4 Ocak 2024 Perşembe
SAPİENS HASAN'A GÖRE İSLAM
23 Eylül 2023 Cumartesi
TÜRK VE ARAP FAŞİZAN ÜSTÜNLÜK DUYGUSU ÇATIŞMASI
Türk faşizan üstünlük duygusunu uzun zamandır işlenen bir şeydi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/fasizan-ustunluk-duygusu.html) Bu duygu, temelinde kimlik ve muhafazakarlık içeriyordu. Genel anlamda Kürt, Alevi ve modern yaşayan ailelere düşman bir zihniyeti barındıryordu. Her zaman örtük şekilde iktidardı. 2002'de açıkça iktidar oldu. İktidar da bu üstünlük duygusunu her fırsatta pekiştirdi. Muhalefete muhalefette, kısmen de bilmeyerek, buna destek oldu.
Kılıçdaroğlu yerine İmamoğlu yada Mansur Yavaş aday olsaydı da sonuç değişmeyecekti. Çünkü muhalefeti Kılıçdaroğlu'ndan uzaklaştıran iktidar medya ve trollerinin yeni stratejisi muhtemelen hazırdı. Bir kere solcu görünümlü AKP trolleri, inşaatçı-müteahit ve ANAP geçmişi ile yeterince solcu değil diye saldıracaktı. İmamoğlu'nun eşi Alevi. Sağcı-muhafazakar seçmene de bu özelliği hatırlatılacaktı. Mansur Yavaş'a da, daha 2013'de, Melih Gökçek'e, dönemin içişleri bakanı Efkan Ala'nın YSK'yı ziyareti ile kaybettiği seçimleröncesinde, aslen Beypazarılı değil, Makedonya göçmeni olduğu dedikodusu yayıldı. Bu iddiaları Mansur Yavaş red etti. Bu iddiaların arkasında, Alevi kökenli olduğu iması vardı. Kendisinin elli yıllık Ülkücülük geçmişi bir anda CHP'den aday olunca silinmişti.
Öte yandan yandaş medya, Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'na asıl saldırılarını, aday olmasından sonrasına saklıyordu. Daha ne kadar saldırabilir diye soruyorsanız, 2002 seçimlerine bakın. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html) (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html) 2002'de medya, seçimlerden önce de Cem Uzan'a saldırıyordu ama öyle var gücü ile saldırmıyordu. Cem Uzan ve Genç Parti, ANAP, DYP ve MHP'den oy tırpanlayıp, bir de bu üç partiyi baraj altı bırakmalı, on aylık AKP'yi, %35 ile tek başına iktidar yapmalıydı. Hedefe ulaşınca, medyanın saldırısı inanlımaz arttı. Hele de RTÜK, Star televizyonuna 30 (otuz) gün kapatma cezası verince ilk sersemliğini yaşadı. (Cem Uzan'ın Erdoğan'a şerefsiz başbakan dediği konuşmayı yayınladığı için bu kapanma cezası verilmişti.) Ardından da ifşalar, itiraflar geldi. Meger daha önce kimse Uzan ailesi hakkında bildiklerini anlatmıyormuş.
İşte Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'nun da başına benzer şeyler gelecekti. Netekim Kılıçtaroğlu'na montaj kaset kumpası yapıldı. İmamoğlu ve Yavaş için de benzer tuzaklar çoktan kurulmuştu muhtemelen. Çünkü sözde muhalif kitle de faşizan üstünlük konumunu kaybetme korkusundaydı. Kılıçdaroğlu ile ilgili videonun sahte olduğunu, iktidar yanlısı seçmen de biliyordu. Bu montaj videolar, sağcı seçmene, faşizan üstünlük konumunu ve duygunu kaybedeceksin uyarısıydı.
