şaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2023 Salı

MUHALEFETİN, REİS PUTUNA RAKİP ÇIKAMAMASI

 


Pek çok kişi, halkın yaşadığı medya manipülasyonundan ve bu manipülasyonun bir kısım insan için etkilerinden  habersiz. Karşımızda bir sürü şaman-rahip tarafından övülen reis putu var ve biz ona karşı yeni bir lider çıkardığımızda, önce kendimiz gömüyoruz.Solda muhalefete muhalefet çok yaygın. Eskinden kimse birbirini yeterince çok solcu (Marksist-Leninist) bulmadı, şimdi Kemalist-Atatürkçü bulmuyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html)

Yıllar önce, Mesnevi'den bir sözden etkilenip, Put ve Şaman diye bir kitapçık yazdım ama bastıramadım. Sadece Bakara diye bir romanınm vardı, onu bastırdım. (https://onbinkitap.blogspot.com/2018/07/bakara-tantm.html)  Bu Şaman ve put ilişkisi de, Mesnevi'de bir yerde Mevlana, hiç bir şaman, putunu senin kadar güzel süsleyemez diyordu. Ben de etrafımızdaki putlar ve şamanları üzerine bir şeyler yazmıştım. Bilgisayarımın harddiskinde duruyor. Belki bir gün bloga falan eklerim. Her türlü heykele, resme put diyen,  saygı gösterilerine putperestlik diyen dinler, büyüklü-küçüklü pek çok put yaratmış ve onların (Mevlana'nın deyimiyle) şamanlığını yapmaktadır. Kuran'da, Muhammed'den sonra kimin geçeceğine dair en fuak işaret yoktur. Kendisi de buna dair en ufak imada bulunmamış, sadece hasta olduğunda, Ebu Bekir'in arkasında namaz kılmış ama son ana kadar da, damadı Ali dahil kimseyi kendisine vekil atamamıştır. Yani kendisinden sonra bir evliya, ermiş, gavs gelmesini, son peygzmberin kabul etmesi mümkün değildir.

Diğer yandan hiç bir Kemalistin, Atatürk'ün sevdiği şarkıları dinleyen inekler daha çok süt veriyor dediğini yada Ataürk'ün dokunduğu eşyalardan şifa aradığını falan duymadım. Daha ilginci, Atatürk'ün akrabaları (amca-dayı-teyze-hala veya daha uzaktan akrabalarının çocukarı) falan Türkiye'de yaşamaktadır. En ünlüleri şari Süreyya Berfe (soy adını Cemal Süreyya'nın önerisi ile değiştirmiştir) ve yazar Gündüz Vasaf (12 Eylül'de vatandaşlıktan çıkarıldığında, çocuğuna kimlik çıkartmak için akrabalığını kullandığını kendisi yazar)'dır. Onun soyundan geldiği için politikada pirim yapmaya kasan da olmamıştır. Onun soyundan gelen dolar milyarderi de yok.

Ona benzerliğinden (fiziksel benzerliğinden) aydalana şerefsizler var. Son günlerde Tiktok'tan yayın açıp, bağış toplayanların da kara para aklayanlar olduğunu düşünüyorum.  

Öte yandan şeylerin-gavsların ipi tutuluyor ve böylece tövbeler kabul olunuyor. Bu ipi tutmakta bedava değil. Belli bir miktar para verip, gavsın inşaatında-tarlasında çalışıyorsunuz. Gavs ölünce üç oğlu gavslığı paylaşamayıp, ayrı ayrı kendi tekkesini açıyor. Peygamberin öz torunları, iktidar çekişmesi yüzünden katledilip, sonrasında şükür namazı kılınmışken, gavslar-şeyhler bir bahane ile kendi soylarını kutsuyorlar. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/02/fuzuli-hakikatul-saada-ilhan-arsel.html) 

