cem uzan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cem uzan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2025 Cumartesi

MASA-KASA-NİSA MESELESİ (İLLE DE MASA)



 Hiç tanımadığı birilerinin tartışmasını dinliyordum; biri, bunlar kasa-masa nisa meselesidir dedi; ben de kullanayım bunu dedim, güzel kafiye. Kasa, para demek; sadece para saklanan yer değil, dükkanlarda ödeme yapılan yerlere de kasa deniliyor. Masa, makam demek; bugün makam sahipleri yükseltilmiş tahtlardas değil, makam odalarında ve o odalardaki kocaman masalarda oturmak demek. Nisa daArapça kadın demek; kadınları dövebilrisiniz, 4 taneye kadar evlenebilirsiniz, erkek çocuklara göre yarım pay verin gibi hüküm veren ayetlerin olduğu Kuran suresi aynı zamanda. Fakirlere göre en değerli olan nisadır; hali vakti yerinde olanlara göre kasadır, masayı perde arkasından o yönetir; tarihse masanın tadının baldan tatlı olduğunu söyler. Tarihte, en azından benim bildiğim, sadece Büyük Britanya kralı 8. Edvard, 20 Ocal 1936'da, dul bir kadınla evlenebilmek için tahttan çekilmiştir.Gavad kelimesinin kökeni ile ilgili olaak Şah 1. Gavad ile ilgili söylentiler ise asılsızdır, kelimenin kökeni Arapçadır. Tahta geçmek  değil de, makam kapmak için sultanlarına kadın ikram eden yada karısını boşayıp, saraya damat olan çok isim vardır, hele Osmanlı'da, zira padişahın kızı kuma olamazdı, üzerine kuma getirilemezdi. 16. yüzyıl Bektaşi babalarından Harabati Baba'nın diğer bir adı da Sersem Ali Baba'dır. Karısını çok sevdiği için, Kanuni Sultan Süleyman'ın damadı olmayı red etmiş, devlet görevlerinden istifa eder, Hacı Bektaş Dergahına postuşin olmuştur.

Bu kafiyeye İsa'yı, dini de ekleyebilirdik; lakin biliyoruz ki din, hiç bir zaman sebep olmadı. 4. Haçlı seferi, Müslümanlarla savaşmak yerine, Doğu Roma'nın başkenti, doğu-batı ticaretinin merkezi, o dönemin Konstantinopolis'i, şimdinin İstanbul'unu yağmaladı. Cumhuriyet tarihinin en büyük tarikatı, bit bankanın şubelerinde Kuran okuyarak son nefesini verdi. Tarikatlardan birinin cübbeli yüzü, yavru vatan'da kumarhaneciler için dua etti. Bu yüzden İsa'da, Musa'dan yada Muhammed'den bahsetmenin çok bir anlamı yok.

Nisa meselesi, hep öne sürüldü. Yıllarca türbanlı bacım söylemi, türbanlı kadınlara saldırı yalanları ortaya atıldı. Yıllar önce bir polis bana iki tane unutamayacağım laf etmişti. Biri, aptal adam bok yiyecek ki, akıllı adam bal yesin'di; diğeri de adamın çirkefi adamın üzerine çocuğuylai karısını gönderirmiş sözüydü. Bu parağrafta ikinci söz üzerine. Türkiye'de tarikatlar, önce kızların eğitimine ve karma eğitime karşı çıktılar; kızlar okursa o.. olur, bakire olmaz falan dediler. Sonra en büyük silahlarını, dedikodularını ortaya çıkardılar; köy enstitülerinde kız-erkek beraber kalıyor falan dediler.  Menderes hükumetinin ilk işi, köy enstitülerinde karma yatakhanelere (ayrı binalarda da olsa) son vermek oldu. Binlerce öğrenci başka okullara göç etti. Altmışlı yıllarla beraber, muhafazakar-dindar kızların da eğitim istediği, eğitimi haremlik-selamlık yapmanın da çok mümkün olmadığını görünce, kadın meselesini yeni bir boyuta taşıdılar ve Şule Yüksel Şenler, bu günkü modern türbanı icat etti. Nisa meselesi de türban üzerinden yürüdü; 12 Eylül rejiminin türban meselesi ile rejime muhalefet edildi. Türkiyeîn 1960'lar öncesi fotoğraflarına bakın, sıkma baş yada Şule başa rastlayamazsınız. Doksanlarda bu sıkma baş meselesi, kadın meselesinin tamamı haine getirildi, sağcılar tarafından. Oysa türban kelimesi bile Fransızcadır ve Hindistan'daki Sih toplukunun erkeklerinin başına bağladıkları bezin adıdır. Osmanlı'da, binde dört olan kadın okuryazarlığının cumhuriyetle artışını; ili kadının şahidinin bir erkeğe eşit sayıldığı şeri mahkemeleri ve daha neleri neleri görmeyen liberal tayfa,  şapka devrimi ve türban üzerinden Atatürkçülüğü, özgülük düşmanı ilan etti, seksenler ve doksanlar boyunca. O zamanlar bir tarikat lideri, tüm kadınlar kapalı da olsa, edepli de olsa, kadın bir numaralı meselemiz olacak diye bir beyanat vermişti. Türbanlılar da hayata karışmaya, eğlenmeye, kariyer edinmeye ve kapitalistleşmeye başlayınca, türbanı kazandık,  içindekini kaybettik diye ağladılar. 17-25 Aralık operasyonları ile türbanlı kadın ve kız, süratle türbanını çıkarmaya başladı, yeni nesil türbansız büyümeye başladı. 15 Temmuzdan sonra türbandan ayrılık hızlandı, 2025'den sonra da hızlandı. Sağcılık, elindeki nisa silahını kaybetti. Profesör Nilüfer Göle'ye göre mahalle baskısı, örtünmek isteyene engel oluyordu, gördük ki açılmak isteyene engel oluyormuş. Göle ve çetesi, türban üzerinden Atatürkçülüğe aldırdı, ödlüllünü (yada çetesi ile ödüllerini) de aldıç

