yahudilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yahudilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2023 Pazar

KUDRET HELVASI, BILDIRCIN KEBABI VE SOĞAN ( BAKARA SURESİ)



 Şimdi ben bu konuyu daha önce de yazmıştım, hem de defalarca:  (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/madem-bakara-114-var.html) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/bakara-makara.html) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/07/bakara-tantm.html) 

Konuyu özetlemem gerekirse, Kur'an'da, Bakara suresi adını, Sami dillerinde (Arapça-İbranice) Bakar yani buzağı-dana-sığır anlamına gelir. Mısır'dan kaçan Yahudiler, Musa'nın öncülüğünde ve yine Musa'nın Kızıldeniz'i ikiye ayırması sonucunda kurtulurlar.  Bir süre (bir rivayete göre aylarca, bir rivayete göre yıllarca ya da günlerce) çölde dolaşırlar. Sonra Musa, on emti almak ve Yehova ile  konuşmak için Tur dağına (Rivayete göre bu dağ, Sina yarım adasındaki Sina dağı, bazılarına göre de Arap yarım adasının kuzey batısındaki dağlardan biridir) gider.  Bir süre dağda kalır. Bir ateş şeklinde kendisi ile konuşan tanrı Yehova ile konuşur. Sonra geri döner ve şok edici bir manzara ile karşılaşır. Halkı bir buzağı heykeline tapıyordur. Bu heykelle ilgili çeşitli rivayetler vardır. Kimilerine göre altındandır, kimilerine göre altınla kaplı çamurdandır ve ağzı ile anüsü arasında deliik vardır ve rüzgar estikçe ses çıkarmaktadır. Musa öfkeli  bir şekilde konuşunca,  biz tek ya da iki çeşit yemekten sıkıldık, çok çeşit istiyoruz deyip, isyan etmiş. Bunun üzerine de Musa, buzağıya tapanları lanetler. Bu kabile, rivayete göre İsrailoğullarının kayıp 13. kabilesidir ve çölde kaybolmuşlardır.

Şu günlerde soğanın fiyatı aşırı artınca, birileri de kendilerini döyle savunmuş. Ülke halkı olarak firavundan kaçıp, kaçmamız tartışması bir yana, biz kudret helvası ve bıldırcın kebabı ile mi besleniyoruz ki, soğan pahalı diye şikayet etmeyelim?





15 Temmuz 2022 Cuma

1934 TRAKYA PROGROMU

 


1934'de Trakya'da olanlar hakkında bilinenler azdır. Bu konudaki tek derli toplu eser olan Rıfat N. Bali'nin kitabını da yeni okudum. Bu olaylar, en az bilinen ve hatırlanan progromdur. Türkiye'de resmi ideoloji, progromları unutturmaya çalıştıkça azınlıklar hatırlatmakta, azınlıklar bunu hiç unutmamaktadır. İlginç olan Yahudilerin de bu olayları, en azından kamuoyuna hatırlatmak istemiyorlar. Kitabı okuduktan sonra, bu unutturma ile ilgili iki tezim var.

1)Yahudilerin, İsrail'in yıkılması ya da İsrail'den de kovulma ihtimallerine karşı Türkiye'yi sığınacak yer gibi görmeleri. Beyoğlu'ndaki Türk Yahudileri müzesinde, 1934 Trakya ya da Varlık vergisi ile ilgili bir köşe yok.

2)Yahudilerin, tefecilik yoluyla bölgede arazilere çökmesi. Ödenmeyen borçlar yüzünden elde ettikleri arazileri ve sürüleri de gene eski sahiplerine işletiyorlar. Yani pratikte para kazandıran bir iş değil. Çanakkale ve Gelibolu yarımadasında da bu iş özellikle yapılıyor. Kitapta böyle yazmıyor ama ben özellikle böyle yapıldığı kanısına kapıldım. Böyle kapsamlı bir arazi alımı, her ne kadar bölgede tekel olsalar da, Trakya Yahudilerinin tek başına yapacakları iş değil. Bu kitabı okurken, ben bu zanna kapıldıysam, 1934'ün Türk hükumeti de bu zanna kapılmış olabilir. 

