dedem korkut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dedem korkut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2022 Perşembe

SENTEZDEN TÜRKLÜK ÇIKARKEN, TENGRİCİLİK VE ALEVİLİK



Şu günlerde Türk dünyası üzerinde bir hayalet var, Tengricilik hayaleti.  Ben bunun tek sebebinin  ya da en büyük iktidarın insanı dinden soğutan dincilik politikaları olduğunu düşünüyordum. Zaten Şamanizm denen Türklerin İslam öncesi inancına birdenbire, tek tanrı inancına atıf yaparak Tengricilik denmesi ve bir çeşit yüceltilmesi de, bu yönelmenin ispatı değil miydi?
Dikkatimi çeken diğer bir olay da,  bu akımın Türkiye'den değil, Kırgızistan-Kazakistan diyarında ortaya çıkması.
Dikkatimden kaçan ise, kaç yıldır Türk-İslam sentezi unutuldu. Zaten devletin büyük reisi de her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık dememiş miydi bir kaç yıl önce? Bu sözünden de dönmüş değil.
Pek çok ahmağın anlamadığı, Kürt düşmanlığının Türkçülük olmadığıdır, tıpkı Alevi veya Gayrı Müslüm düşmanlığının Müslümanlık olmaması gibi.
Son bir kaç yıldır Türk faşistleri arasında Deizm moda olduğu gibi, Tengiricilik de moda oldu ama Faşizm, dindarlık konusunda olduğu gibi, Deizm ve Tengricilik konusunda da samimi değil.
İslamcı olurken amacı Gayrı Müslümler, Aleviler ve diğer dini aşağı olanlara karşı üstün olmaktı. Ancak son on yıldır görüldü ki, Müslüman olmak, Arapların üstünlüğünü kabul etmek, onlara itaat etmek ve onlara hizmet etmektir.
Ülkeye bu kadar çok Arap, ucuz işçilik için gelmiş olabilir. Biraz da ülkedeki Arap nüfus artsın diye geldiler. O zengin Araplar da, Türkler kendisine hizmet etsin diye geldi.
Neden Türklere ensarlık empoze ediliyor sanıyorsunuz? Ensarlığı çok iyi bir şey sanıyorsunuz.
Ensar diye peygamber ve yakınlarını misafir eden Medinelilere denir, bunu iyi biliyorsunuz. Bilmediğiniz bu ensarların başına ne geldiğidir.
Mekke'nin fethinden sonra, daha doğrusu da fetih belli olunca, devlet yönetiminden ensarları uzaklaştırıp, akrabaları olan Kureyşileri ve yakın akrabası Haşimileri doldurdu. Onların kendisine karşı öfkesini görmedi, akraba olmalarına güvendi.
Amr İbn-ül As, halife Osman'ın oğluydu mesela, din dersi kitapları hakem olayından dolayı ona beddua etse de, bu ayrıntıyı hep atlar.
Din öğretmenlerin anlatmayı unuttuğu başka şeyleri de unuttuğu şeyler de vardır. Herkes iyi-kötü Kerbela olayını bilir. Bilmedikleri Kerbela olayının ertesi günü Medine'nin yıkılması, yağmalanması ve pek çok Medineli kadının ırzına geçilmesidir.
Araplar, tarih boyunca pek iyi misafirlik gösterdikleri söylenemez. Arapların iç kavgalarında taraf olursak başımıza gelecekler Medinelilerden farklı değil.
Bunun farkına varan pek çok faşist, İslamı bıraktı zira çoktandır Türk-İslam sentezi diye bir şey kalmadı, bunu daha önce söylemiştik.
Oysa dinsizliğin (deizm ya da ateizm) bir sorunu vardır, dinin size verdiği kimliği vermez.
Kuzey İrlanda'da ateistim dediğinizde size şu soruyu sorarlarmış.