Kasa sahipleri her zaman masayı da kontrol etmek istediler ama siyasete atılmak her zaman risk taşıdığı için çoğu kez yapamadılar. Bir Türk atasözü, ya devlet başa, ya kuzgun leşe der. Osmanlı döneminde devlete isyan edenler gömülmez, leş kargalarına yem yapılırmış. Uzman Çavuş Ömer Halisdemir'in öldürdüğü Tuğgeneral Semih Terzi, kendisine mezar yeri verilmeyince, üzüm bağına gömüldü. 15 Temmuz kadar büyük değilse de, başka türlü hezimetleri de tarih ve yakın tarih yazmıştır. Turgut Özal'a yönelik 18 Haziran 1988 tarihli başarısız suikast teşebbüsünden sonra, yolsuzlukları tüm kamuoyunun bildiği ama kendilerine hiç dokunulmayan üç iş insanının serveti yok edildi; Kemal Horzum, Mehmet Okumuş ve Hasbi Menteşoğlu. Bu üç kişinin, Özal suikasti ile alakası nedir, tam bilmiyorum ama suikastin, daha doğrusu duikastin ertesi günü, önce medya, sonra adalet mekanizması, bu kişilerin aleyhine döndü. Kemal Horzum'la suikast teşebbüsünğ birbşrşne bağlayan bir köşe yazısı okuduğumu hatırlıyorum. Horzum'un devlet bankası olan, şimdilerde olmayan Emlak Bank'ı, faks havalesi solandırıcılığı ile dolandırdığı konuşuluyordu. Suikastten sonra Emlak Bank, yabancı dil bilen, işin uzmanı avukatlar tuttu.  Derken sıra Hasbi Menteşolu ve Mehmet Okumuş'a geldi. Geeçmiş zaman, merak eden internette iyice araştırır, hatta olay, bazı kaynaklara göre Asil Nadir'e de ulaşıyor. Tek diyebileceğim olanlar, başarısız bir masayı elegeçirme çabasıydı. Özetle üçü de mahvoldu.

Kapitalistler, genellikle masayı perde gerisinden kontrol etme çabasındadırlar. Turgut Özal, bunun bir örneğidir. Özal, 1983 öncesinde Sabancı Holding, TÜSİAD ve Dünya Bankasında çalışmış profesyönel bir yöneticiydi. Partisini hızla kurduktan sonra, dönemin medya karteli Erol-Haldun Simavi kardeşler gazeteleri tarafından parlatıldı. O günlerde yeni kurulan Sabah gazetesi de bu kervana katıldı. Derken ANAP,  Sabah gazetesinin anketinde ANAP, birinci parti çıktı, Kenan Evren'de anket yapmayı yasakladı. ANAP'ı kapatamadı, kapatsaydı seçim çok daha komik bir hal alacaktı. Seçimlere üç parti, Evren'in deyimiyle iki buçuk parti katılıyordu, buçuğu ANAP'tı. Diğer iki partiyi zaten askerler kurmuş, kurulan diğer partileri de kurucularını vetolayarak, kurulmalarına engel olmuştu. ANAP', en sazından seçim varmış gibi görünmesi için lazımdı. Sadece Özal değil, dünyada pek çok politikacının geçmişinde, özel sektörde profesyönel yöneticilik yada bayilik vardır. Süleyman Demirel'de, Amerikalı Morison firmasının Türkiye temsilcisiydi. Türkiye'de politikacılar çoğunlukla devlet memuru (üst düzey bürokrat) yada avukat kökenlidir Özal, Devlet Planlama Teşkilatının müsteşarı, Demirel'de Devlet Su İşleri, genel müdürüydü.

Bazen de kasa sahipleri, yani büyük burjuvalar, masa başına geçmeyi tercih eder. Silvio Berlusconi ve Donald Trump gibi başarılı olanları vardır; Cem Uzan ve Cem Boyner gibi başarısız olanları vardır. Devlet masasının başına geçmek öyle kolay değildir. Cem Uzan demişken,  Ali Koç'un son bir kaç yıldır hali, özellike Fenerbahçe başkanlığını kaybettiği zamanki hali, tavırları, jestleri, mimikleri, Cem Uzan'ın iki binli yıllardaki tavrına benziyor. Aradaki fark, Cem Uzan, muhtemelen içtiklerinden dolayı, bembeyaz bir surata sahipken; Ali Koç'da gene muhtemelen içtiklerinden dolayı, kıpkırmızı bir surata sahip. Cem Uzan'ın giyim kombini beyaz gömlek, siyah pantolonken, Ali Koç, koyu renk t elbisler giyiyor; ikisinin de kombinini kocaman ve muhtemelen Rolex yada Patek Philippe marksa lüks saat tamamlıyor. Diğer yandan Koç ailesi ve üyeleri, yarım asırdan fazla bir süredir (27 Mayıs 1960 darbesinde günler kala Vehbi Koç'un istifasından beri) açıkça bir partiyi desteklemez veya partililerle samimi olmaz. Ali Koç ise uzun süredir MHP ve Bahçeli ile fazla samimi hatta son kongreyi MHP ve Ülkü Ocaklarının desteğine rağmen kaybetti. 2025'deki Koç ailesi, abartmıyorum 2002'deki Uzan ailesini en az yüz kere satın alır, hatta 1997'de Boyner ailesinin servetini çok rahat seçim için harcar. Başkanlığı süresince Fenerbahçe klubünün futbol takımını bir kaç kere şampiyon yapsa kesin siyasete atılır, 2002'den beter ortalığı karıştırırdı. Seçimi kaybettikten sonra, dayak yemiş ergenler gibi küfrederek ve tehdit ederek dışarı çıkması ve oğlu Kerim Koç'un ağlaması bence bunu gösteriyor. Fenerbahçeli arkadaşlar kızmasın ama Fenerbahçe'nin şampiyon olamaması iyi olmuş. Fenerbahçe'yi sevmeyenler de kızmasın ama yokluunda Fenerbahçe şampiyon olursa, Koç ailesinin imajı iyice yerle bir olur.

13 Ocak 2025 Pazartesi

MUHALEFETİN MEDYASIZLIĞI VE GÜÇSÜZLÜĞÜ



Şu anki iktidar partimiz ve reisi, 2010'a kadar , tam olarak da 12 Eylül 2010 Yetmez Ama referandumuna kadar gayet demokratikti. O kadar demokratikti ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna siyaset karışmasının amacının demokrasi olduğu, toplumun öneml, bir kesimine benimsetilmişti. Bu süreçte iktidarın hedefinde iki şey vardı, Cem Uzan ve medya. Uzan ailesi ve Rumeli Holding'in önemli bir medya gücü de vardı. Uzan Holdingin batan bankaları sebebi ile TMSF aracılığıyla parça paça canlı yayınlarda  satıldı. Uzanlara saldırı, tüm servetlerine çökülünce de bitmedi. Yıllarca gazeteler, internet siteleri, o meşhur, Cem Uzan'a Hapis Şoku manşetlerini attı. Diğer hedefte medyaydı. O dönemde medya çoğunlukla Aydın Doğan holdingin elindeydi. (Kurtlar Vadisi'nde Davut Tataroğlu olarak karikatürleştirilmiştir. Aydın Doğan, Kırım Tatarı kökenlidir.) Aydın Doğan, gazete, dergi, radyo ve televizyon  kanallarındaki muhalif kişileri önce yavaş yavaş, 2006'dan sonra da hızla muhalif gazetecilerden temizlendi. Bu temizlikte çok sessizce olmadı. Büyük ölçüde gazetecilerin aşağılanması ve tüm kamuoyuna rezil ederek yapıldı. Meşhur, Ergenekon kumpasının bir ayağı da gazetecilere yönelikti.