Diğer bir olgu ise, devletin, Türk ulusunu oluşturma adına Gayrı Müslümlerden arında politikası güttüğünü de kitaptan öğreniyoruz.  Örneğin 1920'li ve 30'lu yıllar boyunca Anadolu'nun pek yok yerindeki Ermeni köylüsü, jandarma baskısından köyünü terk etmiş ve Suriye'ye göç etmiş. Özel olarak da ben bir bilgi vereyim, 1950'li yıllara kadar, o zamanlar Fransız manda idaresinde olan Suriye'ye, Türkiye'den pek çok göç olmuş. O zamanlar Sovyetler Birliği ve yandaşı ülkelerle, batılı devletler arasında olan Demir Perde ardı olan Sovyet Ermenistan'ına gidemedikleri için Suriye ve Lübnan'a, bazen de oradan daha uzak yerlere göç etmişlerdir. 1927 Nüfus sayımında bile on üç milyon altı yüz bin küsur ülke nüfusunun  üç yüz bin kadarı Ermeni. Bu günkü nüfus artışı ile kıyaslarsak, üç buçuk milyonluk bir Ermeni nüfusumuz olması demektir ki şu anda bu nüfus elli bin civarı. Sadece Ermeniler değil, isyanlar sonrası Nasturdiler, Kürtler, şapka devriminden sonra bazı muhafazakarlar  ( Kastamonu'da bir köy tamamen göç etmiş.) falan göç etmiş Ellilerde mayın döşenene ve Fransızlar çekilene kadar sürmüş bu göç.

Trakya  progrounda devletin planı ve programı çok belli. Mesela Kırkpınar güreşleri, muhtemelen tarihinde ilk ve son defa, Edirne yerine Kırklareli'nde yapılıyor. Kırklareli'nde Yahudilerin kaçtığı gece İstanbul trenine on beş yolcu vagonu takıyorlar. Oysa normalde üç vagonla hareket ediyor. Olaylar büyük ölçüde tehdit, tahrip ve yağma olarak gelişiyor, cinayet yok,  bir kaç tecavüz olayı var. Resmi söyleme göre vur deyince, öldürülmüş. Aslında hedef zengin Yahudiler. Yahudiler arasında ciddi bir sınıf ayrımı var. Zengin Yahudiler, fakir dindaşlarına (ya da ırkdaşlarına) aç kalmayacakları kadar sadaka veriyor. Mesela çamaşırcı bir kadın, yıllarca hemen yandaki ilçeye gelin giden kızını ve torunlarını yıllarca göremiyor.  O zamanlar ülkede bugünkü gibi bolca dolmuş-otobüs yok. Hatta ordunun ikmal için deve taburları var. Gene de böyle bir ziyareti yapamamak, büyük bir yoksulluk göstergesi.

Progrom öncesinde uzun bir kışkırtma devresi var. Cevat Rıfat Atilhan'ın Milli İnklap dergisi; Hüseyin Nihal Atsız'ın Orkun dergisi başı çekmekle beraber; Akbaba dergisinde her Cumartesi (Yahudilerin kutsal Sebt, yani dinlenme ve ibadet günü), Cemal Nadir Güler'in Yahudilere hakaret eden karikatürleri ve Almanya'da yaşayıp, Türkiye'ye mesajlar gönderen Mustafa Nermi, başı çekiyor.  Kışkırtmanın merkezi ise Atılhan ve Milli İnkılap dergisi.

Atilhan ve Milli İnkılap dergisi bu kışkırtmada başı çekiyor ve açıkça Nazilik yapıyor. Atilhan, Nazi partisinin davetlisi olarak Almanya'ya gidiyor, Antisemitik kitaplarını Nazi yayımcıları basıp, okkalı telifler alıyor. Kendisi de dergisini Nazilerden aldığı karikatür, resim ve yazılarla dolduruyor. Olaylardan sonra, mafya olarak bilinen bir Yahudi kabadayı, Atilhan'ı dövüyor. Ekşisözlük yazarlarından birinin dediğine göre, Mussolini'nin linç edilerek öldürülmesine, vatanseverliğin bedeli olarak yorumlayacak kadar ateşli bir faşisttir. Olanlar yatışında, Yahudi bir kabadayı, Atilhan'ı tenhada kıstırıp, dövüyor.