Bu kutsama, bazen siyasi figürlere de yansıyor. Siyasal İslamcılar, Rastafari mezhebi üyelerinin, Habeşistan kralı Haile Selassie'ye kutsallık yüklemeleri gibi, Osmanlı'nın son padişahı 2. Abdülhamit'de bir kutsallık yüklemişler. Gariptir ki her ikisi de bir darbe sonrası devrildi. İslamcıların Abdülhamid'i, Alevilerin Ali'si gibi gerçekle alakası olmayan, hayal ürünü kişilerdir. Abdülhamit padişahlığında, iki Türkiye yüz ölçümünden daha fazla toprak kaybetmiştir Osmanlı. 93 harbi denen 1877-78 Osmanlı Rus savaşı ile Balkan savaşları hariç tutulsa bile, Kıbrıs, Tunus, 1897 zaferine rağmen (Osmanlı askeri bir kaç ayda Atina önlerine gelmişti) kaybedilen Taselya ve Yunan kıralının oğlu Osmanlı valisi yapılarak, fiilen Yunanistan'a verilen Girit'de kayebilen topraklar arasındadır. (Buna 93 harbi ve Balkan yenilgisi topraklarını ayrıca ekleyebilirsiniz.) O dönemde Osmanlı devleti, batılı devletlerin elinde kuklaydı. Elçiler, padişahla çoğu kez katipleri yolu ile muhattap oluyorlardı. Osmanlı bankasını soyan Ermeni çete, İngiliz elçsinin himayesinde gemiye binip, ülkeyi terk etmişti.Abdülhamid döneminde Osmanlı, banka soyan ayrılıkçı teröristleri himaye eden İngiliz büyük elçisine protesto çekmekten bile acizdi. (Dizide muhtemelen bu gösterilmedi.) Bu günkü Abdülhamid imajını, daha doğrusu putunu, Necip Fazıl Kısakürek ve sağcılar, kırklı yıllardan itibaren yarattılar. Alevilerin Ali'si de, gerçek peygamber damadı ve amca oğlu Ali'den farklı bir kişiliktir. Dönemden kalan yazılı belgelere göre kısa boylu ve kel kafalıydı. Cem evlerinde resmi bulunan yakışıklı Arap, Halife Ali değil, başka biri.

Antik çağda da krallar, bazen yaşarken, bazen de öldükten sonra tanrı ilan edilir, haklarında hurafeler, mucizeler uydurulurdu. Sümer aristokratları kendilerine gökten inenler derdi. Amaçları garibanların gözünü korkutmaktı. Onların bu sözleri, 20. yüz yılın UFO tarikatlarının sözde delili olmuştu. İslam öncesi Türkler de, Akbudun-Karabudun diye ikiye ayrılmıştı ve karabudunların siyasete karışma hakkı yoktu. Yazının yaygınlaşması ile insanların soy takibi kolaylaştı. Bu sefer de Zerdüş (ya da Zararthastarabuda) 'den başlayarak, tanrıdan (yada tandrılardan) mesaj aldığını söyleyenler çıktı. Bu peygamberler, kendilerinin son olduğunu söylüyorlardı. Kendilerinin gelişiyle, evren yeni bir döneme girmişti. Kendilerinin sözleri, tanrı sözüydü.

Ama yüzlerce, binlerce yıl önce ölmüş bir peygamber, tanrı elçisi, insanları yönlendirmeye yetmiyordu. Bu yüzden de ermişlik-evliyalık kurumunu-putunu çıkardılar. Kendilerini gayb alemine gittiklerini, insan üstü işler yaptıklarını iddia ettiler. Bazıları bunu kendileri iddia etti. Örneğin hadis derleyicisi Buhari, Bağdat'da bir sürü hadisten sınav olur, Hadiler karıştırılır ve rahiv senedi kimlerdendir  veya ona benzer sorular sorulur. İnsan üstü, abartılı bir sürede, yemeden, içmeden, tuvalete gitmeden, namaz bile kılmadan yapılan sınavdan başarı ile çıkmıştır. Benzer bir sınava da İstanbul'da Said-i Nursi girmiştir. Her ikisinin de tek şahidi kendisidir. Tek kaynak, kendi kitaplarıdır. Said-i Nursi, İstanbul günlerinde, Abdülhamid'in emriyle akıl hastanesine kapatılmıştır. Yani ne Abdülhamid, ne de Nursi, sandıkları kişi değildirler.