2002'den itibaren medya o kadar çok CHP aleyhtarı olmuştu ki 2005'de Halktv kuruldu. Gezi olaylarına kadar da güdük kaldı. İktidar partisinin yetmez amaya kadar halkı özgür bırakmak zorunda kalınan yıllarda,  sosyal medya gelişti. Teknolojinin aşırı hızlı geliştiği çağda yaşıyoruz. Seksenlere Türk toplumu için internet, bilim kurguydu. İki binlerde facebook önce zorunlu, sonra demode oldu. Kamuoyu  da şimdilerde x.com olan Twitter'a kaydı. Klasik medyayı ele geçiren iktidar, Gezi'ye kadar bunu kaçırdı. Gezi'den sonra, halen çok etkili olan klasik medyanın yardımıyla hızla yeni medyaya alıştı. Bot hesaplar ve trol ordusu devreye girdi. Sonra iktidar, zaten 1989 SHP yerel seçim zaferinden beri klasik meedyada artış içerisindeydi. Bir kısmı Marksist-Lenininst ve diğer sol fraksiyonlardan olup, SHP-CHP'yi az solcu bulan, CHP, Sosyalist enternasyonelden çıksın diyenlerdi. Yetmez amacı, CHP=MHP diyen liboşlar vardı. Gezi'den sonra CHP'yi az Atatürkçü bulan ırkçı-faşist ve Avrasyacı tipler çıktı.

Söylemezsen olmaz, son günlerde çıkan Nefes adlı gazetenin de amacı bu gibi. Kağıt gazeteler giderek ölmekteyken, bir kaç ünlü köşe yazarı ile gazete çıkarmanın amacı, bir seçmen bastırma (adam kazandı) oyunu oynamaktır. Yeni Yüzyıl (Binyıl) gazetemsinin son günlerde maskesi düştüğü gibi maskesi düşecektir.

Son günlerde CHP'nin kırmızı kart kampanyası ile alay edenler var. Oysa 1989'da SHP; süpürge ve limon gibi sıkılacak mısınız kampanyaları ile başarılı olmuştu. O zaman basın bu kadar da yandaşlaşmamış, muhalefete muhalefetlikte bu kadar yaygınlaşmamıştı.

2 Kasım 2023 Perşembe

TÜRK MEDYASININ 2002 HAREKATI (AKP NASIL İKTİDAR OLDU ve 2002 SEÇİMLERİ SERİSİ )



 Bu yazıyı, Aydın Doğan ve diğer medya ağalarının kimdir yazılarından  sonra yazmayı düşünüyordum. Aydın Doğan'ın verdiği bir röportajda kendisini ne güzel akladığını, gezi zamanında saatlerde (5 saatten fazla ) penguen belgeselleri ysyınlsmasını bile nasıl kendine akladığını görünce bu yazıya başlamaya karar verdim. Savaş  mucizelerinin arkasında istihbarat, seçim mucizelerinin arkasında medya desteği vardır. 2002'de, on bir aylık AKP'nin iktidar olmasında neredeyse tüm medyanın önemli bir desteği vardı. Kalan medya da bastırılmıştı. Cumhuriyet gazetesi, Hasan Celal'in yazı işleri müdürlüğü döneminde önce Tansu Çiller yanlısı olarak, sonra da önemli köşe yazarları krizi ve kendisinin istifası sonrasındaki süreçte hem tiraj, hem de etki kaybetti. Diğer bir önemli medya, o zamanların etkin kuruluşu Leman dergisi ise, lüks kafe işletmesi olup, 2002'de sağcılara karşı sert söylemlerini çoktan bırakmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html) Solcu radyolar ise yeni kurulan RTÜK ve onun frekans tahsisleri ile iyice pasifize edilmişti. 2002'de ise, patronları Cem Uzan'ı  destekleyen Star medyası hariç hepsi, AKP için çalıştı. Buna ev ev gezen ve o zaman hakkında Cemaat denen FETÖ'de dahildi. 

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/10/cem-uzanin-tmsfye-borcu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/11/doksanli-yillar-8-habercilik-ve.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html

2001'de kitapçık krizi ve sonrasındaki ekonomik kriz, Devlet Bahçeli'ye durduk yerde koalisyonu bitirelim krizi eklendi. Bu süreçle ilgili olarak sadece medya devlerinin tavrını yazacağım. Daha önce DYP-ANAP-DSP ve MHP'yi aralarında paslaşarak destekliyorlardı. CHP, daha o yıllarda merkez medya tarafından terk edilmiş gibiydi. CHP, bu medya desteksizliği ve Deniz Baykal'ın iticiliği sebebi şle 1999 seçimlerinde %10 barajı altı ve tarihinde ilk defa meclis dışı kalmıştı. Deniz Baykal'da bir yıldan biraz fazlalığına istifa edip, yerini Cevdet Selvi ve Altan Öymen'e bırakmıştı. Kendisi daha önce de istifa edip, geri dönmüştü. CHP, öncesinde SHP olarak, 1987 yerel seçimlerinden sonra, Cem Uzan'ın medyasından başlayarak, sistematik medya saldırılarına uğruyordu. Öyle ki 2005'de CHP, Halk TV'yi kuracak, daha doğrusu kurmak zorunda kalacaktı)

Bu sürreçte, daha 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kararları sonrasında,n itibaren Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz, medyanın saldırılarına uğrayacaktır. Özellikle ilk genel seçildiklerinde onları yere-göğe koyamayanlar, partilerine oy kaybettirdikleri halde onları övenler, birden bire onları mizah malzemesi yapmaya başlarlar. Tansu Çiller'in kötü Türkçesi ve gafları, Mesut Yılmaz'ın yavaş konuşması alay konusudur artık. Hatta bir defasında, bir televizyon kanalı, Mesut Yılmaz'ın iki kelimesi arasına reklam koymuştu. İşin doğrusu aslında 1987'den beri merkez sağda ciddi bir erime vardı. İki beceriksiz genel başkanla da sonları oldu.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/yildirim-akbulut-ve-mesut-yilmaz.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/09/doksanli-yillar-4-merkez-sagin-erimesi.html

