığın arka arkaya yıkılma nedeni de, kutsal soy düşüncesinin ortadan kalkmasıdır.

Daha sonrab u kutsallık, peygamberlik ve ermiş-evliyalık-azizlik olarak devam etti.( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/09/peygambere-sirk-kosmak-dinsizlik-turleri.html ) Hatta günümüzde New Age tarikatlar olarak devam ediyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/tarikat-nedir-1-tarikatlar-kimlerce.html )

Bireylerin ve toplumun içine işlemiş kutsallığı silmek ya da aşmak zordur. 17. yüz yılda bir haham olan Sabatay Sevi, Osmanlı devleti sınırları içinde mehdiliğini ilan etti ve pek çok Yahudi ve Yahudi olmayan bir kısım insanı peşine taktı. Bu durum Osmanlı devletini rahatsız etti ve tutklandı, idam tehditi karşısında Müslüman oldu. Takipçilerinin pek çoğu, özellikle Selanikli Yahudiler,  onu takip etmeye devam ettiler ve onun gibi Müslüman oldular ve yarı Yahudilik, yarı Müslümanlık inancı olan Sabatayizm'i kurdular. Osmanlı devleti bu yeni dinin gelişimine bir süre göz yumdu. Bu yeni topluluğu kendince kullanılır buldu. Sonra bu topluluğun daha fazla büyümesini göze alamadı ve Sevi'yi, bu gün Arnavutluk sınırları içinde olan bir kasabaya  sürgün etti ve ölünceye kadar orada kalmasını sağlayıp, bilinmeyen bir yere gömdü. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/sabataycilar-ve-fasizm.html ) (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/hasan-tahsinin-cignenen-onuru.html)

Bu da kutsanan bir kişinin, ani dönüşlerinde bile (Sebatay Sevi örneğinde görüldüğü gibi) kitlelerin sadakatlarını bozmayabilir. İlkel toplumlarda bu çok görülür. Bazı Rus yazarlardan hikayeler okumuştum.  Yakutistan'da şamanlar sözüm oan büyü yapıyorlar ama büyü el çabukluğu yani ilizyon. Buna rağmen şamanın cemaati, bu konuda Rusları suçluyor. Şaman baskılar sonucunda Hristiyan oluyor, cemaati de beraber. Benzer bir şekilde bir dergide Afrika'da bir kabile lideri ile ilgili haber okumuştum. Kabile lideri önce Müslüman oluyor ama alkol yasağını öğrenince Hristiyan oluyor, tabi kabilesi de beraber.

Modern toplumda bu kutsallık kolay oluşmuyor. Eskiden de kolay değildi ama okur-yazarlığın bu kadar yaygınlaştığı bir çağda daha da zor. Kutsallaşma için çile çekeceksin ve destekçilerin de çile çekecek. İlk modern diktatör sayılan Napolyon, gazeteleri kontrol etmesem,  altı ay iktidarda kalamam, demiştir. Büyük Rusya seferi ve yenilgisinin yıkımına rağmen sürgün edildiği Elbe adasından kaçıp, tekrar iktidara gelmiş;  Waterloo savaşı yenilgisinden sonra güney Atlas okyanusundaki Sen Helen adasında, hapiste ölmüştür. 

Çok az kutsallaşmmış lider, sağlığında ve isyanla devrilmiştir. Bu da çok uzun bir iktidarın ve büyük hataların ardından olmuştur. Rejim için tehlikeli olan kutsal liderin ölümü değil, hatalarıdır. Bu hatalar hem dikta otoritesinin baskısı, hem de yüceltme propagandası yüzünden bu hatalar o günlerde, hatta yıllarda anlaşılmaz, anlaşılsa da konulşulmaz. Acısı sonradan çıkar (bazen önceden de çıkar.).

Burada esas problem, muhalefetin ne yapması gerektiğidir. Oturup, kutsal liderin ölmesini beklemek yanlış ve zavallıca olduğu gibi, kutsal liderin ölümünü pasifçe beklememeli. Ana muhalefet partisi lideri, seçim yenilgisinden  sonraki ilk tweet'i, bir semt takımının üst lige çıkmasını kutlamak olmamalı. Muhalefet ise, eberjisini ana muhalefer partisi lideri ile uğraşarak harcamamalı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/06/leviathana-muhalefet-1-muhalif-enerjiyi.html ) Sevgili okurlarım, ben Kılıçdaroğlu'nun istifa etmesine taraftarım. Sonuçta 74 yaşında ve bayağı bir zamandır da partinin başında. Gene de dikkatimizi iktidara vermeliyiz.

Farkında mısınız, sahte video ile muhalefet karalandı ve bu rezilliğe utanmadan kıvrak zekalık denildi. Seçimden önce Muhammet Yakut ve Ali Yeşildağ'ın ifşaatları ile ne çok şey öğrendik. (iddiaların çok azı yalanlandı.) Meğer ülkede pek çok kişini seks kasedi varmış.  Ben buradan elinde ünlü yada ünsüz politikacıların kasedi olanlara sesleniyorum, mümkünse verin piyasaya gitsin. Gene iktidar değişmez ama ortalık şenlensin. Muhalefet olarak halen bu iddiaları konuşmalıyız. 

Muhalefet olarak çok hata yapmış olabiliriz fakat, böylesi bir kötülüğü engellemek için her şeyi denemeli, mücadeleyi bırakmamalı, denemekten bıkmamalıyız. Örgütlenmek için parti aramak ya da parti kurmak yerine, kendimiz örgütlenebilmeliyiz. Bu su çatlağını bulacaktır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/08/suyun-catlag-ve-partisiz-orgutlenme.html). İktidar, liderini kutsallaştırıyor. Zira mücadele etti ve çile çekti, kendisi de kitlesi de. Öyle ise size sorarım, son yirmi yıldır CHP seçmeni kadar çile çeken kim var? HDP-Yeşil Sol Parti demeyin lütfen. Onlar yetmez ama evete, sözde boykotla destek verdi. Çözüm sürecinde CHP, MHPCHP espirileri ile kötü oldu. Çözüm süreci bitti, CHPKK espirileri ile kötü oldu. HDP-YSP'nin iktidar yanlılığı da, her zaman eğreti oldu. CHP'nin medyası var ama onu iktidara taşıyacak kadar büyük değil.

(Bu kutsal liderliği ve propaganda gücü konusu, başka bir yazı olarak yazmak gerekecek.)