aydın doğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aydın doğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2025 Pazartesi

MUHALEFETİN MEDYASIZLIĞI VE GÜÇSÜZLÜĞÜ



Şu anki iktidar partimiz ve reisi, 2010'a kadar , tam olarak da 12 Eylül 2010 Yetmez Ama referandumuna kadar gayet demokratikti. O kadar demokratikti ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna siyaset karışmasının amacının demokrasi olduğu, toplumun öneml, bir kesimine benimsetilmişti. Bu süreçte iktidarın hedefinde iki şey vardı, Cem Uzan ve medya. Uzan ailesi ve Rumeli Holding'in önemli bir medya gücü de vardı. Uzan Holdingin batan bankaları sebebi ile TMSF aracılığıyla parça paça canlı yayınlarda  satıldı. Uzanlara saldırı, tüm servetlerine çökülünce de bitmedi. Yıllarca gazeteler, internet siteleri, o meşhur, Cem Uzan'a Hapis Şoku manşetlerini attı. Diğer hedefte medyaydı. O dönemde medya çoğunlukla Aydın Doğan holdingin elindeydi. (Kurtlar Vadisi'nde Davut Tataroğlu olarak karikatürleştirilmiştir. Aydın Doğan, Kırım Tatarı kökenlidir.) Aydın Doğan, gazete, dergi, radyo ve televizyon  kanallarındaki muhalif kişileri önce yavaş yavaş, 2006'dan sonra da hızla muhalif gazetecilerden temizlendi. Bu temizlikte çok sessizce olmadı. Büyük ölçüde gazetecilerin aşağılanması ve tüm kamuoyuna rezil ederek yapıldı. Meşhur, Ergenekon kumpasının bir ayağı da gazetecilere yönelikti.

2002'den itibaren medya o kadar çok CHP aleyhtarı olmuştu ki 2005'de Halktv kuruldu. Gezi olaylarına kadar da güdük kaldı. İktidar partisinin yetmez amaya kadar halkı özgür bırakmak zorunda kalınan yıllarda,  sosyal medya gelişti. Teknolojinin aşırı hızlı geliştiği çağda yaşıyoruz. Seksenlere Türk toplumu için internet, bilim kurguydu. İki binlerde facebook önce zorunlu, sonra demode oldu. Kamuoyu  da şimdilerde x.com olan Twitter'a kaydı. Klasik medyayı ele geçiren iktidar, Gezi'ye kadar bunu kaçırdı. Gezi'den sonra, halen çok etkili olan klasik medyanın yardımıyla hızla yeni medyaya alıştı. Bot hesaplar ve trol ordusu devreye girdi. Sonra iktidar, zaten 1989 SHP yerel seçim zaferinden beri klasik meedyada artış içerisindeydi. Bir kısmı Marksist-Lenininst ve diğer sol fraksiyonlardan olup, SHP-CHP'yi az solcu bulan, CHP, Sosyalist enternasyonelden çıksın diyenlerdi. Yetmez amacı, CHP=MHP diyen liboşlar vardı. Gezi'den sonra CHP'yi az Atatürkçü bulan ırkçı-faşist ve Avrasyacı tipler çıktı.

Söylemezsen olmaz, son günlerde çıkan Nefes adlı gazetenin de amacı bu gibi. Kağıt gazeteler giderek ölmekteyken, bir kaç ünlü köşe yazarı ile gazete çıkarmanın amacı, bir seçmen bastırma (adam kazandı) oyunu oynamaktır. Yeni Yüzyıl (Binyıl) gazetemsinin son günlerde maskesi düştüğü gibi maskesi düşecektir.

Son günlerde CHP'nin kırmızı kart kampanyası ile alay edenler var. Oysa 1989'da SHP; süpürge ve limon gibi sıkılacak mısınız kampanyaları ile başarılı olmuştu. O zaman basın bu kadar da yandaşlaşmamış, muhalefete muhalefetlikte bu kadar yaygınlaşmamıştı.

9 Kasım 2023 Perşembe

AYDIN DOĞAN KİMDİR



 Aslında bu yazıyı daha önce de yazacaktım ama Aydın Doğan'ın bir röportajında kendisini nasıl ustaca akladığını göründe, 2002'i anlattıktan sonra Aydın Doğan'ı anlatmaya karar verdim. Okuyacaklarının vikipedia yada benzer sitelerden bulacağınız türden bilgiler olmayacak. Bu açıdan okuduğunuza değecek.

Ben olayları 1976 yılı Taksim 1 Mayıs kutlamaları ile başlatacağım. Bu kutlamalara katılımın devasalığı sağcılaır ve TÜSİAD'ı dehşete düşürdü. Hem haken Sovyetler Birliği tüm haşmetiyle olası sosyalist devrimleri desteklemek için hazır ve nazırdı, hem de işçilerin haklarını bu derece aldığı bir devlet, onlara artık fazla kar getirmezdi. Bu yüzden acele edilmeliydi. Zaten başlayan şiddet, iyice tırmanmalı, bir an önce darbe yapılmalıydı. Solcular da bu darbeyi istemeliydi. Ayrıca basın da hizaya gelmeli, grev yapan işçilerden, sosyal devletten yana olmamalıydı.

