medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2025 Pazartesi

MUHALEFETİN MEDYASIZLIĞI VE GÜÇSÜZLÜĞÜ



Şu anki iktidar partimiz ve reisi, 2010'a kadar , tam olarak da 12 Eylül 2010 Yetmez Ama referandumuna kadar gayet demokratikti. O kadar demokratikti ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna siyaset karışmasının amacının demokrasi olduğu, toplumun öneml, bir kesimine benimsetilmişti. Bu süreçte iktidarın hedefinde iki şey vardı, Cem Uzan ve medya. Uzan ailesi ve Rumeli Holding'in önemli bir medya gücü de vardı. Uzan Holdingin batan bankaları sebebi ile TMSF aracılığıyla parça paça canlı yayınlarda  satıldı. Uzanlara saldırı, tüm servetlerine çökülünce de bitmedi. Yıllarca gazeteler, internet siteleri, o meşhur, Cem Uzan'a Hapis Şoku manşetlerini attı. Diğer hedefte medyaydı. O dönemde medya çoğunlukla Aydın Doğan holdingin elindeydi. (Kurtlar Vadisi'nde Davut Tataroğlu olarak karikatürleştirilmiştir. Aydın Doğan, Kırım Tatarı kökenlidir.) Aydın Doğan, gazete, dergi, radyo ve televizyon  kanallarındaki muhalif kişileri önce yavaş yavaş, 2006'dan sonra da hızla muhalif gazetecilerden temizlendi. Bu temizlikte çok sessizce olmadı. Büyük ölçüde gazetecilerin aşağılanması ve tüm kamuoyuna rezil ederek yapıldı. Meşhur, Ergenekon kumpasının bir ayağı da gazetecilere yönelikti.

2002'den itibaren medya o kadar çok CHP aleyhtarı olmuştu ki 2005'de Halktv kuruldu. Gezi olaylarına kadar da güdük kaldı. İktidar partisinin yetmez amaya kadar halkı özgür bırakmak zorunda kalınan yıllarda,  sosyal medya gelişti. Teknolojinin aşırı hızlı geliştiği çağda yaşıyoruz. Seksenlere Türk toplumu için internet, bilim kurguydu. İki binlerde facebook önce zorunlu, sonra demode oldu. Kamuoyu  da şimdilerde x.com olan Twitter'a kaydı. Klasik medyayı ele geçiren iktidar, Gezi'ye kadar bunu kaçırdı. Gezi'den sonra, halen çok etkili olan klasik medyanın yardımıyla hızla yeni medyaya alıştı. Bot hesaplar ve trol ordusu devreye girdi. Sonra iktidar, zaten 1989 SHP yerel seçim zaferinden beri klasik meedyada artış içerisindeydi. Bir kısmı Marksist-Lenininst ve diğer sol fraksiyonlardan olup, SHP-CHP'yi az solcu bulan, CHP, Sosyalist enternasyonelden çıksın diyenlerdi. Yetmez amacı, CHP=MHP diyen liboşlar vardı. Gezi'den sonra CHP'yi az Atatürkçü bulan ırkçı-faşist ve Avrasyacı tipler çıktı.

Söylemezsen olmaz, son günlerde çıkan Nefes adlı gazetenin de amacı bu gibi. Kağıt gazeteler giderek ölmekteyken, bir kaç ünlü köşe yazarı ile gazete çıkarmanın amacı, bir seçmen bastırma (adam kazandı) oyunu oynamaktır. Yeni Yüzyıl (Binyıl) gazetemsinin son günlerde maskesi düştüğü gibi maskesi düşecektir.

Son günlerde CHP'nin kırmızı kart kampanyası ile alay edenler var. Oysa 1989'da SHP; süpürge ve limon gibi sıkılacak mısınız kampanyaları ile başarılı olmuştu. O zaman basın bu kadar da yandaşlaşmamış, muhalefete muhalefetlikte bu kadar yaygınlaşmamıştı.

25 Ağustos 2024 Pazar

MEDYA İLE HALKI ŞEKİLLENDİRMEK NE KADAR MÜMKÜN?



 1980-85 yılları arası çocuk hikayelerini doktora tezi yapan bir akademisyen, hikayelerin yüzde sekseninden fazlasının ana-babasının sözünü dinlemeyen çocukların canının yanması, başının belaye girmesi olduğunu tespit etmiş. Tam da benim neslime gelen kitlenin çoğunun ısrarla reisçi olmasının sebebi de budur.  Ben de Alevi ve Kürt bir aileden geldiğim için solcuyum ki, ben ve benim gibi pek çok kişinin lise yada üniversite de Ülkücü takılmışlığı vardır. 12 Eylülün halkı şekillendirmesini uzun uzun yazmıştım, bu yazıda ondan bahsetmeyeceğim. Bunu günümüzde ve şu an bile nasıl yapıyorlar, onu anlatacağım. 

12 Eylülün  operasyonunun etkileri, bizden sonraki, özellikle doksanlar ve iki binlerin seçmen olması ile azalmıştır. Gezi isyanını yapan da, bizim nesil gibi yeterince eğitilmemiş y kuşağı yaptı. Bu nesil, özellikle internetle yeni tanışan nesil, iktidar ve merkez  medya propagandalarına karşı daha dayanıklı, ama medyada halen iktidar araçları çok baskın ve herkesi bir şekilde etkileme gücü var.

Klasik medya araçlarını zaten biliyorsunuz. Dünyanın çoğu ülkesinde iki buçuk holding, klasik (internet öncesi radyo-tv-gazete vs) medya araçların kontrol eder. Güç el değiştirince, medya da el değiştirir. Medyanın gücü yoktur, gücün medyası vardır. Peki ya sosyal medya? Araştırmalar, X (Twitter) 'ın sağcı mesajları daha çok öne çıkarıyormuş. Aslında tüm sosyal medya yapay zekalarının böyle özelliği var. En çok kullanılan uygulamalar ve siteler, bir kaç büyük şirkete ait. 

