medya manipülasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya manipülasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2023 Pazartesi

2002 SEÇİMLERİNDE MEDYA MANİPÜLASYONU TARİHİ 2 ( AYDINLARA SUİKASTLER VE TURAN DURSUN ETKİSİ)



 https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/hamidoya-mektup-ya-da-bahriye-ucokun.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/03/turan-dursun-uzerine-turandursunun-adn.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2021/03/ugur-mumcunun-rabita-eseri.html

1)Yazarlara suikastler: Seksenlerin sonu, doksanların başında yapılan bir seri aydın suikasti, siyasal İslama hazırlıktı. Bu sltı kişi, sonraki yıllarda dinciliği şirin göstermeye karşı halkı aydınlaracak en önemli kişilerdi. Üçü akademşsyen ve profesör (Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok ve Muammer Aksyoy), ikisi gazeteci (Çetin Emeç ve Uğur Mumcu), biri de sadece eski müftü olan bir yazar olan Turan Dursun'du. Bu aydınların öldürülme tarihlerini bir hatırlayalım; Çetin Emeç, 7 Mart 1990,  Turan Dursun, 4Eylül 1990, Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990, Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990, Ahmet Taner Kışları, 21 Ekim 1999, Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993. Bu kişilerin ortak yanı, tarikat ve siyasetçilerin iç yüzlerini bilen ve kişilerdi.  Uğur Mumcu'nun ölümünden sonra basında tarikatları alttan alttan övme modası başladı. Bunu başlangıçta sosyolojik araştırma kılığında yapıldı.Nilüfet Göle ve Boğaziçi Üniverssitesinin sosyoloji bölümü buna öncülük etti. Özel yurt ve dershanecilik sektörü de hızla Fetö başta olmak üzere tarikatların eline geçti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-5-feto-cemaatler.html) Fetö başta olmak üzere tarikatlar, ellerindeki servetleri solcu bilinenlerle paylaştı ve yetmez ama evetçilik yavaş yavaş başladı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-7-yetmez-ama-evetcilik.html) Gene o zamanlar, ilk kumpaslar kurulmaya başlandı

. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/11/doksanli-yillar-9-o-zamanlar-kumpaslar.html )

Bu cinayetlerin, o zamanlar için  en önemlisi, halkın en çok tepki gösterdiği (Cenazesi hükumet karşıtı devasa bir mitinge dönmüştü), en çok konuşulan, en çok tartışılan suikast, Uğur Mumcu cinayetiydi. Mucu sadece Rabıta denen Suudi örgütünü değil, Papa, Mafya, PKK ilişkilerini de çok araştırmıştı. İşin içine, İsveç'in meşhur başbakanı Olof Palme'nin suikasti ile ilişkiler bile girmişti. Türkiye'nin her yerinde Sosyal Demokrat belediyeler, bir yerlere Uğur Mumcu'nun adını verdi, adına gazetecilik ödülleri verildi ve genç gqazetecilere araştırmacı gazetecilik eğitimi verilen bir vakıf kuruldu.

                             TURAN DURSUN ETKİSİ (YA DA EFEKTİ)

Bu cineyetleri en önemsizi Turan Dursun cinayetidiydi.Dikkat ettiyseniz diğer beş aydının adı bazı cadde, meydan ve parklara verilmiştir. Turan Dursun adı taşıyan bir yer yoktur. Turan Dursun, o zamanlar çeşitli dergilerde, özellikle Doğu Perinçek'in o zamanlar ana yayını olan 2000'e Doğru'da ve başka bazı gazete ve dergilerde arada yazılar yazan, pek tanınmamış birisiydi. Perinçek ve etrafındaki Aydınlıkçılar denen grup, PKK yanlısı, Marksist-Maoist olarak yayınlar yaptığı için pek sevilmiyorlardı.

(https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/dogu-perincek-kimdir.html)

 2000'e Doğru (Logosunda da rakamla yazıyordu, bu yüzden rakamla yazıyorum), iki bin civarı satış yapıp, bu düşük tirajına göre fazla gürültü çıkaran bir dergiydi. Dergideki her haberi, diğer dergi ve gazeteler haber yapıyordu.

