2002 seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2002 seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2023 Perşembe

TÜRK MEDYASININ 2002 HAREKATI (AKP NASIL İKTİDAR OLDU ve 2002 SEÇİMLERİ SERİSİ )



 Bu yazıyı, Aydın Doğan ve diğer medya ağalarının kimdir yazılarından  sonra yazmayı düşünüyordum. Aydın Doğan'ın verdiği bir röportajda kendisini ne güzel akladığını, gezi zamanında saatlerde (5 saatten fazla ) penguen belgeselleri ysyınlsmasını bile nasıl kendine akladığını görünce bu yazıya başlamaya karar verdim. Savaş  mucizelerinin arkasında istihbarat, seçim mucizelerinin arkasında medya desteği vardır. 2002'de, on bir aylık AKP'nin iktidar olmasında neredeyse tüm medyanın önemli bir desteği vardı. Kalan medya da bastırılmıştı. Cumhuriyet gazetesi, Hasan Celal'in yazı işleri müdürlüğü döneminde önce Tansu Çiller yanlısı olarak, sonra da önemli köşe yazarları krizi ve kendisinin istifası sonrasındaki süreçte hem tiraj, hem de etki kaybetti. Diğer bir önemli medya, o zamanların etkin kuruluşu Leman dergisi ise, lüks kafe işletmesi olup, 2002'de sağcılara karşı sert söylemlerini çoktan bırakmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html) Solcu radyolar ise yeni kurulan RTÜK ve onun frekans tahsisleri ile iyice pasifize edilmişti. 2002'de ise, patronları Cem Uzan'ı  destekleyen Star medyası hariç hepsi, AKP için çalıştı. Buna ev ev gezen ve o zaman hakkında Cemaat denen FETÖ'de dahildi. 

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/10/cem-uzanin-tmsfye-borcu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/11/doksanli-yillar-8-habercilik-ve.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html

2001'de kitapçık krizi ve sonrasındaki ekonomik kriz, Devlet Bahçeli'ye durduk yerde koalisyonu bitirelim krizi eklendi. Bu süreçle ilgili olarak sadece medya devlerinin tavrını yazacağım. Daha önce DYP-ANAP-DSP ve MHP'yi aralarında paslaşarak destekliyorlardı. CHP, daha o yıllarda merkez medya tarafından terk edilmiş gibiydi. CHP, bu medya desteksizliği ve Deniz Baykal'ın iticiliği sebebi şle 1999 seçimlerinde %10 barajı altı ve tarihinde ilk defa meclis dışı kalmıştı. Deniz Baykal'da bir yıldan biraz fazlalığına istifa edip, yerini Cevdet Selvi ve Altan Öymen'e bırakmıştı. Kendisi daha önce de istifa edip, geri dönmüştü. CHP, öncesinde SHP olarak, 1987 yerel seçimlerinden sonra, Cem Uzan'ın medyasından başlayarak, sistematik medya saldırılarına uğruyordu. Öyle ki 2005'de CHP, Halk TV'yi kuracak, daha doğrusu kurmak zorunda kalacaktı)

Bu sürreçte, daha 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kararları sonrasında,n itibaren Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz, medyanın saldırılarına uğrayacaktır. Özellikle ilk genel seçildiklerinde onları yere-göğe koyamayanlar, partilerine oy kaybettirdikleri halde onları övenler, birden bire onları mizah malzemesi yapmaya başlarlar. Tansu Çiller'in kötü Türkçesi ve gafları, Mesut Yılmaz'ın yavaş konuşması alay konusudur artık. Hatta bir defasında, bir televizyon kanalı, Mesut Yılmaz'ın iki kelimesi arasına reklam koymuştu. İşin doğrusu aslında 1987'den beri merkez sağda ciddi bir erime vardı. İki beceriksiz genel başkanla da sonları oldu.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/yildirim-akbulut-ve-mesut-yilmaz.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/09/doksanli-yillar-4-merkez-sagin-erimesi.html

Diğer yandan da MHP, 1995 seçimlerinden sonra 2. kez treni kaçıracaktı. Bah.eli, durduk yerde koalisyonu bozan olarakyeterince puan kaybetmişti. Medya donanması ona pek saldırmadı. MHP ve Ülkücülük zayen ağır yaralıydı. MHP'nin 2006'dan sonra meclise dönmesi, 2013'den sonra iktidar ortağı olması ile Ülkücülük yok olmadı ise de, eski önemini kaybetti.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/09/son-yillarda-azalarak-biten-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/son-yillarda-azalip-biten-bazi-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/10/son-yillarda-biten-ulkucu-seyler-3.html

Şimdi Ülkücülük, sadece liselilerde, ergenlerde, internette klavye yiğiti dediğimiz trollerde, o da Kürtlere zorbalık yapmak için biraz var. Yoksa ne dokuz ışığı bilen var, ne Atsız'ın romanlarını. Birr Atsız bey varmış, var olsun diye bağırıyorlar ama Atsız'ın kim yada ne olduğunu bile bilmiyorlar. Aslında Ülkücülükle ilgili bir şeyde bilmiyorlar. Tek bildikleri ara ara bazı akranlarına zorbalık yapmak. Üniversiteler ve diğer alanlarda ise Ülkücülük yok. En bariz olay, Sinan Ateş cinayeti. Doksanlar yada daha öncesinde, MHP'nin %3 aldığı yıllarda, bırak Ülkü Ocakları Genel Başkanını, herhangi bir ilçe yada beldenin (Haymana, Sorgun, Keçiören, Bağcılar,  Kulu vs) Ülkü Ocağı başkanı diye bir kişinin adı anıldığında yada bir zamanlar yapmış diye anıldığında, insanı hafiften korku olmasa bile bir ürperti kaplardı. Öyle bir konumda birini öldürmek için bayağı arkası güçlü olmak gerekirdi. Hele tüm ocakların genel başkanını ve Hacettepe Üniversitesinde doçentini vuracak kişi,  James Bond gibi biri olmalıydı. Bir torbacı değil. Doğrusu Ülkücülük gerçek anlamda tükenmeye 2002 seçimlerinde başlamıştı.

