mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2023 Çarşamba

LEVAİTHANLA MÜCADELE VE PROPAGANDANIN GÜCÜ

 


Muhalefeti başarısızlıkla suçlarken atladığımız nokta, iktidarın elindeki korkunç propaganda gücüdür. Üstelik bu güç sadece medya (televizyon, radyo, internte ve hatta troller) da değildir. Buna insanların aidiyet duygusu yaşadığı tarikatları, eğitim sistemini ve muhalefete muhalefet gruplarını da içeriyor. Muhalefetin mesajları, halkın belli bir kesimine hiç ulaşamıyor. Devletin atadığı kayyumla yönetilen şirket, ana muhalefet liderinin propaganda mesajını sebepsiz engelliyor. Buna karşı çıkacak bir kurum da yok. 

Muhalefetin elindeki en büyük medya aracı Halktv (Fox tv, Halktv kadar etkili değil.). Onunda dizisi yada sinema filmleri yok. Tarikatlar evlere kadar gidip, siyaset yapıyor. Bundan daha vahimi, tarikatlar yaptıkları sözde yardımı ve aidiyet duygusunu da siyasete bulaştırıyor. Buna muhalefete muhalefet unsurlarını da eklersek, muhalefetin işi daha da zorlaşıyor. Türkiye'de hiç bir şey olamadıysan radikal ol zihniyeti ile radikallliğini göstermek için kolayca muahlefete muhalif olma tuzağına düşüyor. Daha propaganda sürecinin başında başlayan Kılıçdaroğlu aday olmasın kampanyası, böyle bir tuzaktı. Muhalefeti bir araya getiren liderin, aday olmaması gibi bir durum olabilir miydi? Propaganda dönemine ayak bağı olduğu gibi, sonrası içinde iktidara koz verildi.

İktidarın devasa trol birlikleri, Gezi'den bu yana iyice profesyönelleşti. Kitleler halinde muhalif taklidi yapabiliyorlar. Pek çok kişi de bu tuzağa çabucak düşüyor. Muhalefet sloganlarında, iddalarında, tekrarlarında sağlam olmalı.Kitleleri etkilemek için, propagandanın söylemlerinde sağlam olmalı. İktidarda bu var, ama muhalefette bu yok. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html )

Bir de şu varki  iktidar, 12 eylül ve çok öncesi  bir terbiyeye almış halkın üzerinde çalışıyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylulun-sucluluk-duygusu-egitimi-2.html ) (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylul-un-sucluluk-duygusu-egitimi-12.html) (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/07/12-eylulun-sucluluk-duygusu-3-kardes.html) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/07/12-eylulun-sucluluk-duygusu-5-secim-ve.html)

12 Eylül gardrop Atatürkçüsü bir siyasal İslamcı rejimdi. Alevi köylerine zorla cami yaptırma, iama hatip okullarını çoğaltma, zorunlu din dersleri, televizyonda dimn programı gibi şeyler, 12 Eylül icadıydı. Siz bakmayın o dönemde her odaya Atatürk resmi, her bahçeye Atatürk büstü politikası, her meydana Atatürk heykeli ve bol bol milli bayramlar edebiyatına. Sinsice bir Sünni İslam dayatması vardı. Türk-İslam senteciliği dönemin zorunlu dersiydi . Bu sentezden Türkçülük çıkalı çok oldu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/10/sentezden-turkluk-cikarken-tengricilik.html) Ders kitaplarının arkasındaki rengaren Türk devletleri haritası o zaman eklendi. O yılların din kültürü öğretmenleri sık sık Aleviler aleyhine sözleri ile gündeme gelirlerdi. (1993 Sivas katliamına kadar bu tür olaylar sık oluyordu.) Öğretmen olunca, bu tür olayların münferit olmadığını öğrendim. Din öğretmenleri sık sık seminerlere gider ve eğitim alırlar. Seksenli yılların sonlarından itibaren milli eğitimde yöneticilerin ve müfettişlerin çoğunluğunun din öğretmeni yapılması, kasıtlı olarak yapıldı. 2002'den itibaren de, İmam Hatip olmayan okullara, seçmeli altında değişik din dersleri (siyer, hadis vs) eklendi.