-Katolik ateist misiniz, Protestan ateist mi?
Sonuçta ateist veya deist olmakla Müslümanlıktan kurtulamıyorsunuz (Bir Alevi olarak şahsi tecrübem, ateist veya deist de olsanız Alevi olmaktan kurtulamıyorsunuz.). Yeni nesil milliyetçiler, Araplar ya da orta doğunun halkları ile aynı ümmetten olmak istememeye başladı.
Sonra da İslam öncesi Türk inancına sarıldı, Tengricilik diye.
Tengricilik ya da Şamanizm dediğimiz İslam öncesi Türk inancıyla ilgili olarak hem elimizde fazla belge yok, hem de Şamanizm öyle yekpare ve homojen bir inanç değil.
Oğuz boylarını ile ilgili olarak Dedem Korkut kitabı var, o da faşizmin nefret ögesi olan Aleviliği işaret ediyor.
Şimdi akla gelen ilk itirazlar; 1, bu topluluk açıkça Sünni; 2, Türk olmayan Alevi toplulukları da var.
Alevilikle ilgili yaygın  tarihsel teori, ilk defa Babailer isyanı ile ortaya çıkmış olmaları. Benim teorime göre Selçuklu devletinde alt sınıf olan, sömürülen ve hor görülen Oğuz boyları, dedelerinin öncülüğünde isyan etti. İsyan ettikten sonra kendi iktidarlarına muhalif, Tat eri (Tacik-Farsi veya başka milletten) din adamlarını etkisini kırmak için dini baştan kurguladı.
Bu amaçla beş vakit namaz, Ramazan ayı orucu gibi ibadetleri dinden çıkardılar. Boy boylama, soy soylama denilen bol içkili toplantıları da bu ibadetin tam ortasına koydular. Semah'da belki Korkut Ata (Dedem Korkut) devrinde vardı. Zira Alevi semahını birebir Uygurlarda Sanem dansı olarak görebildiğimiz gibi, benzeri etkinlikleri, İran'ın Sünni Türmensahra halkında da görülmekte. Hatta Türkmensahra semahı, Koçgiri semahına çok benzemektedir.
Yani Alevilik, Oğuz dedelerinin, İslam öncesi inançları, incecik bir Şii-İslam boyası ile yeniden kurdukları halidir.
Peki öyleyse bu inanç neden başta toplumlarda da görülmektedir?
Her din gibi Alevilik de, Kürtler, Zazalar, Araplar, Romanlar, Arnavutlar, Tatarlar, Boşnaklar, Pomaklar ve Türklerle ilişkide pek çok millet arasında yayıldı. Hatta Selanik'den  Ankara'ya  1920'lerde mübadele ile gelen bir grup Sebataycı'da Alevilerin arasına yerleşmeyi seçerek Alevi oldu.
Ancak Alevilik, Osmanlı'da, özellikle Yeniçeri ocağının kaldırılması sonrası baskılar ile tekke ve zaviyeler kanunu yüzünden pek çok dede ocağının kapatılması gibi sebeplerden çok fazla asimilasyona kayıp verdi.
Alevi düşmanlığı, çoğu Arap ve Fars kökenli din adamlı-alimlerinin Türk düşmanlığıydı.
 Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam adlı kitapta, Osmanlı ordusundaki askerlerin hallerini anlatır. Askerlerin çoğu Müslüman olduklarını, elhamdürüllah müslümanız söz öbeğini söylemekten, İslam'ı tarif etmekten acizdir.
Daha ilginci milliyeti sorduğunda ortaya çıkar. Hiç biri milliyetini söyleyemez. Türk değil misiniz diye sorar ve cevap da:
-Estağfurullah der. Onlara göre Türklük, KIZILBAŞLIK demektir ve onun da ne olduğunu bilmemekteydiler.
Sonra Türk milliyetçiliğine de Alevi düşmanlığı öğretildi. Amaç Türkleri milliyetçilik adına kendi kültürüne düşman etmekti.