Ancak Turan Dursun'un ölümü her şeyi değiştirdi ve bence Turan Dursun efekti (etkisi) diye literatüre geçmesi gereken bir etki yarattı. İnsanlar, bu adamı vurduklarına göre, ona cevap veremedilewr, öyleyse yazdıkları doğru diye düşündü ve merak etti. Bir sürü dergiye dağılmış, pek çoğu da takma adlarla yazılmış yazıları, hızla derlenip, Din Bu adı ile kitaplaştırıldı ve çok sattı. O kadar çok sattı ki, ilahiyat profesörü Süleyman Ateş, Gerçek Din Bu diye karşı kitaplar yazdı ama diyanetin desteğine rağmen pek az sattı. Turan Dursun'un adı ise her geçen gün büyüdü. Üstelik internet çağı ile takipçileri de arttı. Turan Dursun'a kadar Türkiye'de Atrizm, Deizm, Agnostisizm gibi dinsizlik inaçları daha ziyade marksistler ve Aleviler arasında yaygındı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-1-marksizm-ve-zekat.html) (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-2-azinlik-dinsizligi.html)Turan Dursun'un yazılarında sık sık atıf yaptığı Muazzez İlmiye Çığ'da yavaş yavaş ünlendi. Diyebilirsiniz ki, zaten kendi okur kitlesi vardı. Turan Dursun, onu daha geniş kitlelere tanıttı. Turan Dursun, başlangıçta Kürtler arasında popülerdi. Bunda kendisinin Kürt olmasının da etkisi vardı. Kendi yazdığına göre annesi Türkmüş ama yıllarca Kürt köylerinde hocalık yapmaktan, Türkçe'yi unutmuş, askerde öğrenmiş. Doğu'da, Tekke ve Zaviyeler kanununa rağmen ayakta kalan o medreselerden birinden mezundu ve hatta bir ara o medreselerde hocalık yapmıştı. Kendisi Kürt kimliğine çok bağlıydı. Bu yüzden Zerdüşt inancı ile de ilgilenmiş, Zerdüştlükle İslam ve Alevilk üzerine de yazılar yazmıştı. Bu yüzden bir ara Zerdüştlüğe ilgi artmıştı. Dursun'un  izinden gidenler bir ara Aleviliğin kökenine de Zerdüştlük dediler ve bununla  ilgili kitaplar yazdılar. Ben de Kürt olmakla beraber, Aleviliğin kökeninin Türkler'in İslam öncesi inançları olduğu fikrindeyim. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/01/dedem-korkut-ve-alevilik.html), o ayrı konu. Alevilik üzerine spekülasyonlar çok. Öyle ki varlıkları üzerine somut bir delil olmayan Luviler bile Aleviliğin kökeni sayılıyor.

Turan Dursun, ilginç bir şekilde Türkçüler arasındaki dinsizliği başlatan kişi de sayılabilir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html) Türklerin o kadar da iyilikle Müslüman olmadığı, 651 Halife Ömer'in İran'ı fethi, 741 Talas savaşı arasındaki 90 yılın,  özellikle Kuteybe'nin 705-715 yılı arasındaki Horasan valili sırasındaki kıyımlar öğrenilince, milliyetçiler arasında dinsizlik ve Arap düşmanlığı yaygınlaştı. Oysa çok önce, altmışlı yıllarda Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi adlı kitabında bu olayları fazlasıyla ayrıntılı anlatmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/06/dogan-avcioglu-tarihciligi.html)