Aslında bu düzen, 12 Eylülün çok öncelerine ve bence 27 Mayıs'a kadar gidiyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/07/27-mayisi-solcu-sanmak.html ) 27 Mayıs, ilginç bir şekilde öğretmen okullarını tekrar karma yapmış (bunların bir kısmı uzun süre yatakhanesi tek başına kız yada erkek olmuştur. 2013'den itibaren de çoğu Fen-Sosyal bilimler lisesi olmuşlardır.) , buna karşın Harp okullarını kızlara kapatmış, seksenlere kadar Türk ordusunda kadın subay ve astsubay olmamıştır. Doğu ve güney doğuda 55 (elli beş) büyük toprak sahibi, aşiret ldedi, yazar vs, Sivas'ta bir kampta aylarca zorunlu ikamet edip, bir süre batıdaki bazı illere sürgün edilmişlerdir (55'ler olayı).  İçlerinde Alparslan Türkeş'de vardır ki kendisi 1944'de Irkçılık-Turancılık davasında yargılanmıştır. Herkes Ülkücülerin yetmişli yıllardan itibaren, o da solcu oldukları için Alevilere saldırmaya başladığını zanneder. Oysa ilk saldırılar 1957'de Aydın'da beş Alevi'nin öldürülmesi ile başlamış, 1961'den itibaren de sistematize edilmiştir. O yıllarda Aleviler, büyük  ölçüde sağ partilere oy vermektedir  Ortanın solu olduğunu iddia eden CHP bile sağ parti sayılmaktadır. O dönemde Komünizm daha ziyade teorik bir entel etkinliği, biraz da zavallıca propaganda çabasıdır. Oysa daha  1961'de o zamanlar CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partsi, başında Osman Bölükbaşı vardır.) komando kamplarında bin kadar paramiliter (resmi olmayan silahlı birlik askeri) yetiştirmektedir ve 1965'de b u kamplarda yetişenlerin sayısı beş bini bulmuştur. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/turk-milliyetciliginin-acinasi-hali.html) Türkiye'de Marksistlerin (yada solcuların) silahlanması 1970-71 yıllarında oldu. Sol terörü tehdit olarak algılasak bile, devletin askeri-polisi varken, paramiliter birlikler niye? Süleyman Demirel, seksen öncesi dediğimiz 27 Mayıs-12 Eylül döneminde solu öcüleştirdi. Sonra bu öcüleştirme, 12 Eylül rejimi ile devam etti. Üstelik 12 Eylül rejimi, bunu solcu olduğu belli sipikerle ve TRT, üzerine dönemin medyası ile yaptı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylul-un-sucluluk-duygusu-egitimi-12.html)

2002'de iktidara gelen AKP, önce TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) aracılığı ile medyayı, kendi yandaşı şirketlerin eline geçmesini sağladı. 1994 yılı 5 Nisan krizinden sonra Tansu Çiller, tüm banka mevduatlarına devlet güvencesi vermişti. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html) 1999 ve 2001 krizilerinde bir sürü banka arka arakya batınca, hazineye büyük bir maddi yük binmiş, bu da krizi arttırmıştı. AKP'de iktidara gelir gelmez TMSF'nin yetkilerini arttırıp, sadece o bankaların mal varlıklarını değil, o bankanın iştiraklerinin ve o bankadan kredi alan iştiraklerin mal varlıklarına da el koyma yetkisini almıştı. Fonun yöneticileri de bu yetkilerini sonuna kadar kullandı. Hatta bir geneleve bile el koydu ve sattı. (Metin Akpınar'da burdan yola çıkarak Döngel Kerhanesi diye film yaptı) Özellikle Adabank ve Türkiye İmar Bankası'na sahip olan Uzan ailesine ait bir sütü televizyon-radyo kanalı, gezete ve dergi de bu sürede el değiştirdi. Uzan ailesi, ülkenin ilk özel televizyon ve radyo kanallarını kurmakla kalmamış, 1999'da Star adı altında gazete de yayımlamaya başlamıştı. Sadece Uzan ailesi değil, diğer pek çok holding malvarlıklarına ve medya kanallarına el konuldu. Uzan ailesi ile özellikle uğraştı. Uzan ailesi medya kanalları ve para dağıtarak %7,25 oy almıştı. (Bunu yaparak ANAP, DYP ve MHP'yi baraj altı bırakarak, AKP'nin %34,3 ile tek başına iktidar olmasını sağlamıştı.)

