islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2024 Perşembe

SAPİENS HASAN'A GÖRE İSLAM



Twitter da Sapiens Hasan yazmış;
Müslümanların 21. Yüzyılda Kabullenmesi Gereken 21 Gerçek:
1-) Yaratılış yoktur, Evrim vardır. Evrim bir doğa yasasıdır ve modern bilimde su götürmez gerçektir.
2) İbrahimi dinlerin ilk insanı Adem, bilimsel olarak mümkün değildir.
3-) İbrahimi dinlerin önemli peygamberi Musa, aslında hiç yaşamadı. Tarihsel perspektiften bakıldığında ise genel görüş, efsanevi bir figür olduğu yönünde (ki zaten ordusuyla beraber yok olan bir firavun ne Mısır kayıtlarında ne de çevre uygarlıkların kayıtlarında geçer).
4-) İslam, kusursuz değildir; hiçbir topluluk İslam’la refaha kavuşmamıştır. Pratik, teorikten bağımsız düşünülemez.
5-) İslam, özgürlük düşmanıdır; İslam’ın hâkim olduğu yerde özgürlük mahvolur.
6-) İslam, bir erkek dinidir; dinden kadın çıkarıldığında konuşulacak pek az konu kalır.
7-) İslam, barış ve hoşgörü dini değildir; kısıtlayıcı, savaşçı ve yayılmacıdır.
🤓 İslam Tanrısı Allah, sonsuz merhamet sahibi değildir; yeri geldiğinde gaddar ve kindardır.
9-) İslam Hukuku’nu oluşturan şeriat, Orta Çağ kanunlarıdır ve etik değerlere uygun değildir.
10-) İslam, coğrafi bir inançtır; evrensel değil, kavimseldir.
11-) İslam, bir Orta Doğu dinidir; her kavme peygamber gönderildiği iddiası asılsızdır.
12-) İslam, gelenekçidir ve yeniliğe karşıdır.
13-) İslam’daki pek çok ritüel, Yahudi ve İslamiyet Öncesi Arap geleneğidir.
14) Kur’an, mükemmel bir kitap değildir; bilimsel tutarsızlığı, iç tutarsızlığı, gramer ve üslup hataları barındırır.
15-) Kur’an’da bilimsel mucize yoktur. Bilimsel mucize olarak öne sürülen iddiaların çoğu yanlış, doğru olanlar ise önceki uygarlıklarca bilinen gerçeklerdir.
16-) Kur’an’da iddia edilen ölçü, düzen yoktur; evren kaotiktir.
17-) Kur’an; şiddet, nefret ve tehdit kitabıdır.
18-) Muhammed hiçbir zaman vahiy almamıştır, sadece reformist bir lider ve başarılı devrimcidir (ki döneminde peygamberlik iddiasında bulunan tek kişi değildir).
19-) Muhammed, kadın düşkünüdür. Evlatlığı Zeyd’in eşi Zeyneb’le (yani geliniyle) evlenmiştir.
20-) İslam’ın en kalabalık 2. inanç olma sebebi; kusursuz olması değil, Müslümanların korumasız ve bilinçsiz şekilde çoğalıp yayılmasıdır.
21-) İslam nurunu tamamlamayacaktır, 100 sene içerisinde mitoloji olarak yerini alacaktır.

23 Eylül 2023 Cumartesi

TÜRK VE ARAP FAŞİZAN ÜSTÜNLÜK DUYGUSU ÇATIŞMASI



 Türk  faşizan üstünlük duygusunu uzun zamandır işlenen bir şeydi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/fasizan-ustunluk-duygusu.html)  Bu duygu, temelinde kimlik ve muhafazakarlık içeriyordu. Genel anlamda Kürt, Alevi ve modern yaşayan ailelere düşman bir zihniyeti barındıryordu. Her zaman örtük şekilde iktidardı. 2002'de açıkça iktidar oldu. İktidar da bu üstünlük duygusunu her fırsatta pekiştirdi. Muhalefete muhalefette,  kısmen de bilmeyerek, buna destek oldu.

Kılıçdaroğlu yerine İmamoğlu yada Mansur Yavaş aday olsaydı da sonuç değişmeyecekti. Çünkü muhalefeti Kılıçdaroğlu'ndan uzaklaştıran iktidar medya ve trollerinin yeni stratejisi muhtemelen hazırdı.  Bir kere solcu görünümlü AKP trolleri, inşaatçı-müteahit ve ANAP geçmişi ile yeterince solcu değil diye saldıracaktı. İmamoğlu'nun eşi Alevi. Sağcı-muhafazakar seçmene de bu özelliği hatırlatılacaktı. Mansur Yavaş'a da, daha 2013'de, Melih Gökçek'e, dönemin içişleri bakanı Efkan Ala'nın YSK'yı ziyareti ile kaybettiği seçimleröncesinde, aslen Beypazarılı değil, Makedonya göçmeni olduğu dedikodusu yayıldı.  Bu iddiaları Mansur Yavaş red etti. Bu iddiaların arkasında, Alevi kökenli olduğu iması vardı. Kendisinin elli yıllık Ülkücülük geçmişi bir anda CHP'den aday olunca silinmişti.