Sonuçta devlet sedtekli sağcı terör hız kazandı ve suikastler, aydınlara, yazarlara, akademisyenlere ve gazetecilere de uzandı. Bu suikastlerden en önemlilerden biri de Abdi İpekçi suikastiydi. Suikastten sonra Karacan ailesi, gazeteyi ve onunla beraber dergi grubunu yönetemeyeceğini anlayıp, Aydın Doğan'a sattı ve Aydın Doğan bir anda medya patronu oldu. Arkasından 12 Eylül darbesi geldi.

Darbe ile basının üzerine korkunç bir sansür geldi. Gazetelerin sütunlarını boş bırakması bile yasaklandı. Bu sansüre rağmen pek çok gazete, uzun süreli kapatma cezaları aldı. Bu cezalarla basın da şekillendi. Magazin basınının ve spor basınının yeri genişledi. Çünkü sansür yüzünden yapılacak haber bulamıyorlardı. (O zamanlar gazetelerin hacmi genişti, doldurmak zorundaydılar.) İnsanlar, özellikle sokağa çıkma yasaklarında (Özellikle darbe sonrası ilk aylarda, belli bir saatten sonra, galiba akşam saat 9-alafıranga saat 21'den sonra, sokağa çıkmak yasaktı.) televizyon ve radyodan haber alma alışkanlığı edindiler. Gazetelerin haberi hem bayat ( dağıtım sorunluydu ve bazı yerlere öğle vakti yada bir kaç gün sonra gazete geliyordu.), hem de sansür yüzünden eksikti.  Darbe yönetimi de televizyonu kullanarak halkı güzelce yonttu. Halkı, suçluluk duygusu ile yönetti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylul-un-sucluluk-duygusu-egitimi-12.html)

Bu süreçte yazılı basın büyük ölçüde tiraj kaybetti.  Bu tiraj kaybı, kupon savaşlarına kadar sürdü. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/kupon-savaslarinin-asil-nedeni-2002.html) Bu süreçte Simavi ailesi üzerinde baskı oldu. Sedat Simavi'nin  iki oğlu, iki ayrı basın grubunun başındaydı. Erol Simavi, Hürriyet gazetesi ve ona bağlı diğer yayınların başına geçmişti. Kardeşi Haldun Simavi ise, Günaydın gazetesi ve ona bağlı yayın kuruluşlarını kurdu. 12 Eylül ve TÜSİAD, her ikisini de istemiyordu.

Günaydın gazetesinin hikayesi başka. Biz Aydın Doğan'a dönelim. Hürrdu.iyet gazetesi, seksenli yıllar boyunca zayıfladı. Aslında genel anlamda Simavi tipi medya patronluğu zayıflıyordu. Kapitalizm için yeni model medya patronları lazımdı. İngiltere'de işleri ters gitmeseydi Asil Nadir'de bu patronlardan biri olacaktı.

Haldun Simavi çabuk vazgeçti, Günaydın gazetesinin sonu çok tajik oldu ve merak eden başka kaynaklardan daha ayrıntılı öğrenebilir. Hürriyet ise, o sıralar yeni yayın hayatına başlamış ama promasyonlarla tirajı birden fırlamış rakibi Sabah gazetesi ile rekabet ve diğer başka sorunlarla uğraşıyordu. Önce Gırgır dergisini Ertuğrul Akbay'a sattı. Bu satışa tepki olarak Oğuz Aral ve ekibi dergiden ayrıldı. Fırt ise başka bir gruba satılıp, karikatürle karışık porno dergiye döndü. Bu dergilerin öyküsünü de ayrıca yazmak lazım. Teodor Kasap'ın karikatür-komedi dergiliği ne yazık ki can çekişiyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html )

Hürriyet gazetesi ise, Erol Simavi için, Çetin Emeç suikastinden sonra yönetilemez oldu. Emeç'de İpekçi gibi gazetenin genel yayın yönetmeniydi. Aydın Doğan, gene ölen yazı işleri müdürü ile  gazeteyi yeniliyordu. Bu yeni genel müdür, Ertuğrul Özkök'tü. Türk basınının yaklaşık yarısı elind eolan Aydın Doğan, basını liberalistleştirme operasyonunu başlatacaktı. Milliyet gazetesinin başına, Liberlizm hevesi uğruna, Cunhuriyet gazetesini iflasın kıyısına kadar getirmiş olan Hasan Cemal'i getirecekti. Her iki gazete de, özelleştime yanlısı, ikinci cumhuriyetçilerle falan dolmaya başlayacaktı. Aydın Doğan, sırf bunun için Radikal gazetesinin yıllarca zararına yayımına göz yumacaktı.