Oysa duygu bir yana, konumu çoktan kaybetti. Alevi yada Kürt olmak, belki devlet memuru olmak için bir engel ama bunu baştan kabullenirsen KPSS dersanelerinde sürünmüyorsun. Kendine yeni bir yol çiziyorsun. Kaldı ki torpil sisteminde parti üyesi olma, akraba olmaktan çok, para ilişkileri döndüğünden, solcu ve Alevi birinin torpili bir AKP'liden fazla olabiliyor. AKP'li bir kalantorun işi bir solcuya, Kürt'e, Alevi'ye düşebiliyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/masum-degilsin-kucuk-insan.html)
Sadece Alevi ve Kürt olmadıkça kendini üstün sanma sanısı var. Seçimlerde, muhalif görünen seçmende de bu belli oldu. Kılıçdaroğlu'nun her seçimde yenilmesi de iktidara yetmiyor. Bir Alevi, hemde Alevi-Kürt'ün CHP'nin başında olması bile, onların üstünlük duygusuna zarar veriyor. Buna bile tahammül edemiyor. Oysa bu yoksullaşmadan,faşizan üstünlük duygusunu terk etmeden çıkış yok. Üstelik iktidar, sağcı ve Sünni halkı, üstünlük piramidinin altına atmaya hazırlanıyor. Piramidin üstüne Sünni Arap ve zengin göçmenler geçiyor.
Oysa Türkler, Araplardan üstün olduğunu düşünmüyor. Hatta Arapların kendisinden üstün olduğunu düşünmüyor. Hatta Arapların kendisinden dindar olduğunu da düşünmüyor. Arapların, Kuran'ı Kerim üzerine oturmak gibi dini hassasiyetleri pek yok. Türkler İslamı Araplardan değil, o zamanlar Sünni olan Horasanlı İranlılardan, Taciklerden öğrendi. Bu sebeple Türkçedeki dini kavramların pek çoğu Arağça değil, Farsça.
Türkiye'de pek çok Arap'ın garip bir şikayeti var. ''Türklerin Araplara saygısı yok.'' Türkler dinsiz, dine saygısı yok, yabancı düşmanı yada ırkçı demeden önce, Araplara saygısı yok, diyorlar. Bunu demelerinin sebebi, özellikle zengin Arapların gittikleri ülkelerde bahşiş umudu ile yerel halktan iltifat görmeleri. Diğeri de Türkler hariç diğer ülkelerin genelde Arap hakimiyetinde Müslüman olmaları. Türklerin ise Araoların koruyucu olmaları ve en nihayetinde onlara egemen olması, Arapları küçük görmelerine sebep olmuştur. Bence Türkler ve Kürtler, Müslüman olduğuna pişman olmuş ama bir kere inanınca da vazgeçemiş milletlerdir. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html) Araplar, 732 Puvatya savaşından sonra Hristiyan alemine karşı gerilemiş, çare olarak da Türk, Kürt ve Çerkezlerden köle ordular kurmuşlar, bu köle ordular da Araplara efendi olmuşlardır. (Tulunoğulları ve İhşitler Türk, Eyyübiler Kürt ve son dönem Memluk hanedanı Çerkez kökenlidir.) Arapların, İslamiyetin ilk 100-150 yılındaki hızlı genişlemesinin sebebi, tam da İslamın ilk çıkış yıllarında Akdeniz havzasını ve batı Asya'yı vuran Jüstinyanus vebası ile, İslamdan üç yüz yıl önce çıkmış Mani dinidir. Tekrar toparlanan Doğu Roma (Bizans) ve İran'a (Samaniler ve Büveyhiler) karşı Abbasi halifeleri, Selçukluların koruyuculuğuna girmişlerdir. Türkler, gerek Selçuklu, gerek Osmanlı devrinde Arapları asker olarak görmemiş, devlet kademelerinin üst makamlarında Araplara yer vermemiş, meşhur amiral Barbaros Hayrettin Paşa, Arapların asker değil, basit birer yağmacı olduklarına dair özel bir rapor bile yazmıştır.
Buna bir de birinci dünya savaşına arapların Thomas Lawrence ve Getrude Bell gibi casusların peşinden gidip (Araplar da kendi kadınlarını 2. sınıf vatandaş yapıp, İngiliz kadınlarının lafını dinliyorlar), Osmanlı'ya ihanetini de eklersek, Arap kavramının ülkemizde çok da iyi anılmadığı anlatır. Burada asıl sorun, iktidarın Türk halkını piramidin altına itmeye çalışması. Bu yüzden milliyetçiliğe saldırıyor. Oysa ülkemizde sağ iktidarlar, Alevi ve Kürt düşmanlığını ince ince işlemişti. Bu iki topluluk incelikle dışlanmıştı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/12/sagcilarin-alevilik-sorunu.html) Hatırlıyor musunuz Erdoğan'ın aklabalığa, biliyorsunuz Kılıçdaroğlu Alevi deyişini ve dinleyenlerin yuh çekişini? Ya evde zor tutulan milyonlar? Bu kadar kışkırttığınız insanlara, sen gene benim gösterdiğim hedeflere saldır ama yeni Arap efendilerine itaat et mi diyeceksiniz.