1999 yılında Şehriban Coşkunfrat cinayeti sonrasında kopan fırtınanın sebebi, Satanizm değildi; fanzin dergilerin kapanması ve baskılanmasıydı. Çoğu fotokopiyle üretilen bu dergilerin minik okur kitleleri de oluşmuştu. (Bu okuduğunuz blog gibi düşünün.) Çoğunlukla İstanbul, Kadıköy'de, Akmar pasajı ve civarında satılıyorlardı. Yılanın başını daha küçükken ezmek için bu olayı fırsat bildiler. Medya, kendine alternatifi  istemez.

Alternatif medyayı tamamen boğmak, hele biraz serpildikten sonra çok zor, hatta imkansız hale gelir. Osmanlının yüz yıllarca matbaayı yasaklamasının sebebini, hattat odasının muhalefeti sanmak; birinci dünya savaşında, Almanlar yenildiği için yenilmiş sayılmamız kadar büyük bir yalandır. Matbaanın gecikmesi, Osmanlı'nın yıkılış nedenlerinden olduğu kadar,  Osmanoğlu hanedanlığının tahtta kalış nedenidir. Türkler arasında yeni bir hanedanlık çıkmamış, çıkan isyanlar hanedanlığı değiştirmemiştir. Çünkü hanedanlığı değiştirecek yada yerine cumhuriyet veya benzeri bir rejimi getirecek ideoloji oluşmamış, isyanların pek çoğunda hanedanlığı değiştirme amacı güdülmemiştir. Böylesi isyanlar ancak Alevi dergahları merkezli ve İran destekli olarak çıkmış ama din, aynı zamanda kimlik de olduğundan, başarılı olma şansı yoktu. Buna karşın saltanat sülalesi değiştiremeyen muhalefet, padişah değiştirmiş, otuz altı Osmanlı padişahından üçte biri, yani on ikisi tahttan indirilmiştir. Yani aynı aileden, kimin padişah olacağına, çoğu kez aile karar veremiyordu. Vakayı Hayriye'ye kadar Yeniçeriler baskındı. Hatta hem devletin, hem de Yeniçeriliğin ilk kurulduğu yıllarda, 1389 Kosova savaşında, Padişah 1. Murat öldürüldükten sonra, şehzade Süleyman tuzağa çekilip, öldürülerek, Yıldırım Bayezid, padişah ilan edilmişti.

Bu padişah değişikliklerinin tamamına yakını, İstanbul merkezli ve devlete yakın güçlerce yapılıyordu. Halkın isyanları ideolojisiz, sadece yağma ve devletle pazarlık amaçlıydı. Dönemin medyası divan şairleri ve halk ozanlarıydı. Lakin tüm engellemelere rağmen teknoloji ve modernlik, Osmanlı'ya da geldi. Osmanlı'da matbaayı kontrol etmeye karar verdi, daha doğrusu çalıştı. Özellikle 2. Abdülhamit,  ağır bir sansür ve yasaklama politikası uyguladı. Muhalif basın da yurt dışında, Avrupa ve Mısır'a yuvalandı. Gazeteleri de, kapitülasyonlar nedeni ile Osmanlı polisinin giremediği Avrupa devletlerinin postanelerine gönderdi. Halide Edip Adıvar,  Sinekli Bakkal romanında anlatır. İtalyan postanesine gidip, gazeteyi almak, yürek istemektedir çünkü herkes mimlidir. Beden işçisi bir arkadaşlarını ikna ederler, o da kara çarşaf giyip, İtalyan postanesinde, Paris'te basılış gazeteleri alır. Ancak çıkışta, kestane aldığı seyyar satıcı, sivil polistir. Kıllı, kocaman ellerden şüphelenip, arkadaşlarına bildirir. Sivil polis ordusu, bir köşede kıstırıp, sarkıntılık etme bahanesi ile çarşafı kaldırır ve adamı yakalarlar, sonra da şebeke çöker. Muhtemelen bu olaydan sonra çarşaf giymek yasaklanır, bu yasak, 2. Meşrutiyetin ilanıyla kalkar. Şener Şen'in oynadığı ve Abdülhamit-2. Meşrutiyet devrinde geçen Değirmen filminden bir sahne vardır. Taraflardan kıdemli olan, kıdemsizi dinler ve matbuat yasağı oyun deyip, durur. Deprem haberine matbuat yasağı koyacakken, çok geçtir. Telgraflar haberi alan bir gazete,  çoktan haberi basmıştır. 

İşte Osmanlı'ya gazetenin, Türkiye'ye özel radyo ve televizyonların geç gelme sebebi buydu; teknoloji gelişince,  sansür koymak zor, neredeyse imkansız oluyor. Fanzin dergiciklerin daha doğmadan, Satanizm suçlamasıyla linçlenmesinin sebebi de buydu.

Benzer bir durum, sosyal medya için yaşanıyor. Onu da engellemenin imkanı yok ve daha zor. Siteleri ve uygulamaları  engelleseniz bile alternatifleri yada VPN gibi farklı ulaşma yolları var. Gelecekte uydudan Roj tv izleme yada Erivan radyosundan Kürtçe müzik dinleme gibi, yabancı ülkelerin uydu yada uzun dalga vericileri ile internete bağlanmak mümkün olabilir. Starlink şirketi bu işin altyapısı değilse de, öncülü olabilir. İnterneti tamamen kapatmak, tüm klasik (radyo-tv-gazete) medyayı kapatmaktan daha zor. Çünkü bu seferde her türlü haberleşme, alış-veriş, devlet ve resmi işlemleri de kesmiş oluyorsunuz.