Öte yandan yandaş medya, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'na asıl saldırılarını, aday olmasından sonrasına saklıyordu. Daha ne kadar saldırabilir diye soruyorsanız, 2002 seçimlerine bakın. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html) (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html) 2002'de medya, seçimlerden önce de Cem Uzan'a saldırıyordu ama öyle var gücü ile saldırmıyordu. Cem Uzan ve Genç Parti, ANAP, DYP ve MHP'den oy tırpanlayıp, bir de bu üç partiyi baraj altı bırakmalı,  on aylık AKP'yi, %35 ile tek başına iktidar yapmalıydı. Hedefe ulaşınca, medyanın saldırısı inanlımaz arttı. Hele de RTÜK, Star televizyonuna 30 (otuz) gün kapatma cezası verince ilk sersemliğini yaşadı. (Cem Uzan'ın Erdoğan'a şerefsiz başbakan dediği konuşmayı yayınladığı için bu kapanma cezası verilmişti.) Ardından da ifşalar, itiraflar geldi. Meger daha önce kimse Uzan ailesi hakkında bildiklerini anlatmıyormuş.

İşte Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'nun da başına benzer şeyler gelecekti. Netekim Kılıçtaroğlu'na montaj kaset kumpası yapıldı. İmamoğlu ve Yavaş için de benzer tuzaklar çoktan kurulmuştu muhtemelen. Çünkü sözde muhalif kitle de faşizan üstünlük konumunu kaybetme korkusundaydı. Kılıçdaroğlu ile ilgili videonun sahte olduğunu, iktidar yanlısı seçmen de biliyordu. Bu montaj videolar, sağcı seçmene, faşizan üstünlük konumunu ve duygunu kaybedeceksin uyarısıydı.

Oysa duygu bir yana, konumu çoktan kaybetti. Alevi yada Kürt olmak, belki devlet memuru olmak için bir engel ama bunu baştan kabullenirsen KPSS dersanelerinde sürünmüyorsun. Kendine yeni bir yol çiziyorsun. Kaldı ki torpil sisteminde parti üyesi olma, akraba olmaktan çok, para ilişkileri döndüğünden, solcu ve Alevi birinin torpili bir AKP'liden fazla olabiliyor. AKP'li bir kalantorun işi bir solcuya, Kürt'e, Alevi'ye  düşebiliyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/masum-degilsin-kucuk-insan.html)

Sadece Alevi ve Kürt olmadıkça kendini üstün sanma sanısı var. Seçimlerde, muhalif görünen seçmende de bu belli oldu. Kılıçdaroğlu'nun her seçimde yenilmesi de iktidara yetmiyor. Bir Alevi, hemde Alevi-Kürt'ün CHP'nin başında olması bile, onların üstünlük duygusuna zarar veriyor. Buna bile tahammül edemiyor. Oysa bu yoksullaşmadan,faşizan üstünlük duygusunu terk etmeden çıkış yok. Üstelik iktidar, sağcı ve Sünni halkı, üstünlük piramidinin altına atmaya hazırlanıyor.  Piramidin üstüne Sünni Arap ve zengin göçmenler geçiyor.

Oysa Türkler, Araplardan üstün olduğunu düşünmüyor. Hatta Arapların kendisinden üstün olduğunu düşünmüyor. Hatta Arapların kendisinden dindar olduğunu da düşünmüyor. Arapların, Kuran'ı Kerim üzerine oturmak gibi dini hassasiyetleri pek yok. Türkler İslamı Araplardan değil, o zamanlar Sünni olan Horasanlı İranlılardan, Taciklerden öğrendi. Bu sebeple Türkçedeki dini kavramların pek çoğu Arağça değil, Farsça. 

Türkiye'de pek çok Arap'ın garip bir şikayeti var. ''Türklerin Araplara saygısı yok.'' Türkler dinsiz, dine saygısı yok, yabancı düşmanı yada ırkçı demeden önce, Araplara saygısı yok, diyorlar. Bunu demelerinin sebebi, özellikle zengin Arapların gittikleri ülkelerde bahşiş umudu ile yerel halktan iltifat görmeleri. Diğeri de Türkler hariç diğer ülkelerin genelde Arap hakimiyetinde Müslüman olmaları. Türklerin ise Araoların koruyucu olmaları ve en nihayetinde onlara egemen olması, Arapları küçük görmelerine sebep olmuştur. Bence Türkler ve Kürtler, Müslüman olduğuna pişman olmuş ama bir kere inanınca da vazgeçemiş milletlerdir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html) Araplar, 732 Puvatya savaşından sonra Hristiyan alemine karşı gerilemiş, çare olarak da  Türk, Kürt ve Çerkezlerden köle ordular kurmuşlar, bu köle ordular da Araplara efendi olmuşlardır. (Tulunoğulları ve İhşitler Türk, Eyyübiler Kürt ve son dönem Memluk hanedanı Çerkez kökenlidir.) Arapların, İslamiyetin ilk 100-150 yılındaki hızlı genişlemesinin sebebi, tam da İslamın ilk çıkış yıllarında Akdeniz havzasını ve batı Asya'yı vuran Jüstinyanus vebası ile, İslamdan üç yüz yıl önce çıkmış Mani dinidir. Tekrar toparlanan Doğu Roma (Bizans) ve İran'a (Samaniler ve Büveyhiler) karşı Abbasi halifeleri, Selçukluların koruyuculuğuna girmişlerdir. Türkler, gerek Selçuklu, gerek Osmanlı devrinde Arapları asker olarak görmemiş, devlet kademelerinin üst makamlarında Araplara yer vermemiş, meşhur amiral Barbaros Hayrettin Paşa, Arapların asker değil, basit birer yağmacı olduklarına dair özel bir rapor bile yazmıştır.