Atsız'a gelince, kitap Atsız'ı merkeze almıyor ama Atsız'ın Orkun dergisi, bölgede, özelliklede Edirne'de çok okunuyor. Edirne lisesinde sadece üç ay öğretmenlik yapmış ve bu kısa sürede bayağı çevre yapmış. Dergisi Edirne'de kalmayacak şekilde bitiyor. Şehirdeki gazete bayisi, bizzat Edirne lisesinin kapısına gelip, son nüshasına kadar satıyor. Yani Atsız'da bu süreçte etkin. Olaylar yatışında, Milli İnkılap ile beraber, Orkun'da kapatılıyor.

Kitapta pek dikkat edilmeyen bir ayrıntı var. Daha 1933-34 yılında Atsız, Orkun'da, Yahudileri, biz de Almanlar gibi katledelim diyor. (Kitap, Orkun'dan alıntı yapmış.) 1934'de daha henüz katliam yok. Kristal Gece ve boykotlar sonrası Yahudileri ürkütme ve kaçırma politikası var. Naziler henüz kıyım ve katliamları dillendirmiyor ama belli ki bunu planlamış ve Türkiye'deki işbirlikçilerine anlatmış.

Bir yerde Atatürk ile bir Yahudi'nin konuşması var. Bu konuşma olmuş mu pek belli olmadığı gibi, söz konusu Yahudi'nin kim olduğu da belli değil. Kimilerine göre önemli bir tüccar, kimilerine göre de sokaklarda yaşayan bir deli. Ancak şu var ki, gerek Dersim tertelesinden, gerekse Trakya progromundan Atatürk'ün haberdar olduğu aşikar.

Olaylar, İsmet İnönü'nün açıklamasından sonra sona eriyor. Yahudiler, özellikle yoksul olanlar can havli ile önce İstanbul'a, sonra Fransa, Bulgaristan, Suriye, Filistin ve Küba'ya göç ediyor. O kadar her şeylerini bırakıyorlar ki, bazıları resmen çıplak. Fransa'ya gidenleri daha sonra aynı Türkiye, toplama kamplarında yakılmasın diye kurtarmaya çalışıyor. Bulgaristan ilginç bir şekilde, Nazi işbirlikçisi olmasına rağmen, tek bir Yahudi ya da Roman vatandaşını Almanlara vermediği gibi, kendisine sığınan Yahudi ve Romanları da çoğu kez geri vermeyip, Türkiye'ye kaçmasına göz yumuyor. Bana Küba'ya gidenler çok ilginç geldi.

Progromdan sonra Trakya'da ekonomi çöküyor, çünkü Türk tüccarlar, Yahudilerin yerini alamıyor. En çok zararı, Edirne görüyor. Olaylar öncesinde, sınır ticaretinden ve tarihsel başkent oluşundan dolayı Trakya'nın merkezi Edirne. Tüm bölgedeki tek lise ve sanat enstitüsü burada. Lakin Türk Tüccarların, Bulgaristan ve Yunanistan'da iş bağlantıları olmadığı için sınır ticareti, 1950'lere kadar eski haline gelmiyor. O zamanda bölgede ticaretin merkezi, limanından dolayı Tekirdağ'a geçiyor. Diğer bir kaybeden şehir de Çanakkale. Güney Marmara'nın ticaret merkezliğini Balıkesir'e kaptırıyor.

Son olarak, özellikle Atsızcılar, olaylar İzmir'e de sıçrasın diye uğraşıyorlar ama olmuyor.


21 Şubat 2021 Pazar

ERMENİ-AZERİ SAVAŞI VE iSRAİL-ERMENİSTAN KIYASI

 


2020 yılının bence tek güzel haberi, Azerbaycan'ın yıllardır Ermenistan işgaline olan topraklarını kurtarması oldu.

Bu olayın üç kazananı, Azerbaycan, Türkiye ve Rusya'dır.

Azerbaycan, topraklarının yüzde otuzunu geri kazandı. Azerbaycan ordusu, ciddi bir güç olduğunu ispatladı. Artık her hangi bir ülke Azerbaycan'a savaş açmak için en az iki kere düşünecek.

Rusya, Kafkasya'da abi olduğunu ve onsuz iş olmayacağını ispatladı. Barış konferansından üç kişi var, Aliyev, Paşinyan ve Putin. Türkiye, izleyici olarak bile yoktu.