Sansürün imkansızlığını gören egemen güçler, çoğunluk veya baskın olarak kontrol etmeye çalışır. Bunun için büyük paralar harcar. Basın kuruluşları aslında çok para kazanan kurumlar değildir, hatta pek çoğu zararına  çalışır. Çoğu kez ilk hedef, kendini döndürmesidir. Zaman gazetesi, son on yılında çoğunlukla bedava dağıtılıyordu. Okullarda müdür ve müdür yardımcılarına, buna benzer kamu kuruluşlarındaki yöneticilere istemeseler de gönderiyorlardı. Avukat yazıhanelerinin, doktor muayenehanelerinin, dükkanların kapılarının altlarına mutlaka sıkıştırılıyordu. 17-25 Aralık operasyonlarından sonra esnaf, bir hafta kadar bekledi. Sonra Zaman gaztesi dağıtıcılarını kovmaya, tarikat evlerine bağışları kesmeye başladı. 2002 seçimlerinden sonra Cem Uzan,  mitinginden şerefsiz başbakan diye bağırınca, haberi yayımlayan kanalları bir ay kapanma cezası aldı, başta ana kanalı olan Star olmak üzere. O zamanlar Uzan grubunun, yabancı müzik klipleri yayınlayan, İngilizce isimli bir televizyon kanalı vardı. Bu kanal bir ay boyunca Türkçe haber bülteni yaptı. Star haber bürosu olduğu gibi bu kanala taşındı bir ay boyunca. O zaman, haber bülteninin, sadece haber bülteni olmadığını anladım. Yabancı müzik klipleri yayını yapan bu kanaldaki haber bülteni, reytingleri çok düşürmüştür muhtemelen.

Medya kanalarının asıl sahibi olan reklam verenler için de durum benzer, hata aynıdır. Bir medya kanalının sadece ürünlerini tanıtmak için desteklemezler. O medyanın siyaseti ve toplumu şekillendirmesi için de desteklerler. Halk bunu istiyor sözleri tamamen palavradır.  Bazı dizilerin azıcık reyting  düşmesinden sonra yayından kaldırıldığında,  halk bunu istemiyor deyip, dururlar. Oysa pek çok dizi,  özellikle mafya dizileri, uzun süre düşük reytinge dayanmıştır. Bu tür dizilerin atası olan Deli Yürek, bir buçuk yıl kadar düşük reytigle devam etti. Kurtlar Vadisi bile, Kurtlar Vadisi Pusu'dan evvel,  Kurtlar Vadisi Terör diye, dört bölüm başarısız bir seri oldu, buna rağmen yeni seri yapıldı. Çarpışma denen zırvalık bile yirmi dört bölüm sürdü.

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/carpisma-ve-diger-mafya-derin-devlet.html

Toplumu şekillendirme bazen çok sinsidir. Doksanların ve iki binlerin sözde solcu Radikal gazetesi, Ramize Erer'i, bir karikatürü yüzünden o gün kovmuştu. Karikatürdeki kadın, ilk üç karede, derdini anlatmak istediği erkeklerin sarkıntılığına uğruyor,  dördüncü karede bir kadına bu durumu anlatıyor, kadın da, bazı şeyleri kadınlarla dertleşmesi gerektiğini söylüyordu. İşin ilginci aynı karikatürist, otobüs firmasının seks ihtiyaç molası vermesi ile ilgili karikatür yapmış, hatta otobüs firmasının adı yüzünden Trakya halkının tepkisini çekmiş, buna rağmen yayına devam etmişti. İşin gerçeği gazetenin görünüşteki sahibi Aydın Doğan, asıl sahibi FTÖ'ydü. Amacı da siyasal İslamın ve tarikatların yükselişine, neoliberalizme ve özelleştirmelere, solcuları ikna etmek yada ikna etmiş gözükmekti. Buna  rağmen Feminizm ve kadın dayanışmasına karşıydı. Gezi isyanı sırasında da açıkça iktidardan yana oldu, hatta gazetenin yayın yönetmeni İsmet Berkan, meşhur Kabataş görüntülerini gördüğüne dair yalan beyanat verdi. Mine Gökte  Kırıkkanat (O zamanki soy adı Saulnier, Fransız kocası sebebi ile) ve Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu'yu kadrosuna katarak, kendini uzunca süre kamufule etti. 17-25 Aralıktan sonra iktidara yanladı çünkü Aydın Doğan, bu çatışmayı kimin kazanacağını biliyordu. Asıl oyun kurucu oydu.  Daha doğrusu TÜSİAD. 12 Mart, 12 Eylüll, kazanan, servetini katlayan hep TÜSİAD üyeleri oldu.

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/12/teflon-tusiad-ve-teflon-kaplamalari.html

Günümüzde sosyal medya ve trolcülüğü de benzer şekilde işliyor. Sadece siyasi kişiler değil, insanların alışkanlıkları da değiştirilmeye çalışılır. Mesela meşhur Ekşisözlük'ü ve bazı başlıklarını ele alalım. Doktorların dayağı hak ettiği yada  öğretmenlere yaz tatilinde maaş verilmemesi gerekliliği üzerine başlıkların ve yazıların hepsinin sebebi psikopatşık yada çocukluk  travması değildir. Devlet memurlarına düşmanlık, kamu hizmetlerine düşmanlık, yıllardır sistematik olarak devam ediyor. Hem Ekşisözlük'te, hem  Uludağsözlük'te, hem de diğer sosyal medya platformlarında bu tür paylaşımlar artıyor. 

Medya araçları toplumu etkilese de, bu etkinin sınırları vardır çünkü insan düşünen bir varlıktır. Düşünmekye, sorgulamaya ve keşfetmeye sebep olur. Eğer medya ile halkı sonsuza kadar kandırmak mümkün olsaydı, insanoğlunda hiç değişim olmazdı. Tarihteki her iktidar,  eğitim ve medya yolu ile iktidarını sabitlemek istedi. Milat öncesi iktidarlar da buna dahildi. Yazının yaygın olmadığı ilk çağlarda, dini alanlar, ibadethaneler, en yaygın genel toplanma yeri, din adamları da propagandacılardı. Saz çalan ozanlar, şairler, eskinin ciddi propagandacılarıydı. Önemli mevkilerdeki kişiler, şair ve saz aşığı (ozan) korur, onları maaşa bağlardı. Fatimiler, Şii ilahiyatın gelişimi için El Ezher üniversitesini kurdu. Mısır'da iktidar değişince,  El Ezher, Sünni ilahiyatın merkezi oldu. 

