doksanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doksanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2024 Perşembe

YAKIN DÖNEM TARİHİNİN GARİP TEKERRÜRÜ



Alman filozof Hegel, insan, tarihten ders almaz, alsaydı tarih tekerrürden ibaret olmazdı demiştir. Öğrencisi Marks'da, önce trajedi, sonra komedidir bu tekerrür der. Tarih bilgisi, blilimsel bilgi değildir, felsefe bilgisi ve bilimsel bilgi yapmak için veridir.

Bana sanki Atatürkçüler ve sosyal demokratlar, siyasal İslamcıların yaşadığı pek çok şeyi, tekrar yaşıyormuş gibi geliyor. En başta televizyonlar, Halk TV'nin eski reklamlarını hatırlıyor musunuz? Uzun uzun bazı boyacı-çatıcı esnafın reklamı yapılıyordu. Bir de uzub uzun satılmaya çalışılan, Sürmene bıçağı, Sürbısa vardı. Ciddi reytingine rağmen, büyük firmalardan reklam alamıyordu. Üstelik henüz Tele1-Sözcü falan kurulmamış, kendisi alanında tekti. Sonra Tele1, Sözcü TV falan açıldı.

Benzerini Samanyolutv'de yaşamıştı başlarda. Çok izlenmesine rağmen, örgütün holdingleri bile reklam vermiyordu başlarda. (Bilmeyenler için, FTÖ medyasıın merkez tv'si Samanyolu, 15 Temmuzdan sonra kapandı) Samanyolu'da, ilk başlarda bodrum katı bir apartman dairesinde kurulmuştu. ArdındanKanal 7 geldi ve dinci kanallar yavaş yavaş çoğaldı. Üstelik doksanlı yıllarda internet ya yoktu, ya da pahallıydı. İnsanların temel haber alma kaynağı televizyon, radyo ve gazetelerdi.Dahası, uydu kiraları pahalı olduğundan, bugünkine göre daha az tekevizyın kanalı vardı.  Buna rağmen büyük reklam verenler, rüştlerini ispatlayana kadar, bu kanallara reklam vermedi.

İktidar kanadı da, zamanında merkez sağın yaptığı hataları yapıyor. Merkezi kaptırdı ama taşradan çok emin. DYP'de 1995'de Isparta'da 1., İstanbul'da 5. partiydi. Şimdi de iktidar partisi büyük şehirleri kağtırdı ama pek çok taşra şehrinde 1. parti.1995 seçimlerinden sonra Refah partisini sisteme dahil etme, yumuşatma söylemleri vardı. Şimdi de yerel seçimlerde 1. olmuş muhalefet partisi ile iktidar partisi ilişkilerini normalleştirme çabaları var.

Her şey bire bir değil ama dikkat ederseniz pek çok ana hat, birbirine benziyor. O dönemde muhafazakar kililer, arabalarına stikır ve yazı yazıyordu, huzur İslam'da diye. Şimdilerde Atatürk imzası dövmesi ve Atatürk resimli tişört modası var. O yıllarda kızlar, ailelerine rağmen kapanır, belli bir yaştan sonra yada üniversiteye geçince kapanırlardı, şimdi açılıyorlar. Doksanlarda annelerinin başo açık, kendi kapalı bir sürü kız vardı, şimdş tam tersi. Açılan pek çok kızın ailesinden aldığı tepki, o zamanlar kapanan kızların ailelerinden aldıkları tepkilere benziyor. Gene o yıllarda her sınıfın, sınıfın imamı denen, her şeydi dine bağlayan, insanlara din öğretmeye kalkan öğrenciler olurdu. Şimdi ise her sınıfın bir ateist-teist,agnostik öğrencisi var, din kültürü öğretmeni ile tartışan.

Seksenler ve doksanlar, merkez sağın çöküşü ile geçti. 1987 yerel seçimleri gibi SHP ve DSP, yerine talip olur gibi oldu. İSKİ skandalı sonrası Uzan medyası öncülüğünde başlaya, ATV-SABAH  ve diğer holding medyası saldırıları sonrasıda SHP  sersemledi. Deniz Baykal ve taraftarlarının parti .içi kavgası, CHP'nin yeniden kurulması, birleşme derken,  1999 seçimlerinde baraj altı kalacak kadar eridi. DSP ise kısa süreli iktidarını, merkez sağı da batırarak taçlandırdı.

Özal öldükten sonra kısa bir süre Mesut Yılmaz'ı destekleyen holding medyası, uzun bir süre Tansu Çiller'i destekledi. Türkçesi tam olmayan Çiller, sağı iyice batırdı. Halkın siyasal İslam'a  geçmesinin önüne geçemeyeceğini anlayan holding medyası ve onların gizli başkanı M. Barlas, İslam ve tarikatlar üzerine bir yazı yayımladı. Sermaye sahipleri, merkez sağın öleceğini anlamış ve kendisine yeni bir çıkış aramaktaydı. Muhtemelen daha sonra sık sık reisin yanağını okşayacak olan Barlas, çıkışı bulmuştu.