Diğer yandan bu putlaştırma, politikacılar için de yapılmaktadır. Politikacılar, çok fazla yüceltilmekte, (Abdülhamid örneğinde olduğu gibi) zamanında sevmeyenler de, öldükten sonra yüceltmektedir. Alparslan Türkeş, neden Türk milliyetçiliğinin başbuğudur? Ne gibi bir başarıyla bu ünvanı almıştır? Bir politikacı olarak en fazla, o da 1995 seç,mlerine tek başına girerek, %8,18'dir. Bir albay olarak en önemli işi, 27 Mayıs darbesine katılmak, sonra da kendisini başbakanlık müşaviri yapmaktır. 1944 yılında ise, bir Nazi işbirlikçisi olarak Nihal Atsız'ın yandaşlarından biridir. Nazilerin artık yenilmesinin kesin olduğu, Türkiye'ye saldırmak bir yana herhangi bir yaptırım da yapamayacağı anlaşılınca, bu topluluk dersdest edilmiştir. Muhsin Yazıcıoğlu ise, %1'i ancak öldükten sonra geçmiştir. Her ikisinin de tek başarıları, sağı sokakta temsil edip, 12 Eylüle giden yolu açmaları ve Alevileri toplum dışına itilmeleri oldu.

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/06/turkes-ve-muhsin-kotulugun-yuceligi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/turk-milliyetciliginin-acinasi-hali.html

Yazıcıoğlu'nun oğlu, babasının ölümü ile ilgili olarak Kılçdaroğlu'ndan yardım alsa da, Türkeş'in çocukları MHP hariç başka partilerden siyaset yapsa bile, yüce kişilik, yani put olarak kalacaklardır. Putperestler gerçek tarihe, yazılı belgelere değil, mitolojilere inanırlar. Sürekli övülür ve yüceltilirler. Bu yüzden propaganda çok önemlidir. Sadece  seçim zamanı değil, sürekli bir iştir bu. (Bu şahsa Reis dememe pek çok kişi kızacak. Ben hem hukuksal sorun çıkmasın, hem de adını ve ünvanını pek anmak istemediğim için böyle diyeceğim.) Geçenlerde sıradan bir haber izliyorum, politik olmayan. İki ayrı alt yazı geçiyor, biri sağa doğru kayıyor, diğeri sola doğru. Her ikisi de Reis'in açıklamaları.Sıradan bir yandaş gazetenin manşeti, reisin bir boy fotosu (genelde de aynı foto) ve caklı cekli bir cümle. (bitecek,düşecek vs) Bir kere, resmi bir yemekte, çorbaya ekmeğini banmıştı. (Resmi yemeklerde ayıp kabul edilir.) Tüm yandaş troller, bu ekmeği bana bana yeme olayını, halk adamlığı, halktan gelmelik olarak günlerce övdü. (Uzun zamandır bu halk adamlığını yapmıyor, uzun zamandır dış güçlere ey çekmediği gibi.) Kılıçdaroğlu'nun oğlu askere gittiğinde de (Reis'in bir oğlu çürük raporlu, diğeri bedelli yaptı), reisin askerliğinden fotolar dolaştı trol hesaplarda.

Bir de işin ilginci, o zamanlar merkez medyası dediğimiz, holnding medyalarının, daha İBB seçildiği zamanlarda bile,  bunun reis yada şu anki iktidar partisi iktidara gelmeden de öyle olması, reise zor soru sormaması ve başka arti liderleri ile açık oturum veya benzeri bir etkinlikte hiç bir zaman bir araya gelmemesidir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/turk-medyasinin-2002-harekati-akp-nasil.html) Buna Cem Uzan'ı hariç tutabiliriz, zira Uzan cidden iktidar hedefliyordu. Bu yüzden seçimden önce önce onun medyasının icabına bakıldı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html) Buna karşın şu anki iktidarın da hem Aydın Doğan başta olmak üzere merkez medya holdinglerine (her ne kadar o holdinglerin medyasını elinden usulca alsa da) hem de TÜSİAD'a çok tehdit edip, tetik düşürmemesidir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/aydin-dogan-kimdir.html) Şeth uçmaz, müridleri uçurur diye boşuna dememişlerdir.