Bu ta Almanlardan daha fazla Alman etkisinde kalmış Atsız'da bile görürüz. Niğdeli Kadı Ahmet divanını gündeme getirerek Alevilere hakaret eder. Deli Kurt romanında ise Şey Bedreddin'in peşinden giden asilerin, Bedreddin'e Allah dediklerini iddia eder. Romanın kahramanı Varsaklara esir düşer, ancak Varsakların Aleviliğinden de bahsetmez.
Çünkü Atsız bir faşisttir ve faşistler azınlıklardan nefret eder, gelenekselleşmiş nefret kalıplarını kullanmayı pek sever.
Bir zamanlar Nazi rejimini inceleyen Japonlar, bu rejimin Japonya'da uygulanamaz olduğuna karar veriyorlar.Çünkü homojen bir toplum olan Japonya'da Yahudi olmadığı gibi, Yahudi yerine konulacak nefret edilen bir azınlıkta yok.
Oysa Türkiye'de böyle bir azınlık hep olmuştu. Siz bakmayın Osmanlıyı 72 milletin huzur içinde yaşadığı ülke gibi anlatan ders kitaplarına. Yükseliş dönemi dediğimiz dönemde bile yeniçeriler, sipahiler ve yer yer isyan eden halk-yerel yetkililer, ilk önce Gayrı Müslimlerin, Alevilerin ve bazı sevilmeyen tarikatların malını-mülkünü yağmalamaya alışmıştı.
Modern Türkiyeyi de Osmanlı gibi parçalamak için Osmanlı alışkanlıklarına geri dönülmesi ve hatta daha ileri gidilmesi gerekiyordu.
Zaten 1934 Trakya olayları ile zaten bu kökler hatırlanmış, Trakya ve Çanakkale civarındaki on binlerce Yahudi, Atsız'ın önderliğinde evinden, barkından olmuştu.
Demokrat Parti ile 6/7 Eylül yapıldı. 1960'dan sonra ülkede Gayrı Müslüm kalmayınca,  70^'lerde önce Alevilere, sonra Kürtlere saldırdı MHP ve Ülkücüler. Aslında Ülkü ocakları ya da komando kampları ilk kurulduğunda dini savunma adına pek çok Kürt üyesi vardı.
Sonra Kürt düşmanlığı yayıldı ki, kurulacak PKK'nın temeli olsun. MHP, Ülkücüler vs, hep derin devletin ve NATO'nun adamıydı ve gerçekte de iktidarı hedeflemekten her zaman uzak oldu. Hedefi hep solu ve azınlıkları ezmek oldu. Dünya'fa faşizmin ilk hedefi hep bu oldu, bu amaçla kuruldu.
Faşizmin bu amacını, daha İtalya'da, faşizme adını veren Mussolini rejimi kurulmadan evvel, Jack London, Demir Ökçe adlı romanında anlatmıştı.
Öte yandan Faşizm, aynı zamanda kendi kişiliğini de yer. Bunu en fazla Türk faşizmi yaşadı.1934 yazında Trakya'yı terk eden Yahudiler,, 6-7 eylül 1955 sonrası İstanbul'u terk eden Hristiyanlar, bizim yerimizi genişletmedi, onlar bu ülkeden çekip, giderek bizi yalnız bıraktılar.
En son  Kürtler ve Aleviler, Türklükten uzaklaştı.
Şimdi de İslam ve İslam adına iktidara konanlar Türklükten uzaklaştı. Artık yerli imalarının üzerinde Türk Malı damgası yok, Made in Turkey işareti bile yok.
Şimdi de sen dinden uzaklaşıyorsun. Son yıllarda milliyetçiler arasında deizm-ateizm yaygınlaşmakta.
Deizm ya da Ateizmin kötü yanı size bir kimlik vermemesidir. Bu Kuzey İrlanda'da Katolik Ateist-Protestan Ateist sorunu gibidir. Bu yüzden de İslam öncesi Türk inanışlarına ilgi arttı. Şamanizm yerine Tengricilik denmeye başlanması da bunun göstergesi.
Ancak sen bence geç kaldın bu yeni inanış için. Gerçi faşizm her şey için en başya geç kalmaktır.