Şmidilerde bazı sermaye grupları, destekledikleri iktidarın çöküşünü görüyor ve çıkış aıyor. İktidarsa kurnazca tüm çıkışları kendisine bağlıyor.



28 Eylül 2023 Perşembe

KUPON SAVAŞLARININ ASIL NEDENİ (2002 SEÇİMLERİ-4)

 


Türk basın tarihinde üzerine kitap yazılması gereken bir dönemdir kupon savaşları. Buna kısa süreli bakkal çıraklığım sırasında, 1993 yılında ben de yaşadım. Markette çalıştığım kısa süre, kupon savaşlarının ilk raundu olan ansiklopedi savaşlarına denk gelmişti. Sabah gazetesi, uzun bir ismi olan bir ansiklopedinin sadece birinci cildini vereceğini söylemişti. Bunun için yüksek bütçeli bir reklam kampanyası yaptı. Bizim markete de bir gün önceden geldi ansiklopedi ciltleri. Pek çok kişi önceden ısmarlamıştı. Bizim marketin bir de günlük servis yaptığı müşteriler vardı. Ben sekiz tane, her gün Sabah gazetesi alanlar için ayırmıştım. O gün geldiğinde dükkana yarım saat geç gittim, büyük hataydı. Ahali, patrondan önce (dükkanı iki kardeş işletiyordu, adlarını unuttum) sıraya gelmişler, çabucak ansiklopedileri alıp, gitmişlerdi. Biz ise günlük abonelerimizi düşünüyorduk. Neyse ki benim ayırdıklarım eldeydi. Sokakta isteyenlerin ısrarlarına karşın bu sekiz cildi, Sabah gazetesi abonelerine götürdüm. Lakin gene de bir tane eksik kalmıştı. Kendime ayırdığımı evden aldım, onu verdim. Kızkardeşim, kırk uılda bir tane işe yarar bir şey getirdin, onu  da götürüyorsun diye serzenişte bulundu.



O günü atlattık, gazete ertesi gün, bir milyon kadar bastı ve dokuz yüz bin küsur iade aldı. Birinci cildi alanların, devamını getireceğini ummuşlardı muhtemelen. Oysa herkes birinci cildi aldı, devamını getirmedi. O bir cilt, evlerde bir fetiş objesi olarak kaldı, zamanla da pek çoğu kayboldu.Aynı gazete, iki yada üç hafta sonra 250 gram pakette çamaşır deterjanı verdi, kimse doğru dürüst ilgilenmedi. Bu olay kupon savaşları döneminin çok hatırlanan olaylarından biridir. Bir diğeri de gene Sabah gazetesinin dağıttığı mini müzik setinin abartılı minikliği ve kupon biriktirenlerin yaşadığı sinir krizidir. O zamanlar walkmenler vardı, bir de müzik setleri. Bu müzik setleri, plak, kaset ve cd gibi değişik fotmatlardaki sesleri yayınlar, devasa hoparlörleri ile konu komşuya da müzik yayını yaparlardı. İnsanlar, reklamlardaki mini kelimesini tam anlamamış, walkmen'den bile küçük olan bu şeyleri aldıkları için öfke duymuşlardı.



Kupon savaşı yavaş yavaş başladı. Seksenlerde kuponları zarfa gönderiyor, gazetenin İstanbul'daki merkezlerine posta ile gönderip, noter huzurundaki çekilişi bekliyordunuz. Hatta dönemin başbakanı Turgut Özal'ın eşi, böyle bir çekilişle televizyon kazanmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html) Sonra bir ara gazeteler, kazı-kazan tipi hediyeler veriyordu. Pek çok kumarbaz, bir şey çıkmayınca, gazeteyi almıyordu. Bu yüzden bir kaç zaman boyunca kupon biriktirmek gerekliydi. Kupon biriktirme, benim hatırladığım kadarı ile gene Sabah gazetesinin 5'erli gruplar halinde, Nobel ödüllü yazarlara ait 25 kitabı vermesi ile başladı. Sonra çığ gibi büyüdü, Müzik setleri, halılar, kilimler vesaire vesaire.



Mini müzik setinden sonra bu ilgi düşer gibi oldu. İnsanlar ağır bunalım geçirmişti. Sonra özel yasa çıkarıldı. Önce reklamlarla ilgili olarak, bir obje, yanında büyüklüğü kıyaslanacak başka bir obje ile fotoğraflanıp, öyle reklam edilecekti. Sonra kuponla verilecek ürünler, kültür ürünleri, yani kitap-kaset-cd ve benzeri materyaller ile sınırlandırıldı. 



Sabah gazetesi,  bu yasaklamadan evvel bazı grip ürünler verdi. Özellikle iki Körfez savaşı (Yani Irak'ın Kuveyt'i işgali ve Irak'tan geri alınması ile, Amerika'nın Irak'ı işgali arasında kalan süre) arasında, ne zaman Amerikan ordusu harekete geçer gibi olsa, askeri bir şeyleri kuponla veriyordu. Deri ceketleri, bombardıman ceketi diye verdi. Bir sürü oyuncak Amerikan askeri verdi. Hatta bir seti, harekat iptal edilince vermekten vazgeçti. Yeni nesil, dolma kalem-tükenmez kalem arası kalemleri, pilotlar kullanıyor diye, pilot kalem olarak verdi. O zamanlar ödevleri, el yazısı ile dolma kalem kullanarak yazardık. Z kuşağı, hatta Y kuşağı bilmez,  bu dolma kalemlere, şırıngaya su çeker gibi mürekkep çekerdik. İki sayfalık ödevde bile her tarafımız mürekkep olurdu. Pilot kalemler zamanla dolma kalemleri piyasadan sildi.