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/sinan-ates-ya-da-buyuk-sessizlik.html

İSMAİL CEM'E KURULAN TUZAK

Öte yandan asıl büyük hedef, iktidarın en büyük partisi DSP, daha doğrusu partinin genel başkanı Bülent Ecevit'ti. Ecevit zaten yaşlı olmakla beraber, gizemli bir şekilde hastalanıp, güçten düşmeye başladı. İki de bir hastanelere, özellikle de Mehmet Haberal'ın özel Başkent hastanesine gitmeye başladı. Sağılığı giderek bozulurken, medyanın da boy hedefi oldu. Eşi Rahşan Ecevit, bir süre sonra onu hastaneden aldı, evde bakmaya başladı. O zaman Ecevit'in sağlığı biraz düzelir gibi oldu ama halk içindeki imajı yerle bir olmuştu. Artık Kıbrıs fatrihi, Abdullah Öcalan'ı yakalayıp, ülkeye getiren o kahraman yoktu. Ekonomiyi batıran, kendi elleri ile cumhurbaşkanı yaptırdığı Ahmet Necdet Sezer veya koalisyon ortakları ile anlaşamayan bir zavallı vardır. DSP ise bir Ecevitsevenler derneğinden başka bir şey değildir. Bizzat DSP'li bakanlarn danışmanlığını yapmış Ahmet Abakay'ın  Bakan Danışmaının Nıt Defteri adlı kitabında yazdıklarına göre partide pek çok il, ilçe başkanı yada merkez kurul görevliği, göreve getirildiğinin veya görevden alındığının haberini, sonradan alırmış. Partide Ecevit dışında ismi parlayan kişi yoktu.

Daha önce parlamış bir isim olarak, eski dış işleri bakanı İsmail Cem vardı. Kendisi, suikastle öldürülen gazeteci Abdi İpekçi'nin kuzeniydi ve uzun süredir kullanmadığı İpekçi soy adını sildirmişti. Başarılı bir bakan olarak, solcular arasında sevilse de, sağcılar arasında o yıllardaki Sabataycı avı yüzünden popülaritesi düşüktü. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/sabataycilar-ve-fasizm.html) Doksanların ikinci yarısı ve iki binli yıllar boyunca, Selanik Dönmeleri de denen, yarı Yahudi, yarı Müslüman, Sabataycılar hakkında onlarca kitap yazıldı, sosyal medyada Sabataycıların isimleri sıralandı (Çoğunluğu da yalan ve uydurma) Sabatay Sevi'nin öz torunu, modacı (ve İsmail Cem ve Abdi İpekçi'nin de kuzeni) Cemil İpekçi, Teke Tek adlı televizyon programına çıkıp, konuştuktan sonra da bu yayınlar kesildi.

Benzer bir şeyde seksenler boyunca Masonluk için vardı. Masonlarda da olay, yetmişlerde İtalya'da P-2 Mason locası sıkandalı ve İngiltere'de bazı loca üyesi hakimlerin, localarındaki biraderlerini kolladıkları ortqya çıkınca başlamıştı. Ardı ardına Masonlukla ilgili kitaplar basıldı. Bu salgın da 1997'de Kanal 7'de yayınlanan gizli Mason ayini çekimine kadar devam etti. Sonra bu sözde gili çekimin, Adnan Oktar grubunun tiyatrosu olduğu anlaşıldı. İki binlerde de bir ara Dan Brown'un Da Vinci şifresi ile başlayan sıralı romanları ile Tapınakçı avı başladı. Oysa bu roman dizisi, çocuk tacizi sıkandalları ile bağışları ciddi oranda azalan Vatikan'ın kendini aklama propagandasından başka bir şey değildi.

İsmail Cem ise, yanına  Ecevit'in meşhur ekonomi bakanı Kemal Derviş'i de alarak yeni bir parti (Yeni Türkiye Partisi) kurdu. Partisi, tüm medyanın, özellikle de holding medyalarında büyük destek aldı. Daha doğrusu İsmail Cem'i gaza getirdiler. Gazete ve dergi köşelerinde, İsmail Cem ve Kemal Derviş övgüleri yer aldı. Bu övgüler, AKP'nin kuruluşuna kadar sürdü. İyi hatırlıyorum, tam AKP'nin kurulduğu gün, tüm medya önce İsmail Cem ve YTP aleyhine yazmaya başladı. Medya holdingleri aralarındaki tüm kavgaları bırakmış, her adımı ortak atar olmuşlardı. Gene o günlerde medyada bri Sebataycı avı başladı. Sebataycıların varlığı öyle bilinmeyen bir şey değildi. Kaldı ki eski başbakanlardan Adnan Menderes, kayınbiraderi ve bakanı Hasan Polatkan'ın (muhtemelen idam arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu'nun ) bile Sabataycı olduğu konuşuluyordu. (Biliniyordu demeyeceğim) Genelde Balkan göçmeni solcular Sabataycılıkla itham edildi. Oysa Menderes ve Polatkan, Sabataycılığı dillere destan, İtthat ve Terakki'nin meşhur Doktor Nazım'ı ile de akrabaydı ve Menderes'in kayınpederi, tüm damatlarını idam edilmiş kayınpeder olmuştu. Solcuların yada Kürtlerin en ufak ve uzak soylarında gediklere arayanlar, bu duruma sessizdir. Tıpkı Albay Alparslan Türkeş'in Milli Birlik Komitesinde olmasına sessiz olmaları gibi.

İsmail Cem'den sonra saldırya uğrayan isim, dönemin süper kurtarıcı iktisat bakanı Kemal Derviş oldu. Tam AKP'nin kurulduğu gün, tüm medya, toplu halde Kemal Derviş'e saldırmaya başladı. Artık belli olmuştu ki medyo holdingleri ve o medyanın arkasındaki güçler, YTP'yi istemiyordu. Kemal Derviş ise yapacağını yapmış, ekonomiyi kurtaracağım diye zengin holdingleri tekrar zengin etmişti. Özelleştirmeler tekrar hız kazanmış, pek çok kamu malı, bedavadan ucuza el değiştirmişti. Tek başarılı işi, bankacılığı sıkı kurallara bağlamasıydı. AKP'nin ilk yıllarındaki ekonomik rahatlamanın ilk sebebi de buydu. Ama bu rahatlama en az beş sene sonra, yani seçimlerden sonra hissedilecekti. Turgut Özal ve Tansu Çiller dönemlerinde bankacılık mevzuatları gevşetilmiş, bankacılık başıboş kalmıştı.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