Buna bir de birinci dünya savaşına arapların Thomas Lawrence ve Getrude Bell gibi casusların peşinden gidip (Araplar da kendi kadınlarını 2. sınıf vatandaş yapıp, İngiliz kadınlarının lafını dinliyorlar), Osmanlı'ya ihanetini de eklersek, Arap  kavramının ülkemizde çok da iyi anılmadığı anlatır. Burada asıl sorun, iktidarın Türk halkını piramidin altına itmeye çalışması. Bu yüzden milliyetçiliğe saldırıyor. Oysa ülkemizde sağ iktidarlar, Alevi ve Kürt düşmanlığını ince ince işlemişti. Bu iki topluluk incelikle dışlanmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/12/sagcilarin-alevilik-sorunu.html) Hatırlıyor musunuz Erdoğan'ın aklabalığa, biliyorsunuz Kılıçdaroğlu Alevi deyişini ve  dinleyenlerin yuh çekişini? Ya evde zor tutulan milyonlar? Bu kadar kışkırttığınız insanlara, sen gene benim gösterdiğim hedeflere saldır ama yeni Arap efendilerine itaat et mi diyeceksiniz.



Tabi Türkiye'de sağı yıllarca besleyen Suudi Arabistan devletine bağlı Rabıta kurumu (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/03/ugur-mumcunun-rabita-eseri.html) böyle bir sanuç beklemiyordu. Murat Ağırel, 2020 ylında yayımlanan Sarmal kitabında da Rabıta'nın Türk siyasal islamını çok eskilerden beri beslediğini çok iyi anlatıyor. Ancak faşistleşmiş kitleye, üstelik asla çıkamayacakları bir üst sınıfa itaat ettiremezsiniz.





1 Haziran 2023 Perşembe

İBNİ SİNA MÜSLÜMANDIR



 İslam felsefesinde kabaca iki ekol vardır, Meşailer (Aristocular) ve Tasavvufçular. İslamın ilk yüz yıllarında yapılan büyük bilim atılımlarının büyük çoğunluğu Meşai filozoflarına aittir. Tasavvufçular güzel şiir okur ve tarikat kurarlar. Sözde terki terk etmişlerdir ama bu vakıfları aracılığı ile büyük paralar kazanırlar. Pozitif bilimleri medreselerden atanlar onlardır. Siyasete en çok karışanlar onlardır. (Evet, tasavvufu sevmiyorum) Aslında kendilerini peygamber gibi görüp, evliyalıklarını ima ederler. İlahi bir ilhamla yazmışlardır kitaplarını.

İslamda Meşailik, daha en başıncan baskı ve hakaretlere uğramıştır. Çünkü din adına otorite kuranlar, aklıcılığı istemez. Meşailik, köy enstitüleri gibi doğar doğmaz saldırıya uğradı. Gene de bir üç yüz yıl kadar önemli işler yaptı. Matematiğe sıfırı getirdi, kimyada 4 element (ateş-hava-toprak-su) mitosunu yıkıp, ateş'in, ısının ışık olarak yansıması olduğunu, toprağın pek çok elementten oluştuğunu ispat etti. Çarklarla güç iletimini geliştirip,modern değişmenleri ve makinelerin temel çark sistemlerini icat ettiler. Daha pek çok şey, onların icadıydı. Bu yüzden haklarındaki saldırılara rağmen, Moğol istilasına kadar Orta Doğu ve Orta Asya'da ayakta kaldılar. Moğol istilasında, kütüphane katliamları sonucu kaybolan kitaplar, hep Meşailerin eserleri oldu. Mevlana'nın babası Bahaeddin Velet,  daha Moğol ordusu savaş hazırlığında iken, Harzemşahlar sultanına filozfları kolladığı için yenileceğini, Allah'ın kahrına uğrayacağını söylemiştir. Moğol propagandası yapa yapa Anadoluya gelmiştir. Mevlana ve Mevleviler de hem Moğollar, hem de daha sonraki iktidar odakları ile içli dışlı oldu. Mevlana ve Mevleviler, Bacu Noyanîn gizli Müslüman olduğunu söyledi. Ben Mevleviliği şu yazılarımda anlatmıştım.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/05/tamami-okunmayan-bazi-dogu-klasiklerin.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2021/08/ariflerin-menkibeleri-ve-mevleviligin.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/12/mesnevidenhatirlananlar-mevlana.html

Asıl konu edinmemiz gereken Gazali. İbni Sina başta olmak üzere Meşailere en başta o saldırmıştır. Ben bu blogda Gazali üzerine de bir kaç yazı yazmıştım

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/08/gazalinin-omuzundan-atilan-tufekler.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2018/12/dini-inanclarimi-kaybetmem-3-imam-gazali.html

Gazali, İbni Sina başta olmak üzere Meşai filozofları dinsizlikle, dini tahrip etmekle suçladı. Bu suçlamalar, matematik ve doğa bilimlerinden anlamayan, halkın din dugularını öfkeye çevirerek, kendine rant sağlamaya çalışan tarikatlar  tarafından desteklendi. Meşailik son olarak Endülüs'te yaşadı. İbni Rüşt, son önemli Meşai filozoftu. Gazali'nin eleştirisini yazan tek kişiydi. Endülüs'te başkadılığa, yani adalet bakanlığına kadar yükselmişti. Ancak Hristiyan ilerlemesine yardım için Fas'tan gelen Muhavvitler'in baskısı ile gözden düştü ve Fas'ın Marakeş şehrien sürüldü. Orada oğlu ile camiden kovulacak kadar dışlandı. Onun eserleri Avrupa'yı daha çok aydınlattı. Öyle ki uzun süre Müslümanlar onu Avveroes adı ile Hristiyan sandı.