Turan Dursun'un etkisi yavaş yavaş arttı. Önce Ekşisözlük, sonra da Youtube'da din aleyhine yazan, anlatanlar çıktı ve çoğaldı. Ekşisözlüğün kapalı olması da, Ateizm üzerine şöhreti yüzünden.  Şu günlerde siteyi, bir Telegram kanalı üzerinden takip ediyorum. Halen aynı, içerisinde bolca Aktrol hesap var. Ben bu siteye bir kere üye oldum, daha doğrusu üyelik hesabı satın aldım. Alkislarlayasiyorum'daki başka bir üye satmıştı. Bir hafta geçmeden spamlanarak hesabım kapandı. İçinde çeteler var ve bunlardan birine üye olmadan, çömezlikten üyeliğe geçemiyorsun. İktidar yanlsı troller gündeme  hakim. Hakim olamadıkları şey, Ateizm propagandası, cevap vermeleri sadece konuyu gündeme taşımaya yarıyor. Siteye VPN ile girilmesi de, liselilerin siteye girişini engelliyor. Oysa Youtube'da dinsizlik propagandacıları çok çoğaldı. Bunlardan bir yada birkaçını öldürmek, yeni bir Turan Dursun etkisi yaratacaktır.

İşin doğrusu Turan Dursun'da, İslam ve peygamberi aleyhine yazdıklarından dolayı öldürülmedi. Yukarıda da belirttiğim gibi kendisi Doğu Perinçek'in önemsiz bir yazarı konumundaydı. O dönemde Ateizmin güçlü ismi, İlhan Arsel'di. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/02/fuzuli-hakikatul-saada-ilhan-arsel.html) Kitaplarından en etkili olanlar, Şeriat ve Kadın ile Arap Milliyetçiliği ve Türkler'di. Şeriat ve Kadın kitabı, kadınlar üzerinde çok etkiliydi. Konu din ve peygambere hakaretse, ilk hedef İlha Arsel olmalıydı. Perinçek'in öldürülme sebebi, tarikatları ve dini kurumların iç yüzünü çok iyi bilmesi ve Nilüfer Göle öncülüğünde başlayacak olan, Fetö başta olmak üzere tarikatları masum gösterme propagandalarına ket vuracak olmasıydı.

Uğur Mumcu cinayetinden beş buçuk ay sonra Sivas katliamı yapıldı. Katliamdan sonra olaylar kendiliğindenmiş gibi propaganda yapıldı. Oysa katliam, çok önceden hazırlıklıydı. Cemaatin camilerde elinde benzin bidonları ile çıktığını gösteren fotolar, yıllar sonra yayınlandı. Katliamı yapanlar askerlik yaptığı, evlendiği, askere gittiği halde bulunamadı. 

2 Temmuz demişken, seksenlerde ve doksanların başında, din kültürü öğretmenleri çok açık Alevi düşmanlığı yapar, Alevi düşmanı sözleri derslerde ulu orta söyler, en fazla yerleri falan değiştirilirdi. Yirmi beş yıl milli eğitimde geçince öğrendim ki en fazla eğitime-kursa alınanlar Din Kültürü öğretmenleridir. Bu olanlar asla tesadüf değildir. Sivas katliamından sonra Güner Ümit'in, Turnike adlı programındaki sözde gafı da tesadüf değildi. Hürriyet gazetesinin manşetten verdiği ve sözde Emin Çöaşan'a yazılan mektup da katil kitleyi masumlaştırma çabasıydı. Hemen sonrasında İstanbul'da Gazi Mahallesi progromu yapıldı, hem de polisin gözetiminde. Sivas halen anılırken, Gazi Mahallesi büyük ölçüde unutturuldu çünkü olanlar DHKP-C'nin ve o zamanlar halen aktif olan diğer örgütlerin üzerine yıkıldı. Zorunlu din derslerinin ilk hedefi Alevilerdi.