Medyanın ara ara bazı kişilere toptan saldırdığı gerçektir. Toplu saldırmalar yada savunmalar, onların masum olduğu anlamına gelmiyor. Bunu en başta söylemeliyim. Medyanın, hele de holding medyasının toplu sövgülerinin sebebi masum olması olmadığı gibi, toplu saldırılarını  sebebi de suçlu olması değildir. Hele de birden bire övdükleri kimseyi, aniden yermeleri de gariptir. Benim hatırladığım böyle ani övme ve yermeleri bir sıralayayım da, okuyanlar bir fikir edinsin. Seksenlerin ünlü bir dolandırıcıs vardı, Kemal Horzum. O dönem dijitalleşme olmadığı için, faks şifresi denen bir yöntemle devlete ait Halkbank'ı milyon dolar dolandırmıştı. Halkbank, hakkını savunacak avukat bulamıyor, Turgut Özal ile arası iyi olmayan Sabah gazetesinin avukatı devereye giriyordu. Malatyaspor tribünleri, En Büyük Horzum, Başka Büyük Yok, diye inliyordu. Derken Turgut Özal'a su,kast teşebbüsü, suikastçi Kartal Demirağ'ın Horzum'la ilişkisi, Horzum'un bitirilişi ve Malatyaspor'un, Özal'ın da Malatyasporlu olmasına rağmen küme düşmesi; medyada açıkça Horzum'u savunanların bir anda ona düşöan olması ile devam eden bir süreç oldu. Asil Nadir ise, Kıbrıs Türkü asıllı bir İngiliz milyarderiydi. Gene Turgut Özal'ın has adamıydı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta büyük yatırımlar yapmıştı. Bunlardan en önemlisi Vestel'dir. Kendisi İngiltere'de tutuklanır tutuklanmaz (masum olduğunu iddia etmiyorum), bizzat kendi sermayesi ile kurulan gazeteler bile aleyhine döndü. Dördüncü olarak da bir ara TÜSİAD genel başkanlığını yapan Cem Boyner'de benzer şeyler yaşadı. 1994'de, bir grup liberal yazar-akademisyenle (bu kişiler için aydın yada entellektüel kelimesini kullanmak istemiyorum.)Yeni Demokrasi Hareketi diye bir parti kurudu. Parti 1995 seçimlerinde hezimet derecesinde az oy alıp, kapandı. Partiyi kuran isimler, genel başkan Cem Boyner hariç yoluna devam etti ve çoğu da 2002'de AKP'yi destekledi. İşin ilginç yanı, YDH ve Boyner'i parti kurmaya teşvik eden ve onu kışkırtan gazete ve gazeteciler (başta Hıncal Uluç olmak üzere - https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/hincal-uluc-tarzi-gazetecilik.html -), seçimler yaklaşında bir anda Cem Boyner'i yermeye başladılar. Yermek bir yana, topa tuttular. İşte Kemal Derviş'de, AKP kurulur kurulmaz, böyle topa tutuldu.

Aslında 2002'de AKP'ye oy kazandıranlar, Zaman gazetesi ve FETÖ başta olmak üzere tarikat medyası oldu. O zamanlar merkez medya denen holging medyasının işlevi seçmenleri eski partilerden vazgeçirmek oldu. ANAP, DYP , MHP, DSP gibi bir zamanların iltidar partileri baraj altı kaldı. En ağır darbeyi %21'den, %1.2'e düşen DSP ve Ecevit oldu. Aslında planda MHP'nin baraj altı kalması yoktu ama o da ekstra vurgun oldu AKP için. %35 oyla mutlak iktidar oldu. CHP ise %20 civarında kaldı. Deniz Baykal, herkesin sevmediği kişiydi. Ben o seçimde TKP'ye oy vermiştim.

2002 seçimleri, holdingler için yetersizdi, bu yüzden 2006 seçimleri ve 2010 yetmez aması için hazırlıklara girişildi. Bu da yeni bir yazının konusu.


28 Eylül 2023 Perşembe

KUPON SAVAŞLARININ ASIL NEDENİ (2002 SEÇİMLERİ-4)

 


Türk basın tarihinde üzerine kitap yazılması gereken bir dönemdir kupon savaşları. Buna kısa süreli bakkal çıraklığım sırasında, 1993 yılında ben de yaşadım. Markette çalıştığım kısa süre, kupon savaşlarının ilk raundu olan ansiklopedi savaşlarına denk gelmişti. Sabah gazetesi, uzun bir ismi olan bir ansiklopedinin sadece birinci cildini vereceğini söylemişti. Bunun için yüksek bütçeli bir reklam kampanyası yaptı. Bizim markete de bir gün önceden geldi ansiklopedi ciltleri. Pek çok kişi önceden ısmarlamıştı. Bizim marketin bir de günlük servis yaptığı müşteriler vardı. Ben sekiz tane, her gün Sabah gazetesi alanlar için ayırmıştım. O gün geldiğinde dükkana yarım saat geç gittim, büyük hataydı. Ahali, patrondan önce (dükkanı iki kardeş işletiyordu, adlarını unuttum) sıraya gelmişler, çabucak ansiklopedileri alıp, gitmişlerdi. Biz ise günlük abonelerimizi düşünüyorduk. Neyse ki benim ayırdıklarım eldeydi. Sokakta isteyenlerin ısrarlarına karşın bu sekiz cildi, Sabah gazetesi abonelerine götürdüm. Lakin gene de bir tane eksik kalmıştı. Kendime ayırdığımı evden aldım, onu verdim. Kızkardeşim, kırk uılda bir tane işe yarar bir şey getirdin, onu  da götürüyorsun diye serzenişte bulundu.