Eğer bir toplumda, keşif alanları çoksa (bu  toplum kavramı farklılaşabilir. Örneğin Z kuşağı, benimde mensubu olduğum Boomer kuşağına göre bambaşka bir kuşaktır) bu şekillendirme çabası ters tepebilir. Benim neslim, haftada 1 saat zorunlu din dersleri ile dindar oldu demiştim, daha önceki yazılarımda.  Oysa şimdi düşününce, bizden önceki kuşağa göre daha az dindar olduğumuzu anlıyorum. Benim gibi kırkından sonra dinsiz olanlar da çok Bu nesilde adeta patlama yapıyor dinsizlik. Diğer konularda da iktidarların çabaları sık sık ters tepiyor. Sadece din değil, her konuda öğrettiğiniz bilgilerin yanlışlığı bir gün illa keşfedilir.

https://onbinkitap.blogspot.com/2024/05/serbest-kesif-yolu-ile-ogrenme-1.html

3 Ocak 2024 Çarşamba

2002-2010 BASIN DESTEKLİ YALANCI CENNET



 İktidarın 2002'den önce Türkiye'de ayakkabu bile yoktu gibi yalanlarının arkasında ilk yıllarında yaşattığı basın destekli yalancı cennet gelir. Bu dönem o kadar da aman aman bir refah dönemi değildi. Öyle hatırlanmasının bir sebebi doksanlardaki ekonomik krizden sonra gelmesi ve basının da bolca pembe haberler yaymasıydı. Bu dönemde iktidar partisi, Aydın Doğan hariç, basını ele geçirmek ve Cem Uzan'ı ve Uzan ailesini yok etmek için uğraştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html)  (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html) Cem Uzan ise dolar milyarderi olmasına güvenip, TMSF'ye borcunu ödemeyince tüm servetinden (yada göz önünde olan tüm servetinden) oldu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/10/cem-uzanin-tmsfye-borcu.html) O yıllarda iktidarın elindeki para bolluğunun sebebi, TMSF'nin tahsilatları, özellikle de Uzan ailesinin Rumeli holdinginin müsedderesiydi. Onlarca tekevizyon ve elliden fazla tadyo kanalı vardı Uzan ailesinnin. Üzerine on dört çimento fabrikası, Berke barajı ve daha neler neler... Cem Uzan, yakın tarihlerde verdiği bir röportajda Telsim (şimdilerde Türkiye'de Vodaphone) ile Berke barajının, Koç ve Sabancı holdinglerin toplamından fazla olduğunu söylemişti. Bana buiddianın doğruluk ihtimali çok da düşük gelmemektedir (yemin edemem), genelde sadece Türkiye ve KKTC'de (Orada halen Telsim adı ile iş yapıyor) olduğu zannedilir. Oysa ona yakın yada fazla ülkede de GSM Operatörlüğü yapıyordu Telsim. Uzan ailesinin en kıymetli varlığı ise medya gücüydü. Bu medya gücü sayesinde, Uzan ailesi ülkemizde ve dünyada onlarca kişi ve kurumu dolandırmışken, kendine ait olanlardan gayrı medya kendsine düşmanken, yüzde yedi üzerinde oy almıştı. Cem Uzan'ın ülkeyi terk etmesinin ardından da aleyhine kampanyalar artarak devam etti. İktidar yanlısı gazeteler ve haber sitelerinde o kadar çok Cem Uzan'a Hapis Şoku manşeti atıldı ki, bir ara espirileri yapıldı. Bütün bunlara rağmen Cem Uzan'ın, şaka amaçlı da olsa, ciddi bir fan kitlesi var.

Bu dönemde AKP iktidar olmuştur ama reisin deyimiyle muktedir değildir. Bu yüzden 2002'deki harekatın yeni bir safhaya geçmesi gerekmetedir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/turk-medyasinin-2002-harekati-akp-nasil.html) Seçimi kazanması, Atatürk kazanımlarını geriletmesi için yeterli değildi. İnsanları özelleştirme, neoliberal politikalr ve tarikatlar üzerine sakinleştirmek gerekiyordu. Tam da o zamanlar, sihirli bir kelime keşfedildi yada icat edildi: Sivil Toplum Örgütü. Hatta o yıllarda, halen okumadığımı itiraf edeceğim bir kitap çıktı, Sivil Örümceğin Ağında. 2010 referandumu yaklaşırken Yetmez Amacı olacak Aydınlar vesair, bu yıllarda Sivil Toplum diye tarikatları övdüler. Aslında bu işi doksanlı yıllardan beri yapıyorlardı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-7-yetmez-ama-evetcilik.html) Bu dönemde de bol bol tarikat övgüsü, özellikle de Fetöcülük övgüsü vardı. Genelde tarikat yeriğne cemaat, tarikatların yan kuruluşlarına da sivil toplm örgütü deniliyordu. Bu dönem, 2006 seçimleri öncesi ve sonrası diye ayrılabilir. 2006 seçimlerine  kadar Siyasal İsşam, Atatürkçülüğe zarar vermez söylemi, 2006'dan sonra yavaş yavaş Atatürkçülüğü faşizm olarak gösterme çabasına döndü. Bu dönemde de ana operasyon gazetlerei Radikal ve Yeni Yüzyıl (Yeni Binyıl-Taraf )'dı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/nilufer-golenin-korosuradikal-yeni.html) Bu dönemde Aydın Doğan, medya gücüyle iktidara hem destek verdi, hem de satışa hazırladı. Aydın Doğan yayın grubunun pek çok yayını, özellikle Hürriyet gazetesi,  2002'deki hali ilde Demirören grubuna satılamazdı. Hürriyet gazetesi başta olmak üzere gazetesinin önce ekonomi, sonra haber servisini değiştirdi. Sonr da başyazarı Oktay Ekşi'den başlayarak yazarlarını. Haberleri giderek daha fazla iktidarı över, umut dağıtır hale geldi. 15 Temmuz'dan sonra da ilk fırsatta devretti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/aydin-dogan-kimdir.html) Bu dönemin en başında itibaren basının muhalefete muhalefeti o kadar yoğundu ki, CHP'nin o dönemin CHP genel başkanı Deniz Baykal'ın girişimi ile 2005'de Halk TV kuruldu. Yerel solcu radyolar, birer ikişer lisasnlarını kaybedip, tarikat ve dini radyolar olmaya başladılar. Halk TV ise, gerçek anlamda reytingler alması için 2013 Gezi isyanının başlaması gerekti.