16 Temmuz 2020 Perşembe

ALEVİLİKTE MİTOLOJİK KİŞİLER VE MİTLERİN DEĞİŞİMİ 2-HIZIR

ALEVI INANÇ DIN BILGILERI sayfası - Seyyid Hakkı
Bu serinin ilk yazısında bazı efsanelerin nasıl değiştiğinden bahsetmiştim. (http://onbinkitap.blogspot.com/2020/07/alevilikte-mitolojik-kisiler-ve.html) ,
Aslında pek çok şeyin zaman içinde nasıl değiştiğini görmek için o kadar da derin analizlere ihtiyacımız yok, sadece biraz bilgi yeterli.
Mesela bu günkü semah aslında Uygur Türklerinin sanem dansı, bire bir aynı. Bir kere internette bir Afgan düğününe denk geldim. Düğündekiler Mevlevi seması gibi dans ediyordu hem de kızlı erkekli. Mevlana'nın bu gün Afganistan'ın Belh şehrinde doğduğunu ve 8-10 yaşlarına kadar orada kaldığını da unutmamalı.
 Sonra İran Türkmensahra Türkmenlerinin zikir töreni için yaptıkları dans, Koçgiri semahına çok benziyor. Türkmensahralılar Sünni (İran'ın Sünni azınlıklarından) ve Türk, Koçgiriler Alevi Kürt.
Kürt demişken, gene bir internet videosunda İran Yorasan Kürtlerinin bahar cemi videosunu izlemiştim. Semahlarını göremedim ama ritimleri Koçgiriler ile aynıydı. Demek ki o insanlarla aramızda bir akrabalık vardı.
Alevilikte Hızır ise, Sünnilikte ve İslamın geri kalanından farklıdır. Pek çok kere bir Alevi, Boz Atlı Hızır'ın adını Allah'dan daha çok anar. Boz atlı Hızır diye özellikle belirtir. Oysa hiç bir Arap kaynağında Hızır'ın bir atı olduğu ve bu atın boz renkli olduğu yazmaz.
POST-SOC - Dersu Uzala - 1/2 Sheet Hungarian Movie Poster - Style "B"
Hızır, bir İslam kutsal kişisi olmakla beraber, İslam öncesi Türklerde boz atlı yol iyesidir. (http://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=107&Sayfa=94 ) Değişik Türk topluluklarında Kıtır diye geçer.

Kurusawa'nın Dersu Uzala filmini izlediyseniz, filmin sonlarına  doğru Dersu, kaplanı vurunca, korkuya kapılır. Orman ruhu Kanga'nın onu öldüreceğinden korkar ve ona başka bir kaplan saldırdığında da Kanga'nın ona yeniden saldırdığını düşünür.
Alevi mitolojisinde de Boz  Atlı Hızır, çeşitli kılıklara girerek insanları sınar ya da insanları kurtarır. Her gördüğünü Hızır bil ki Ali'ye Selman olasın denir.
Hızır, çoğunlukla yoksul, yardıma muhtaç biri olarak, çoğu kez kadın ve çocuk olarak görünür. Yaralı bir hayvan,  özellikle de köpek olarak görüldüğü de çok olur. Hızır görüldüğünde ona yardım ederseniz bahtınız açılır veya büyük bir beladan kurtulursunuz. Hızır'a yardım etmezseniz de başınıza felaket gelir ve varlıklarınızı kaybedersiniz.
Hızır sizi kurtarmaya genelde at üstünde gelse de, sizi yolunuzu değiştirmenize sebep olarak kurtaran kişi ya da hayvan da Hızır olabilir.
Bunlar İslamiyette olmayan unsurlardır ve görüldüğü gibi Hızır, Dedem Korkut öykülerinde olduğı gibi, Sibirya-Orta Asya kökenli metafizik gğeler taşımaktadır.

30 Ocak 2019 Çarşamba

DEDEM KORKUT VE ALEVİLİK

    

   Alevilik İslam mıdır, değil midir hep tartışma konusu oldu. Aleviliğin yaşam tarzı ve ilkeleri klasik İslam'dan farklıdır. Pek çok kişiye göre bambaşka bir din gibidir.