Diğer yandan da MHP, 1995 seçimlerinden sonra 2. kez treni kaçıracaktı. Bah.eli, durduk yerde koalisyonu bozan olarakyeterince puan kaybetmişti. Medya donanması ona pek saldırmadı. MHP ve Ülkücülük zayen ağır yaralıydı. MHP'nin 2006'dan sonra meclise dönmesi, 2013'den sonra iktidar ortağı olması ile Ülkücülük yok olmadı ise de, eski önemini kaybetti.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/09/son-yillarda-azalarak-biten-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/son-yillarda-azalip-biten-bazi-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/10/son-yillarda-biten-ulkucu-seyler-3.html

Şimdi Ülkücülük, sadece liselilerde, ergenlerde, internette klavye yiğiti dediğimiz trollerde, o da Kürtlere zorbalık yapmak için biraz var. Yoksa ne dokuz ışığı bilen var, ne Atsız'ın romanlarını. Birr Atsız bey varmış, var olsun diye bağırıyorlar ama Atsız'ın kim yada ne olduğunu bile bilmiyorlar. Aslında Ülkücülükle ilgili bir şeyde bilmiyorlar. Tek bildikleri ara ara bazı akranlarına zorbalık yapmak. Üniversiteler ve diğer alanlarda ise Ülkücülük yok. En bariz olay, Sinan Ateş cinayeti. Doksanlar yada daha öncesinde, MHP'nin %3 aldığı yıllarda, bırak Ülkü Ocakları Genel Başkanını, herhangi bir ilçe yada beldenin (Haymana, Sorgun, Keçiören, Bağcılar,  Kulu vs) Ülkü Ocağı başkanı diye bir kişinin adı anıldığında yada bir zamanlar yapmış diye anıldığında, insanı hafiften korku olmasa bile bir ürperti kaplardı. Öyle bir konumda birini öldürmek için bayağı arkası güçlü olmak gerekirdi. Hele tüm ocakların genel başkanını ve Hacettepe Üniversitesinde doçentini vuracak kişi,  James Bond gibi biri olmalıydı. Bir torbacı değil. Doğrusu Ülkücülük gerçek anlamda tükenmeye 2002 seçimlerinde başlamıştı.

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/sinan-ates-ya-da-buyuk-sessizlik.html

İSMAİL CEM'E KURULAN TUZAK

Öte yandan asıl büyük hedef, iktidarın en büyük partisi DSP, daha doğrusu partinin genel başkanı Bülent Ecevit'ti. Ecevit zaten yaşlı olmakla beraber, gizemli bir şekilde hastalanıp, güçten düşmeye başladı. İki de bir hastanelere, özellikle de Mehmet Haberal'ın özel Başkent hastanesine gitmeye başladı. Sağılığı giderek bozulurken, medyanın da boy hedefi oldu. Eşi Rahşan Ecevit, bir süre sonra onu hastaneden aldı, evde bakmaya başladı. O zaman Ecevit'in sağlığı biraz düzelir gibi oldu ama halk içindeki imajı yerle bir olmuştu. Artık Kıbrıs fatrihi, Abdullah Öcalan'ı yakalayıp, ülkeye getiren o kahraman yoktu. Ekonomiyi batıran, kendi elleri ile cumhurbaşkanı yaptırdığı Ahmet Necdet Sezer veya koalisyon ortakları ile anlaşamayan bir zavallı vardır. DSP ise bir Ecevitsevenler derneğinden başka bir şey değildir. Bizzat DSP'li bakanlarn danışmanlığını yapmış Ahmet Abakay'ın  Bakan Danışmaının Nıt Defteri adlı kitabında yazdıklarına göre partide pek çok il, ilçe başkanı yada merkez kurul görevliği, göreve getirildiğinin veya görevden alındığının haberini, sonradan alırmış. Partide Ecevit dışında ismi parlayan kişi yoktu.

Daha önce parlamış bir isim olarak, eski dış işleri bakanı İsmail Cem vardı. Kendisi, suikastle öldürülen gazeteci Abdi İpekçi'nin kuzeniydi ve uzun süredir kullanmadığı İpekçi soy adını sildirmişti. Başarılı bir bakan olarak, solcular arasında sevilse de, sağcılar arasında o yıllardaki Sabataycı avı yüzünden popülaritesi düşüktü. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/sabataycilar-ve-fasizm.html) Doksanların ikinci yarısı ve iki binli yıllar boyunca, Selanik Dönmeleri de denen, yarı Yahudi, yarı Müslüman, Sabataycılar hakkında onlarca kitap yazıldı, sosyal medyada Sabataycıların isimleri sıralandı (Çoğunluğu da yalan ve uydurma) Sabatay Sevi'nin öz torunu, modacı (ve İsmail Cem ve Abdi İpekçi'nin de kuzeni) Cemil İpekçi, Teke Tek adlı televizyon programına çıkıp, konuştuktan sonra da bu yayınlar kesildi.

Benzer bir şeyde seksenler boyunca Masonluk için vardı. Masonlarda da olay, yetmişlerde İtalya'da P-2 Mason locası sıkandalı ve İngiltere'de bazı loca üyesi hakimlerin, localarındaki biraderlerini kolladıkları ortqya çıkınca başlamıştı. Ardı ardına Masonlukla ilgili kitaplar basıldı. Bu salgın da 1997'de Kanal 7'de yayınlanan gizli Mason ayini çekimine kadar devam etti. Sonra bu sözde gili çekimin, Adnan Oktar grubunun tiyatrosu olduğu anlaşıldı. İki binlerde de bir ara Dan Brown'un Da Vinci şifresi ile başlayan sıralı romanları ile Tapınakçı avı başladı. Oysa bu roman dizisi, çocuk tacizi sıkandalları ile bağışları ciddi oranda azalan Vatikan'ın kendini aklama propagandasından başka bir şey değildi.

İsmail Cem ise, yanına  Ecevit'in meşhur ekonomi bakanı Kemal Derviş'i de alarak yeni bir parti (Yeni Türkiye Partisi) kurdu. Partisi, tüm medyanın, özellikle de holding medyalarında büyük destek aldı. Daha doğrusu İsmail Cem'i gaza getirdiler. Gazete ve dergi köşelerinde, İsmail Cem ve Kemal Derviş övgüleri yer aldı. Bu övgüler, AKP'nin kuruluşuna kadar sürdü. İyi hatırlıyorum, tam AKP'nin kurulduğu gün, tüm medya önce İsmail Cem ve YTP aleyhine yazmaya başladı. Medya holdingleri aralarındaki tüm kavgaları bırakmış, her adımı ortak atar olmuşlardı. Gene o günlerde medyada bri Sebataycı avı başladı. Sebataycıların varlığı öyle bilinmeyen bir şey değildi. Kaldı ki eski başbakanlardan Adnan Menderes, kayınbiraderi ve bakanı Hasan Polatkan'ın (muhtemelen idam arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu'nun ) bile Sabataycı olduğu konuşuluyordu. (Biliniyordu demeyeceğim) Genelde Balkan göçmeni solcular Sabataycılıkla itham edildi. Oysa Menderes ve Polatkan, Sabataycılığı dillere destan, İtthat ve Terakki'nin meşhur Doktor Nazım'ı ile de akrabaydı ve Menderes'in kayınpederi, tüm damatlarını idam edilmiş kayınpeder olmuştu. Solcuların yada Kürtlerin en ufak ve uzak soylarında gediklere arayanlar, bu duruma sessizdir. Tıpkı Albay Alparslan Türkeş'in Milli Birlik Komitesinde olmasına sessiz olmaları gibi.