 (ttps://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/nilufer-golenin-korosuradikal-yeni.html)

2006 seçimlerinden önce de, her iki kişiden bir manşeti ile seçmenler yönlendirenlerden biri oldu. Gazete ve dergilerinden de yavaş yavaş Atatürkçüleri ve solcuları azalttı. 2006'da bunu hızlandırdı.  Oktay Ekşi ve Bekir Coşkun gibi önemli insanlar uzaklaştırılıp, Ahmet Hakan gibi siyasal İslamcılar da kadroya katıldı. Bütün bunlar iktidar partisine yetmiyordu. 2008'den sonra iktidarın reisi, onu ve gazetelerini boykot çağrısı yaptı. Başlangıçta bu boykot işe yaramadı. Hatta iktidar partisi il teşkilatları da buna pek uymamıştı. Böylesi boykot kampanyaları da çoğu kez kısa sürerdi. Oysa bu boykot, yavaş yavaş ve büyüyerek sürdü. Buna rağmen Aydın Doğan'ın iktidara desteği, 2008'den sonra da sürdü. Radikal gazetesinin yayımı yada Emin Çölaşan gibi isimlerle yolayrımı hep 2008'den sonradır.

Aydın Doğan medyasının iktidara en büyük katkısı gezi sırasında oldu. Merkez medya denen holding medyası,  biraz destekleseydi, her şey çok farklı olabilirdi. Tabi bu da Aydın Doğan ve TÜSİAD'ın ve Türkiye'yi grevsiz, hak aramasız, ucuz işçilik ülkesi haline getirmek isretenlerin işine gelmezdi. Olayların başladığı gün, saatlerce penguen belgeseli yayınladı. Buna rağmen, Gezi'yi yazan-yayınlayan personelini de yavaş yavaş şirketlerinden uzaklaştırdı.

Holdinginin tek marifeti iktidarı muhalifmiş gibi görünerek desteklemek değildi. Holding medyası, on binlerce öğrenciyi, bazen mezuniyetinden iki sene sonra bile, stajyer diye ücretsiz, hatta öğle yemeği bile vermeden çalıştırmasıydı. Hatta bunun için İstanbul'da bir lise bile kurup, Milli Eğitim'e devretti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/stajyer-emegi-somurusu.html) Kendisine ait Dışbank'ın iflasındaki şaibe iddiaları, araştırılmak bir yana, konuşulmadı bile.

Gene de beyfendiye yaranılamıyor, beyfendi Aydın Doğan'ı tehdite devam ediyordu. 17-25 Aralık yolsuzluk iddalarının da üzeri, Aydın Doğan medyasınca, mümkün olduğunca örtüldü. Bunun üzerine Fetö, Davud Tataroğlu adlı ile kötü karakter yaptığı Kurtlar Vadisinde, Yeşil (ya da öldürülen Pala yerine gelen yeni Yeşil)'i temsil eden Kara tarafından öldürüldü. (Aydın Doğan'da Kırım Tatatırdır.). O da buna, kendi kanalındaki Arka Sokaklar dizisinde, Fetöcü polis ve askerleri tutuklatarak cevap verdi. Anlaşılacağı üzere Aydın Doğan, 15 Temmuzu da, bastırlacağını da çok iyi biliyordu.  (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/carpisma-ve-diger-mafya-derin-devlet.html)

15 temmuz ve anayasa değişikliğinden sonra Aydın Doğan holdinge vergi denetimleri sıklaştı. Sonra da tüm medyasını, kitabevleri zinciriyle beraber, doğrudan iktidar kabilesinden bir holdinge sattı.

Ya da öyle mi oldu acaba? İktidar, Aydın Doğan'a karşı silah doğrulttu ama o tetiği hiç çekmedi. O da basın sektörünü bıraktıktan sonra, bankacılık sektörüne döndü ve çok para kazandı. Oysa iktidar, sırf Petrol Ofisi'nin özelleştirilmesi yada Dışbank'ın iflasından, tüm holdingi çöketrebilirdi. Dışbank olayından dolayı, daha iktidarının ilk yıllarında, ATV-Sabah grubu, Uzan Holding, Habertürk gibi TMSF aracılığı ile medyasında ve tüm holdingine el konulabilirdi. Gene bu yazı içinde verdiğim Simavi ailesi buna örnek değil midir? Asil Nadir buna örnek değil midir? Nadir'in İngiltere'de kazandığı paralarla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta bunca yatırım yapmasının tek sebebi vatanseverliliği değidli. Belki de bu yatırımları yaparken vatanseverlik umurunda bile değildi. Kendisi neden basına yatırım yapmış, Gırgır'dan ayrılanlarla bir karkikatür dergisi (Hıbır) bile kurmuştu? Muhtemelen İngilere'de ipini çekeceklerini tahmin etmiş, Türkiye'de destek aramıştı. Oysa kendisi bir günde harcandığı gibi, maaş verdiği, adam ettiği gazeteciler tarafından da aşağılandı. Daha ne dolar milayrderleri silinip, gitmedi ki? Kemal Okumuş ve Kemal Horzum, benim hatırladıklarım. Vlademir Putin'de iktidara gelir gelmez, Boris Yeltsin ve daha öncesinde türemiş Oligark denen milyarderlerin ipini çekti. Çok azını da biat ettikten sonra budadı.

Kendisi, sırf zarar eden Radikal gazetesini yıllarca beslemesi ile gösteriyor ki, bugünkü düzenin kurucularındandır. Bu sistemde kendisini zengin edenlerden biridir.