Buraya kadar iktidarın büyük propaganda gücünü anlamış olmalıyız. Propaganda savaşın çok önemli yönüdür. (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/01/propaganda-devri-zafer-tweetin.html) Mao, zafer namlunun ucundadır demiş. Propaganda da savaşın önemli bir cephesidir ve zafer tweet yada mesajı ne ile gönderiyorsak, onun ucundadır. Tarihte büyük komutanlar, propaganda cephesini hiç ihmal etmemişlerdir. Atatürk, Sivas kongresi hazırlıklarından itibaren düzenli olarak gazete yayımlamış yada yayımlatmış, Falih Rıfkı Atay gibi pek çok gazetecinin İstanbul'da kalmasında ısrarcı olmuştur. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/02/linc-edilen-durust-gazeteci-falih-rifki.html) Moğollar, batıya doğru ilerlerken en büyük destekçileri, onların propagandalarını yapa yapa ilerleyen Mevlana gibi işbirlikçiler sayesinde olmuştur. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/08/ariflerin-menkibeleri-ve-mevleviligin.html)

Böylesi güçlü propaganda silahları olan bir iktidara karşı savaş, kararlı ve göğüs göğüse savaştır. Propaganda savaşında pek az taktiğe yer vardır. Çoğu kez taktik maktik yok, bam bam bam metodu geçerlidir. Amerikalılar, reklamın yarısı boşa gider ama hangi yarısı bilemezsin derler. Propaganda silahı olan medya kanalları terk edilmemelidir. Fidel Castro devrimi 83 (seksen üç) askeri ile kazanmadı, radyosu ile kazandı. Lenin, devrim yaptığında Bolşevik partisinin yüz milyonluk Çarlık Rusyasında on altı bin kadar üyesi vardı. Bu rakamı bizzat Lenin'in kendisi telaffuz etmiştir. Bolşevikleri iktidara getiren, Menşeviklerin iddiasına göre Almanların parası ile yaptırdıkları matbaalar ve ürettikleri yayımlardır (broşür, dergi, gazete vesair).

İktidarı devirmek isteyen muhalefet, propaganda silahlarına yatrımda cimri yada üşengeç olmamalıdır. Hedef kitleleri daima mesaj bombardımanına turmalıdır. Hedefine göndereceği mesajları daima güncellemeli ve geliştirmelidir. Mesajları tutarlı olmalı ve asla umutsuzluk içermemelidir.

25 Haziran 2023 Pazar

LEVİATHAN'A MUHALEFET 2-KUTSALLA İNANCIN GÜCÜ

 