İsmail Cem'den sonra saldırya uğrayan isim, dönemin süper kurtarıcı iktisat bakanı Kemal Derviş oldu. Tam AKP'nin kurulduğu gün, tüm medya, toplu halde Kemal Derviş'e saldırmaya başladı. Artık belli olmuştu ki medyo holdingleri ve o medyanın arkasındaki güçler, YTP'yi istemiyordu. Kemal Derviş ise yapacağını yapmış, ekonomiyi kurtaracağım diye zengin holdingleri tekrar zengin etmişti. Özelleştirmeler tekrar hız kazanmış, pek çok kamu malı, bedavadan ucuza el değiştirmişti. Tek başarılı işi, bankacılığı sıkı kurallara bağlamasıydı. AKP'nin ilk yıllarındaki ekonomik rahatlamanın ilk sebebi de buydu. Ama bu rahatlama en az beş sene sonra, yani seçimlerden sonra hissedilecekti. Turgut Özal ve Tansu Çiller dönemlerinde bankacılık mevzuatları gevşetilmiş, bankacılık başıboş kalmıştı.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

Medyanın ara ara bazı kişilere toptan saldırdığı gerçektir. Toplu saldırmalar yada savunmalar, onların masum olduğu anlamına gelmiyor. Bunu en başta söylemeliyim. Medyanın, hele de holding medyasının toplu sövgülerinin sebebi masum olması olmadığı gibi, toplu saldırılarını  sebebi de suçlu olması değildir. Hele de birden bire övdükleri kimseyi, aniden yermeleri de gariptir. Benim hatırladığım böyle ani övme ve yermeleri bir sıralayayım da, okuyanlar bir fikir edinsin. Seksenlerin ünlü bir dolandırıcıs vardı, Kemal Horzum. O dönem dijitalleşme olmadığı için, faks şifresi denen bir yöntemle devlete ait Halkbank'ı milyon dolar dolandırmıştı. Halkbank, hakkını savunacak avukat bulamıyor, Turgut Özal ile arası iyi olmayan Sabah gazetesinin avukatı devereye giriyordu. Malatyaspor tribünleri, En Büyük Horzum, Başka Büyük Yok, diye inliyordu. Derken Turgut Özal'a su,kast teşebbüsü, suikastçi Kartal Demirağ'ın Horzum'la ilişkisi, Horzum'un bitirilişi ve Malatyaspor'un, Özal'ın da Malatyasporlu olmasına rağmen küme düşmesi; medyada açıkça Horzum'u savunanların bir anda ona düşöan olması ile devam eden bir süreç oldu. Asil Nadir ise, Kıbrıs Türkü asıllı bir İngiliz milyarderiydi. Gene Turgut Özal'ın has adamıydı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta büyük yatırımlar yapmıştı. Bunlardan en önemlisi Vestel'dir. Kendisi İngiltere'de tutuklanır tutuklanmaz (masum olduğunu iddia etmiyorum), bizzat kendi sermayesi ile kurulan gazeteler bile aleyhine döndü. Dördüncü olarak da bir ara TÜSİAD genel başkanlığını yapan Cem Boyner'de benzer şeyler yaşadı. 1994'de, bir grup liberal yazar-akademisyenle (bu kişiler için aydın yada entellektüel kelimesini kullanmak istemiyorum.)Yeni Demokrasi Hareketi diye bir parti kurudu. Parti 1995 seçimlerinde hezimet derecesinde az oy alıp, kapandı. Partiyi kuran isimler, genel başkan Cem Boyner hariç yoluna devam etti ve çoğu da 2002'de AKP'yi destekledi. İşin ilginç yanı, YDH ve Boyner'i parti kurmaya teşvik eden ve onu kışkırtan gazete ve gazeteciler (başta Hıncal Uluç olmak üzere - https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/hincal-uluc-tarzi-gazetecilik.html -), seçimler yaklaşında bir anda Cem Boyner'i yermeye başladılar. Yermek bir yana, topa tuttular. İşte Kemal Derviş'de, AKP kurulur kurulmaz, böyle topa tutuldu.

Aslında 2002'de AKP'ye oy kazandıranlar, Zaman gazetesi ve FETÖ başta olmak üzere tarikat medyası oldu. O zamanlar merkez medya denen holging medyasının işlevi seçmenleri eski partilerden vazgeçirmek oldu. ANAP, DYP , MHP, DSP gibi bir zamanların iltidar partileri baraj altı kaldı. En ağır darbeyi %21'den, %1.2'e düşen DSP ve Ecevit oldu. Aslında planda MHP'nin baraj altı kalması yoktu ama o da ekstra vurgun oldu AKP için. %35 oyla mutlak iktidar oldu. CHP ise %20 civarında kaldı. Deniz Baykal, herkesin sevmediği kişiydi. Ben o seçimde TKP'ye oy vermiştim.

2002 seçimleri, holdingler için yetersizdi, bu yüzden 2006 seçimleri ve 2010 yetmez aması için hazırlıklara girişildi. Bu da yeni bir yazının konusu.


7 Ekim 2023 Cumartesi

CEM UZAN'IN TMSF'YE BORCU

 


Bu küçük blogdaki geçen yazımdan (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html) sonra Uzan ailesinin eski çalışanı olan bazı gazeteciler, Cem Uzan borcunu ödeyecekti diye konuştu ve yazdı. Kaç tanesi benim blogumu okuyor, bilmiyoru m ama ben eminimki Cem Uzan'ın o devasa borcu ödemeye zerre kadar niyeti yoktu.Hangi dolar milyarderi, böyle büyük bir borcu ödemişti ki, o ödesin? Kapitalist sistemde burjuvaların serveti dokunulmaz değil miydi? O paralar Cem beye lazımdı. Daha çok miting yapacak, döner sandiviç, ayran, kola, sim kart, hatta belki de cep telefonu dağıtıp, oy toplayacaktı.