         İşin doğrusu pek çok mezhep, hatta tarikat için bu söylenebilir, ya da onun uygulamaları.
        Mesela bize yıllarca) zorunlu din derslerinde  (en azından benim ortaokul ve lise hayatım boyunca derslerime giren ondan fazla din kültürü öğretmeninin tamamı) İslam'da Allah ile kul arasında kimse giremediği defalarca anlatıldı ama Kadiriler GAVS dedikleri kişi olmadan günahlarının affedileceğine inanmıyor. Bu uğurda Adıyaman Kahta'nın Menzil köyüne gidiyor, gavsının ip bağlamasını bekliyor. Bu uğurda gavsın inşaatlarında ücretsiz çalışıyor falan.
       Öyleyse neden biz yıllarca papazların günah çıkarması ile alay ettik. Gerçi din her durumda kendisine tezattır. Mesela Müslümanlar binden fazla İncil olması ile ilgili olarak Hristiyanlarla dalga geçerken, Hristiyanlar da kırk binden fazla hadisle dalga geçer.  Zira bu durumda son peygamber iki yüz yıldan fazla yaşamış olmalıdır.
         Dünyada Allah (Tanrı) tarafından İncil diye bir kitap indirildiğine sadece Müslümanlar inanır. Hristiyanlara göre İncil, gökten inmiş bir kitap değildir. İsa ile beraber yaşamış kişilerin anılarının derlemesidir. Yani Hristiyanlığa göre binden fazla İncil olması normaldir.

         Normal olmayan Roma imparatorluğunun belgelerinde İsa (Kris, Hris) diye birinin olmaması. Kaldı ki Türkçe İsa kelimesinin kökeni olan Kris kelimesi de kutsanmış, yüceltilmiş anlamına gelir. Romaa belgelerinde Yahudilerin şikayeti üzerine idam edilmiş birinden bahsetmez. Oysa Roma imparatorluğu, bu günkü hukuk sistemlerinde bile değişmeyen ilkelere ve bu günkü çok devletten daha ileri bir kayıt sistemine sahipti.
     Biz gene İslama dönelim. Mesela Minangkabau diye bir topluluk var. Bunlar Müslüman ve kadın egemen. Hem de ne kadın egemen. Endonezya'da, Sumatra adasının batı kısmında yaşayan bu topluluk, Dünyanın en kalabalık kadın egemen toplumu. Yaklaşık dört buçuk milyon civarındalar. Halk olarak kadılar türbanlı, erkekler namazında, niyazında.

        Gel gelelim bir Minangkabau erkeği olarak dört kadın almak, üç kere boş ol diyerek karınızı boşamak ne haddinize? Minangkabau erkeği olarak hiç bir şekilde mülk sahibi olamıyorsunuz ve karınızın evinde yaşıyorsunuz. Boşanma da, kadının erkeği evden kovması şeklinde oluyor.
       Diyanet işlerimiz ise, sigaranın kesinlikle haram olduğunu söylemiş. Sigara içtiyseniz,abdest tazelemelisiniz, en azından zorunlu din derslerinde bunu öğrenmiştik. Sünni arkadaşlar da mekruh diye sigara paketlerini dışarıda bırakırdı. Oysa ben geçenlerde hem sigara içen, hem de namaz kılan birinin videosunu izledim.
       
        Bu topluluk da kendince Müslüman. Aslında her topluluğun dini arasında derin farklar var.
        Gel gelelim Alevilik bambaşka.
        Bazı sağcı Sünnilerin gerçek Alevilik (o da ne demekse) şöyle-böyle demesine bakmadan Aleviliğin temel özelliklerini hatırlayalım.
       Bir kere Aleviler, temel olarak bayram namazı harici (çoğu kez o da yoktur) namaz kılmaz, gusül abdestini bilmez, ramazan orucu tutmaz, mart ayında hızır orucunu ve Muharrem ayında Kerbela orucunu tutar, kadınlı, erkekli ayn-i cem yaparlar, bu cemlerde  yer yer alkol alınır, vs vs.

         Bu kalıba uymayan Aleviler, genelde Sünni-Şii vs komşularından etkilenerek namaz, oruç vs özellikleri edinmiştir, hiç kendimizi kandırmayalım.
        Bu blogu yazmaya ilk başladığımda, Dedem Korkut kitabı hakkında da yazmaya karar vermiştim.
          Kitabı, her Türk genci gibi çocukluğumda okumuştum, ben gene de tekrar okumaya karar verdim. Şu yazıyı okurken de youtube'dan sesli kitap olarak dinledim. Okuyan youtuber arkadaş Profesör Muharrem Ergin'in Drasden nüshası çevirisinden okudu.