Peki muhalefet ne yapmaktadır? Türk muhalefetinde, ciddi bir muhalefete muhalefet sorunu vardır. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/06/leviathana-muhalefet-1-muhalif-enerjiyi.html)

(https://onbinkitap.blogspot.com/2022/12/muhalefete-muhalefetin-12-eylulu-ve.html)

(https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html)

Gerçek muhalefet, diğer muhalefet birimleri ile kavga etmez, onlarla uğraşmaz, yapsa da bunu minimum yapar. Nasıl ki şeyh uçmaz, müridleri uçurursa, Lenin'de uçmaz, Bolşevikler uçurur. Lenin demişken,  kendisi dünyada heykeli en çok yapılan gerçek kişisi olur. ( İsa ve Buda'nın heykelleri temsilidir, gerçek yüzleri bilinmez.) Ülkemizdeki Atatürk heykel, resim, büst ve rölyeflerinin çokluğu, Ruslara özenmekten, daha doğrusu öykünmektendir. Lenin'de liderlik sürecinde büyük hatalar yaptı, örgütü bir kaç kez bitme noktasına geldi. Bolşevik tarihçiliği bunu çok az eleştirdi.

Diğer yandan tanrıların, kötülüğü yükleyecekleri kötü tanrıları da olmalı. Tek tanrılı dinlerde bu şeytan yani asi melektir. Düşmanları şeytanlaştırma da ciddi bir propaganda işidir. A.B.D, yüzlerce filmler, Vietnamlıların vatan savaşını, komünizm-kapitalizm savaşı haline getirdi. Sovyetler Birliğinin dağılmasında bence en büyük etken, Holivud kadar eğlenceli filmler yapamaması, doğru-dürüst propaganda yapamamasıydı. Gramishi ve Alhauser, bu konuyu çok ayrıntılı incelemiş ve anlatmıştı. Şamanların, sadece kendi putlarını süslemeleri ve yüceltmeleri yetmez. Rakip putları yada putu yıkmak isteyenleri de şeytanlaştırmalı, çamur atmalıdır. Camilerimizi ahır yaptılar, mum söndü yapıyorlar, camşde içki içildi, Kabataş yalanı gibi olaylar, bu karşı propagandanın işleridir. Bu yalanların delile ihtiyaçcı yoktur. Goebbels ilkeleri bunun içindir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html) 

Muhalefete muhalefet, sürekli muhalefetin yetersiz olduğunu, liderlik vasfı olmadığını söyleyip duruyor. Bunlar iktidarın kimi gizli, kimi de kandırılmış ajanlarıdır. Hemen her cumhur başkanlığı seçimi öncesi adayları karalamalar, ana muhalefet partisi liderini bir sebepten beğenmemeler bunlardır. MHP, yıllarca ANAP ve DYP tabanının kemirerek büyüdü ama asla DYP-ANAP aleyhine laf etmedi. Şimdi de iktidar partisinin tabanını kemiriyor ama iktidara tek bir laf etmiyor. Muhalefette ise halen muhalefeti beğenmeme var.

Şimdi ana muhalefet partisinin genel başkanı değişti. Şahsen ben ihtimal veriyordum ama kumar oynasam, mevcut başkanın değişmeyeceğine paramı yatırırdım. Şu anki siyasi partiler yasası ve partilerin yapısı, buna imkan vermiyor. Eski başkanın çok hatası olmuştur, onu savunacak değilim. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/neden-kilicdaroglu-istifasini-istemek.html) Bu seçim yenilgisinin iki sebebi Meral Akşener ile Yılmaz Özdil'dir. Bir bütün olarak muhalefetin değerini düşürmülkerdir.

Şu andan itibaren muhalefetin işi, propaganda da istikrar ve öncelikli hedefin iktidar olduğunu unutmamaktır.


30 Ocak 2019 Çarşamba

DEDEM KORKUT VE ALEVİLİK

    

   Alevilik İslam mıdır, değil midir hep tartışma konusu oldu. Aleviliğin yaşam tarzı ve ilkeleri klasik İslam'dan farklıdır. Pek çok kişiye göre bambaşka bir din gibidir.