2 Kasım 2023 Perşembe

TÜRK MEDYASININ 2002 HAREKATI (AKP NASIL İKTİDAR OLDU ve 2002 SEÇİMLERİ SERİSİ )



 Bu yazıyı, Aydın Doğan ve diğer medya ağalarının kimdir yazılarından  sonra yazmayı düşünüyordum. Aydın Doğan'ın verdiği bir röportajda kendisini ne güzel akladığını, gezi zamanında saatlerde (5 saatten fazla ) penguen belgeselleri ysyınlsmasını bile nasıl kendine akladığını görünce bu yazıya başlamaya karar verdim. Savaş  mucizelerinin arkasında istihbarat, seçim mucizelerinin arkasında medya desteği vardır. 2002'de, on bir aylık AKP'nin iktidar olmasında neredeyse tüm medyanın önemli bir desteği vardı. Kalan medya da bastırılmıştı. Cumhuriyet gazetesi, Hasan Celal'in yazı işleri müdürlüğü döneminde önce Tansu Çiller yanlısı olarak, sonra da önemli köşe yazarları krizi ve kendisinin istifası sonrasındaki süreçte hem tiraj, hem de etki kaybetti. Diğer bir önemli medya, o zamanların etkin kuruluşu Leman dergisi ise, lüks kafe işletmesi olup, 2002'de sağcılara karşı sert söylemlerini çoktan bırakmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html) Solcu radyolar ise yeni kurulan RTÜK ve onun frekans tahsisleri ile iyice pasifize edilmişti. 2002'de ise, patronları Cem Uzan'ı  destekleyen Star medyası hariç hepsi, AKP için çalıştı. Buna ev ev gezen ve o zaman hakkında Cemaat denen FETÖ'de dahildi. 

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/10/cem-uzanin-tmsfye-borcu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/11/doksanli-yillar-8-habercilik-ve.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html

2001'de kitapçık krizi ve sonrasındaki ekonomik kriz, Devlet Bahçeli'ye durduk yerde koalisyonu bitirelim krizi eklendi. Bu süreçle ilgili olarak sadece medya devlerinin tavrını yazacağım. Daha önce DYP-ANAP-DSP ve MHP'yi aralarında paslaşarak destekliyorlardı. CHP, daha o yıllarda merkez medya tarafından terk edilmiş gibiydi. CHP, bu medya desteksizliği ve Deniz Baykal'ın iticiliği sebebi şle 1999 seçimlerinde %10 barajı altı ve tarihinde ilk defa meclis dışı kalmıştı. Deniz Baykal'da bir yıldan biraz fazlalığına istifa edip, yerini Cevdet Selvi ve Altan Öymen'e bırakmıştı. Kendisi daha önce de istifa edip, geri dönmüştü. CHP, öncesinde SHP olarak, 1987 yerel seçimlerinden sonra, Cem Uzan'ın medyasından başlayarak, sistematik medya saldırılarına uğruyordu. Öyle ki 2005'de CHP, Halk TV'yi kuracak, daha doğrusu kurmak zorunda kalacaktı)

Bu sürreçte, daha 28 Şubat 1997 Milli Güvenlik Kararları sonrasında,n itibaren Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz, medyanın saldırılarına uğrayacaktır. Özellikle ilk genel seçildiklerinde onları yere-göğe koyamayanlar, partilerine oy kaybettirdikleri halde onları övenler, birden bire onları mizah malzemesi yapmaya başlarlar. Tansu Çiller'in kötü Türkçesi ve gafları, Mesut Yılmaz'ın yavaş konuşması alay konusudur artık. Hatta bir defasında, bir televizyon kanalı, Mesut Yılmaz'ın iki kelimesi arasına reklam koymuştu. İşin doğrusu aslında 1987'den beri merkez sağda ciddi bir erime vardı. İki beceriksiz genel başkanla da sonları oldu.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/yildirim-akbulut-ve-mesut-yilmaz.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/09/doksanli-yillar-4-merkez-sagin-erimesi.html

Diğer yandan da MHP, 1995 seçimlerinden sonra 2. kez treni kaçıracaktı. Bah.eli, durduk yerde koalisyonu bozan olarakyeterince puan kaybetmişti. Medya donanması ona pek saldırmadı. MHP ve Ülkücülük zayen ağır yaralıydı. MHP'nin 2006'dan sonra meclise dönmesi, 2013'den sonra iktidar ortağı olması ile Ülkücülük yok olmadı ise de, eski önemini kaybetti.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/09/son-yillarda-azalarak-biten-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/son-yillarda-azalip-biten-bazi-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/10/son-yillarda-biten-ulkucu-seyler-3.html