Türkiye, gene de değişmez bir müttefik kazandı; hem de Turgut Özal'ın bir marifetmiş gibi ortaya koyduğu mezhep farkına (Azerbaycanlılar çoğunlukla Şii'dir) rağmen. Azerbaycan'ın bu zaferi, Türk silahları ve eğitimi olmadan olmazdı. 1990-91 yıllarındaki Azerbaycan yenilgisinin asıl sebebi, Türk silahları ve Azerbaycan ordusunun Türk ordusunca eğitimidir. Eğitim işi, silah satın almaktan önemlidir. Çünkü her durumda, ateş pahasına da olsa silah satan birileri bulunur ama eğitim, hele askeri eğitim verecek birileri bulunmaz.

İran, el altından Ermenistan'ı desteklemek isterken,  kendi Azeri azınlığının isyanının başlangıcına yakalandı,  sonra Azeri zaferleri gelince, bu sefer de Azerbaycan'ı destekledi. Sonuçta mezhep birliğine rağmen Azerbaycan'ı bir müttefik olarak Türkiye'ye kaptırdı. Kafkasya'da tamamen oyun dışı kaldı.

Burada İran'lı Azerilerine hayranlığımı dile getireyim. Aslında Türk kökenli halklar, yaşadıkları tüm baskılara rağmen gayet başarılı azınlık politikaları yürütüyorlar. Mollalar rejimi, yıllar önce Azeri Türkçesi ile eğitimi yasakladı ama halk bu yasağı fiilen zerre kadar umursamadı. Tebriz'de gösteriler durmayınca da, kağıt üstündeki yasağı da kaldırdılar. Bu mücadelelerinde de dağa çıkmadılar, çete kurmadılar, mal yağmalamadılar. Gene de disiplinli bir şekilde baskılara direndiler. (Burada bırakıyorum çünkü bu daha uzun uzadıya yazılması gereken bir konu.)

Ermenistan'ın ise kayıpları çok açıktır. Toprak, itibar ve daha neler neler. Bu kayıplar, bir de ekonomik çöküntüye sebep olacak ve Ermenistan'da pek çok Ermeni, yurt dışına göç edecek ve Ermeni diasporasına karışacak.

Asıl kaybedense Ermeni diasporası. Benim aklıma gelen soru ise Ermeni diasporasının, Yahudi diasporası gibi ana vatanlarını neden korumadı ya da koruyamadı? Oysa dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermeniler de, Yahudiler kadar çok dolar milyarderi, filozof, yazar, çizer yetiştirdi ve benim bildiğim onlar kadar da örgütlü. Ermenilerin, Azerbaycan'a karşı, İsrail'in Araplara 1967 6 gün savaşındaki gibi zafer kazanması ve bir kaç haftada Bakü önlerine gelme tehlikesi aklımdan geçmedi değil. Oysa tam tersi oldu bu. Gene Arap-İsrail savaşı ile kıyaslayacak olursak, Arap ordularının Gazze, Golan ve Şeria'yı kurtarıp, Tel Aviv önüne gelmesine az kala durdurulması gibi oldu.



Bunun sebebi ile ilgili kafamda bir teori vardı. Amerikan Birleşik Devletleri tarihine geçen senato baskını ile doğruluğunu onayladım. Gruptan bazıları, Nazi soykırımını (Holokost) kast ederek altı milyon az geldi yazılı tişört giymişti. Bir de Kamp Auschwitz tişörtleri vardı, o da başka bir tehdit.

Bu nasıl olabilirdi? Kahvehanelerde konuşan onlarca komplo teorimize göre Dünyayı, özellikle de Amerika ve İngiltere'yi Yahudiler ve Masonlar yönetmiyor muydu? Trump dönemi, Amerika ile İsrail'in arasının en iyi olduğu dönem değil miydi? Hatta ne kadar doğru bilemeyeceğim, Trump'ın damadı da Yahudi ve kızı da bu sebeple Yahudi oldu diye biliyorum?

Bir de tersini düşünelim. Avrupa ya da Amerika'da, en  faşist, ırkçı grup, bir milyon az geldi tişörtü giyer miydi ya da giyebilir miydi? Bunu Türkiye'de bile yapamazsınız, çünkü resmi ideoloji katliam yapılmadığı yönünde.