O günü atlattık, gazete ertesi gün, bir milyon kadar bastı ve dokuz yüz bin küsur iade aldı. Birinci cildi alanların, devamını getireceğini ummuşlardı muhtemelen. Oysa herkes birinci cildi aldı, devamını getirmedi. O bir cilt, evlerde bir fetiş objesi olarak kaldı, zamanla da pek çoğu kayboldu.Aynı gazete, iki yada üç hafta sonra 250 gram pakette çamaşır deterjanı verdi, kimse doğru dürüst ilgilenmedi. Bu olay kupon savaşları döneminin çok hatırlanan olaylarından biridir. Bir diğeri de gene Sabah gazetesinin dağıttığı mini müzik setinin abartılı minikliği ve kupon biriktirenlerin yaşadığı sinir krizidir. O zamanlar walkmenler vardı, bir de müzik setleri. Bu müzik setleri, plak, kaset ve cd gibi değişik fotmatlardaki sesleri yayınlar, devasa hoparlörleri ile konu komşuya da müzik yayını yaparlardı. İnsanlar, reklamlardaki mini kelimesini tam anlamamış, walkmen'den bile küçük olan bu şeyleri aldıkları için öfke duymuşlardı.



Kupon savaşı yavaş yavaş başladı. Seksenlerde kuponları zarfa gönderiyor, gazetenin İstanbul'daki merkezlerine posta ile gönderip, noter huzurundaki çekilişi bekliyordunuz. Hatta dönemin başbakanı Turgut Özal'ın eşi, böyle bir çekilişle televizyon kazanmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html) Sonra bir ara gazeteler, kazı-kazan tipi hediyeler veriyordu. Pek çok kumarbaz, bir şey çıkmayınca, gazeteyi almıyordu. Bu yüzden bir kaç zaman boyunca kupon biriktirmek gerekliydi. Kupon biriktirme, benim hatırladığım kadarı ile gene Sabah gazetesinin 5'erli gruplar halinde, Nobel ödüllü yazarlara ait 25 kitabı vermesi ile başladı. Sonra çığ gibi büyüdü, Müzik setleri, halılar, kilimler vesaire vesaire.



Mini müzik setinden sonra bu ilgi düşer gibi oldu. İnsanlar ağır bunalım geçirmişti. Sonra özel yasa çıkarıldı. Önce reklamlarla ilgili olarak, bir obje, yanında büyüklüğü kıyaslanacak başka bir obje ile fotoğraflanıp, öyle reklam edilecekti. Sonra kuponla verilecek ürünler, kültür ürünleri, yani kitap-kaset-cd ve benzeri materyaller ile sınırlandırıldı. 



Sabah gazetesi,  bu yasaklamadan evvel bazı grip ürünler verdi. Özellikle iki Körfez savaşı (Yani Irak'ın Kuveyt'i işgali ve Irak'tan geri alınması ile, Amerika'nın Irak'ı işgali arasında kalan süre) arasında, ne zaman Amerikan ordusu harekete geçer gibi olsa, askeri bir şeyleri kuponla veriyordu. Deri ceketleri, bombardıman ceketi diye verdi. Bir sürü oyuncak Amerikan askeri verdi. Hatta bir seti, harekat iptal edilince vermekten vazgeçti. Yeni nesil, dolma kalem-tükenmez kalem arası kalemleri, pilotlar kullanıyor diye, pilot kalem olarak verdi. O zamanlar ödevleri, el yazısı ile dolma kalem kullanarak yazardık. Z kuşağı, hatta Y kuşağı bilmez,  bu dolma kalemlere, şırıngaya su çeker gibi mürekkep çekerdik. İki sayfalık ödevde bile her tarafımız mürekkep olurdu. Pilot kalemler zamanla dolma kalemleri piyasadan sildi.



Bu dönemde gazeteler, bir sürü ek verir, bazen de bir kitabı, cd ve dvd'yi tek bir gazeteyle veya gazetenin üzerine biraz para vererek alabilirdiniz. Gazeteler, özellikle hafta sonları,  bazen bir kiloya yakın kağıttan oluşurdu. Kadın eki, çocuk eki, edebiyat eki ve bir sürü şey. Dergilerde pek çok promasyon verirdi. Sadece kitap, kaset, cd, dvd, poster, çıkartma falan değil, bazen sabun, diş macunu ve poşet çay verdiği de  olurdu. Dergiler, aralık yada ocak  ayında kalın yayınlar yapar, yılın özeti verirlerdi.



 Bu dönemde, gazeteden çok, İhlas ev aletlerini pazarlama şirketi olan Türkiye gazetesini, konudan ayrı tutuyorum. Türkiye gazetesi, Işıkçılar tarikatının yayın organı olarak, özellikle küçük ev eşyası satma derdindeydi. Zaman gazetesi, hiç kupon-hediye işine girmedi. Radikal gazetesi ise, o zavallı tirajı ile Aydın Doğan'a bir de kupon-hediye masrafı yapamazdı.



Daha önce Radikal ve Yeni Yüzyıl gazetelerinin hiç kara geçmediklerini yazmıştım. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/nilufer-golenin-korosuradikal-yeni.html) Bu iki gazete, yandaş reklamları ve muhasebe oyunlarına rağmen kar etmiyordu. Yeni Yüzyıl, bir ara Yeni Yüzyıl kitaplığı diye bir seri kitap verdi, daha doğrusu vermiş. Arada bir sahaflarda rastlıyorum. Kupon savaşları, doksanlarda tırmandı, özellikle özel televizyonlar yaygınlaşınca daha da azdı. Diğer yandan gazeteler, son derece pahalı yöntemlerle tirajlarını arttırmıştı. Üstelik kısmen 1993'de Türkiye'de internetin başlaması da kağıt gazetelere darbe vurmaya başladı. Zor bela arttırdıkları tirajlar, iki binli yılllardan sonra düşmeye başladı. Hele koronadan sonra, iade masrafları almamak için, baskı sayısını da azalttılar.



Diğer yandan şunu düşündüm. Diğer gazeteler, bu yer yer çok abartılı promasyon ve hediyeleri sonucu zarar etmiyor muydu? Gazete çıkaran medya kuruluşları, televizyon kanalları da kurmaya başlamışlardı. Kanallarda ilk yıllarda, haberlerden sonra günün yorumu yapan kişiler olurdu. Engin Ardıç, Meriç Köyatası ve Güneri Civaoğlu,  bu işi ilk yapanlardı. (O zamanlar henüz 4-6 kişilik grupların saatlerce konuştukları programlar yoktu) Lakin fark edildi ki, konuşmanın ikna ediciliği yoktu. İnsanlara yazıları okutmaya ihtiyaçları vardı, hatta insanlara kitap okutmaya ihtiyaçları vardı ki, siyaset üzerinde etkili olabilsinler, seçimleri yönlendirebilsinler.Uzan ailesi, sadece Star değil, bir sürü küçük televizyon ve radyo kanalına sahipti ve bir gazetenin gereğini ancak 1999 yılında anladı. İlk başlangıçta bir dağıtım engeli ile karşılaşınca, kendi dağıtım şirketini kurdu. O zamanlar gazetelerde kar marjı %4 gibi komik bir rakamdı, %20'e çıkardı. Pringles marka pahalı patates cipsleri başta olmak üzere pek çok promasyon yaptı. Muhtemelen Star gazetesi de genelde zarar ediyordu.