Şu günlerde Meşailerin ve onların en büyüğü olan İbni Sina'nın Müslüman değil de, deist-panteist olduğu iddiaları tekrar gündeme gelince, ben de bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu dedikoduları tekrar yayan da, Youtube ünivetsitesi, Felsefe bölüm başkanı, ordinalyüs youtuber Pelin Dilara Çolak, namı diğer Dilozof. İbni Sina ile ilgili videosunda bu iddiayı seslendirdi. Kendisini ben de takip ederim, modern batı felsefesi konusunda gerçek bir uzman. Kendisi İbni Sina ve Müslüman filozflar üzerine başkalarının dediğini aktarıyor. Felsefede bu soruna Sokrates sorunu deniliyormuş. Sokrates hiç kitap yazmadığı için onunla ilgili söylenenleri derleyen Platon, Ksephanes ve her biri ayrı telden çalan dört ayrı Sokratesçi okullardan alınmıştır ve gerçek Sokrates'in kişiliği bu yüzden belirsizdir. İslamiyette de benzer bir durum vardır.

Sevgili okurlar, siz iyi misiniz? 8-11 yüz yıllardan bahsediyoruz. Orta çağ insanın dindarlığı, bu çağın dindarlığına benzemez. Bu insanlar, devlet adamlarına hizmet etmişler. Bu insanların deist-ateist olması mümkün mü? Bir de bu insanların hiç mi hayat hikayesini okumuyorsunuz? Farabi, Allah'ın ayetlerini parça parça para ile satanlara lanet olsun hadisinden etkilenmiş, ününün doruğunda olduüu halde derslerinden para almamıştır. Üstelik kendisi felsefe aşkına kadılık makamındab vaz geçmişti. İbni Sina, yaşadığı yıllarda Kelam ilminde şöhret olmuştu. Bu gün bile Kelam ilminde Farabi ve İbni Sina'nın temelleri vardır. Farabi, Allah'a Vacib-ul vücut, yani olması zorunlu varlık, diğer varlıklara mümkün-ül vücut, yani mümkün varlıklar der. İbni Sina buna bir de Mümten-il vücut, imkansız varlığı ekler ki, bu Allah'ın olmadığı bir dünyanın tasarımıdır.Ölümüne yakın mallarını yoksullara bağışlamış, üç günde bir Kuran okumuştur.

Pelin Dilara hanımın ortaya attığı, evreni yarattığının farkında bile olmayan tanrı tasarımına gelince; Meşailerin doğa kanunlarını Allah'ın emirlerine bağlama çabalarının, tasavvufçularca alay edilmesidir. Aradan geçen yüz yıllar boyunca Meşailiğin yok olması, medreselerde matematik ve fen bilimlerinin yok edilmesi sonucunu doğurdu. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'dan getirdiği din adamları, Fatih medreselerinden, din derleri dışındaki tüm dersleri kaldırdı. 17. yüz yılda, Osmanlı ordusuna hizmet eden Fransız kökenli Humbaracı Ahmet Paşa ( Claude Alexandre Comte de Bonneval ),  dönemin medreselerinde ulemanın bilgisini ölçmeye çalışır ve onlara üçgenin iç açılarının toplamını sorar. Birisi çıkar ve

-Üçgenine göre değişir der. 

İbni Sina'nın ve diğer Meşai filozoflarını  Müslümanlığını savunmanın bir zorluğu da, günümüz dinsiz (deis-ateist-panteist vesair) kişilerin de, bu büyük bilim adamlarını sahiplenmesidir.