Tabi Türkiye'de sağı yıllarca besleyen Suudi Arabistan devletine bağlı Rabıta kurumu (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/03/ugur-mumcunun-rabita-eseri.html) böyle bir sanuç beklemiyordu. Murat Ağırel, 2020 ylında yayımlanan Sarmal kitabında da Rabıta'nın Türk siyasal islamını çok eskilerden beri beslediğini çok iyi anlatıyor. Ancak faşistleşmiş kitleye, üstelik asla çıkamayacakları bir üst sınıfa itaat ettiremezsiniz.
1 Haziran 2023 Perşembe
İBNİ SİNA MÜSLÜMANDIR
İslam felsefesinde kabaca iki ekol vardır, Meşailer (Aristocular) ve Tasavvufçular. İslamın ilk yüz yıllarında yapılan büyük bilim atılımlarının büyük çoğunluğu Meşai filozoflarına aittir. Tasavvufçular güzel şiir okur ve tarikat kurarlar. Sözde terki terk etmişlerdir ama bu vakıfları aracılığı ile büyük paralar kazanırlar. Pozitif bilimleri medreselerden atanlar onlardır. Siyasete en çok karışanlar onlardır. (Evet, tasavvufu sevmiyorum) Aslında kendilerini peygamber gibi görüp, evliyalıklarını ima ederler. İlahi bir ilhamla yazmışlardır kitaplarını.
İslamda Meşailik, daha en başıncan baskı ve hakaretlere uğramıştır. Çünkü din adına otorite kuranlar, aklıcılığı istemez. Meşailik, köy enstitüleri gibi doğar doğmaz saldırıya uğradı. Gene de bir üç yüz yıl kadar önemli işler yaptı. Matematiğe sıfırı getirdi, kimyada 4 element (ateş-hava-toprak-su) mitosunu yıkıp, ateş'in, ısının ışık olarak yansıması olduğunu, toprağın pek çok elementten oluştuğunu ispat etti. Çarklarla güç iletimini geliştirip,modern değişmenleri ve makinelerin temel çark sistemlerini icat ettiler. Daha pek çok şey, onların icadıydı. Bu yüzden haklarındaki saldırılara rağmen, Moğol istilasına kadar Orta Doğu ve Orta Asya'da ayakta kaldılar. Moğol istilasında, kütüphane katliamları sonucu kaybolan kitaplar, hep Meşailerin eserleri oldu. Mevlana'nın babası Bahaeddin Velet, daha Moğol ordusu savaş hazırlığında iken, Harzemşahlar sultanına filozfları kolladığı için yenileceğini, Allah'ın kahrına uğrayacağını söylemiştir. Moğol propagandası yapa yapa Anadoluya gelmiştir. Mevlana ve Mevleviler de hem Moğollar, hem de daha sonraki iktidar odakları ile içli dışlı oldu. Mevlana ve Mevleviler, Bacu Noyanîn gizli Müslüman olduğunu söyledi. Ben Mevleviliği şu yazılarımda anlatmıştım.
https://onbinkitap.blogspot.com/2022/05/tamami-okunmayan-bazi-dogu-klasiklerin.html
https://onbinkitap.blogspot.com/2021/08/ariflerin-menkibeleri-ve-mevleviligin.html
https://onbinkitap.blogspot.com/2017/12/mesnevidenhatirlananlar-mevlana.html
Asıl konu edinmemiz gereken Gazali. İbni Sina başta olmak üzere Meşailere en başta o saldırmıştır. Ben bu blogda Gazali üzerine de bir kaç yazı yazmıştım
https://onbinkitap.blogspot.com/2020/08/gazalinin-omuzundan-atilan-tufekler.html
https://onbinkitap.blogspot.com/2018/12/dini-inanclarimi-kaybetmem-3-imam-gazali.html
Gazali, İbni Sina başta olmak üzere Meşai filozofları dinsizlikle, dini tahrip etmekle suçladı. Bu suçlamalar, matematik ve doğa bilimlerinden anlamayan, halkın din dugularını öfkeye çevirerek, kendine rant sağlamaya çalışan tarikatlar tarafından desteklendi. Meşailik son olarak Endülüs'te yaşadı. İbni Rüşt, son önemli Meşai filozoftu. Gazali'nin eleştirisini yazan tek kişiydi. Endülüs'te başkadılığa, yani adalet bakanlığına kadar yükselmişti. Ancak Hristiyan ilerlemesine yardım için Fas'tan gelen Muhavvitler'in baskısı ile gözden düştü ve Fas'ın Marakeş şehrien sürüldü. Orada oğlu ile camiden kovulacak kadar dışlandı. Onun eserleri Avrupa'yı daha çok aydınlattı. Öyle ki uzun süre Müslümanlar onu Avveroes adı ile Hristiyan sandı.