Kupon çılgınşığının bir sebebi de internet ve sosyal medya çağının yaklaşmasıydı. İnternet sitelerinin popülerliği, internet dışındaki tiraj ve reytingleri ile beraber kalkınıyordu. Önce çok izlenen kanal, çok satan gazete olacaktınız ki, çok tıklanasınız.

Aslında burjuvanın pek çok medya kuruluşuna desteğinin sebebi, ürünlerinin satımından çok, politiktir. Medya patronları ise aslında asıl patronları komprodorlarıdır. (mümessil-bayi) (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/2002-secimlerinde-medya-manipulasyonu.html)

Bir de son olarak. Fetöcülerin meşhur Zaman gazetesi, 2006'dan aşama aşama pek çok yere tamamen ücretsiz dağıtılmaya başlandı. Okullarda müdür ve müdür yardımcılarına, doktorlara ve pek çok kişiye, istemese de Zaman gazetesi her gün dağıtılıyırdu.

28 Ağustos 2023 Pazartesi

2002 SEÇİMLERİNDE MEDYA MANİPÜLASYONU TARİHİ 2 ( AYDINLARA SUİKASTLER VE TURAN DURSUN ETKİSİ)



 https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/hamidoya-mektup-ya-da-bahriye-ucokun.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/03/turan-dursun-uzerine-turandursunun-adn.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2021/03/ugur-mumcunun-rabita-eseri.html

1)Yazarlara suikastler: Seksenlerin sonu, doksanların başında yapılan bir seri aydın suikasti, siyasal İslama hazırlıktı. Bu sltı kişi, sonraki yıllarda dinciliği şirin göstermeye karşı halkı aydınlaracak en önemli kişilerdi. Üçü akademşsyen ve profesör (Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve Muammer Aksyoy), ikisi gazeteci (Çetin Emeç ve Uğur Mumcu), biri de sadece eski müftü olan bir yazar olan Turan Dursun'du. Bu aydınların öldürülme tarihlerini bir hatırlayalım; Çetin Emeç, 7 Mart 1990,  Turan Dursun, 4Eylül 1990, Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990, Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990, Ahmet Taner Kışları, 21 Ekim 1999, Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993. Bu kişilerin ortak yanı, tarikat ve siyasetçilerin iç yüzlerini bilen ve kişilerdi.  Uğur Mumcu'nun ölümünden sonra basında tarikatları alttan alttan övme modası başladı. Bunu başlangıçta sosyolojik araştırma kılığında yapıldı.Nilüfet Göle ve Boğaziçi Üniverssitesinin sosyoloji bölümü buna öncülük etti. Özel yurt ve dershanecilik sektörü de hızla Fetö başta olmak üzere tarikatların eline geçti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-5-feto-cemaatler.html) Fetö başta olmak üzere tarikatlar, ellerindeki servetleri solcu bilinenlerle paylaştı ve yetmez ama evetçilik yavaş yavaş başladı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-7-yetmez-ama-evetcilik.html) Gene o zamanlar, ilk kumpaslar kurulmaya başlandı

. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/11/doksanli-yillar-9-o-zamanlar-kumpaslar.html )

Bu cinayetlerin, o zamanlar için  en önemlisi, halkın en çok tepki gösterdiği (Cenazesi hükumet karşıtı devasa bir mitinge dönmüştü), en çok konuşulan, en çok tartışılan suikast, Uğur Mumcu cinayetiydi. Mucu sadece Rabıta denen Suudi örgütünü değil, Papa, Mafya, PKK ilişkilerini de çok araştırmıştı. İşin içine, İsveç'in meşhur başbakanı Olof Palme'nin suikasti ile ilişkiler bile girmişti. Türkiye'nin her yerinde Sosyal Demokrat belediyeler, bir yerlere Uğur Mumcu'nun adını verdi, adına gazetecilik ödülleri verildi ve genç gqazetecilere araştırmacı gazetecilik eğitimi verilen bir vakıf kuruldu.

                             TURAN DURSUN ETKİSİ (YA DA EFEKTİ)

Bu cineyetleri en önemsizi Turan Dursun cinayetidiydi.Dikkat ettiyseniz diğer beş aydının adı bazı cadde, meydan ve parklara verilmiştir. Turan Dursun adı taşıyan bir yer yoktur. Turan Dursun, o zamanlar çeşitli dergilerde, özellikle Doğu Perinçek'in o zamanlar ana yayını olan 2000'e Doğru'da ve başka bazı gazete ve dergilerde arada yazılar yazan, pek tanınmamış birisiydi. Perinçek ve etrafındaki Aydınlıkçılar denen grup, PKK yanlısı, Marksist-Maoist olarak yayınlar yaptığı için pek sevilmiyorlardı.

(https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/dogu-perincek-kimdir.html)

 2000'e Doğru (Logosunda da rakamla yazıyordu, bu yüzden rakamla yazıyorum), iki bin civarı satış yapıp, bu düşük tirajına göre fazla gürültü çıkaran bir dergiydi. Dergideki her haberi, diğer dergi ve gazeteler haber yapıyordu.