29 Nisan 2023 Cumartesi

MUHAMMED'İN HANIMLARININ TAM LİSTESİ





MUHAMMED'iN HANIMLARININ TAM LiSTESi

1-Hatice
2-Sevde Binti Zem'an
3-Ebubekir kızı Ayse
4-Omer kızı Hafsa
5-Huzeyme kızı Zeynep
6-Ummu Seleme (Hine)
7-Haris kızı Cuveyriye
8-Zeyd kızı Reyhane
9-Zeynep Binti Cahs
10-Ebu Sufyan kızı Ummu Habibe
11-Huvey kızı Safiye
12-Haris kızı Meymune
13-Sem'un kızı Marya Kibri
Muhammed'in boşadığı hanımları:
1-Dahhak kızı Fadime
2-Zabyan kızı Aliye
3-Kab kızı Mileyke
Muhammed'in nikahlayıp sonradan ayrıldığı kadınlar:
1-Numan kızı Esma
2-Kays kızı Kuiteyle
3-Esma veya Seba (Sena) Binti Salt
4-Necdet kızı Selma
5-Huzeyl kızı Havle
6-Seraf binti Halife
7-Yezit kızı Amre El-Gifariye
8-Yezit kızı Hind El-Kitabiye
9-Davud kızı Mileyke
10-Rufaa kızı Nesatlsat
11-Kab kizi Esma
12-Haris kızı (Saire) Kuteyle
13-Amr kızı Senba/Seyba/Sabiye
14-Cundup bin Dimre Cind-i'nin kizi
15-Serahil kızı Imeyme (Binti Cevn)
16-Muaviye kızı Amre
17-Sufyan kızı Seba (Sena)
18-Ummul Haram
19-Hakim kızı Leyla
Muhammed'in mehir parasını ödemeden aldığı kadınlar:
1-Haris kızı Meymune
2-Huzeyme kızı Zeynep
3-Ummu Serik
4-Hakim kızı Havle
Muhammed'in sözlendiği kadınlar:
1-Amir kızı Dubaa
2-Nuame Bel'anberi
3-Sehl kızı Habibe Ensariye
4-Cemre Binti Haris Bin Avf Bin Kab bin Zabyan
5-Sevde Kiresiye
6-Besame kızı Safiye
7-Ebu Talib'in kızı Ummu Hani (Fagite)
Muhammed'in bazı nedenler yüzünden evlenemediği kadınlar:
1-Abbas kızı Ummu Habibe
2-Hamza kızı Emame (Ammare)
3-Muhammed'e önerilen Baldızı
Muhammed'in cariyeleri:
1-Bereke (Ummu Eymen)
2-Emetullah binti Ruzeyme
3-Hudre
4-Redva
5-Sad kızı Meymune
6-Ruzeyne
7-Selma (Ummu Rafi)
8-Marya (Ummu Rebab)
9-Marya (Ceddetu'l Musenna)
10-Ummu Iyas
11-Havle (Ceddetu Hafs)
12-Meymune binti Ebi Abis
13-Ummu Dumeyre
14-Ummu Ayas
15-Rebiha
16-Saibe
Arif Tekin'in Muhammed ve Kurmaylarının Hanımları isimli kitabı'ndan alıntıdır.

Tüm ifadel

16 Nisan 2023 Pazar

KUDRET HELVASI, BILDIRCIN KEBABI VE SOĞAN ( BAKARA SURESİ)



 Şimdi ben bu konuyu daha önce de yazmıştım, hem de defalarca:  (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/madem-bakara-114-var.html) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/bakara-makara.html) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/07/bakara-tantm.html) 

Konuyu özetlemem gerekirse, Kur'an'da, Bakara suresi adını, Sami dillerinde (Arapça-İbranice) Bakar yani buzağı-dana-sığır anlamına gelir. Mısır'dan kaçan Yahudiler, Musa'nın öncülüğünde ve yine Musa'nın Kızıldeniz'i ikiye ayırması sonucunda kurtulurlar.  Bir süre (bir rivayete göre aylarca, bir rivayete göre yıllarca ya da günlerce) çölde dolaşırlar. Sonra Musa, on emti almak ve Yehova ile  konuşmak için Tur dağına (Rivayete göre bu dağ, Sina yarım adasındaki Sina dağı, bazılarına göre de Arap yarım adasının kuzey batısındaki dağlardan biridir) gider.  Bir süre dağda kalır. Bir ateş şeklinde kendisi ile konuşan tanrı Yehova ile konuşur. Sonra geri döner ve şok edici bir manzara ile karşılaşır. Halkı bir buzağı heykeline tapıyordur. Bu heykelle ilgili çeşitli rivayetler vardır. Kimilerine göre altındandır, kimilerine göre altınla kaplı çamurdandır ve ağzı ile anüsü arasında deliik vardır ve rüzgar estikçe ses çıkarmaktadır. Musa öfkeli  bir şekilde konuşunca,  biz tek ya da iki çeşit yemekten sıkıldık, çok çeşit istiyoruz deyip, isyan etmiş. Bunun üzerine de Musa, buzağıya tapanları lanetler. Bu kabile, rivayete göre İsrailoğullarının kayıp 13. kabilesidir ve çölde kaybolmuşlardır.

Şu günlerde soğanın fiyatı aşırı artınca, birileri de kendilerini döyle savunmuş. Ülke halkı olarak firavundan kaçıp, kaçmamız tartışması bir yana, biz kudret helvası ve bıldırcın kebabı ile mi besleniyoruz ki, soğan pahalı diye şikayet etmeyelim?





5 Şubat 2023 Pazar

DEDİKODU CİHADI



 Dedikodu ile ilgili pek şok söz, atasözü vardır. Bir kısmı, ateş olmayan yerden, duman çıkmaz veya yarası olan gocunur diyerek,  dedikoducuları destekler. Önce parantez açıp, şunu söylemeliyim ki, dedikodu yapmak, toz bile olmayan yerde yangın yaygarası koparmaktır. Birisi size bir ithamda bulunduğunda, kendinizi doğal olarak savunuyorsunuz.