         İşin doğrusu pek çok mezhep, hatta tarikat için bu söylenebilir, ya da onun uygulamaları.
        Mesela bize yıllarca) zorunlu din derslerinde  (en azından benim ortaokul ve lise hayatım boyunca derslerime giren ondan fazla din kültürü öğretmeninin tamamı) İslam'da Allah ile kul arasında kimse giremediği defalarca anlatıldı ama Kadiriler GAVS dedikleri kişi olmadan günahlarının affedileceğine inanmıyor. Bu uğurda Adıyaman Kahta'nın Menzil köyüne gidiyor, gavsının ip bağlamasını bekliyor. Bu uğurda gavsın inşaatlarında ücretsiz çalışıyor falan.
       Öyleyse neden biz yıllarca papazların günah çıkarması ile alay ettik. Gerçi din her durumda kendisine tezattır. Mesela Müslümanlar binden fazla İncil olması ile ilgili olarak Hristiyanlarla dalga geçerken, Hristiyanlar da kırk binden fazla hadisle dalga geçer.  Zira bu durumda son peygamber iki yüz yıldan fazla yaşamış olmalıdır.
         Dünyada Allah (Tanrı) tarafından İncil diye bir kitap indirildiğine sadece Müslümanlar inanır. Hristiyanlara göre İncil, gökten inmiş bir kitap değildir. İsa ile beraber yaşamış kişilerin anılarının derlemesidir. Yani Hristiyanlığa göre binden fazla İncil olması normaldir.

         Normal olmayan Roma imparatorluğunun belgelerinde İsa (Kris, Hris) diye birinin olmaması. Kaldı ki Türkçe İsa kelimesinin kökeni olan Kris kelimesi de kutsanmış, yüceltilmiş anlamına gelir. Romaa belgelerinde Yahudilerin şikayeti üzerine idam edilmiş birinden bahsetmez. Oysa Roma imparatorluğu, bu günkü hukuk sistemlerinde bile değişmeyen ilkelere ve bu günkü çok devletten daha ileri bir kayıt sistemine sahipti.
     Biz gene İslama dönelim. Mesela Minangkabau diye bir topluluk var. Bunlar Müslüman ve kadın egemen. Hem de ne kadın egemen. Endonezya'da, Sumatra adasının batı kısmında yaşayan bu topluluk, Dünyanın en kalabalık kadın egemen toplumu. Yaklaşık dört buçuk milyon civarındalar. Halk olarak kadılar türbanlı, erkekler namazında, niyazında.

        Gel gelelim bir Minangkabau erkeği olarak dört kadın almak, üç kere boş ol diyerek karınızı boşamak ne haddinize? Minangkabau erkeği olarak hiç bir şekilde mülk sahibi olamıyorsunuz ve karınızın evinde yaşıyorsunuz. Boşanma da, kadının erkeği evden kovması şeklinde oluyor.
       Diyanet işlerimiz ise, sigaranın kesinlikle haram olduğunu söylemiş. Sigara içtiyseniz,abdest tazelemelisiniz, en azından zorunlu din derslerinde bunu öğrenmiştik. Sünni arkadaşlar da mekruh diye sigara paketlerini dışarıda bırakırdı. Oysa ben geçenlerde hem sigara içen, hem de namaz kılan birinin videosunu izledim.
       
        Bu topluluk da kendince Müslüman. Aslında her topluluğun dini arasında derin farklar var.
        Gel gelelim Alevilik bambaşka.
        Bazı sağcı Sünnilerin gerçek Alevilik (o da ne demekse) şöyle-böyle demesine bakmadan Aleviliğin temel özelliklerini hatırlayalım.
       Bir kere Aleviler, temel olarak bayram namazı harici (çoğu kez o da yoktur) namaz kılmaz, gusül abdestini bilmez, ramazan orucu tutmaz, mart ayında hızır orucunu ve Muharrem ayında Kerbela orucunu tutar, kadınlı, erkekli ayn-i cem yaparlar, bu cemlerde  yer yer alkol alınır, vs vs.

         Bu kalıba uymayan Aleviler, genelde Sünni-Şii vs komşularından etkilenerek namaz, oruç vs özellikleri edinmiştir, hiç kendimizi kandırmayalım.
        Bu blogu yazmaya ilk başladığımda, Dedem Korkut kitabı hakkında da yazmaya karar vermiştim.
          Kitabı, her Türk genci gibi çocukluğumda okumuştum, ben gene de tekrar okumaya karar verdim. Şu yazıyı okurken de youtube'dan sesli kitap olarak dinledim. Okuyan youtuber arkadaş Profesör Muharrem Ergin'in Drasden nüshası çevirisinden okudu.