Faşizmin belli düşmanlık hedefleri ve kodları vardır. Mesala dünyada mafya denilince akla İtalyanlar gelir. Bir kaç sene önce İsviçre polisi, Kalabriya bölgesi mafyası olan Ndrangetha (n harfi okunmuyor) ile mücadele etmek için, İtalyancanın o yöre lehçesinde konuşan eleman aramıştı. Gene de dünyada hiç kimsenin İtalyanlara karşı nefreti, Romanlar ya da diğer Çingene tarzı yaşayan topluluklara ( Yenişler, Sindiler, Poşeler ve benzerleri) karşı nefretinden fazla değildir. Ya da bir İtalyan ev kiraladı diye o apartmanda diğer dairelerin fiyatı düşmez.

Yahudi düşmanlığının izlerini çok eskilerde görebiliriz. Birinci Haçlı seferinde bile, ilk hedef Ren vadisi kıyılarında yaşayan Yahudiler olmuştu. Avrupa'da Yahudi katliamlarına Progrom deniliyordu ve Nazilerden çok önce de modaydı, yaygındı. Yemen başta olmak üzere pek çok Arap ülkesinde bugün bile Yahudilere hakaret etmek, Müslümanlara serbesttir.

Oysa Filistin özerk yönetimi bile, 2015'de soykırımın yüzüncü yılı, hatıra pulu basmıştı. Ermeniler, Süryanilerle beraber, ilk Hristiyan olan millettir ve genelde Ermenilerin adı geçer. Ermeniler de bunu kullanır ve tarihleri boyunca bunu kullanmıştır. Orta çağdaki Kilikya devleti, Haçlılarla ve diğer Hristiyanlarla daima ilişkide olmuş,  sürekli ticaret yapmış, siyasette de aktif olmuşlardır.

Tarih boyunca da, asla Ümmieti Sıdıkiye olmamışlardır. Venedikteki Ermeni manastırı, orta çağdan beri aktiftir. İlk büyük Ermeni isyanı olan Zeytun isyanın tarihi 1780 gibi çok erken tarihtir. Ümmeti ( ya da Millet-i) Sıdıkiye sözü, Abdülhamit döneminde uydurulmuş sözdür. Amerika ve diğer ülkelere büyük çaplı göçleri, 1830'ları bulur ( Bakmayın hepsinin kendisini 1915  yetimi olarak göstermesine). Hristiyan dünyasında büyük bir Ermeni sempatisi vardır ve Arap ülkelerinde de diğer Hristiyan unsurlarından ayrı görünmezler.

1915'in yasını kullanıp, Amerika ve Fransa başta olmak üzere Türkiye ile iş yapan şirketlerden de kendi vakıflarına okkalı yardım aldıklarını da unutmayalım.

Sonuç olarak Ermeniler sadece Türkiye ve Azerbaycan'da gerçek anlamda azınlıktır ve Ermeni diasporası için Kafkasya'daki Ermenistan, bir gün gidip, yerleşecekleri yer değildir. Türkiye Ermenileri bile Avrupa-Amerika ülkelerini göç için daha öncelikle tercih ederler. Oysa Yahudiler  öyle değil. Amerika'da bile olsa, bir gün kaçıp, sığınmak zorunda kalacakları yer. Bu yüzden İsrail'in yaşaması için ellerinden geleni yapıyorlar.

Oysa Avrupa ve Amerika kıtalarındaki Ermeniler için Kafkasya'ya göç,  bir fantezi, bir macera arayışıdır. Bu yüzden Fransa ya da Amerika'daki bir Ermeni, Ermenistan'ın ekonomik veya askeri sorunları için o kadar çırpınmaz. Cebindeki parayı Ermenistan'a yardım için harcamaz, harcasa da ciddi paralar harcamaz. Ermeni kimliği ve Türk nefreti, Türkiye ile iş yapan şirketlerin Ermeni vakıflarına bağışta bulunması ve kimliğini korumak içindir. Bunun için bolca tweet atar, gösteri yapar ama bir Yahudi'nin İsrail için yaptıklarını yapmaz.