     Meğer o vakte kadar okuduklarımız, öğrenciler için sadeleşmiş olanlarmış. Orijinalinde ''Damaktan Emiştiler'' diye sık sık geçen tanımlamalar var. Muhtemelen seks yapıldığını belirtiyor. Bir de birbirlerine kızanlar gavat, gavat oğlu gavat diyorlar. Azrail bile Deli Dumrul'a böyle diyor.
           Kitapta pek çok tekrar var, mesela boğanın alnına yumruğu dayamak, sonra yana çekilip, devrilmesini sağlama 3 ayrı öyküde geçiyor. Gene bir kaç öyküde oğlan babasına, evleneceği kızın kendisinden evvel davranıp, kılıç ekmesi gerektiğini söylüyor. Babası da öyle bir kızın Oğuz illerinde bulunmayacağını söylüyor falan.

          Bamsı Beyrek öyküsünde ise babanın arkadaşlarının dolduruşuna gelmesi ama bir kere oğlum, senin hakkında böyle konuşuyorlar diye sormaması da ilginç. Ayrıca kardeşinin esir olduğunu öğrenen genç, avda kava çıksa, kardeşi olan, kardeşine dayanır, kardeşi olmayan dayak yer diyor. Yani çok da hukukun olmadığı bir toplum.
           Bir de bu toplum, yani Oğuzlar, her halükarda erkek egemen bir topluluk. Kara gözlü kafir kızları beye içki sunuyorlar, kafir kızı alınıyor, kafir damat istenmiyor falan.
        Gene de kadına değer verilen bir toplum. Bir bey oğlum olsun diye dua ederken, diğeri de onunla evlendirilecek kızım olsun diye dua ediyor.
        Bir süre sonra asıl görmem gereken şeyi görmediğimi, daha doğrusu görmek istemediğimi fark ediyorum. ALEVİLİK.

        Bir kere en başta BOZ ATLI HIZIR deyimi, Alevilere özgüdür. Aleviler genelde Allah'tan çok, Hızır'a dua eder, ondan yardım diler. Sünniler genelde sadece HIZIR der, Aleviler özellikle BOZ ATLI HIZIR der. İlk dikkatimi bu çekti. (Ayrıca Azrail'e al (kırmızı) kanatlı Azrail diyor, bu tanımı daha önce duymamıştım)
       Dedem Korkut ise düpedüz Alevi dedesi. Bir kere imam-müezzin değil, imam bir Tacik (Tat Eri), şaman (KAM) değil, Kam davulunu çalıyor. Dedem Korkut ise kopuz çalıyor, çocuklara isim koyuyor, Oğuz beyleri arasında elçi gidiyor ve ona karşı büyük saygı var.
        Boy boylama, soy soylama da muhtemelen bu günkü cemlerin atası bir tören. Kitapta boy boylama, soy soylama ile ilgili ayrıntı yok. Alkollü bir içki olan kımız içiliyor, Dedem Korkut kopuzunu çalıyor, o kadarını biliyoruz.

           Şimdi diyeceksiniz ki, öykülerdeki kişiler basbayağı Sünni. Bunda haklısınız. Ben Aleviliğin ortaya çıkışı ile ilgili geleneksel tezi, yani başlangıcının Babailer isyanı olduğu teorisine sadık kalacağım. Dedem Korkut'ta anlatılan öyküler de Babailer isyanından çok önce yaşanmış. Aleviliğin çıkışı, Dedem Korkut'tan çok sonra olmuş.
        Semah dediğimiz şey, Uygurların Sanam dansı dedikleri şeydir ve pek çok kere kadın-erkek karışık olarak dönülür.

       İşin doğrusu Mevlevilerin semahını da, youtube'da bir Afgan düğünü videosunda görmüştüm. Kadın-erkek karşık oynuyorlardı. Mevlana'nın, bu gün Afganistan sınırları içinde olan Belh şehrinde doğduğunu da hatırlayalım.
         Diğer şüphelendiğimiz olgu., Alevilerin pek çoğunun Türk olmaması ve en az üçte birinin Kürt ve Zaza olması. Ben Roman (Çingene) Alevi'ye rastladım. Pomak, Arnavut, Boşnak ve az da olsa Çerkez Alevilerin varlığını da duydum ve okudum.
         Her inanç, belli tarihlerde, başka birileri arasında yayılmıştır. Yahudilik bile, gene bizzat Tevrat ve Zebur'da yazdığına göre Hititler, Kenanlılar (Fenikeliler) ve başka toplumlarca benimsenmişti. Demek Alevilik de başka toplumlara yayıldı.
        Özellikle Kürt Alevilerinin pek çoğunun cemleri Türkçe yapması da buna delil sayılabilir.
      Alevi dedeleri Seyyit, yani Peygamberin torunu Hüseyin'in değil, muhtemelen Dedem Korkut'un soyundan olmalıdırlar.
     Aleviliği iyi bilen birileri, kitapta daha çok ayrıntı bulacaktır.
     Öyleyse neden kimse bundan pek bahsetmiyor?