Oysa kendisi bilmiyordu ki bir düzen, sistemi yıkmaya kalkan en üst sınıftan kişileri bile yok etmeye meyillidir. Osmanlıda Genç Osman ve Bestekar Selim'in padişah oldukları halde nasıl hunharca katledildiklerini hatırlayın. 3. Selim, yani Bestekar Selim, geleneksel olan, saltanat ailesi üyelerinin kanı akıtılmaz ilkesine aykırı olarak,  kılıçla öldürüldü. Çünkü Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa, İstanbul'a gelmeden öldürülmeliydi. Sonra derebeyleri, daha Rönesans'ın başında, Makyavelli, onların halledilmesi gerektiğini, merkezi otorite kurulması gerektiğini söylemişti. Kapitalist çağda farklı değildi. Tolstoy okuyanlar hapse girerken, Tolstoy serbestçe dolaşıyoru ama çar Dekabiristlere (Aralıkçılar) katılan soyluları affetmemişti. Orta çağlar, haddini bilmeyip, canından, malından ve makamından olan soylularla doludur.

Kapitalist sistemin tarihi de, sisteme çomak sokan burjuvaların halledilmeleri ile doludur. En yakın tarimizde bir Asil Nadir örneği var. İngiltere'de büyüyen Asil Nadir, bir dolar milyarderi için fazla vatanseverdi. İngiltere'de kazandığı paralarla, Türkiye ve Kıbrıs'ta yatırımlar yapıyordu. Hem de devasa sanayi ve otel yatırımlarıydı bu yatırımlar. En ünlüsü de bir elektronik devi olan Vestel'di. Nadir, aynı zamanda basına da el atmış, Özal yanlısı bir basın kurmuş, Haldun Simavi'den Günaydın (ve grubunu), Gelişim grubunu (Güneş ve Tan gazeteleri ile Nokta dergisi ve daha bir kaç küçük dergi de vardı, yanlış hatırlamıyorsam) satın almış, Gırgır'dan ayrılan Hasan Kaçan ve arkadaşları için Hıbır dergisinin kurulmasını sağlamıştı. Derken bir günde bitti. Kendisi Turgut Özal ile yakınlığına güvenmişti. Unuttuğu şey, İngiliz devletinden büyük olamayacağı ya da en zengin iş insanının (burjuvanın) bile sistemin tamamından büyük olamayacağıydı. Özal , muhtemelen İngiliz devletinden, Nadir'in vereceklerinden daha fazlasını verip, bir de muhtemelen gözdağı verdi. Nadir'in bitmesi bir gün sürdü, bir ay içinde de hapse girdi. Sonra Türk basınında Nadir aleyhine propaganda başladı.

Nadir gerçekten suçlu muydu, tabiiki, zira masum milyarder yoktur. Büyük burjuvaların yargılanması, politikacıların yargılanması kadar zordur. Politikacıların yargılanması kadar nadir olur ve sebebi de sistemi zora sokmalardır. Gene Özal döneminde, devlet bankasını dolandıran Kemal Horzum, iddalar ayyuka çıkmışken, devlet bankasının yabacı dil bilen avukat tutmaması yüzünden sırıta sırta geziyor, Malatyaspor tribünleri, en büyük Horzum diye slogan atıyordu. Turgut Özal'a suikast teşebbüsünden sonra birden bire yabancı dil bilen avukat, hatta avukatlar tutuldu, Horzum hapse girdi, Malatyaspor'da küme düştü. 

2002'de borcu ödemeyecekti çünkü 1993'de, 5 Nisan'da da ödememişti. Çünkü o zamanlar Star televizyon ve radyo grubu, siyasi partilerin rekabetlerinde önemli bir müttefikti. Böyle önemli bir düşman değildi. 12 Eylül'den hemen sonra İstanbul Bankasınının iflasından sonra Tansu Çiller ve ailesi de birden zenginleşti ve CHP bunu sorduğunda da evde bulunan, kaynanasına ait esrarengiz altın yığını iddiasında bulundu. CHP örgütleri yıllarca görünmeyen bu altın yığınının temsilini sokaklarda gösterdi ve Çiller yanlısı önlenemeyen gençler denen Ülkücü gruplar, bu temsillere saldırdı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html)

Aslında pek çok süper zenginin, süper borcu, hiç tahsil edilmedi. O borçları sıradan, ücretli halk ödedi. Bunu da daha sonra yazacağım. 

1 Ağustos 2023 Salı

UZAN AİLESİNİN VE GENÇ PARTİNİN SİYASİ TARİHİ



 En başta Ekim 2017'de ne yazmışım: https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html

Uzan ailesi ve 2002'de neden oldukları deprem, sadece para sahibi bir ailenin, tüm ülke, hatta dünyaya meydan okuması hikayesidir. Uzan ailesi, sadece devlete değil, A.B.D gibi süper güçlere de meydan okumuş bir aileydi. Bunun sonucunda kayboldular. Haklarında çıkan en yaygın efsaneye göre, Paris'te yaşayan Cem Uzan harcindeki bireyleri, Ürdün'de, Akabe körfezinde bir adadaymış. Ürdün kralı, ülkesine çok yatırım yapan bu aileye bir ada vermiş ve aile burada yaşıyormuş. İnternette dolaşan bir videoda, Ürdün kralının yatındaki kilolu şahsın, Cem Uzan'ın ağbisi ve Yeşim Salkım'ı eski kocası Hakan Uzan olduğu söyleniyor.

Ailenin, bu yazıyı ilgilendiren tarihi seksenlerde başlıyor. Aile ve yatrımları, önce 12 Eylül yönetiminde, sonra Turgut Özal ve ANAP iktidarında katlanarak büyüyor.  1984'de Adabank, 1988'de İmar Bankası kuruluyor. İmar Bankarı yıllarca, en çok faiz veren banka, çok kazandıran banka diye, tüm yasakları aşarak, reklamlar yapıyor. Hikayenin asıl başladığın yer ise, 1990'da, 12 Eylül anayasasına aykırı olarak kurulan Star televizyonu ile başlıyor. Kanalın bir ortağıda, dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın büyük oğlu Ahmet Özal. Ahmet Özal ile ortaklıkları 1992'e kadar sürüyor. Ahmet Özal'da kendi kanalı olan Kanal 6'ı kuruyor, o başka bir öykü. Aile, kitle iletişimin gücü ile birbiri ardına yatırımlar yapıyor. Özelleştirmelerde çok ucuza çimento fabrikaları satın alıyor, yeni ihaleler alıyor, yeni televizyon ve radyo kanalları kuruyor. Aile, televizyonun gücü ile kendinden geçip, siyaseti şekillendirmeye çalışıyor. 1987 yerel seçimlerinde pek çok belediyeyi kazana SHP ve solun önünü kesmek için, 1994 yılında patlayan İSKİ skandalını kullanıyor. Her akşam ana haber bülteninin %80 kadarını buna ayırıyor. En sonunda SHP, yeni kurulan RTÜK aracılığı ile bu yayımları engelleyince, holding çalışanları Star binası önünde gösteri yaptı. İSKİ skandalını kullanarak sadece Uzan ailesi değil,  Aydın Doğan ve Dinç Bilgin'in medya grupları da açıkça SHP-CHP'ye saldırdı. O zamanlar bu holding medyasına merkez medya deniliyordu. Merkez medya o zamanlar, siyasal İslamı iktidara getirmekle meşguldü. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-7-yetmez-ama-evetcilik.html ) Doksanlarda Leman dergisi ve solcu radyolar haricinde muhalif medya yoktu. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html) Bir ara Hasan Cemal'in Cumhurieyet gazetesini bile DYP ve Tansu Çiller'in peşine takmış, en nihayetinde gazeteyi krize sürükleyip, istifa ederek merkez medyaya geçmişti. SHP-CHP ise kendi iç çekişmelerinden, kendi seçmenini DSP ve Ecevit'e kaptırmıştı.