Bütün bu olanları suikastle ilşkilendirmemi zorlama, hatta abesle iştigal olduğunu söyleyenlere bir kaç sorum var. Kaç tane sağcı, suikaste uğramış yazar-çizer-aydın var? Ben söyleyeyim hiç, hepsi de politikacı. Bir insanı , hele de ünlü bir yazar-çizeri öldürmek, basit bir iş değil. Ogün Samast, Hrant Dink'in günlük rutinini biliyormuş. Trabzon'da, 17 yaşında bir genç, İstanbul'da bir gazetecinin günlük rutinini nereden bilebilir? Üyesi olduğu Nizam-ı Alem Ocağında, çok sıkı eğitmişler. Öncesinde de kamuoyunu Hrant Dink'e karşı sistematik olarak kışkırtmışlardı. Benim beş yaşından beri Ankara'da yaşarım. Ankara'da büyük bir ülkenin başkenti olarak, pek çok ünlü barındırır. Bu yazıya konu olan altı suikastten beşi (Turan Dursun hariç) Ankara'da oldu. Ankara pek çok ünlü yazar ve gazetecinin yanında, Ankara Sanat Tiyatrosunda yetişmiş, sonrasında televizyon dizisi ve filmlerde oynayan pek çok ünlü aktörü, TRT sanatçısı olarak pek çok ünlü şarkıcıyı da barındırır. Rock müziğin pek çok ünlü ismi Ankara'da yetişmiş, ilk defa Ankara'da sahne almış, sonradan İstsnbul'a göçmüşlerdir. Ben bu ünlülerin sadece  şair Ahmet Telli ve yazar Nihat Genç ile Yüksel caddesinde karşılaştım. Diğerlerini anca imza günlerinde gördüm. Bir yada iki ay kadar önce, Tunus caddesinde, Dünya Göz Hastanesinin kapısının önünde yaşlı bir adamı, Emin Çölaşan'a benzettim. O zamanlar rahatsızlığı sebebi ile Sözcü gazetesindeki yazılarına ara vermişti. Yanına gitmeyi düşündüm, vazgeçtim. Gerçekten Çölaşan olsa bile, sonuçta hasta bir ihtiyardı. Tanındığına, fark edildiğine memnun bile olsa, bu hoşuna gitse bilei yaptığım onu rahatsız etmek olurdu. Siz, bir de de Ogün Samast'ın kendi kendine milli duygulara kapılarak suikast tertiplediğine falan inanın.

(Ayrıca Emin Çöaşan'ın Turgut Nereden Koşuyor kitabı ile ilgili yazım: https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html)

Bu altı aydının öldürülmesi, Türk  halkının siyasal İslam konusunda uyraılmaması içindi. Bir tek Turan Dursun cinayeti, bir çeşit dinsel aydınlanma ateşini yaktı. Dursun cinayeti ile beraber, 12 Eylülün dindar nesilller projesi çökmeye başladı ve ateizm-deizn-panteizm gibi dinsizlik görüşleri yaygınlaşmaya başladı.( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/dinsiz-birakan-din-egitimimiz-dinsizlik.html=


 

24 Eylül 2021 Cuma

DUYGU EĞİTİMİ NASIL OLUR 2-SATILMIŞ MEDYA VE TROLLER



Gazeteleri kontrol etmezsem, iktidarda altı ay kalamam demiştir, Napolyon Bonapart. Hitler ve avanesinin de bana satılmış bir basın verin, size her şeye inanan bir halk yaratayım, demiştir. 

Mussolini, Hitler, Salazar, Franco, bunların hepsi ve daha fazlası, iki dünya savaşı arası, radyo diktatörleriydi. Sony'nin 1968'de ilk pilli radyoyu icat etmesiyle,  Afrika'nın genelinde de radyoyu ele geçirenler, ülkeyi ele geçirdiler. Çünkü uzak ormanlar ve dağlarda, televizyon için gerekli elektrik zor bulunuyordu ama el radyosunu çalıştıracak pil, daha kolay bulunuyordu. Çetin Altan,  Talat Aydemir'in, 20 Mayıs 1963'de 2. başarısız darbe girişimi sırasında, hapiste kendine yapılan muamelenin, radyonun kimde olduğuna göre değiştiğini yazmıştır. Radyoevini, daha doğrusu radyo yayınını kaybeden Talat Aydemir ve darbeciler, teslim olmak zorunda kalmıştır.