Laiklik, ana vatanı Fransa'da bile anaysaya 1905 yılında girebilmiştir. Yani ihtilalden (1789) 116 (yüz on altı) yıl sonra. Fransa, devrim karşıtı hareketlerin ilk şokunu devrimden dört yıl sonra, 1893 yılında, büyük köylü isyanı ile tanıştı. Bu isyanı roman yapan Victor Hügo, o yılı, tüm Avrupa, Fransa'ya karşı, Tüm Fransa'da Paris'e karşı diye anlatır. Bu yıl Fransa'da terör döneminin de başlangıcıdır. Fransa'yı ve bütün Avrupa'yı şok eden olay, köylülerin feodal derfebeyleri için isyan etmesidir. O derebeyleri zamanında köylülerin karılarının bakireliğini alma hakkına sahiptliler. 1995 yapımı meşhur Cesur Yürek filminde bu olaya değinilir. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/braveheart-cesur-yurek-filmi.html ) Fransa'da aristokratların tüm ayrıcalıklarının kaldırılması 1910 yılını bulmuştur. Soylular ve kilise, sıradan halk için kutsal kavramlardı, en azından taşrada yaşayanlar için.

Taşra demişken, pagan kelimesi Latince köylü ya da taşralı demekmiş.  Hristiyanlığın ilk yayıldığı yıllarda kırsaldaki insanlar, eski dini inançlarını değiştirmemekte, inançlarını değiştirse de eski tören ve alışkanlıklarını değiştirmemekte inat etmiş.  Bu yüzden pagan kelimesi zamanla anlam değiştirmiş. Bugünde durum çok farklı değildir. Bu günümüzde de böyledir, sadece din değil, siyaset alanında da böyledir. 1995 genel seçimlerinde DYP (Doğru Yol Partisi ) İstanbul'da dördüncü partiyken, Isparta ve pek çok taşra şehrinde açık farkla birinci partiydi. Siyasi yaşamda bütün değişimler, büyük şehirler ya da ticari merkezlerde başlar. Taşra inançlarına daha sadık, değişimlere daha dirençlidir.

Din, siyaset açısından hep kullanılışlı olmuştur. Dünyada en uzun süren medeniyet, Antik Mısır medeniyetidir. Üç bin yoldan uzun sürmüştür. Firavunlar Mısır'ı, üç bin yıldan fazla sürmüş, son iki bin, hatta iki bin iki yüz yıl boyunca,  hiç piramit yapılmadı. Firavunlar, krallar vadisine gömüldü. Toplam otuz üç firavun hanedanlığı hüküm sürdü. Bu tarih kesintisiz olmamıştır. Hiksoslar, yaklaşık seksen yıl boyunca ülkeyi yönetmiş, sonra da bir halk isyanı ile kovulmuş, Mısırlılar kendilerine yeni bir firavun sülalesi kurmuştur. Bazı firavun sülaleri Libyalı, bazıları da Sudanlı ve siyahidir. Bir ara Mısır, Asur ve Babil egemenliği de yaşadı. İranlıların (Pers imparatorluğu) iki yüz yıl kadar süren egemenliği boyunca  en az üç defa Persler ülkeden kovuldu ve yeni fravun sülalesi seçildi. En sonunda gelen Büyük İskenderin ordusu kahraman gibi karşılandı ve İskender'in erken ölümü sonrası parçalan imparatorlukta, İskender'in generallerinden biri, son firavun sülasesi olan Ptolemaios hanedanlığını kurdu. Hanedanlığın son ve en ünlü firavunu Kleopatra'nın, sevgilisi Marcus Antonius ile beraber M.Ö 31 yılında,  Caesar Divi Filius Augustus  komutasındaki Roma ordusuna yenilmesinden sonra Roma eyaleti oldu. Hatta bizzat imparatorların özel mülkü oldu. Romalılar Amon tapınaklarına bir süre göz yumup, sonra kapattılar.  Bir süre sonra da ülkeye önce Hristiyanlık, sonra İslamiyet hakim oldu.