Diğer yandan dindarlar sürekli gıybet, çiğ et yemektir, duyduğunu anlatması Müslümana günah olarak yeter falan derler. Oysa bir yerde ilk dedikodu üretenler de dinar, muahfazakar ve daha doğrusu tarikatçı kimselerdir. Dedikoduyu genelde, herkes bunu konuşuyor, hakkınızda konuşuyorlar diye. Size hakkınızda böyle konuşuyor diyenler, çoğu kez o dedikoduyu üreten kişilerdir. Dedikodu ile ilgili en büyük yanılgı, dedikoduların kökeninin yanlış anlama ya da kıskançlık olduğunur.  Gerçekse dedikodu, bilinçli ve planlı olarak yapılan saldırılardır. Bu saldırılar uzun hazırlıklar gerektirir. Bu saldırılar da keşifler gerektirir. Bunu taşraya giden memursanız, bir kaç yer de değiştirirseniz, yerli halkla konuşmamaya ve onları evinize sokmamaya, onların da evlerine girmemeye çalışırsınız. Gerçi dedikodu üreticileri genelde, misafir olmayı sevmeseler de, ağzınızdan laf almak uğruna sizi sık sık evine davet edebilirler. Başka bir konu da, birilerinin evine sık girip- çıkmanız da dedikoducular için malzeme olma özelliği taşır. Sizinle ilgili öğrendikleri her bilgi,  daha sonra üreteceği dedikodular için malzemedir. Sizinle ilgili ne kadar çok şey bilirse, ona katacağı yalanlar o kadar inandırıcı olacaktır. Sonra bu dedikodularını doğrulaamk için o ayrıntıları yüzünüze vuracaklardır.

Eğer memursanız dedikodular, görev sürenizin sonuna doğru çıkacaktır, daha doğrusu yoğunlaşacaktır. Bunun sebebi sadece birilerinin çıkarına dokunmanız ya da onlardan olmamanız değildir. Taşralı olarak gider ayak size haddinizi bildirmeyi amaçlarlar.

Diğer yandan tarikatlar, bir kişiye saldırmadan evveli o kişinin itibarına saldırırlar. O kişi ya da grup için en akıl almaz dedikoduları üretirler. Zaman hazetesi de ilk yıllarında, belli bürokratlarla ilgili olarak,  sadece adını vermeyerek ( kim olacağı kolayca anlaşılacak şekilde) dedikodular yazardı. Sonra internet sitelerindeki kaynağı belirsiz siteler ve sosyal medyada kaynağı belirsiz hesaplar, bunun yerini aldı.

Seçimlerden önce de muhafazakarlar ve tarikatlar, basını da kullanarak bir dedidoku fırtınası estirirler. Aslında tarikatlar ara ara dedikodu fırtınası estirir. Mesela 2017 KPSS'ye beş milyona yakın kişi katıldı. Çünkü o zamanlar, 15 Temmuz sonrasında kamu personelliğinden atılan on binlerce kişi yerine daha fazla kamu personeli alınacağı dedikodusuydu. Lozan antlaşmasının 2023'de ( yılbaşısı geçti, 29 ekim mi yoksa antlaşmanın imzalandığı 24 temmuz mu) biteceği ya da tek parti döneminde Kuran yasaklandı gibi dedikoduları üretip, durmaktalar. Bunu da ara ara en üst düzeyde yöneticilerine söyleterek, gerçeklik algısını arttırmaya çalışıyorlar.

Sorsanız zina'dan  çok ama çok daha büyük günahtır.

30 Ocak 2019 Çarşamba

DEDEM KORKUT VE ALEVİLİK

    

   Alevilik İslam mıdır, değil midir hep tartışma konusu oldu. Aleviliğin yaşam tarzı ve ilkeleri klasik İslam'dan farklıdır. Pek çok kişiye göre bambaşka bir din gibidir.

         İşin doğrusu pek çok mezhep, hatta tarikat için bu söylenebilir, ya da onun uygulamaları.
        Mesela bize yıllarca) zorunlu din derslerinde  (en azından benim ortaokul ve lise hayatım boyunca derslerime giren ondan fazla din kültürü öğretmeninin tamamı) İslam'da Allah ile kul arasında kimse giremediği defalarca anlatıldı ama Kadiriler GAVS dedikleri kişi olmadan günahlarının affedileceğine inanmıyor. Bu uğurda Adıyaman Kahta'nın Menzil köyüne gidiyor, gavsının ip bağlamasını bekliyor. Bu uğurda gavsın inşaatlarında ücretsiz çalışıyor falan.
       Öyleyse neden biz yıllarca papazların günah çıkarması ile alay ettik. Gerçi din her durumda kendisine tezattır. Mesela Müslümanlar binden fazla İncil olması ile ilgili olarak Hristiyanlarla dalga geçerken, Hristiyanlar da kırk binden fazla hadisle dalga geçer.  Zira bu durumda son peygamber iki yüz yıldan fazla yaşamış olmalıdır.
         Dünyada Allah (Tanrı) tarafından İncil diye bir kitap indirildiğine sadece Müslümanlar inanır. Hristiyanlara göre İncil, gökten inmiş bir kitap değildir. İsa ile beraber yaşamış kişilerin anılarının derlemesidir. Yani Hristiyanlığa göre binden fazla İncil olması normaldir.

         Normal olmayan Roma imparatorluğunun belgelerinde İsa (Kris, Hris) diye birinin olmaması. Kaldı ki Türkçe İsa kelimesinin kökeni olan Kris kelimesi de kutsanmış, yüceltilmiş anlamına gelir. Romaa belgelerinde Yahudilerin şikayeti üzerine idam edilmiş birinden bahsetmez. Oysa Roma imparatorluğu, bu günkü hukuk sistemlerinde bile değişmeyen ilkelere ve bu günkü çok devletten daha ileri bir kayıt sistemine sahipti.
     Biz gene İslama dönelim. Mesela Minangkabau diye bir topluluk var. Bunlar Müslüman ve kadın egemen. Hem de ne kadın egemen. Endonezya'da, Sumatra adasının batı kısmında yaşayan bu topluluk, Dünyanın en kalabalık kadın egemen toplumu. Yaklaşık dört buçuk milyon civarındalar. Halk olarak kadılar türbanlı, erkekler namazında, niyazında.