Bu dönemde medya kuruluşlarının tek tek hikayesi uzun sürer. Hemen hepsi yavaş yavaş iktidar yanlılarının eline geçti.

Basını ele geçirme çabaları, siyasal İslam'ı (ne demekse) hoşgörülü gösterme çabaları ile beraber gidiyordu. İktidarın ilk yılları pek çok açıdan çok özgürlükçüydü. Rock festivallerinin alası bu dönemde yapıldı. Hatta Münih Ekim şenliklerinin bir taklidi olan bira festivalleri bile yapıldı. LGBT dernekleri bile ilk defa o zaman açıldı. Doksanlar boyunca süren Kürtçe üzerindeki baskı yavaş yavaş kalktı. TRT  ilk defa Kürtçe klip yayımladı. Servet Kocakaya'nın Şilele türküsüydü. Ardından da yerel televizyonlar Kürkçe müzik yayınlarına başladılar. 

Bütün bu özgürlük havasına rağmen iktidar, gelecekteki baskı rejiminin de işaretlerini veriyordu. Daha ilk günlerden, kamu misafirhane, otel ve restoranlarında alkol satışları birer-ikişer kapandı. TÜBİTAK'ın Bilim ve Reknik dergisi Charles Darwin'in iki yüzüncü doğum günü konulu bir sayı yapmaya kalkınca, iktidar da ilk defa cidden kendisini gösterdi. Kapağında Darwin'in resimleri olan dergi toplatıldı. Kurumun başkanı alel acele görevden alınarak, şimdilerde olmayan Atatürk Orman Çiftliği Hayvanat bahçesinin (orası 2013'de kapatıldı) müdürü yapıldı. Gene de iktidar asıl darbeleri için 2010 Yetmez ama evet referandumunu bekleyecekti.

Dönem, özellike paradan altı sıfır atılmasından sonra (o sıfırlardan biri geri geldi, ikincisi de gelmek üzere) kısmen refah dönemiydi. Maaşlı insanlar doksanlardan daha müreffehtiler ama seksenlerin seviyesine ulaşmadılar. Özellikle memur ve emeklilerin refahı, seyyanen zamlar ve torba yasalarla ince ince tırpanlandı. Aydın Doğan medyası başta olmak üzere holding medyaları, sihirli yüz bin ve on bin rakamları ile halka umutverdi. Bunlar manşetten yada ilk haberden umutlar değildi. Genelde gazetelerin ve internet sitelerinin  köşelerinde yayınlanıyordu. Norveç, İsviçre yada Kanada yüz bin Türk işçi alıyordu. (Kanada genelde Türkiye'den göçmen alıyordu.) Bir de yavaş yavaş atanamayan öğretmen sayısı artmaya başlamıştı. Basında da sık sık Güne Kore'nin (Dünyada öğretmenlerin en çok kazandığı ülke) yüz bin Türk işçisi alacağı haberleri çıkıyordu sık sık. Bu sihirli yüz bin rakamı arada bir turist olarak da görülüyordu medyada. Norveç,  Brezilya, Katar yada benzeri Arap ülkelerinden yüz bin turist gelecek haberleri yapılırdı. Aslında bu yalanlar, şu anki iktidardan önce de vardı. 2001'de Çin, Ukrayna'dan biraz hurda, biraz yarım kalmış, Varyag uçak gemisini satın almıştı. Devasa ve motoru olmayan uçak gemisi, römorkörler ve çelik halatlarla çekiliyordu. Boğazlardan geçişi ve Çin'e kadar gidişi riskliydi. Nitekim, Bozcaada açıklarında zincirinden kopup, Ege denizinde sürüklenmişti de zor bela yakalayıp, tekrar çekmeye başlamışlardı. Geçiş iznine karşılık yüz bir Çinli turist vaat edilmişti diye hatırlıyorum. Bunun bir de sihirli on bin işçi versiyoru vardı. Kömür çıkan her yer ile ilgili olarak termik santral kurulacağı ve en az on bin işçinin çalıştırılacağı haberleri yayılırdı. Bir de Yozgat , Konya, Kırşehir veya her hangi bir İç Anadolu ilinde, uranyum, lityum veya beneri değerli maden bulunduğu ve ve en az on bin işçi işe alınacağı haberleri çıkardı. Bir de yeni petrol rafinerileri kurulur, rafinerilere on biner işçi alınırdı. Bunlar damlatma cinsinden küçük haberlerdi ama okuyanların içine hep bir iyimserlik yayardı ve aslında bakılırsa yalan olduğu kabak gibi belli haberlerdi.  Burada Goebbels ilkeleri devreye girer. Sürekli yalan söyle, ısrarla ve yüksek sesle yalan söyle, yalanın açığa çıkarsa, daha büyük yalan söyle. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html) Bu dönemin en büyük yalanı, İstanbul Maslak'da büyük bir finans merkezi kurulacağı, hatta buranın Londra finans merkezine rakip olacağı, bunun için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının merkezinin Ankara'dan İstanbul'a taşınacağı haberleriydi. Bu hayale göre İstanbul'da, bankacıların LİBOR dediği bankalar arası para değişim piyasası gibi bir piyasa kurulacaktı. (Dünyada, bankalar arası borç verme işleminin üçte biri Londra'da yapılır) Aslında iki binli yıllarda iktidarın nice nice planları vardı. En başta Avrupa Birliğine girecektik, hatta girmiştik de, muamele işlemleri gecikmişti. Gündüz vakti havai fişekler patlatarak kutlama bile yapmıştık. Şimdiki Z kuşağı o günleri bilmiyor tabili.