Fatih'in, daha doğrusu Osmanlı'nın matbaayı, o da sadece Müslümanlar yasaklamasının sebebinin sadece hattatlar locası olduğu palavrasına inanıyor musunuz? Hurufi tarikatını, cami avlusunda diri diri yakan Fatih, matbaanın yeni fikirleri yayabileceğini biliyordu. Koca imparatorluğu yönetenlerin, böyle ciddi bir kararda, ekonomiye katkısı çok az olan bir mesleğin loncası yüzünden mi yüz yıllarca böyle önemli bir kararda geri adım attığını, ileri gitmediğini sandınız?

Gene de eskiden bir fikri yaymanın başka yolları da vardı, aynı şeyi tekrar eden kalabalıklar, kitleler. Bu kitleleri de din sağladı. Aynı şeyleri anlatarak ve yeni taraftarlar bularak dolaşan din adamı-dindar kalabalıkları, tarihin ilk trolleriydi. Zaten trol kelimesi, İngilizce gezmek, dolaşmak fiilinden türemiştir. Bu din adamları da, din adına aynı şeyleri arka arkaya söyleyerek,  yalanları gerçek haline getirdiler. 

İlk çağlarda dinler çoğunlukla atalara tapma şeklindeydi ve genelde kralların tanrı soyundan geldiğine inanılırdı. Yazının yaygınlaşması ile insanları tanrıların soyundan geldiği iddiasını güçleştirdi. Çünkü doğum ve ölümlerin, zayıf da olsa kayıtları tutuluyordu artık. Bu yüzden de tanrıdan olduğunu iddia eden insanların yerini,  ondan mesaj aldığını aldığını iddia eden insanlar aldı.

Putperest devletler, önce bu dinler ile mücadele etti, sonra onları yanına çekmeye karar verdi. Bu karar, yer yer başlarını da ağrıttı, zira kontrol edilmeleri o kadar kolay olmadı. Özellikle orta çağın başlarında Avrupa'da krallar, Papalığın oyuncağı oldu. Otuz yıl savaşlarını bitiren Vestfalya antlaşmasına kadar böyle devam etti.

Machiavelli, meşhur Prens adlı kitabında, Osmanlı'da Şeyhülislam'ın padişaha bağlı olmasından övgü ile bahseder ve Avrupa'da da böyle olması gerektiğini söyler.   Sonuçta halkla haftada en az bir gün, uzun uzun konuşan din adamlarının, kraldan tamamen bağımsız Papalık tarafından yönetilmesi son derece can sıkıcı olmuştur.

Oysa Osmanlı'da da durum çok farklı değildir. Padişah, Şeyhülislam'ın kellesini istediği zaman almak yetkisi olmasına rağmen, dine o kadar da egemen değildir. Alevilerin sık sık isyan çıkarması yetmediği gibi, medrese öğrencileri, tımarlı sipahiler ve doğru dürüst bir ideolojisi ve hedefi olmayan Celaliler de sık sık ayaklanır. Bunlar da yetmezmiş gibi, ta devletin kuruluşunun başında, Kosova savaşında padişahın kim olduğuna karar veren Yeniçeriler, önce Yavuz'u başa getirip, babası 2. Bayzezid'i tahtan da indirdikten sonra, devletin başına daha da bela oldular. Devlet sistemine çöreklenip, savaşmayı bırakın, kışlaya bile uğramadan rant sahibi oldular. Şehzadeler arası taht kavgalarından taraf olarak, çöreklendikleri rant alanları ellerinden gitmemesi için, toprak kayıplarına rağmen her yeniliğe karşı çıktılar. Vakayı Hayriye ile bu kurum, ülkenin ordusuz kalma riskine kaşı lağvedildi.

Trollük, basının yaygınlaşması, radyo ve televizyonlarla beraber şekil değiştiri. Amerikalı sosyologların ajan ya da etkin eleman dedikleri kimseler, partilerin ya da siyasi cephelerin sembol gazetelerini okur, önemli tv-radyo programlarını izler-dinler ve bunları dostlarına anlatırdı. Bu kişiler şimdilerde internet sitelerinde, tıpkı benim gibi geziyor, yani trollük yapıyor.