Şimdi Ülkücülük, sadece liselilerde, ergenlerde, internette klavye yiğiti dediğimiz trollerde, o da Kürtlere zorbalık yapmak için biraz var. Yoksa ne dokuz ışığı bilen var, ne Atsız'ın romanlarını. Birr Atsız bey varmış, var olsun diye bağırıyorlar ama Atsız'ın kim yada ne olduğunu bile bilmiyorlar. Aslında Ülkücülükle ilgili bir şeyde bilmiyorlar. Tek bildikleri ara ara bazı akranlarına zorbalık yapmak. Üniversiteler ve diğer alanlarda ise Ülkücülük yok. En bariz olay, Sinan Ateş cinayeti. Doksanlar yada daha öncesinde, MHP'nin %3 aldığı yıllarda, bırak Ülkü Ocakları Genel Başkanını, herhangi bir ilçe yada beldenin (Haymana, Sorgun, Keçiören, Bağcılar,  Kulu vs) Ülkü Ocağı başkanı diye bir kişinin adı anıldığında yada bir zamanlar yapmış diye anıldığında, insanı hafiften korku olmasa bile bir ürperti kaplardı. Öyle bir konumda birini öldürmek için bayağı arkası güçlü olmak gerekirdi. Hele tüm ocakların genel başkanını ve Hacettepe Üniversitesinde doçentini vuracak kişi,  James Bond gibi biri olmalıydı. Bir torbacı değil. Doğrusu Ülkücülük gerçek anlamda tükenmeye 2002 seçimlerinde başlamıştı.

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/sinan-ates-ya-da-buyuk-sessizlik.html

İSMAİL CEM'E KURULAN TUZAK

Öte yandan asıl büyük hedef, iktidarın en büyük partisi DSP, daha doğrusu partinin genel başkanı Bülent Ecevit'ti. Ecevit zaten yaşlı olmakla beraber, gizemli bir şekilde hastalanıp, güçten düşmeye başladı. İki de bir hastanelere, özellikle de Mehmet Haberal'ın özel Başkent hastanesine gitmeye başladı. Sağılığı giderek bozulurken, medyanın da boy hedefi oldu. Eşi Rahşan Ecevit, bir süre sonra onu hastaneden aldı, evde bakmaya başladı. O zaman Ecevit'in sağlığı biraz düzelir gibi oldu ama halk içindeki imajı yerle bir olmuştu. Artık Kıbrıs fatrihi, Abdullah Öcalan'ı yakalayıp, ülkeye getiren o kahraman yoktu. Ekonomiyi batıran, kendi elleri ile cumhurbaşkanı yaptırdığı Ahmet Necdet Sezer veya koalisyon ortakları ile anlaşamayan bir zavallı vardır. DSP ise bir Ecevitsevenler derneğinden başka bir şey değildir. Bizzat DSP'li bakanlarn danışmanlığını yapmış Ahmet Abakay'ın  Bakan Danışmaının Nıt Defteri adlı kitabında yazdıklarına göre partide pek çok il, ilçe başkanı yada merkez kurul görevliği, göreve getirildiğinin veya görevden alındığının haberini, sonradan alırmış. Partide Ecevit dışında ismi parlayan kişi yoktu.

Daha önce parlamış bir isim olarak, eski dış işleri bakanı İsmail Cem vardı. Kendisi, suikastle öldürülen gazeteci Abdi İpekçi'nin kuzeniydi ve uzun süredir kullanmadığı İpekçi soy adını sildirmişti. Başarılı bir bakan olarak, solcular arasında sevilse de, sağcılar arasında o yıllardaki Sabataycı avı yüzünden popülaritesi düşüktü. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/sabataycilar-ve-fasizm.html) Doksanların ikinci yarısı ve iki binli yıllar boyunca, Selanik Dönmeleri de denen, yarı Yahudi, yarı Müslüman, Sabataycılar hakkında onlarca kitap yazıldı, sosyal medyada Sabataycıların isimleri sıralandı (Çoğunluğu da yalan ve uydurma) Sabatay Sevi'nin öz torunu, modacı (ve İsmail Cem ve Abdi İpekçi'nin de kuzeni) Cemil İpekçi, Teke Tek adlı televizyon programına çıkıp, konuştuktan sonra da bu yayınlar kesildi.

Benzer bir şeyde seksenler boyunca Masonluk için vardı. Masonlarda da olay, yetmişlerde İtalya'da P-2 Mason locası sıkandalı ve İngiltere'de bazı loca üyesi hakimlerin, localarındaki biraderlerini kolladıkları ortqya çıkınca başlamıştı. Ardı ardına Masonlukla ilgili kitaplar basıldı. Bu salgın da 1997'de Kanal 7'de yayınlanan gizli Mason ayini çekimine kadar devam etti. Sonra bu sözde gili çekimin, Adnan Oktar grubunun tiyatrosu olduğu anlaşıldı. İki binlerde de bir ara Dan Brown'un Da Vinci şifresi ile başlayan sıralı romanları ile Tapınakçı avı başladı. Oysa bu roman dizisi, çocuk tacizi sıkandalları ile bağışları ciddi oranda azalan Vatikan'ın kendini aklama propagandasından başka bir şey değildi.