Ancak Turan Dursun'un ölümü her şeyi değiştirdi ve bence Turan Dursun efekti (etkisi) diye literatüre geçmesi gereken bir etki yarattı. İnsanlar, bu adamı vurduklarına göre, ona cevap veremedilewr, öyleyse yazdıkları doğru diye düşündü ve merak etti. Bir sürü dergiye dağılmış, pek çoğu da takma adlarla yazılmış yazıları, hızla derlenip, Din Bu adı ile kitaplaştırıldı ve çok sattı. O kadar çok sattı ki, ilahiyat profesörü Süleyman Ateş, Gerçek Din Bu diye karşı kitaplar yazdı ama diyanetin desteğine rağmen pek az sattı. Turan Dursun'un adı ise her geçen gün büyüdü. Üstelik internet çağı ile takipçileri de arttı. Turan Dursun'a kadar Türkiye'de Atrizm, Deizm, Agnostisizm gibi dinsizlik inaçları daha ziyade marksistler ve Aleviler arasında yaygındı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-1-marksizm-ve-zekat.html) (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-2-azinlik-dinsizligi.html)Turan Dursun'un yazılarında sık sık atıf yaptığı Muazzez İlmiye Çığ'da yavaş yavaş ünlendi. Diyebilirsiniz ki, zaten kendi okur kitlesi vardı. Turan Dursun, onu daha geniş kitlelere tanıttı. Turan Dursun, başlangıçta Kürtler arasında popülerdi. Bunda kendisinin Kürt olmasının da etkisi vardı. Kendi yazdığına göre annesi Türkmüş ama yıllarca Kürt köylerinde hocalık yapmaktan, Türkçe'yi unutmuş, askerde öğrenmiş. Doğu'da, Tekke ve Zaviyeler kanununa rağmen ayakta kalan o medreselerden birinden mezundu ve hatta bir ara o medreselerde hocalık yapmıştı. Kendisi Kürt kimliğine çok bağlıydı. Bu yüzden Zerdüşt inancı ile de ilgilenmiş, Zerdüştlükle İslam ve Alevilk üzerine de yazılar yazmıştı. Bu yüzden bir ara Zerdüştlüğe ilgi artmıştı. Dursun'un  izinden gidenler bir ara Aleviliğin kökenine de Zerdüştlük dediler ve bununla  ilgili kitaplar yazdılar. Ben de Kürt olmakla beraber, Aleviliğin kökeninin Türkler'in İslam öncesi inançları olduğu fikrindeyim. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/01/dedem-korkut-ve-alevilik.html), o ayrı konu. Alevilik üzerine spekülasyonlar çok. Öyle ki varlıkları üzerine somut bir delil olmayan Luviler bile Aleviliğin kökeni sayılıyor.

Turan Dursun, ilginç bir şekilde Türkçüler arasındaki dinsizliği başlatan kişi de sayılabilir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html) Türklerin o kadar da iyilikle Müslüman olmadığı, 651 Halife Ömer'in İran'ı fethi, 741 Talas savaşı arasındaki 90 yılın,  özellikle Kuteybe'nin 705-715 yılı arasındaki Horasan valili sırasındaki kıyımlar öğrenilince, milliyetçiler arasında dinsizlik ve Arap düşmanlığı yaygınlaştı. Oysa çok önce, altmışlı yıllarda Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi adlı kitabında bu olayları fazlasıyla ayrıntılı anlatmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/06/dogan-avcioglu-tarihciligi.html)

Turan Dursun'un etkisi yavaş yavaş arttı. Önce Ekşisözlük, sonra da Youtube'da din aleyhine yazan, anlatanlar çıktı ve çoğaldı. Ekşisözlüğün kapalı olması da, Ateizm üzerine şöhreti yüzünden.  Şu günlerde siteyi, bir Telegram kanalı üzerinden takip ediyorum. Halen aynı, içerisinde bolca Aktrol hesap var. Ben bu siteye bir kere üye oldum, daha doğrusu üyelik hesabı satın aldım. Alkislarlayasiyorum'daki başka bir üye satmıştı. Bir hafta geçmeden spamlanarak hesabım kapandı. İçinde çeteler var ve bunlardan birine üye olmadan, çömezlikten üyeliğe geçemiyorsun. İktidar yanlsı troller gündeme  hakim. Hakim olamadıkları şey, Ateizm propagandası, cevap vermeleri sadece konuyu gündeme taşımaya yarıyor. Siteye VPN ile girilmesi de, liselilerin siteye girişini engelliyor. Oysa Youtube'da dinsizlik propagandacıları çok çoğaldı. Bunlardan bir yada birkaçını öldürmek, yeni bir Turan Dursun etkisi yaratacaktır.

İşin doğrusu Turan Dursun'da, İslam ve peygamberi aleyhine yazdıklarından dolayı öldürülmedi. Yukarıda da belirttiğim gibi kendisi Doğu Perinçek'in önemsiz bir yazarı konumundaydı. O dönemde Ateizmin güçlü ismi, İlhan Arsel'di. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/02/fuzuli-hakikatul-saada-ilhan-arsel.html) Kitaplarından en etkili olanlar, Şeriat ve Kadın ile Arap Milliyetçiliği ve Türkler'di. Şeriat ve Kadın kitabı, kadınlar üzerinde çok etkiliydi. Konu din ve peygambere hakaretse, ilk hedef İlha Arsel olmalıydı. Perinçek'in öldürülme sebebi, tarikatları ve dini kurumların iç yüzünü çok iyi bilmesi ve Nilüfer Göle öncülüğünde başlayacak olan, Fetö başta olmak üzere tarikatları masum gösterme propagandalarına ket vuracak olmasıydı.

Uğur Mumcu cinayetinden beş buçuk ay sonra Sivas katliamı yapıldı. Katliamdan sonra olaylar kendiliğindenmiş gibi propaganda yapıldı. Oysa katliam, çok önceden hazırlıklıydı. Cemaatin camilerde elinde benzin bidonları ile çıktığını gösteren fotolar, yıllar sonra yayınlandı. Katliamı yapanlar askerlik yaptığı, evlendiği, askere gittiği halde bulunamadı. 

2 Temmuz demişken, seksenlerde ve doksanların başında, din kültürü öğretmenleri çok açık Alevi düşmanlığı yapar, Alevi düşmanı sözleri derslerde ulu orta söyler, en fazla yerleri falan değiştirilirdi. Yirmi beş yıl milli eğitimde geçince öğrendim ki en fazla eğitime-kursa alınanlar Din Kültürü öğretmenleridir. Bu olanlar asla tesadüf değildir. Sivas katliamından sonra Güner Ümit'in, Turnike adlı programındaki sözde gafı da tesadüf değildi. Hürriyet gazetesinin manşetten verdiği ve sözde Emin Çöaşan'a yazılan mektup da katil kitleyi masumlaştırma çabasıydı. Hemen sonrasında İstanbul'da Gazi Mahallesi progromu yapıldı, hem de polisin gözetiminde. Sivas halen anılırken, Gazi Mahallesi büyük ölçüde unutturuldu çünkü olanlar DHKP-C'nin ve o zamanlar halen aktif olan diğer örgütlerin üzerine yıkıldı. Zorunlu din derslerinin ilk hedefi Alevilerdi.