Bu dönemde gazeteler, bir sürü ek verir, bazen de bir kitabı, cd ve dvd'yi tek bir gazeteyle veya gazetenin üzerine biraz para vererek alabilirdiniz. Gazeteler, özellikle hafta sonları,  bazen bir kiloya yakın kağıttan oluşurdu. Kadın eki, çocuk eki, edebiyat eki ve bir sürü şey. Dergilerde pek çok promasyon verirdi. Sadece kitap, kaset, cd, dvd, poster, çıkartma falan değil, bazen sabun, diş macunu ve poşet çay verdiği de  olurdu. Dergiler, aralık yada ocak  ayında kalın yayınlar yapar, yılın özeti verirlerdi.



 Bu dönemde, gazeteden çok, İhlas ev aletlerini pazarlama şirketi olan Türkiye gazetesini, konudan ayrı tutuyorum. Türkiye gazetesi, Işıkçılar tarikatının yayın organı olarak, özellikle küçük ev eşyası satma derdindeydi. Zaman gazetesi, hiç kupon-hediye işine girmedi. Radikal gazetesi ise, o zavallı tirajı ile Aydın Doğan'a bir de kupon-hediye masrafı yapamazdı.



Daha önce Radikal ve Yeni Yüzyıl gazetelerinin hiç kara geçmediklerini yazmıştım. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/nilufer-golenin-korosuradikal-yeni.html) Bu iki gazete, yandaş reklamları ve muhasebe oyunlarına rağmen kar etmiyordu. Yeni Yüzyıl, bir ara Yeni Yüzyıl kitaplığı diye bir seri kitap verdi, daha doğrusu vermiş. Arada bir sahaflarda rastlıyorum. Kupon savaşları, doksanlarda tırmandı, özellikle özel televizyonlar yaygınlaşınca daha da azdı. Diğer yandan gazeteler, son derece pahalı yöntemlerle tirajlarını arttırmıştı. Üstelik kısmen 1993'de Türkiye'de internetin başlaması da kağıt gazetelere darbe vurmaya başladı. Zor bela arttırdıkları tirajlar, iki binli yılllardan sonra düşmeye başladı. Hele koronadan sonra, iade masrafları almamak için, baskı sayısını da azalttılar.



Diğer yandan şunu düşündüm. Diğer gazeteler, bu yer yer çok abartılı promasyon ve hediyeleri sonucu zarar etmiyor muydu? Gazete çıkaran medya kuruluşları, televizyon kanalları da kurmaya başlamışlardı. Kanallarda ilk yıllarda, haberlerden sonra günün yorumu yapan kişiler olurdu. Engin Ardıç, Meriç Köyatası ve Güneri Civaoğlu,  bu işi ilk yapanlardı. (O zamanlar henüz 4-6 kişilik grupların saatlerce konuştukları programlar yoktu) Lakin fark edildi ki, konuşmanın ikna ediciliği yoktu. İnsanlara yazıları okutmaya ihtiyaçları vardı, hatta insanlara kitap okutmaya ihtiyaçları vardı ki, siyaset üzerinde etkili olabilsinler, seçimleri yönlendirebilsinler.Uzan ailesi, sadece Star değil, bir sürü küçük televizyon ve radyo kanalına sahipti ve bir gazetenin gereğini ancak 1999 yılında anladı. İlk başlangıçta bir dağıtım engeli ile karşılaşınca, kendi dağıtım şirketini kurdu. O zamanlar gazetelerde kar marjı %4 gibi komik bir rakamdı, %20'e çıkardı. Pringles marka pahalı patates cipsleri başta olmak üzere pek çok promasyon yaptı. Muhtemelen Star gazetesi de genelde zarar ediyordu.

Kupon çılgınşığının bir sebebi de internet ve sosyal medya çağının yaklaşmasıydı. İnternet sitelerinin popülerliği, internet dışındaki tiraj ve reytingleri ile beraber kalkınıyordu. Önce çok izlenen kanal, çok satan gazete olacaktınız ki, çok tıklanasınız.

Aslında burjuvanın pek çok medya kuruluşuna desteğinin sebebi, ürünlerinin satımından çok, politiktir. Medya patronları ise aslında asıl patronları komprodorlarıdır. (mümessil-bayi) (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/2002-secimlerinde-medya-manipulasyonu.html)

Bir de son olarak. Fetöcülerin meşhur Zaman gazetesi, 2006'dan aşama aşama pek çok yere tamamen ücretsiz dağıtılmaya başlandı. Okullarda müdür ve müdür yardımcılarına, doktorlara ve pek çok kişiye, istemese de Zaman gazetesi her gün dağıtılıyırdu.