İsmail Cem ise, yanına  Ecevit'in meşhur ekonomi bakanı Kemal Derviş'i de alarak yeni bir parti (Yeni Türkiye Partisi) kurdu. Partisi, tüm medyanın, özellikle de holding medyalarında büyük destek aldı. Daha doğrusu İsmail Cem'i gaza getirdiler. Gazete ve dergi köşelerinde, İsmail Cem ve Kemal Derviş övgüleri yer aldı. Bu övgüler, AKP'nin kuruluşuna kadar sürdü. İyi hatırlıyorum, tam AKP'nin kurulduğu gün, tüm medya önce İsmail Cem ve YTP aleyhine yazmaya başladı. Medya holdingleri aralarındaki tüm kavgaları bırakmış, her adımı ortak atar olmuşlardı. Gene o günlerde medyada bri Sebataycı avı başladı. Sebataycıların varlığı öyle bilinmeyen bir şey değildi. Kaldı ki eski başbakanlardan Adnan Menderes, kayınbiraderi ve bakanı Hasan Polatkan'ın (muhtemelen idam arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu'nun ) bile Sabataycı olduğu konuşuluyordu. (Biliniyordu demeyeceğim) Genelde Balkan göçmeni solcular Sabataycılıkla itham edildi. Oysa Menderes ve Polatkan, Sabataycılığı dillere destan, İtthat ve Terakki'nin meşhur Doktor Nazım'ı ile de akrabaydı ve Menderes'in kayınpederi, tüm damatlarını idam edilmiş kayınpeder olmuştu. Solcuların yada Kürtlerin en ufak ve uzak soylarında gediklere arayanlar, bu duruma sessizdir. Tıpkı Albay Alparslan Türkeş'in Milli Birlik Komitesinde olmasına sessiz olmaları gibi.

İsmail Cem'den sonra saldırya uğrayan isim, dönemin süper kurtarıcı iktisat bakanı Kemal Derviş oldu. Tam AKP'nin kurulduğu gün, tüm medya, toplu halde Kemal Derviş'e saldırmaya başladı. Artık belli olmuştu ki medyo holdingleri ve o medyanın arkasındaki güçler, YTP'yi istemiyordu. Kemal Derviş ise yapacağını yapmış, ekonomiyi kurtaracağım diye zengin holdingleri tekrar zengin etmişti. Özelleştirmeler tekrar hız kazanmış, pek çok kamu malı, bedavadan ucuza el değiştirmişti. Tek başarılı işi, bankacılığı sıkı kurallara bağlamasıydı. AKP'nin ilk yıllarındaki ekonomik rahatlamanın ilk sebebi de buydu. Ama bu rahatlama en az beş sene sonra, yani seçimlerden sonra hissedilecekti. Turgut Özal ve Tansu Çiller dönemlerinde bankacılık mevzuatları gevşetilmiş, bankacılık başıboş kalmıştı.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

Medyanın ara ara bazı kişilere toptan saldırdığı gerçektir. Toplu saldırmalar yada savunmalar, onların masum olduğu anlamına gelmiyor. Bunu en başta söylemeliyim. Medyanın, hele de holding medyasının toplu sövgülerinin sebebi masum olması olmadığı gibi, toplu saldırılarını  sebebi de suçlu olması değildir. Hele de birden bire övdükleri kimseyi, aniden yermeleri de gariptir. Benim hatırladığım böyle ani övme ve yermeleri bir sıralayayım da, okuyanlar bir fikir edinsin. Seksenlerin ünlü bir dolandırıcıs vardı, Kemal Horzum. O dönem dijitalleşme olmadığı için, faks şifresi denen bir yöntemle devlete ait Halkbank'ı milyon dolar dolandırmıştı. Halkbank, hakkını savunacak avukat bulamıyor, Turgut Özal ile arası iyi olmayan Sabah gazetesinin avukatı devereye giriyordu. Malatyaspor tribünleri, En Büyük Horzum, Başka Büyük Yok, diye inliyordu. Derken Turgut Özal'a su,kast teşebbüsü, suikastçi Kartal Demirağ'ın Horzum'la ilişkisi, Horzum'un bitirilişi ve Malatyaspor'un, Özal'ın da Malatyasporlu olmasına rağmen küme düşmesi; medyada açıkça Horzum'u savunanların bir anda ona düşöan olması ile devam eden bir süreç oldu. Asil Nadir ise, Kıbrıs Türkü asıllı bir İngiliz milyarderiydi. Gene Turgut Özal'ın has adamıydı, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta büyük yatırımlar yapmıştı. Bunlardan en önemlisi Vestel'dir. Kendisi İngiltere'de tutuklanır tutuklanmaz (masum olduğunu iddia etmiyorum), bizzat kendi sermayesi ile kurulan gazeteler bile aleyhine döndü. Dördüncü olarak da bir ara TÜSİAD genel başkanlığını yapan Cem Boyner'de benzer şeyler yaşadı. 1994'de, bir grup liberal yazar-akademisyenle (bu kişiler için aydın yada entellektüel kelimesini kullanmak istemiyorum.)Yeni Demokrasi Hareketi diye bir parti kurudu. Parti 1995 seçimlerinde hezimet derecesinde az oy alıp, kapandı. Partiyi kuran isimler, genel başkan Cem Boyner hariç yoluna devam etti ve çoğu da 2002'de AKP'yi destekledi. İşin ilginç yanı, YDH ve Boyner'i parti kurmaya teşvik eden ve onu kışkırtan gazete ve gazeteciler (başta Hıncal Uluç olmak üzere - https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/hincal-uluc-tarzi-gazetecilik.html -), seçimler yaklaşında bir anda Cem Boyner'i yermeye başladılar. Yermek bir yana, topa tuttular. İşte Kemal Derviş'de, AKP kurulur kurulmaz, böyle topa tutuldu.