Bütün bu olanları suikastle ilşkilendirmemi zorlama, hatta abesle iştigal olduğunu söyleyenlere bir kaç sorum var. Kaç tane sağcı, suikaste uğramış yazar-çizer-aydın var? Ben söyleyeyim hiç, hepsi de politikacı. Bir insanı , hele de ünlü bir yazar-çizeri öldürmek, basit bir iş değil. Ogün Samast, Hrant Dink'in günlük rutinini biliyormuş. Trabzon'da, 17 yaşında bir genç, İstanbul'da bir gazetecinin günlük rutinini nereden bilebilir? Üyesi olduğu Nizam-ı Alem Ocağında, çok sıkı eğitmişler. Öncesinde de kamuoyunu Hrant Dink'e karşı sistematik olarak kışkırtmışlardı. Benim beş yaşından beri Ankara'da yaşarım. Ankara'da büyük bir ülkenin başkenti olarak, pek çok ünlü barındırır. Bu yazıya konu olan altı suikastten beşi (Turan Dursun hariç) Ankara'da oldu. Ankara pek çok ünlü yazar ve gazetecinin yanında, Ankara Sanat Tiyatrosunda yetişmiş, sonrasında televizyon dizisi ve filmlerde oynayan pek çok ünlü aktörü, TRT sanatçısı olarak pek çok ünlü şarkıcıyı da barındırır. Rock müziğin pek çok ünlü ismi Ankara'da yetişmiş, ilk defa Ankara'da sahne almış, sonradan İstsnbul'a göçmüşlerdir. Ben bu ünlülerin sadece  şair Ahmet Telli ve yazar Nihat Genç ile Yüksel caddesinde karşılaştım. Diğerlerini anca imza günlerinde gördüm. Bir yada iki ay kadar önce, Tunus caddesinde, Dünya Göz Hastanesinin kapısının önünde yaşlı bir adamı, Emin Çölaşan'a benzettim. O zamanlar rahatsızlığı sebebi ile Sözcü gazetesindeki yazılarına ara vermişti. Yanına gitmeyi düşündüm, vazgeçtim. Gerçekten Çölaşan olsa bile, sonuçta hasta bir ihtiyardı. Tanındığına, fark edildiğine memnun bile olsa, bu hoşuna gitse bilei yaptığım onu rahatsız etmek olurdu. Siz, bir de de Ogün Samast'ın kendi kendine milli duygulara kapılarak suikast tertiplediğine falan inanın.

(Ayrıca Emin Çöaşan'ın Turgut Nereden Koşuyor kitabı ile ilgili yazım: https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html)

Bu altı aydının öldürülmesi, Türk  halkının siyasal İslam konusunda uyraılmaması içindi. Bir tek Turan Dursun cinayeti, bir çeşit dinsel aydınlanma ateşini yaktı. Dursun cinayeti ile beraber, 12 Eylülün dindar nesilller projesi çökmeye başladı ve ateizm-deizn-panteizm gibi dinsizlik görüşleri yaygınlaşmaya başladı.( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/dinsiz-birakan-din-egitimimiz-dinsizlik.html=


 

12 Ağustos 2023 Cumartesi

2002 SEÇİMLERİNDE MEDYA MANİPÜLASYONU TARİHİ (1LİBERALİST MEDYANIN PATRONAJI)



 2002 ve sonraki seçimler, kocaman bir medya operasyonuydu. Bunun için mümkün olan en eskiden başlamadı. Önce 12 E ylül ve devamı olan Turgut Özal rejimi, yeni bir medya inşa etti.Bir seksenler çocuğu ve doksanlar genci olarak Simavi ailesinden başlayacağım. Sedat Simavi, Türkiye'nin ilk medya patronudur. Kurtuluş savaşı sırasında, Atatürk ve silah arkadaşlarının İstanbul'daki propagansadını yapan cesur gazete ve dergiler yayımladı. 1948'de Hürriyet gazetesini kurarak, gazete sahibi olmaktan öte, medya patronu oluyor.  Çünkü önce dağtım kamyonları, sonra da ülkenin  her yanına yayılmış, sonra matbaa kalıplarını ülkenin pek çok yerine kurduğu matbaalara taşıyarak yapmıştı. Oğlları Erol ve Haldun Simavi,  gazeteyi büyütmekle kalmayıp, haftalık ve aylık dergiler de yayımlayarak, bir medya grubu haline getirdiler. Teknoloji geliştikçe, uçakla taşınan matbaa kalıplarının yerini teleks, faks gibi teknolojiler aldı. Erol Simavi'de İstanbul dışında Ankara, İzmir, Diyarbakır, Erzurum, Trabzon gibi iller ve dahası Almanya-Frankurt'ta matbaalar açtı. Kardeşi, Haldun Simavi'de 1963'de Günaydın gazetesi ve grubuyla yeni bir medya imparatorluğu kurdu. 1980'lerde ise Simavi kardeşlerden kurtulmak gerekti z,ra 12 Eylülün çizdiği kapitalist dünyaya uygun medya patronu değillerdi. Her ikisi de 12 Eylül ve Özal rejimi ile aralarını iyi tutma çabası içindeydi ama attık istenmiyorlardı. Günaydın gazetesi çabuk harcandı, ekonomik bir krizin ardından Asil Nadir'e satıldı. Nadir, bir dönemin gözde medya patrounuydu.