Bütün bunlar, Aydın Doğan'ın da dahil olduğu medya desteği ile oldu. Bu destek, hem demin bahsettiğim uydurma haberler ve penbe tablolarla çizilen mutlu gelecek resmi, hem de sahte anketlerle ilgiliydi. Özellikle 2006 seçimlerinden az önce, Hürriyet gaztesinin, her iki kişiden biri diye manşetten verdiği anketin sahte olduğu, Reis ile Fetö'nün arasının açıldığı 17-25 Aralık 2013'den sonrasında ortaya çıkmış, hem Fatih Altaylı, hem de Ertuprul Özkök bunu itiraf etmişti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/05/ertugrul-ozkokun-hurriyeti.html) Aslında anketlerin halkı yönetmenin bir yolu olduğu çok belliydi. Alo Fatih olayında olduğu gibi (olayı Google'a bir sorun) bir iki puan oynama hep olmaktadyı. Ancak 2006 seçimleri öncesi halkı özellikle bir yönlendirme çabası oldu. Zira muktedir olmaları için 2006 seçimlerini büyük bir farkla kazanmalıydılar. 2006 seçimlerinden sonra Avrupa Birliği üyesi olma iddiaları azaldı, 2010'dan sonra da bitmeye başladı. 2006'dan sonra da Ergenekon kumpasına hazırlık çalışmaları başlandı. Yetmez amacı güruh, Atatürkçülükle faşizmi özdeşleştirme çabalarına girdi. Aynı zamanda tarikaları da övme yarışına girdiler. Bunu yaparken, tarikatların iç yüzünü bilen ve gösteren aydınların suikastle öldürülmesinin de rahatlığındaydılar. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/2002-secimlerinde-medya-manipulasyonu_28.html) Bu suikastleri anlatırken, Necip Hablemitoğlu suikastini unutmuşum. Kendisinden, ailesinden ve sevenlerinden özür dilerim. İnternetten baktığım kaynak onun suikastını atlatmıştı. Kendisi, siyasal İslamı iktidara getirme yolunda son suikast oldu ve yanılmıyorsam 2002 seçimlerinden sonra katledildi. Özellikle Hablemitoğlu cinayetinden sonra yetmez amacı liberal güruh, tarikaltlaeı ve dinci-sağcı partileri daha coşkulu desteklemeye başladı. Bunu da bedava yapmadılar, hatta ucuza da yapmadıları. Uğur Mumcu'un, UM-AG (Uğur Mumcu, Araştırmacı Gazetecilik Vakfı) tarafından gazete yazılarının bir kısmının derlendiği Paşaların Tasarrufları adlı bir kitap okudum geçenlerde. Kitapta, Ahmet  Altan'ın daha yetmişlerde devletten büyük ihaleler alan müteahit olduğunu yazmış. Marksist-Leninist Çetin Altan'ın, seksenlerin sonunda aniden liberal ekonomi yanlısı çok da şaşırtıcı değilmiş meğer. Kendisi mecliste Nazım Hikmet'i savunduğu için Adalet Partililer tarafından dayak yerken, Marksist-Leninist olduğu için hapislerde çürürken, çocukları da tarikatlarla iş yapıp, byük paralar kazanmış. Tarikatların, liberal oğulların ve Marksist-Leninist babanın da ortak düşmanı Kemalizm. Kendisi de Atatürk'e küçük burjuva devrimcisi deyip, duranlardandı.

Yakınlardal, Son Akşam Yemeği adlı filmi izlediğimde, yetmez ama evet edebiyatı olduğunu anladım. Bu edebiyatı doksanların başlarında şeriatçılığın yükselişini Gelenedeğin Direnişi diye sevimlileştirmeye başlayan Nihat Genç başlatmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html) Doksanların ortalarında Nilüfer Göle, Mahalle Baskısı kavramı ile dedikoduyu yüceltti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/nilufer-golenin-korosuradikal-yeni.html) Edebiyat dediğime bakmayın, sina filmi ve tv dizilerini de içeren bir propaganda oluşumu bu. Mesela 2009 yapımı Güz Sancısı filmi, 6-7 Eylül 1955 progromunu konu alır. Bu progrom, dönemin Demokrat Parti iktidarı tarafından planlanmış ve uygulanmıştır. Peki filmde ne yoktur? Tabi ki Demokrat Parti ve Adnan Menderes iktidarı yoktur. Filmin amacı, Demokrat Partinin suçlarını da CHP'ye ve Kemalizme yıkmaktır. Filmde, Hristiyan ve Yahudilere saldıran, Anadolu'dan yeni göç etmiş, kıyafetini ve aksanını değiştirmemiş Demokrat parti seçmenleri yerine; beyaz yakalı, Avrupa-i kıyafetli CHP seçmeni tipler vardır. Sağın tüm cinayetlerinin suçunu Ergenekon denen hayali örgüte yükleme çabasıydı asıl olan. Burada muhafazakar insanların saflığına ve masumluğuna vurgu yapılır. Seksenler sonu, doksanlar başında, Minyeli Abdullah ile başlayan İslami filmlerin seküler onayı gibidir. (Bu konular daha sonra STV-Kanal 7 dizileri oldu) 

Yetmez amacıların bu davranışları da yalancı cenneti yaratmaya bir katkıydı. Hatta pek çok insanın bu yılları daha müreffeh hatırlamasına sebep oldu. Mehmet Şimşek'in yeni maliye bakanı günlerde otobüste iki gencin konuşmasını dinlemiştim. Mehmet Şimşek'in ilk maliye bakanlığı döneminin, Türkiye'nin ekonomik açıdan en müreffeh dönemi olduğundan, her şeyin tekrar düzeleceğinden bahsediyorlardı. Karşılıklı birbirlerini onaylıyorlardı. Laflarına girmemem gerektiğini bilecek kadar olgunlaşmıştım. Şimdi bu konuşmalarını hatırlıyorlar mıdır acaba? Şu günlerde giderek artan yoksulluğumuz ve anayasayı tanımayan durumumuz, o günlerdeki yanlış kararların sonucudur. 