     Meğer o vakte kadar okuduklarımız, öğrenciler için sadeleşmiş olanlarmış. Orijinalinde ''Damaktan Emiştiler'' diye sık sık geçen tanımlamalar var. Muhtemelen seks yapıldığını belirtiyor. Bir de birbirlerine kızanlar gavat, gavat oğlu gavat diyorlar. Azrail bile Deli Dumrul'a böyle diyor.
           Kitapta pek çok tekrar var, mesela boğanın alnına yumruğu dayamak, sonra yana çekilip, devrilmesini sağlama 3 ayrı öyküde geçiyor. Gene bir kaç öyküde oğlan babasına, evleneceği kızın kendisinden evvel davranıp, kılıç ekmesi gerektiğini söylüyor. Babası da öyle bir kızın Oğuz illerinde bulunmayacağını söylüyor falan.

          Bamsı Beyrek öyküsünde ise babanın arkadaşlarının dolduruşuna gelmesi ama bir kere oğlum, senin hakkında böyle konuşuyorlar diye sormaması da ilginç. Ayrıca kardeşinin esir olduğunu öğrenen genç, avda kava çıksa, kardeşi olan, kardeşine dayanır, kardeşi olmayan dayak yer diyor. Yani çok da hukukun olmadığı bir toplum.
           Bir de bu toplum, yani Oğuzlar, her halükarda erkek egemen bir topluluk. Kara gözlü kafir kızları beye içki sunuyorlar, kafir kızı alınıyor, kafir damat istenmiyor falan.
        Gene de kadına değer verilen bir toplum. Bir bey oğlum olsun diye dua ederken, diğeri de onunla evlendirilecek kızım olsun diye dua ediyor.
        Bir süre sonra asıl görmem gereken şeyi görmediğimi, daha doğrusu görmek istemediğimi fark ediyorum. ALEVİLİK.

        Bir kere en başta BOZ ATLI HIZIR deyimi, Alevilere özgüdür. Aleviler genelde Allah'tan çok, Hızır'a dua eder, ondan yardım diler. Sünniler genelde sadece HIZIR der, Aleviler özellikle BOZ ATLI HIZIR der. İlk dikkatimi bu çekti. (Ayrıca Azrail'e al (kırmızı) kanatlı Azrail diyor, bu tanımı daha önce duymamıştım)
       Dedem Korkut ise düpedüz Alevi dedesi. Bir kere imam-müezzin değil, imam bir Tacik (Tat Eri), şaman (KAM) değil, Kam davulunu çalıyor. Dedem Korkut ise kopuz çalıyor, çocuklara isim koyuyor, Oğuz beyleri arasında elçi gidiyor ve ona karşı büyük saygı var.
        Boy boylama, soy soylama da muhtemelen bu günkü cemlerin atası bir tören. Kitapta boy boylama, soy soylama ile ilgili ayrıntı yok. Alkollü bir içki olan kımız içiliyor, Dedem Korkut kopuzunu çalıyor, o kadarını biliyoruz.

           Şimdi diyeceksiniz ki, öykülerdeki kişiler basbayağı Sünni. Bunda haklısınız. Ben Aleviliğin ortaya çıkışı ile ilgili geleneksel tezi, yani başlangıcının Babailer isyanı olduğu teorisine sadık kalacağım. Dedem Korkut'ta anlatılan öyküler de Babailer isyanından çok önce yaşanmış. Aleviliğin çıkışı, Dedem Korkut'tan çok sonra olmuş.
        Semah dediğimiz şey, Uygurların Sanam dansı dedikleri şeydir ve pek çok kere kadın-erkek karışık olarak dönülür.

       İşin doğrusu Mevlevilerin semahını da, youtube'da bir Afgan düğünü videosunda görmüştüm. Kadın-erkek karşık oynuyorlardı. Mevlana'nın, bu gün Afganistan sınırları içinde olan Belh şehrinde doğduğunu da hatırlayalım.
         Diğer şüphelendiğimiz olgu., Alevilerin pek çoğunun Türk olmaması ve en az üçte birinin Kürt ve Zaza olması. Ben Roman (Çingene) Alevi'ye rastladım. Pomak, Arnavut, Boşnak ve az da olsa Çerkez Alevilerin varlığını da duydum ve okudum.
         Her inanç, belli tarihlerde, başka birileri arasında yayılmıştır. Yahudilik bile, gene bizzat Tevrat ve Zebur'da yazdığına göre Hititler, Kenanlılar (Fenikeliler) ve başka toplumlarca benimsenmişti. Demek Alevilik de başka toplumlara yayıldı.
        Özellikle Kürt Alevilerinin pek çoğunun cemleri Türkçe yapması da buna delil sayılabilir.
      Alevi dedeleri Seyyit, yani Peygamberin torunu Hüseyin'in değil, muhtemelen Dedem Korkut'un soyundan olmalıdırlar.
     Aleviliği iyi bilen birileri, kitapta daha çok ayrıntı bulacaktır.
     Öyleyse neden kimse bundan pek bahsetmiyor?