Uzan ailesi, sadece SHP ile uğraşmadı, DSP ve Ecevit'e de saldırdı. Önce ANAP, sonra DYP'yi destekledi. ANAP'da Mesut Yılmazcı oldu. DYP'de Demirel, cumhurbaşkanı olmadan evvel birini işaret etmemişti (yada ben öyle hatırlıyorum). Görünürde en yakın aday İsmet Sezgin'di. İsmet Sezgin, Türk siyasetinde ilginç karakterdir. Demirel'in siyasette ilk yıllarından beri yanında olmuş, Hakkı Devrim'in yazdığına göre Demirel, Erbakan ve Türkeş', partisinden uzaklaştırıp, ne akar, ne kokar İsmet Sezgin'i gençlik kolları başkanı yapmıştır. Sezgin, bir Siirtli olarak, siyasette Siirtlilere yardım etmiş, Siirt'e yatırım yapmış ama genelde Aydın milletvekili olmuştur. Turgut Özal'ın ani ölümünden sonra,  Nisan 1993 'de Demirel cumhurbaşkanı seçilince, Kasım ayındaki asıl parti kurultayına kadar bir başkan seçilecekti. O günlerde Kasım'a kadar İsmet abi diye bir slogan çıktı. Oysa kurultayı Tansu Çiller kazandı. Sonra bir kaç ay Tansu Çiller'i desteklediler. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html). Sadece Star 1 (sonradan Star) kanalı ile yetinmeyip, müzik dünyasını yönlendirmeye Kral tv'yi, şifreli erotik kanala Teleon'u falan çıkardı.  Daha bir kaç televizyon ve radyo kanalı kurdu. Medyanın getidiği siyasi gücü, toplumsal gücü çok sevdiler. Hatta iddialara bakılırsa Hakan Uzan, Yeşim Salkım ile evli iken, genç popçu kızlara asılmak için Kral tv'yi kullanıyordu. Daha yeni ilk kasetini yapmış pop şarkıcısına kafayı takıyor, evli bir erkekle ilişkisi olan bu kızın, kendisi ile de birlikte olmasını istiyordu. Kız kabul etmeyince de, kanallarının magazin programlarını kullanarak linç ettirmişti. Gaztecilik faaliyetleri sebebi ile pek çok bilgiyi ve kaseti (ses ve video kaydı) şantaj için kullanıyorlardı. Bunlardan bir kısmı aile çökünce ortaya çıktı, Gülben Ergen'le ilgili olanı internet sitelerinde gezdi. Anladığım kadarı ile ülkemizde uzun zamandır hemen herkesin yediği haltların kasetleri var. Ülkemizde böyle şantajlarla yönetiliyor. Elinde olanlara ricam, salsın piyasaya. Sizde varsa başkalarında da vardır, ülke kurtulsun. Elime geçse salacağım internete, bu da ayrı konu.

Star ilk özel televizyon oldu ama sonrası  çabuk geldi. Gazete patronları, televizyonun gücünü anlamışlardı. Yıllarca müritlerin evlerine televizyon sokturmayan tarikatlar da kendi kanallarını kurdu. Sonuçta meclis pes etti ve özel kanalları serbest bıraktı. Kanalları kontrol edebilmek için uzaya yerli uydu Türks-Sat gönderildi. Yerli kanallar bu uyduya doluşsun diye kirası düşük tutuldu. Diğer uydular için başka bir çanak anten alındığından ( Yeni nesile ve sonraki nesillere not, karasalda çok fazla kanal yokyu, uydular için çanak anten gerekliydi. Bu yüzden balkonlar, çanak anten tarlası gibiydi. Dijital platformlarda henüz yok yada yeni emekleme düzeyindeydi.), bu da daha pahalıya mal olduğunda, yerli kanallar Türksat'a doluştu. İkinci çanak anten, PKK'nın yayın organı Roj TV için takılır oldu. (Bu sayede Kürt evleri kendisini belli ediyordu.)(Önce TRT 6 (TRT Şeş), sonra doğunun yerel kanalları Kürtçe yayımlar yapmaya başlayınca, Roj tv ve türevlerine ilgi azalarak bitti.) Doksanların ilk yılları, televizyonların özgürlük devriydi. Kırmızı nokta ve zayıf şifreli soft porno filmler, bir zamanlar yasaklı, Gece Yarısı Ekspresi gibi sinema filmleri falan, kolayca gösteriliyordu. Star'a geçen Levent Kırca ve Olacak O Kadar siyasileri yerden yere vuruyordu. Önce yılın aptaları diye duyurulan bir skeçten sonra, reklamlar jeneriği girilmeden, dört büyük partinin reklamı gösterildi. Sonra Tansu Çiller'in siyasi hayatını bitiren meşhur Jet Ski skeci ile beraber RTÜK (Radyo Televizyon Üst Kurulu) kuruldu. Erotik yayın yapan Teleon ve onunla gündüzleri aynı frekansı kullanan Kral TV bir ay kapandı. Sonra Teleon temelli kapandı. Televizyonların özgürlük devri yavaş yavaş bitti. Bu süreçte en çok kapanan, Huysuz Virjin sebebi ile Show tv olmuştu.