Aslında 2002'de AKP'ye oy kazandıranlar, Zaman gazetesi ve FETÖ başta olmak üzere tarikat medyası oldu. O zamanlar merkez medya denen holging medyasının işlevi seçmenleri eski partilerden vazgeçirmek oldu. ANAP, DYP , MHP, DSP gibi bir zamanların iltidar partileri baraj altı kaldı. En ağır darbeyi %21'den, %1.2'e düşen DSP ve Ecevit oldu. Aslında planda MHP'nin baraj altı kalması yoktu ama o da ekstra vurgun oldu AKP için. %35 oyla mutlak iktidar oldu. CHP ise %20 civarında kaldı. Deniz Baykal, herkesin sevmediği kişiydi. Ben o seçimde TKP'ye oy vermiştim.

2002 seçimleri, holdingler için yetersizdi, bu yüzden 2006 seçimleri ve 2010 yetmez aması için hazırlıklara girişildi. Bu da yeni bir yazının konusu.


12 Ağustos 2023 Cumartesi

2002 SEÇİMLERİNDE MEDYA MANİPÜLASYONU TARİHİ (1LİBERALİST MEDYANIN PATRONAJI)



 2002 ve sonraki seçimler, kocaman bir medya operasyonuydu. Bunun için mümkün olan en eskiden başlamadı. Önce 12 E ylül ve devamı olan Turgut Özal rejimi, yeni bir medya inşa etti.Bir seksenler çocuğu ve doksanlar genci olarak Simavi ailesinden başlayacağım. Sedat Simavi, Türkiye'nin ilk medya patronudur. Kurtuluş savaşı sırasında, Atatürk ve silah arkadaşlarının İstanbul'daki propagansadını yapan cesur gazete ve dergiler yayımladı. 1948'de Hürriyet gazetesini kurarak, gazete sahibi olmaktan öte, medya patronu oluyor.  Çünkü önce dağtım kamyonları, sonra da ülkenin  her yanına yayılmış, sonra matbaa kalıplarını ülkenin pek çok yerine kurduğu matbaalara taşıyarak yapmıştı. Oğlları Erol ve Haldun Simavi,  gazeteyi büyütmekle kalmayıp, haftalık ve aylık dergiler de yayımlayarak, bir medya grubu haline getirdiler. Teknoloji geliştikçe, uçakla taşınan matbaa kalıplarının yerini teleks, faks gibi teknolojiler aldı. Erol Simavi'de İstanbul dışında Ankara, İzmir, Diyarbakır, Erzurum, Trabzon gibi iller ve dahası Almanya-Frankurt'ta matbaalar açtı. Kardeşi, Haldun Simavi'de 1963'de Günaydın gazetesi ve grubuyla yeni bir medya imparatorluğu kurdu. 1980'lerde ise Simavi kardeşlerden kurtulmak gerekti z,ra 12 Eylülün çizdiği kapitalist dünyaya uygun medya patronu değillerdi. Her ikisi de 12 Eylül ve Özal rejimi ile aralarını iyi tutma çabası içindeydi ama attık istenmiyorlardı. Günaydın gazetesi çabuk harcandı, ekonomik bir krizin ardından Asil Nadir'e satıldı. Nadir, bir dönemin gözde medya patrounuydu.