Bu üç bin, hatta daha fazla yıl boyunca güç,  firavunlarda değil, Amon rahiplerindeydi.  Otuz üç firavun sülalesi demiştim. Bu sülaleleri değiştiren, Mısır'ın asıl zenginliklerine sahip olan Amon rahipleri oldu. Çünkü bu kutsallığın sürekli bir propaganda ile desteklenmesi gerekliydi. Propaganda kesildi mi, kutsallıkta azalaır. Propaganda korosu, aynı şeyleri sürekli ve bıkmadan tekrarlamalı, yalanı ortaya çıkınca daha büyük bir yalana sarılmalıdır. Goebbels ilkeleri kutsallığın korunması için gereklidir. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html ) Kutsallık her zaman bir parça mitomani içerir. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/fasist-mitomani.html ) Mesela Sümerlerde yönetici sınıf kendilerine gökten inenler anlamında Anunakiler diyordu. Sırf makamlarını sağlamlaştırmak için halka söyledikleri bu yalanlar, 20. yüzyılda ufocu komplo teorilerine taban oldu. Fenike kralı Adonis, İsa'dan iki bin beş yüz yıl önce kendisini Tanrı'nın oğlu ilan etmişti. İlk Japon meijisi (imparatoru) güneşin oğluydu.

Yazının yaygınlaşması ile soy takibi kolaylaşınca, böylesi kutsallıklar azalarak bitti. Hiç kimse ben inciden çıktım, tanrının oğluyum, gökten indim diyemedi. Son kutsanmış soy, Cengiz Han'ın soyudur. Timurlenk, Cengiz'in soyundan olmadığı için Timur Han ünvanının kullanamadı. Kendisine Emir Timur dedi ve dedirtti. Son yüz yılda pek çok krallığın arka arkaya yıkılma nedeni de, kutsal soy düşüncesinin ortadan kalkmasıdır.

Daha sonrab u kutsallık, peygamberlik ve ermiş-evliyalık-azizlik olarak devam etti.( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/09/peygambere-sirk-kosmak-dinsizlik-turleri.html ) Hatta günümüzde New Age tarikatlar olarak devam ediyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/tarikat-nedir-1-tarikatlar-kimlerce.html )

Bireylerin ve toplumun içine işlemiş kutsallığı silmek ya da aşmak zordur. 17. yüz yılda bir haham olan Sabatay Sevi, Osmanlı devleti sınırları içinde mehdiliğini ilan etti ve pek çok Yahudi ve Yahudi olmayan bir kısım insanı peşine taktı. Bu durum Osmanlı devletini rahatsız etti ve tutklandı, idam tehditi karşısında Müslüman oldu. Takipçilerinin pek çoğu, özellikle Selanikli Yahudiler,  onu takip etmeye devam ettiler ve onun gibi Müslüman oldular ve yarı Yahudilik, yarı Müslümanlık inancı olan Sabatayizm'i kurdular. Osmanlı devleti bu yeni dinin gelişimine bir süre göz yumdu. Bu yeni topluluğu kendince kullanılır buldu. Sonra bu topluluğun daha fazla büyümesini göze alamadı ve Sevi'yi, bu gün Arnavutluk sınırları içinde olan bir kasabaya  sürgün etti ve ölünceye kadar orada kalmasını sağlayıp, bilinmeyen bir yere gömdü. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/sabataycilar-ve-fasizm.html ) (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/hasan-tahsinin-cignenen-onuru.html)

Bu da kutsanan bir kişinin, ani dönüşlerinde bile (Sebatay Sevi örneğinde görüldüğü gibi) kitlelerin sadakatlarını bozmayabilir. İlkel toplumlarda bu çok görülür. Bazı Rus yazarlardan hikayeler okumuştum.  Yakutistan'da şamanlar sözüm oan büyü yapıyorlar ama büyü el çabukluğu yani ilizyon. Buna rağmen şamanın cemaati, bu konuda Rusları suçluyor. Şaman baskılar sonucunda Hristiyan oluyor, cemaati de beraber. Benzer bir şekilde bir dergide Afrika'da bir kabile lideri ile ilgili haber okumuştum. Kabile lideri önce Müslüman oluyor ama alkol yasağını öğrenince Hristiyan oluyor, tabi kabilesi de beraber.