O dönemin tek faydası, 2010 için şirin görünmeye çalışan iktidarın, yeni kurulan sosyal medyaya yol vermesi oldu. Gezi dahil tüm gerçek muhalefet bu sosyal medyada oluştu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2018/04/osyal-medyadan-donus-yok-21-nisan-2018.html)

Şimdi yapmamız gereken, bu cehennemden çıkma yolları aramaktır.

9 Kasım 2023 Perşembe

AYDIN DOĞAN KİMDİR



 Aslında bu yazıyı daha önce de yazacaktım ama Aydın Doğan'ın bir röportajında kendisini nasıl ustaca akladığını göründe, 2002'i anlattıktan sonra Aydın Doğan'ı anlatmaya karar verdim. Okuyacaklarının vikipedia yada benzer sitelerden bulacağınız türden bilgiler olmayacak. Bu açıdan okuduğunuza değecek.

Ben olayları 1976 yılı Taksim 1 Mayıs kutlamaları ile başlatacağım. Bu kutlamalara katılımın devasalığı sağcılaır ve TÜSİAD'ı dehşete düşürdü. Hem haken Sovyetler Birliği tüm haşmetiyle olası sosyalist devrimleri desteklemek için hazır ve nazırdı, hem de işçilerin haklarını bu derece aldığı bir devlet, onlara artık fazla kar getirmezdi. Bu yüzden acele edilmeliydi. Zaten başlayan şiddet, iyice tırmanmalı, bir an önce darbe yapılmalıydı. Solcular da bu darbeyi istemeliydi. Ayrıca basın da hizaya gelmeli, grev yapan işçilerden, sosyal devletten yana olmamalıydı.

Sonuçta devlet sedtekli sağcı terör hız kazandı ve suikastler, aydınlara, yazarlara, akademisyenlere ve gazetecilere de uzandı. Bu suikastlerden en önemlilerden biri de Abdi İpekçi suikastiydi. Suikastten sonra Karacan ailesi, gazeteyi ve onunla beraber dergi grubunu yönetemeyeceğini anlayıp, Aydın Doğan'a sattı ve Aydın Doğan bir anda medya patronu oldu. Arkasından 12 Eylül darbesi geldi.

Darbe ile basının üzerine korkunç bir sansür geldi. Gazetelerin sütunlarını boş bırakması bile yasaklandı. Bu sansüre rağmen pek çok gazete, uzun süreli kapatma cezaları aldı. Bu cezalarla basın da şekillendi. Magazin basınının ve spor basınının yeri genişledi. Çünkü sansür yüzünden yapılacak haber bulamıyorlardı. (O zamanlar gazetelerin hacmi genişti, doldurmak zorundaydılar.) İnsanlar, özellikle sokağa çıkma yasaklarında (Özellikle darbe sonrası ilk aylarda, belli bir saatten sonra, galiba akşam saat 9-alafıranga saat 21'den sonra, sokağa çıkmak yasaktı.) televizyon ve radyodan haber alma alışkanlığı edindiler. Gazetelerin haberi hem bayat ( dağıtım sorunluydu ve bazı yerlere öğle vakti yada bir kaç gün sonra gazete geliyordu.), hem de sansür yüzünden eksikti.  Darbe yönetimi de televizyonu kullanarak halkı güzelce yonttu. Halkı, suçluluk duygusu ile yönetti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylul-un-sucluluk-duygusu-egitimi-12.html)

Bu süreçte yazılı basın büyük ölçüde tiraj kaybetti.  Bu tiraj kaybı, kupon savaşlarına kadar sürdü. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/kupon-savaslarinin-asil-nedeni-2002.html) Bu süreçte Simavi ailesi üzerinde baskı oldu. Sedat Simavi'nin  iki oğlu, iki ayrı basın grubunun başındaydı. Erol Simavi, Hürriyet gazetesi ve ona bağlı diğer yayınların başına geçmişti. Kardeşi Haldun Simavi ise, Günaydın gazetesi ve ona bağlı yayın kuruluşlarını kurdu. 12 Eylül ve TÜSİAD, her ikisini de istemiyordu.

Günaydın gazetesinin hikayesi başka. Biz Aydın Doğan'a dönelim. Hürrdu.iyet gazetesi, seksenli yıllar boyunca zayıfladı. Aslında genel anlamda Simavi tipi medya patronluğu zayıflıyordu. Kapitalizm için yeni model medya patronları lazımdı. İngiltere'de işleri ters gitmeseydi Asil Nadir'de bu patronlardan biri olacaktı.

Haldun Simavi çabuk vazgeçti, Günaydın gazetesinin sonu çok tajik oldu ve merak eden başka kaynaklardan daha ayrıntılı öğrenebilir. Hürriyet ise, o sıralar yeni yayın hayatına başlamış ama promasyonlarla tirajı birden fırlamış rakibi Sabah gazetesi ile rekabet ve diğer başka sorunlarla uğraşıyordu. Önce Gırgır dergisini Ertuğrul Akbay'a sattı. Bu satışa tepki olarak Oğuz Aral ve ekibi dergiden ayrıldı. Fırt ise başka bir gruba satılıp, karikatürle karışık porno dergiye döndü. Bu dergilerin öyküsünü de ayrıca yazmak lazım. Teodor Kasap'ın karikatür-komedi dergiliği ne yazık ki can çekişiyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/brujuva-dergisi-leman.html )

Hürriyet gazetesi ise, Erol Simavi için, Çetin Emeç suikastinden sonra yönetilemez oldu. Emeç'de İpekçi gibi gazetenin genel yayın yönetmeniydi. Aydın Doğan, gene ölen yazı işleri müdürü ile  gazeteyi yeniliyordu. Bu yeni genel müdür, Ertuğrul Özkök'tü. Türk basınının yaklaşık yarısı elind eolan Aydın Doğan, basını liberalistleştirme operasyonunu başlatacaktı. Milliyet gazetesinin başına, Liberlizm hevesi uğruna, Cunhuriyet gazetesini iflasın kıyısına kadar getirmiş olan Hasan Cemal'i getirecekti. Her iki gazete de, özelleştime yanlısı, ikinci cumhuriyetçilerle falan dolmaya başlayacaktı. Aydın Doğan, sırf bunun için Radikal gazetesinin yıllarca zararına yayımına göz yumacaktı.