Burada bir parantezle yeni nesile Asil Nadir'den bahsetmeliyim. Elbette google amcaya sorup, onun sayesinde daha fazla bilgi alabilirsiniz. Kendisi Kıbrıs Türkü kökenli bir İngiliz. Seksenlerde dolar milyarderi olup, Kuzey Kıbrıs ve Türkiye'de önemli yatırımlar yaptı. Bunlardan bence en önemlisi Vestel'dir zira bu şirketle beraber Nadir, İngiltere'den Türkiye'ye teknoloji transferi de yaptı, ciddi oranda. Kendisi Turgut Özal ve ANAP'ın en önemli destekleyicilerindendi. En güçlü olduğu dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde devletten daha büyük işverendi. Bu küçük ülkede yaşayan her iki kişiden biri, Naidr'in Poly Peck şirketinden maaş alıyordu. Özal için sadece gazeteler satın almıyor, yenilerini de kuruyordu. Hatta Gırgır'dan  Hasan Kaçan ve Ergun Gündüz  önderliğinde ayrılanların (hem de Oğuz Aral'la kavgalı bir şekilde ayrılan) kurduğu Hıbır grubuna da dergi çıkardı. (Hıbırcı karkikatüristler Hıbır adı Nadir grubu ve onu satın alanlarda olduğu için, böyle yeni adlar icat ettiler. Hasan Kaçan, bir ara kayboldu. Sonra bit televizyon dizisinde Heredot Cevdet rolü ile ortaya çıktı. Zaten Gırgır'dan ilk ayrılıp, Hıbır'ı kurmak için, Oğuz Aral'dan habersiz, tuvalet köşelerinde toplantılar yaparken siyasal İslam ve sağ cenahla yakınlaşmaya başlamıştı. Hatta imar affının reklamı gibi kamu spotlarında bol bol oynadı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/tuzlu-su-imar-affi.html) Depremden sonra bu ortaya çıkınca gene bir süre görünmedi. Sonra Kılıçdaroğlu'nun ayakkabısı ile bastığı ve seccade denen ufak halı üzerine tweet attı, tepkilerden sonra gene kayboldu. (Ya da ben göremiyorum.) Asil Nadir, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'a yaptığı yatırımlarla İngiltere'de çok düşmanlık kazandı. O da bir burjuvanın ne kadar büyük olursa olsun devletten büyük olamayacağını veya devleti ele geçirmesinin kolay olmayacağını anlamayacaktı. ( Aynısını daha sonra Uzan ailesi de anlayacaktı.) Hele de bir Türk göçmenin. Asil Nadir, muhtemelen suçluydu. O kadar devasa servet, masumca birikmiş, büyümüş olamazdı. Her durumda kendisi sınırlarını biliyordu ama siyasi sınırlarını bilmiyordu. Ambargolardan dolayı ekonomik bunalım yaşayan, Türkiye'nin desteği ile zorla ayakta kalan Kuzey Kıbrıs'ı ihya etmişti. Türkiye'ye sermaya bir yana, teknoloji transfer etmişti. Özal'a güvenerek bir borsa manüpülasyonu yaptı ama Özal, Nadir'i çoktan satmıştı. Londra borsasında bir günde battı, tutuklandı, hapse girdi falan filan. Türkiye ve Kıbrıs'taki yatırımlarına hiç bir şey olmadı, usulca yeni sahiplerinin eline geçti. Nadir'in geri kalan hikayesi ise uzun. Viki'den falan öğrenirsiniz.



Erol Simavi'nin önce Gırgır ve Furt dergileri elinden alındı Bu dergileri, daha sonra iktidara muhalif en önemli gaztesi Sözcü'nün (daha sonra Gözcü) sahibi olacak Ertuğrul Akbay'a sattı. Akbay'da Gırgır'da temizlik yaptı. Oğuz Aral başta olmak üzere,  pek çok kişiyi dergiden uzaklaştırdı. Gırgır dergisi, gerçek bir efsanedir. Bir ara onun üzerine tek başına yazı yazmalıyım. Burada şunu demeliyim ki Gırgır,  yetmişler ve seksenlerin en çok satan ve en etkili dergisiydi. Nüfusu kırk milyon olan ülkede satışları bir ara yedi yüz elli bine çıkmıştı. Ağırlıklı olarak karikatür ve siyasi hiciv olmakal beraner, çizgi roman da yayımlıyordu ve içinde Galip Tekin gibi çok aykırı bazı çizerleri de  çizeri de barındırıyordu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/07/galip-tekin-bizim-kusagmza-islemis.html)  Gırgır yıkıldı zira kendisi muhalif gençliği şekillendiriyordu. Oğuz Aral, Gırgır'dan sonra Avni diye bir dergi çıkardı. Lakin çeşitli sebeplerden tutmadı, bir kaç ay sonra kapandı. Doksanların en çok satan haftalık dergisi, gene bir karikatür dergisi olan Leman oldu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html) Leman,  o dönemde feminizm, LGBT-T hakları gibi konularda ilk defa konuşan yayındı. Üniversitelerde açık ara en çok okunan yayındı. Leman dergisi, 95-97 arasında Isparta'da perşembe günü çıkar, pazar günü biterdi. Leman'ın aylık çizgi roman dergisi Lemanyak ayın onu gibi biterdi. Leman bu süreçte çok solculuk yaparak, muhalefete muhalefet ederek sisteme hzmet etti. Dergi sadece karikatür dergisi değildi. (Gırgır'da öyle değildi.) O zamanlar en çok okunan yazarı Cezmi Ersöz'dü ve bu yıllarca Cezmi'nin kitapları da çok satardı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2016/09/okunmasi-gereken-on-bin-kitap-2-cezmi.html) Leman, açıkça ÖDP (Özgürlük ve demokrasi partisi)'ne oynadı, sonra reklam almayan şirketken Lemanmobil adı ile Turkcell'e hizmet etti. İçinden bölünenler Penguen , Uykusuz  gibi dergiler çıkardı. Derginni gözde yazarlarından Cezmi Ersöz rezil olarak ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/12/zor-gunlerin-duskunleri-when-you-walk.html), Nihat Geç ise delirerek (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html) bitti. Leman yıllarında HDP (Yeşil Sol Parti) sempatizanı olan Nihat Genç, Ulusallaşarak, muhalefete muhalefet odağı haline geldi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html) 

Bütün bu operasyonlar sonucunda medya organları, bir kaç holdingin elinde toplandı. Fakat bir sorun vardı, özellikle yazılı basın öyle herkese ulaşmıyordu. Patronlar, medyayı yeniden şekillendirmeliydi.