Modern toplumda bu kutsallık kolay oluşmuyor. Eskiden de kolay değildi ama okur-yazarlığın bu kadar yaygınlaştığı bir çağda daha da zor. Kutsallaşma için çile çekeceksin ve destekçilerin de çile çekecek. İlk modern diktatör sayılan Napolyon, gazeteleri kontrol etmesem,  altı ay iktidarda kalamam, demiştir. Büyük Rusya seferi ve yenilgisinin yıkımına rağmen sürgün edildiği Elbe adasından kaçıp, tekrar iktidara gelmiş;  Waterloo savaşı yenilgisinden sonra güney Atlas okyanusundaki Sen Helen adasında, hapiste ölmüştür. 

Çok az kutsallaşmmış lider, sağlığında ve isyanla devrilmiştir. Bu da çok uzun bir iktidarın ve büyük hataların ardından olmuştur. Rejim için tehlikeli olan kutsal liderin ölümü değil, hatalarıdır. Bu hatalar hem dikta otoritesinin baskısı, hem de yüceltme propagandası yüzünden bu hatalar o günlerde, hatta yıllarda anlaşılmaz, anlaşılsa da konulşulmaz. Acısı sonradan çıkar (bazen önceden de çıkar.).

Burada esas problem, muhalefetin ne yapması gerektiğidir. Oturup, kutsal liderin ölmesini beklemek yanlış ve zavallıca olduğu gibi, kutsal liderin ölümünü pasifçe beklememeli. Ana muhalefet partisi lideri, seçim yenilgisinden  sonraki ilk tweet'i, bir semt takımının üst lige çıkmasını kutlamak olmamalı. Muhalefet ise, eberjisini ana muhalefer partisi lideri ile uğraşarak harcamamalı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/06/leviathana-muhalefet-1-muhalif-enerjiyi.html ) Sevgili okurlarım, ben Kılıçdaroğlu'nun istifa etmesine taraftarım. Sonuçta 74 yaşında ve bayağı bir zamandır da partinin başında. Gene de dikkatimizi iktidara vermeliyiz.

Farkında mısınız, sahte video ile muhalefet karalandı ve bu rezilliğe utanmadan kıvrak zekalık denildi. Seçimden önce Muhammet Yakut ve Ali Yeşildağ'ın ifşaatları ile ne çok şey öğrendik. (iddiaların çok azı yalanlandı.) Meğer ülkede pek çok kişini seks kasedi varmış.  Ben buradan elinde ünlü yada ünsüz politikacıların kasedi olanlara sesleniyorum, mümkünse verin piyasaya gitsin. Gene iktidar değişmez ama ortalık şenlensin. Muhalefet olarak halen bu iddiaları konuşmalıyız. 

Muhalefet olarak çok hata yapmış olabiliriz fakat, böylesi bir kötülüğü engellemek için her şeyi denemeli, mücadeleyi bırakmamalı, denemekten bıkmamalıyız. Örgütlenmek için parti aramak ya da parti kurmak yerine, kendimiz örgütlenebilmeliyiz. Bu su çatlağını bulacaktır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/08/suyun-catlag-ve-partisiz-orgutlenme.html). İktidar, liderini kutsallaştırıyor. Zira mücadele etti ve çile çekti, kendisi de kitlesi de. Öyle ise size sorarım, son yirmi yıldır CHP seçmeni kadar çile çeken kim var? HDP-Yeşil Sol Parti demeyin lütfen. Onlar yetmez ama evete, sözde boykotla destek verdi. Çözüm sürecinde CHP, MHPCHP espirileri ile kötü oldu. Çözüm süreci bitti, CHPKK espirileri ile kötü oldu. HDP-YSP'nin iktidar yanlılığı da, her zaman eğreti oldu. CHP'nin medyası var ama onu iktidara taşıyacak kadar büyük değil.

(Bu kutsal liderliği ve propaganda gücü konusu, başka bir yazı olarak yazmak gerekecek.)