Şu günlerde Meşailerin ve onların en büyüğü olan İbni Sina'nın Müslüman değil de, deist-panteist olduğu iddiaları tekrar gündeme gelince, ben de bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu dedikoduları tekrar yayan da, Youtube ünivetsitesi, Felsefe bölüm başkanı, ordinalyüs youtuber Pelin Dilara Çolak, namı diğer Dilozof. İbni Sina ile ilgili videosunda bu iddiayı seslendirdi. Kendisini ben de takip ederim, modern batı felsefesi konusunda gerçek bir uzman. Kendisi İbni Sina ve Müslüman filozflar üzerine başkalarının dediğini aktarıyor. Felsefede bu soruna Sokrates sorunu deniliyormuş. Sokrates hiç kitap yazmadığı için onunla ilgili söylenenleri derleyen Platon, Ksephanes ve her biri ayrı telden çalan dört ayrı Sokratesçi okullardan alınmıştır ve gerçek Sokrates'in kişiliği bu yüzden belirsizdir. İslamiyette de benzer bir durum vardır.
Sevgili okurlar, siz iyi misiniz? 8-11 yüz yıllardan bahsediyoruz. Orta çağ insanın dindarlığı, bu çağın dindarlığına benzemez. Bu insanlar, devlet adamlarına hizmet etmişler. Bu insanların deist-ateist olması mümkün mü? Bir de bu insanların hiç mi hayat hikayesini okumuyorsunuz? Farabi, Allah'ın ayetlerini parça parça para ile satanlara lanet olsun hadisinden etkilenmiş, ününün doruğunda olduüu halde derslerinden para almamıştır. Üstelik kendisi felsefe aşkına kadılık makamındab vaz geçmişti. İbni Sina, yaşadığı yıllarda Kelam ilminde şöhret olmuştu. Bu gün bile Kelam ilminde Farabi ve İbni Sina'nın temelleri vardır. Farabi, Allah'a Vacib-ul vücut, yani olması zorunlu varlık, diğer varlıklara mümkün-ül vücut, yani mümkün varlıklar der. İbni Sina buna bir de Mümten-il vücut, imkansız varlığı ekler ki, bu Allah'ın olmadığı bir dünyanın tasarımıdır.Ölümüne yakın mallarını yoksullara bağışlamış, üç günde bir Kuran okumuştur.
Pelin Dilara hanımın ortaya attığı, evreni yarattığının farkında bile olmayan tanrı tasarımına gelince; Meşailerin doğa kanunlarını Allah'ın emirlerine bağlama çabalarının, tasavvufçularca alay edilmesidir. Aradan geçen yüz yıllar boyunca Meşailiğin yok olması, medreselerde matematik ve fen bilimlerinin yok edilmesi sonucunu doğurdu. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'dan getirdiği din adamları, Fatih medreselerinden, din derleri dışındaki tüm dersleri kaldırdı. 17. yüz yılda, Osmanlı ordusuna hizmet eden Fransız kökenli Humbaracı Ahmet Paşa ( Claude Alexandre Comte de Bonneval ), dönemin medreselerinde ulemanın bilgisini ölçmeye çalışır ve onlara üçgenin iç açılarının toplamını sorar. Birisi çıkar ve
-Üçgenine göre değişir der.
İbni Sina'nın ve diğer Meşai filozoflarını Müslümanlığını savunmanın bir zorluğu da, günümüz dinsiz (deis-ateist-panteist vesair) kişilerin de, bu büyük bilim adamlarını sahiplenmesidir.