        Gel gelelim bir Minangkabau erkeği olarak dört kadın almak, üç kere boş ol diyerek karınızı boşamak ne haddinize? Minangkabau erkeği olarak hiç bir şekilde mülk sahibi olamıyorsunuz ve karınızın evinde yaşıyorsunuz. Boşanma da, kadının erkeği evden kovması şeklinde oluyor.
       Diyanet işlerimiz ise, sigaranın kesinlikle haram olduğunu söylemiş. Sigara içtiyseniz,abdest tazelemelisiniz, en azından zorunlu din derslerinde bunu öğrenmiştik. Sünni arkadaşlar da mekruh diye sigara paketlerini dışarıda bırakırdı. Oysa ben geçenlerde hem sigara içen, hem de namaz kılan birinin videosunu izledim.
       
        Bu topluluk da kendince Müslüman. Aslında her topluluğun dini arasında derin farklar var.
        Gel gelelim Alevilik bambaşka.
        Bazı sağcı Sünnilerin gerçek Alevilik (o da ne demekse) şöyle-böyle demesine bakmadan Aleviliğin temel özelliklerini hatırlayalım.
       Bir kere Aleviler, temel olarak bayram namazı harici (çoğu kez o da yoktur) namaz kılmaz, gusül abdestini bilmez, ramazan orucu tutmaz, mart ayında hızır orucunu ve Muharrem ayında Kerbela orucunu tutar, kadınlı, erkekli ayn-i cem yaparlar, bu cemlerde  yer yer alkol alınır, vs vs.

         Bu kalıba uymayan Aleviler, genelde Sünni-Şii vs komşularından etkilenerek namaz, oruç vs özellikleri edinmiştir, hiç kendimizi kandırmayalım.
        Bu blogu yazmaya ilk başladığımda, Dedem Korkut kitabı hakkında da yazmaya karar vermiştim.
          Kitabı, her Türk genci gibi çocukluğumda okumuştum, ben gene de tekrar okumaya karar verdim. Şu yazıyı okurken de youtube'dan sesli kitap olarak dinledim. Okuyan youtuber arkadaş Profesör Muharrem Ergin'in Drasden nüshası çevirisinden okudu.

     Meğer o vakte kadar okuduklarımız, öğrenciler için sadeleşmiş olanlarmış. Orijinalinde ''Damaktan Emiştiler'' diye sık sık geçen tanımlamalar var. Muhtemelen seks yapıldığını belirtiyor. Bir de birbirlerine kızanlar gavat, gavat oğlu gavat diyorlar. Azrail bile Deli Dumrul'a böyle diyor.
           Kitapta pek çok tekrar var, mesela boğanın alnına yumruğu dayamak, sonra yana çekilip, devrilmesini sağlama 3 ayrı öyküde geçiyor. Gene bir kaç öyküde oğlan babasına, evleneceği kızın kendisinden evvel davranıp, kılıç ekmesi gerektiğini söylüyor. Babası da öyle bir kızın Oğuz illerinde bulunmayacağını söylüyor falan.

          Bamsı Beyrek öyküsünde ise babanın arkadaşlarının dolduruşuna gelmesi ama bir kere oğlum, senin hakkında böyle konuşuyorlar diye sormaması da ilginç. Ayrıca kardeşinin esir olduğunu öğrenen genç, avda kava çıksa, kardeşi olan, kardeşine dayanır, kardeşi olmayan dayak yer diyor. Yani çok da hukukun olmadığı bir toplum.
           Bir de bu toplum, yani Oğuzlar, her halükarda erkek egemen bir topluluk. Kara gözlü kafir kızları beye içki sunuyorlar, kafir kızı alınıyor, kafir damat istenmiyor falan.
        Gene de kadına değer verilen bir toplum. Bir bey oğlum olsun diye dua ederken, diğeri de onunla evlendirilecek kızım olsun diye dua ediyor.
        Bir süre sonra asıl görmem gereken şeyi görmediğimi, daha doğrusu görmek istemediğimi fark ediyorum. ALEVİLİK.

        Bir kere en başta BOZ ATLI HIZIR deyimi, Alevilere özgüdür. Aleviler genelde Allah'tan çok, Hızır'a dua eder, ondan yardım diler. Sünniler genelde sadece HIZIR der, Aleviler özellikle BOZ ATLI HIZIR der. İlk dikkatimi bu çekti. (Ayrıca Azrail'e al (kırmızı) kanatlı Azrail diyor, bu tanımı daha önce duymamıştım)
       Dedem Korkut ise düpedüz Alevi dedesi. Bir kere imam-müezzin değil, imam bir Tacik (Tat Eri), şaman (KAM) değil, Kam davulunu çalıyor. Dedem Korkut ise kopuz çalıyor, çocuklara isim koyuyor, Oğuz beyleri arasında elçi gidiyor ve ona karşı büyük saygı var.
        Boy boylama, soy soylama da muhtemelen bu günkü cemlerin atası bir tören. Kitapta boy boylama, soy soylama ile ilgili ayrıntı yok. Alkollü bir içki olan kımız içiliyor, Dedem Korkut kopuzunu çalıyor, o kadarını biliyoruz.