Sosyal medya daha evriminin başında ancak görülüyor ki şu anda bile klasik medyadan güçlü. Gene görülüyor ki, istediğin kadar reklam ver, algoritmaları ile oyna, kalabalık bir trol ordusuna ihtiyacınızı var.

Duygu eğitimi için Göbels'in dediği gibi aynı yalanı yüksek sesle tekrar etmeniz gerekir. Bunun içinde medya araçlarına sahip olmalısınız. Osmanlı bu yüzden tarikatları yok edemedi, matbaayı da yüzyıllarca yasakladı ve sınırlandırdı. Sonraki yıllarda da basına en çok yasak koyan ülkelerden biri oldu.

Dünyada gerçek basın özgürlüğü falan yoktur, özellikle büyük medya organları anlamında. Mutlaka bir tekel vardır. Bir ülkede, mesela Türkiye'de medyanın (gazete-dergi-radyo-tv) büyük çoğunluğu, genelde en az %80'i, iki buçuk holdinge bağlıdır. Medya holdingi kurmanın tek amacı satış ya da reklam sayesinde para kazanmanın çok ötesindedir. 

Mesela Radikal gazetesi, bizzat uzun süre yayın yönetmenliğini yapmış İsmet Berkan'ın dediğine göre 18 yıl boyunca (1996-, her yıl 2 milyon dolar (Kurnaz esnaf gibi 2 yerine 1.9 diyor) zarar etmesine rağmen yayın hayatını sürdürdüğü yetmemiş gibi, 2 sene de internetten yayım yapmıştır. Radikal gazetesini yayımlayan Doğan Medya Holding, Türk sanayisinde bedavaya stajyer çalıştırma geleneğini başlatmış, CV'ne yazarsın vaadi ile taze mezunları iki-üç sene bedava çalıştırmayı başarmıştır. Liseli ve üniversite öğrencisi gençleri, yemek bile vermeden çalıştırmıştır. Staj diye bedava, yemek bile yedirmeden işçi çalıştıran Aydın Doğan, 20 yıl boyunca bu kadar zararı neden göğüslemiştir? Aydın Doğan ya da Doğan ailesi, her hangi bir insani amaca 40 milyon dolar bağışlamış mıdır? Gazetenin kuruluş masraflarını katarsanız bu yaklaşık 50-60 milyon dolar demektir.

Ülkedeki tüm öğrencilerin Kredi ve Yurtlar kurumuna olan borçlarını bir çırpıda ödeyecek ve üzerine fazlası kalacak kadar parayı, hem de onlarca yıl, otuz bin bile satmayan, üzerine de solcu olduğu bir gazeteye gömdü?

Solcuymuş. İsmet Berkan'ın meşhur Kabataş videosunu gördüm, görüntüler çok fena demesinden de mi anlamadınız? 

Bu  gazetenin tek kuruluş amacı, yaklaşmakta olan siyasal İslam iktidarına karşı beyaz yakalıları sakinleştirmek ve kumpas davalarına karşı halkı hazırlamaktı.

1999'sa Şehriban Coşkunfırat cinayeti bahane edilerek yapılan ve ülkeye Satanizm korkusu pompalanan Akmar pasajı baskının da amacı, o yıllarda yeni doğan fanzin yayımcılığını (fotokopi dergiciliği) doğmadan yok etmekti ve bunu da başardılar.

Sosyal medya ise o kadar etkili ki, iktidar partisinin son dönemdeki oy oranlarındaki düşüşün en önemli nedeni malum suç örgütü liderinin videoları ve tweetleridir. Sadece söyledikleri değil, genelde klasik medyadan beslenen iktidar partisi seçmenlerinin dikkatinin sosyal medyaya yönelmesidir. İktidar partisinin ise sosyal medyada daha çok trole ihtiyacı vardır.