     Bu sorunun iki cevabı var. İlki Türk milliyetçiliği, daha doğrusu faşizmi ile ilgili olacak. Faşizm, güce ve güçlüye tapar. Kendisine iç düşman olarak toplumsal olarak güçsüz, hor görülen grupları seçer.
       Almanları, daha doğrusu Avrupalıların Yahudi düşmanlığı tarihseldir. Martin Luther bile Yahudileri ve Türkleri (Burada Türk, aynı zamanda Müslüman anlamına da geliyor.)Faşizm, temelde hazır bulunmuş nefrete konmayı sever.
         Aleviler, hazır bu kadar nefret edilen kitle iken Türk Faşizmi de bundan yararlanarak tabanını genişletti. Bunun kökeni Atsız'a kadar gider. Mesela Deli Kurt romanında Börklüce Mustafa'nın (Ege Alevileri ona Dedem Sultan der) taraftarlarının la ilahe illallah, Bedrettin Resulluhah deklerini iddia eder. Sonra Deli Kurt'u Varsaklara esir düşer. Varsakların kımız içmesinden bahseder ama onların Alevi olduğundan bahsetmez.
         Yetmişlerde ise MHP önderliğinde Alevilere saldırılar oldu ve sağcı Alevi'ye Düşkün (Alevi toplumundan dışlanmış kişilere Alevilerce verilmiş ad) denilir oldu.
          Aslında  solcu olan Aleviler değil, sağcı olan Sünnilerdir. Sünnilerin namaz-oruç vb sorularına muhatap olmamak, 2.sınıf muamelesi görmemek için solcu olmayı seçiyor. Alevilerin solcu olması ise sağcıların umurunda değil, hatta memnunlar.
         Faşizm için kendine el altında aşağılayacak, yağmalayacak, bunun bahanesi için de bol bol nefret edilecek azınlık kitle lazım.Türkiye'de 1960'larda Yunan kökenlilere yapılan baskı sonucu gayrımüslüm kitle yok  denecek kadar azalınca, zaten ezelden beri sevmedikleri Alevilere yöneldiler.
        Hem Aleviler, Almanya Yahudileri gibi ülkenin hemen her tarafına eşit dağıtılmış gibidir. Tunceli hariç hiç bir ilde çoğunluk değildir. Yani oylarının pek kıymeti yoktur.
tunceli ile ilgili görsel sonucu        Kürtlerden de aynı oranda, hatta belki daha çok nefret edilse de, onlar gen,i bir coğrafyada çoğunluktur.  Onlarda batıda solcu olur.
         Mesela Alevilerin geleneksel partisi CHP, Tunceli hariç Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde pek oy alamaz ama batıda, özellikle kıyı Ege'de (barajı aşsın diye HDP'ye oy vermiyorlarsa) CHP'ye oy verir. Belediyede de genelde CHP'ye oy verir.
         Aleviliğin tarihsel kökeninin faşizm için pek önemi yoktur. Onun için önemli olan kitlelerin nefretini kullanarak iktidara gelmek ve faydalanmaktır.
         Azınlıklar da artık yavaş yavaş o milletin ferdi olmaktan uzaklaşmış, kendini koruma içgüdüyse,o toplumum milliyetçiliğinden ve o milletin ümmetçiliğinden uzaklaşmıştır.
           Ne yapacaktı, katiliniz ile kan, kültür ya da inanç bağının ne önemi var? Alevilik ile Şamanizm- Dedem Korkut arasındaki bağı fark etmem, dinsizliğe bir adım daha yaklaşmama sebep oldu, o kadar.