     Bu sorunun iki cevabı var. İlki Türk milliyetçiliği, daha doğrusu faşizmi ile ilgili olacak. Faşizm, güce ve güçlüye tapar. Kendisine iç düşman olarak toplumsal olarak güçsüz, hor görülen grupları seçer.
       Almanları, daha doğrusu Avrupalıların Yahudi düşmanlığı tarihseldir. Martin Luther bile Yahudileri ve Türkleri (Burada Türk, aynı zamanda Müslüman anlamına da geliyor.)Faşizm, temelde hazır bulunmuş nefrete konmayı sever.
         Aleviler, hazır bu kadar nefret edilen kitle iken Türk Faşizmi de bundan yararlanarak tabanını genişletti. Bunun kökeni Atsız'a kadar gider. Mesela Deli Kurt romanında Börklüce Mustafa'nın (Ege Alevileri ona Dedem Sultan der) taraftarlarının la ilahe illallah, Bedrettin Resulluhah deklerini iddia eder. Sonra Deli Kurt'u Varsaklara esir düşer. Varsakların kımız içmesinden bahseder ama onların Alevi olduğundan bahsetmez.
         Yetmişlerde ise MHP önderliğinde Alevilere saldırılar oldu ve sağcı Alevi'ye Düşkün (Alevi toplumundan dışlanmış kişilere Alevilerce verilmiş ad) denilir oldu.
          Aslında  solcu olan Aleviler değil, sağcı olan Sünnilerdir. Sünnilerin namaz-oruç vb sorularına muhatap olmamak, 2.sınıf muamelesi görmemek için solcu olmayı seçiyor. Alevilerin solcu olması ise sağcıların umurunda değil, hatta memnunlar.
         Faşizm için kendine el altında aşağılayacak, yağmalayacak, bunun bahanesi için de bol bol nefret edilecek azınlık kitle lazım.Türkiye'de 1960'larda Yunan kökenlilere yapılan baskı sonucu gayrımüslüm kitle yok  denecek kadar azalınca, zaten ezelden beri sevmedikleri Alevilere yöneldiler.
        Hem Aleviler, Almanya Yahudileri gibi ülkenin hemen her tarafına eşit dağıtılmış gibidir. Tunceli hariç hiç bir ilde çoğunluk değildir. Yani oylarının pek kıymeti yoktur.
tunceli ile ilgili görsel sonucu        Kürtlerden de aynı oranda, hatta belki daha çok nefret edilse de, onlar gen,i bir coğrafyada çoğunluktur.  Onlarda batıda solcu olur.
         Mesela Alevilerin geleneksel partisi CHP, Tunceli hariç Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde pek oy alamaz ama batıda, özellikle kıyı Ege'de (barajı aşsın diye HDP'ye oy vermiyorlarsa) CHP'ye oy verir. Belediyede de genelde CHP'ye oy verir.
         Aleviliğin tarihsel kökeninin faşizm için pek önemi yoktur. Onun için önemli olan kitlelerin nefretini kullanarak iktidara gelmek ve faydalanmaktır.
         Azınlıklar da artık yavaş yavaş o milletin ferdi olmaktan uzaklaşmış, kendini koruma içgüdüyse,o toplumum milliyetçiliğinden ve o milletin ümmetçiliğinden uzaklaşmıştır.
           Ne yapacaktı, katiliniz ile kan, kültür ya da inanç bağının ne önemi var? Alevilik ile Şamanizm- Dedem Korkut arasındaki bağı fark etmem, dinsizliğe bir adım daha yaklaşmama sebep oldu, o kadar.