 (ttps://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/nilufer-golenin-korosuradikal-yeni.html)

2006 seçimlerinden önce de, her iki kişiden bir manşeti ile seçmenler yönlendirenlerden biri oldu. Gazete ve dergilerinden de yavaş yavaş Atatürkçüleri ve solcuları azalttı. 2006'da bunu hızlandırdı.  Oktay Ekşi ve Bekir Coşkun gibi önemli insanlar uzaklaştırılıp, Ahmet Hakan gibi siyasal İslamcılar da kadroya katıldı. Bütün bunlar iktidar partisine yetmiyordu. 2008'den sonra iktidarın reisi, onu ve gazetelerini boykot çağrısı yaptı. Başlangıçta bu boykot işe yaramadı. Hatta iktidar partisi il teşkilatları da buna pek uymamıştı. Böylesi boykot kampanyaları da çoğu kez kısa sürerdi. Oysa bu boykot, yavaş yavaş ve büyüyerek sürdü. Buna rağmen Aydın Doğan'ın iktidara desteği, 2008'den sonra da sürdü. Radikal gazetesinin yayımı yada Emin Çölaşan gibi isimlerle yolayrımı hep 2008'den sonradır.

Aydın Doğan medyasının iktidara en büyük katkısı gezi sırasında oldu. Merkez medya denen holding medyası,  biraz destekleseydi, her şey çok farklı olabilirdi. Tabi bu da Aydın Doğan ve TÜSİAD'ın ve Türkiye'yi grevsiz, hak aramasız, ucuz işçilik ülkesi haline getirmek isretenlerin işine gelmezdi. Olayların başladığı gün, saatlerce penguen belgeseli yayınladı. Buna rağmen, Gezi'yi yazan-yayınlayan personelini de yavaş yavaş şirketlerinden uzaklaştırdı.

Holdinginin tek marifeti iktidarı muhalifmiş gibi görünerek desteklemek değildi. Holding medyası, on binlerce öğrenciyi, bazen mezuniyetinden iki sene sonra bile, stajyer diye ücretsiz, hatta öğle yemeği bile vermeden çalıştırmasıydı. Hatta bunun için İstanbul'da bir lise bile kurup, Milli Eğitim'e devretti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/stajyer-emegi-somurusu.html) Kendisine ait Dışbank'ın iflasındaki şaibe iddiaları, araştırılmak bir yana, konuşulmadı bile.

Gene de beyfendiye yaranılamıyor, beyfendi Aydın Doğan'ı tehdite devam ediyordu. 17-25 Aralık yolsuzluk iddalarının da üzeri, Aydın Doğan medyasınca, mümkün olduğunca örtüldü. Bunun üzerine Fetö, Davud Tataroğlu adlı ile kötü karakter yaptığı Kurtlar Vadisinde, Yeşil (ya da öldürülen Pala yerine gelen yeni Yeşil)'i temsil eden Kara tarafından öldürüldü. (Aydın Doğan'da Kırım Tatatırdır.). O da buna, kendi kanalındaki Arka Sokaklar dizisinde, Fetöcü polis ve askerleri tutuklatarak cevap verdi. Anlaşılacağı üzere Aydın Doğan, 15 Temmuzu da, bastırlacağını da çok iyi biliyordu.  (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/carpisma-ve-diger-mafya-derin-devlet.html)

15 temmuz ve anayasa değişikliğinden sonra Aydın Doğan holdinge vergi denetimleri sıklaştı. Sonra da tüm medyasını, kitabevleri zinciriyle beraber, doğrudan iktidar kabilesinden bir holdinge sattı.

Ya da öyle mi oldu acaba? İktidar, Aydın Doğan'a karşı silah doğrulttu ama o tetiği hiç çekmedi. O da basın sektörünü bıraktıktan sonra, bankacılık sektörüne döndü ve çok para kazandı. Oysa iktidar, sırf Petrol Ofisi'nin özelleştirilmesi yada Dışbank'ın iflasından, tüm holdingi çöketrebilirdi. Dışbank olayından dolayı, daha iktidarının ilk yıllarında, ATV-Sabah grubu, Uzan Holding, Habertürk gibi TMSF aracılığı ile medyasında ve tüm holdingine el konulabilirdi. Gene bu yazı içinde verdiğim Simavi ailesi buna örnek değil midir? Asil Nadir buna örnek değil midir? Nadir'in İngiltere'de kazandığı paralarla Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ta bunca yatırım yapmasının tek sebebi vatanseverliliği değidli. Belki de bu yatırımları yaparken vatanseverlik umurunda bile değildi. Kendisi neden basına yatırım yapmış, Gırgır'dan ayrılanlarla bir karkikatür dergisi (Hıbır) bile kurmuştu? Muhtemelen İngilere'de ipini çekeceklerini tahmin etmiş, Türkiye'de destek aramıştı. Oysa kendisi bir günde harcandığı gibi, maaş verdiği, adam ettiği gazeteciler tarafından da aşağılandı. Daha ne dolar milayrderleri silinip, gitmedi ki? Kemal Okumuş ve Kemal Horzum, benim hatırladıklarım. Vlademir Putin'de iktidara gelir gelmez, Boris Yeltsin ve daha öncesinde türemiş Oligark denen milyarderlerin ipini çekti. Çok azını da biat ettikten sonra budadı.

Kendisi, sırf zarar eden Radikal gazetesini yıllarca beslemesi ile gösteriyor ki, bugünkü düzenin kurucularındandır. Bu sistemde kendisini zengin edenlerden biridir.