           Şimdi diyeceksiniz ki, öykülerdeki kişiler basbayağı Sünni. Bunda haklısınız. Ben Aleviliğin ortaya çıkışı ile ilgili geleneksel tezi, yani başlangıcının Babailer isyanı olduğu teorisine sadık kalacağım. Dedem Korkut'ta anlatılan öyküler de Babailer isyanından çok önce yaşanmış. Aleviliğin çıkışı, Dedem Korkut'tan çok sonra olmuş.
        Semah dediğimiz şey, Uygurların Sanam dansı dedikleri şeydir ve pek çok kere kadın-erkek karışık olarak dönülür.

       İşin doğrusu Mevlevilerin semahını da, youtube'da bir Afgan düğünü videosunda görmüştüm. Kadın-erkek karşık oynuyorlardı. Mevlana'nın, bu gün Afganistan sınırları içinde olan Belh şehrinde doğduğunu da hatırlayalım.
         Diğer şüphelendiğimiz olgu., Alevilerin pek çoğunun Türk olmaması ve en az üçte birinin Kürt ve Zaza olması. Ben Roman (Çingene) Alevi'ye rastladım. Pomak, Arnavut, Boşnak ve az da olsa Çerkez Alevilerin varlığını da duydum ve okudum.
         Her inanç, belli tarihlerde, başka birileri arasında yayılmıştır. Yahudilik bile, gene bizzat Tevrat ve Zebur'da yazdığına göre Hititler, Kenanlılar (Fenikeliler) ve başka toplumlarca benimsenmişti. Demek Alevilik de başka toplumlara yayıldı.
        Özellikle Kürt Alevilerinin pek çoğunun cemleri Türkçe yapması da buna delil sayılabilir.
      Alevi dedeleri Seyyit, yani Peygamberin torunu Hüseyin'in değil, muhtemelen Dedem Korkut'un soyundan olmalıdırlar.
     Aleviliği iyi bilen birileri, kitapta daha çok ayrıntı bulacaktır.
     Öyleyse neden kimse bundan pek bahsetmiyor?

     Bu sorunun iki cevabı var. İlki Türk milliyetçiliği, daha doğrusu faşizmi ile ilgili olacak. Faşizm, güce ve güçlüye tapar. Kendisine iç düşman olarak toplumsal olarak güçsüz, hor görülen grupları seçer.
       Almanları, daha doğrusu Avrupalıların Yahudi düşmanlığı tarihseldir. Martin Luther bile Yahudileri ve Türkleri (Burada Türk, aynı zamanda Müslüman anlamına da geliyor.)Faşizm, temelde hazır bulunmuş nefrete konmayı sever.
         Aleviler, hazır bu kadar nefret edilen kitle iken Türk Faşizmi de bundan yararlanarak tabanını genişletti. Bunun kökeni Atsız'a kadar gider. Mesela Deli Kurt romanında Börklüce Mustafa'nın (Ege Alevileri ona Dedem Sultan der) taraftarlarının la ilahe illallah, Bedrettin Resulluhah deklerini iddia eder. Sonra Deli Kurt'u Varsaklara esir düşer. Varsakların kımız içmesinden bahseder ama onların Alevi olduğundan bahsetmez.
         Yetmişlerde ise MHP önderliğinde Alevilere saldırılar oldu ve sağcı Alevi'ye Düşkün (Alevi toplumundan dışlanmış kişilere Alevilerce verilmiş ad) denilir oldu.
          Aslında  solcu olan Aleviler değil, sağcı olan Sünnilerdir. Sünnilerin namaz-oruç vb sorularına muhatap olmamak, 2.sınıf muamelesi görmemek için solcu olmayı seçiyor. Alevilerin solcu olması ise sağcıların umurunda değil, hatta memnunlar.
         Faşizm için kendine el altında aşağılayacak, yağmalayacak, bunun bahanesi için de bol bol nefret edilecek azınlık kitle lazım.Türkiye'de 1960'larda Yunan kökenlilere yapılan baskı sonucu gayrımüslüm kitle yok  denecek kadar azalınca, zaten ezelden beri sevmedikleri Alevilere yöneldiler.
        Hem Aleviler, Almanya Yahudileri gibi ülkenin hemen her tarafına eşit dağıtılmış gibidir. Tunceli hariç hiç bir ilde çoğunluk değildir. Yani oylarının pek kıymeti yoktur.
tunceli ile ilgili görsel sonucu        Kürtlerden de aynı oranda, hatta belki daha çok nefret edilse de, onlar gen,i bir coğrafyada çoğunluktur.  Onlarda batıda solcu olur.
         Mesela Alevilerin geleneksel partisi CHP, Tunceli hariç Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde pek oy alamaz ama batıda, özellikle kıyı Ege'de (barajı aşsın diye HDP'ye oy vermiyorlarsa) CHP'ye oy verir. Belediyede de genelde CHP'ye oy verir.
         Aleviliğin tarihsel kökeninin faşizm için pek önemi yoktur. Onun için önemli olan kitlelerin nefretini kullanarak iktidara gelmek ve faydalanmaktır.
         Azınlıklar da artık yavaş yavaş o milletin ferdi olmaktan uzaklaşmış, kendini koruma içgüdüyse,o toplumum milliyetçiliğinden ve o milletin ümmetçiliğinden uzaklaşmıştır.
           Ne yapacaktı, katiliniz ile kan, kültür ya da inanç bağının ne önemi var? Alevilik ile Şamanizm- Dedem Korkut arasındaki bağı fark etmem, dinsizliğe bir adım daha yaklaşmama sebep oldu, o kadar.