Diğer yandan aile içinde durum kötüydü. Bankacılık ve diğer faaliyetlerde, medya gücüne dayanarak bir sürü yolsuzluk ve dolandırıcılık yapıyordu Uzan ailesi yada Uzanlar.5Nisan krizi ve 1999 bankacılık krizleri, öfkeyi bu aile ve şirketlerinin üzerine çekmişti. Artık sadece sol değil, sağ partilerde bu aileden nefret ediyordu. Aile dolandırcılığını uluslar arası boyuta taşımış, Amerikalı Motorola başta olmak üzere uluslar arası hukuksuzluklar yapmıştı. Aile üyeleri birden bire,  teker teker, resmen şirketlerde hiç görev almamış Cem Uzan'a devrederek kayboldu. Cem Uzan'da ancak siyasi dokunulmazlıkla kurtulacağını düşünüp, çabucak siyasete atıldı. Ancak bir eksikliği vardı, gazete ve dergileri yoktu. 1999'da Star'ın gazetesi de oldu. Ülkede internet halen çok pahalıydı ve halen kağıt gazetelerden bilgi alınmıyorduysa da, uzun makaleler, kağıt gazetelerden okunuyordu. Gazete halen ihtiyaçtı. Twitter henüz kurulmamıştı. Türkiye'de en yaygın sosyal ağ, daha o yıl kullanılan Ekşisözlük'dü. MIRC sohbet kanalları demode olmuş, MSN yaygınlaşmıştı (Şimdi MSN'de kalmdı, hatta Facebook'da demode oldu). Gazeteyi o dönemin dağıtım tekelleri Yay-Dağ veYay-Sat gibi kurumlar satmadı, Uzanlar kendi dağıtım firmalarını kurdu. Star satan bayilere diğer yayımların ambargosu kondu, o zamanlar gazetede bayi payı % 4'dü, uzanlar %20'e çıkardı. Sonra diğer medya kartelleri de bayi payını arttırmak zorunda kaldı. Star gazete grubu, bugün unutuluş, Vikipedya'da bile adı bulunmayan bazı kısa süreli dergiler falan da çıkardı.

Derken parti kurma ve örgütlenme zamanı geldi. 2002 Ağustosunda aile,  eski ANAP milletvekili, rahmeti (diyemeyeceğim) Hasan Celal Güzel'inYeniden Doğuş Partisini satın aldı (örgütlenecek vakti yoktu, seçimler yaklaşıyordu. Parti örgütü büyük ölçüde Telsim, Uzan çimento grubu, Star yayın grubu dağıtıcıları ve bayileriydi. (Millet vekili adaylarının da çoğu öyleydi. Özellikle o zamanın 2 GSM operatöründen biri olan (Sonradan Vodaphone oldu, Kıbrıs'ta halen Telsim adını kullanmakta) Telsim'in bayileriydi. Cem Uzan 178 miting yaptı. Mitinglerinde dönemin ünlü şarkıcılarına konser verdirdi. Pek çok yerde döner (et döner) ekmek-ayran dağıttı, kuzu kestirdi. Cem Uzan yer yer günde üç mitinge gitti. Ben Yalvaç mitingine gitmiştim. Cem Uzan'dan önce Nihat Doğan, Ebru Yaşar, Nadide Sultan ve şu an adını hatırlamadığım, o dönemin ünlü bir popçusu, Cem Uzan'dan önce konser verdi. Cem Uzan'dan sonra da Ebru Yaşar konser verdi. O dönem için popüler olan bu şarkıcıların, Yalvaç  gibi küçük bir ilçeye gelmesi hayaldi (halen de hayal). Nihat Doğan çok ateşli konuşmuştu, dinleyen de zannetsin ki Cem Uzan tüm bu kötü düzeni değiştirecek. (Yandaşlık ve yalakalıkta o zamalar da yetenekliydi.) Cem Uzan'sa gür sesi ile bağırıp, çağırıyordu. (Yalvaç'da döner-ayran falan dağıtılmadı, ama pek çok yerde dağıtılmış. Hatta Uzan'ların halkı kazıkladığı bazı yerlerde miting, döner-ekmek dağıtımından ibaret olmuş, Cem Uzan hiç gelmemiş.)


Genç partinin tek propagandası mitnigler değildi. Holdingin gazete, dergi, televizyon ve radyoları sürekli propaganda yapıyordu. Telsim kullanıcılarına da bol bol mesaj geliyordu. İnternete de bol bol reklam veirliyordu. Cem Uzan'ın uçuk vaatleri, daha seçim kampanyası sırasında espiri konusu olmuştu, seçimlerden sonra da uzun yıllar internet mizahına malzeme oldu. Cem Uzan % 7,25 ile % 10 barajının altında kaldı ve seçilemedi. Gene de umutluydu, biraz daha çaba ile gelecek seçimlerde barajı aşabilirdi. Kaldı ki bu seçim sonuçları da mucizeydi zira yukarıda belirttiğim gibi parti teşkilatları da para zoru ile Genç parti teşkilatı kurmuş Telsim bayilerinden falan oluşuyordu.

Oysa asıl kötü günler yeni başlamıştı. Diğer holding medyası, DYP-ANAP ve MHP  (hatta CHP ve HDP) oylarını bölsün diye Cem Uzan ve Genç partiye fazla saldırmıyordu. Uzan grubu asıl saldırıyı ondan sonra gördü, ailenin tüm kirli çamaşırları, belirsiz bir iddia bile olsa manşete taşındı. BDDK'nın yetkileri hızla arttırıldı. Kurul sadece banka ve ortaklarının değil, bağlı bulunduğu holding, iştirakler ve batık kradi sahiplerinin de her şeyine el koymaya yetkili hale getirildi. Ailenin tüm servetine güzelce el kondu. Gene de Cem Uzan direndi. Kanalalrı esklisi gibi saldırganca yayın yaptı. Bir mitngde Erdoğan'a şerefsiz başbakan deyince Star kanalı bir ay kapandı. Kanal çalışanlarına gönüllü ücretsiz izin belgeleri imsalatıldı. Grubun yabancı müzik yayını yapılan bir kanalına haber dairesi kuruldu, bir ay boyunca Cem Uzan oradan yayım yaptı.  Derken yaşadığı villaya baskın yapıldı ve havuzun altında gizli Telsim kontör kartları ele geçirildi. (O zamanlar 16 rakamlı şifre kartlarının olduğu kontör kartları satılırdı.) Bu olaydan sonra, Telsim-Vodophone kontör kartları ikili şifre halinde satılır oldu. Cem Uzan yurt dışına kaçtı.

Gene de Genç parti 2007 seçimlerine 2.29 oy aldı Mehmet Ağar'ın Demokrat partisinden (eski ANAP ve DYP'nin birleşmesi), Erbakan'dan miras Saadet partisinden biraz az.  Gazeteler 2 seksen uzandı diye manşetler attı ama bence bu da başarıydı zira adını her gün duyduğumuz partiler bu orana ulaşamamıştı. Genç parti daha sonraki seçimlere katılmadı.

Aslında Genç parti olgusu, paranın tek başına neler yapabileceğinin bir ispatı olarak defalarca incelenmesi gereken bir olgudur.