Burada bir parantezle yeni nesile Asil Nadir'den bahsetmeliyim. Elbette google amcaya sorup, onun sayesinde daha fazla bilgi alabilirsiniz. Kendisi Kıbrıs Türkü kökenli bir İngiliz. Seksenlerde dolar milyarderi olup, Kuzey Kıbrıs ve Türkiye'de önemli yatırımlar yaptı. Bunlardan bence en önemlisi Vestel'dir zira bu şirketle beraber Nadir, İngiltere'den Türkiye'ye teknoloji transferi de yaptı, ciddi oranda. Kendisi Turgut Özal ve ANAP'ın en önemli destekleyicilerindendi. En güçlü olduğu dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde devletten daha büyük işverendi. Bu küçük ülkede yaşayan her iki kişiden biri, Naidr'in Poly Peck şirketinden maaş alıyordu. Özal için sadece gazeteler satın almıyor, yenilerini de kuruyordu. Hatta Gırgır'dan  Hasan Kaçan ve Ergun Gündüz  önderliğinde ayrılanların (hem de Oğuz Aral'la kavgalı bir şekilde ayrılan) kurduğu Hıbır grubuna da dergi çıkardı. (Hıbırcı karkikatüristler Hıbır adı Nadir grubu ve onu satın alanlarda olduğu için, böyle yeni adlar icat ettiler. Hasan Kaçan, bir ara kayboldu. Sonra bit televizyon dizisinde Heredot Cevdet rolü ile ortaya çıktı. Zaten Gırgır'dan ilk ayrılıp, Hıbır'ı kurmak için, Oğuz Aral'dan habersiz, tuvalet köşelerinde toplantılar yaparken siyasal İslam ve sağ cenahla yakınlaşmaya başlamıştı. Hatta imar affının reklamı gibi kamu spotlarında bol bol oynadı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/tuzlu-su-imar-affi.html) Depremden sonra bu ortaya çıkınca gene bir süre görünmedi. Sonra Kılıçdaroğlu'nun ayakkabısı ile bastığı ve seccade denen ufak halı üzerine tweet attı, tepkilerden sonra gene kayboldu. (Ya da ben göremiyorum.) Asil Nadir, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'a yaptığı yatırımlarla İngiltere'de çok düşmanlık kazandı. O da bir burjuvanın ne kadar büyük olursa olsun devletten büyük olamayacağını veya devleti ele geçirmesinin kolay olmayacağını anlamayacaktı. ( Aynısını daha sonra Uzan ailesi de anlayacaktı.) Hele de bir Türk göçmenin. Asil Nadir, muhtemelen suçluydu. O kadar devasa servet, masumca birikmiş, büyümüş olamazdı. Her durumda kendisi sınırlarını biliyordu ama siyasi sınırlarını bilmiyordu. Ambargolardan dolayı ekonomik bunalım yaşayan, Türkiye'nin desteği ile zorla ayakta kalan Kuzey Kıbrıs'ı ihya etmişti. Türkiye'ye sermaya bir yana, teknoloji transfer etmişti. Özal'a güvenerek bir borsa manüpülasyonu yaptı ama Özal, Nadir'i çoktan satmıştı. Londra borsasında bir günde battı, tutuklandı, hapse girdi falan filan. Türkiye ve Kıbrıs'taki yatırımlarına hiç bir şey olmadı, usulca yeni sahiplerinin eline geçti. Nadir'in geri kalan hikayesi ise uzun. Viki'den falan öğrenirsiniz.



Erol Simavi'nin önce Gırgır ve Furt dergileri elinden alındı Bu dergileri, daha sonra iktidara muhalif en önemli gaztesi Sözcü'nün (daha sonra Gözcü) sahibi olacak Ertuğrul Akbay'a sattı. Akbay'da Gırgır'da temizlik yaptı. Oğuz Aral başta olmak üzere,  pek çok kişiyi dergiden uzaklaştırdı. Gırgır dergisi, gerçek bir efsanedir. Bir ara onun üzerine tek başına yazı yazmalıyım. Burada şunu demeliyim ki Gırgır,  yetmişler ve seksenlerin en çok satan ve en etkili dergisiydi. Nüfusu kırk milyon olan ülkede satışları bir ara yedi yüz elli bine çıkmıştı. Ağırlıklı olarak karikatür ve siyasi hiciv olmakal beraner, çizgi roman da yayımlıyordu ve içinde Galip Tekin gibi çok aykırı bazı çizerleri de  çizeri de barındırıyordu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/07/galip-tekin-bizim-kusagmza-islemis.html)  Gırgır yıkıldı zira kendisi muhalif gençliği şekillendiriyordu. Oğuz Aral, Gırgır'dan sonra Avni diye bir dergi çıkardı. Lakin çeşitli sebeplerden tutmadı, bir kaç ay sonra kapandı. Doksanların en çok satan haftalık dergisi, gene bir karikatür dergisi olan Leman oldu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html) Leman,  o dönemde feminizm, LGBT-T hakları gibi konularda ilk defa konuşan yayındı. Üniversitelerde açık ara en çok okunan yayındı. Leman dergisi, 95-97 arasında Isparta'da perşembe günü çıkar, pazar günü biterdi. Leman'ın aylık çizgi roman dergisi Lemanyak ayın onu gibi biterdi. Leman bu süreçte çok solculuk yaparak, muhalefete muhalefet ederek sisteme hzmet etti. Dergi sadece karikatür dergisi değildi. (Gırgır'da öyle değildi.) O zamanlar en çok okunan yazarı Cezmi Ersöz'dü ve bu yıllarca Cezmi'nin kitapları da çok satardı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2016/09/okunmasi-gereken-on-bin-kitap-2-cezmi.html) Leman, açıkça ÖDP (Özgürlük ve demokrasi partisi)'ne oynadı, sonra reklam almayan şirketken Lemanmobil adı ile Turkcell'e hizmet etti. İçinden bölünenler Penguen , Uykusuz  gibi dergiler çıkardı. Derginni gözde yazarlarından Cezmi Ersöz rezil olarak ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/12/zor-gunlerin-duskunleri-when-you-walk.html), Nihat Geç ise delirerek (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html) bitti. Leman yıllarında HDP (Yeşil Sol Parti) sempatizanı olan Nihat Genç, Ulusallaşarak, muhalefete muhalefet odağı haline geldi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html) 

Bütün bu operasyonlar sonucunda medya organları, bir kaç holdingin elinde toplandı. Fakat bir sorun vardı, özellikle yazılı basın öyle herkese ulaşmıyordu. Patronlar, medyayı yeniden şekillendirmeliydi.