31 Ağustos 2020 Pazartesi

KAHRAMAN TÜRK KADINI SAİDE

87-children-film-poster (1) - Jewish Film Festivals
Saide Arifova 13 Kasım 1916'da Kırım'ın Bağçasaray kentinde doğdu. Hayatı boyunca ciddi bir siyasi mevkisi olmadı, çok para kazanmadı.
Onu tarihe geçiren, Kırım'ın yaklaşık iki buçuk yıllık süren Nazi işgali sırasında yaptıklarıydı.
Holokost sırasında hayatını tehlikeye atarak 88 Yahudi’nin (Aşkenaz ve Kırımçak) hayatını kurtardı. Bağçasaray Anaokulunda müdür olan Saide, okuldaki çocukların etnik kimliklerini sakladı. Onu sorgulayan, Nazi askerlerinden çocuklar hakkındaki bilgileri saklayarak, onlara sahte belge ve raporlar temin etti, bu şekilde hayatlarını kurtardı
Naziler, karma evlilik yapmış Saliyev Ailesini, Yahudi olarak sınıflandırmak suretiyle katletmek istiyorlardı. Saide Öğretmeni, sorgu sırasında ailesini öldürmekle tehdit etmelerine rağmen, Saliyev Ailesinin tamamen Kırım Türk ailesi oldukları hususunda ifade verdi.
Saide Öğretmen, Yahudi komşusu, Volya Polyakova ve babası Mordehay Zengin’in Karay olduğu konusunda ifade verdi. Saide Öğretmen sayesinde savaş sırasında cephede olan Bay Schwartzman’ın eşi Saide Celilova ve kızları Maya hayatta kaldılar.
Cephede savaşan Moyşe Hovaylo’nun eşi ve küçük çocuğunu, Bağçasaray’a 20 kilometre uzaklıktaki Duvanköy’de sakladı.
Сәидә Арифова — Wikipedia1943 yılının ortalarında, Kırım Partizan Komutanlığı, Saide Arifova adlı bir Kırım Türkü öğretmenin, Yahudileri Nazilerden kurtardığını genel komutanlığa rapor etti. Yalta ormanlarında faaliyet gösteren Kırım Partizanları Güney Birliği Komiseri Mustafa Selimov, Saide Öğretmen’in yanına kendi adamlarından Maye Hurşudova’yı gönderdi.


Naziler çocukları canlı kalkan olarak kullandı

1943 yılının Eylül ayında, Kerçtaş’taki Hacı Muşkay Taş Ocaklarında, Kırımlı partizanların Nazilere karşı mücadeleyi kaybetmesi sonrasında, Naziler ele geçirilen partizanların çocuklarını bir araya topladı. 2 ile 15 yaş arasında 73 çocuk toplanmıştı. Çoğunlukla Yahudi olan çocuklar, Kerç şehrindeki yatılı okula yerleştirdi. Bu çocukları Naziler Kerç, Akyar (Sivastopol) deniz yolu hattında, savaş gemilerinin üzerine yerleştirerek, canlı kalkan olarak kullanıyorlardı.
88 BALANI FAŞİSTLERNİÑ ELİNDEN QURTARĞAN CESÜR QAHRAMAN 'SAYDE ARIFOVA' -  Kırım'ın Sesi GazetesiSovyet uçakları, Nazi savaş gemilerinin üzerindeki bu çocukları gördüklerinde, bu gemileri bombalayamıyordu. Bundan dolayı çocukların sağlık durumları çok kötüydü. Saide Öğretmen bu çocuklara yardımcı olmak için, Bağçasaray şehri sakinlerinden, gıda ve giyecek yardımı sağlamaya çalışıyordu. Herkes elinde ne varsa Saide Öğretmen’e yardımcı oluyordu. Bu sayede çocuklar yavaş yavaş iyileşmeye başlamışlardı.
Сәидә Арифова — WikipediaSaide Öğretmen bütün çocuklara, Kırım Türkçesi, Kırım Türk adet ve dualarını öğretmişti. Hepsine Kırım Türk isimleri vermişti. Ayrıca resmi evraklarını, Kırım Türkleri şeklinde düzenlemişti. Saide Öğretmen’e yardım eden Doktor Fayzullayeva, hasta çocukları ilaçsız bırakmıyordu. Bu şekilde çocuklar, Kırımlı yardım meleklerinin kanatları altında kendilerini toparladı. Saide Arifova sayesinde hepsi hayatta kaldı.
Çocuklar kurtarıldı
Bir gün Bağçasaray Nazi Komutanlığı, çocukların her an Almanya’ya sevkiyatı hususunda hazırlanması gerektiği bilgisini verdi. Bunun üzerine Bağçasaray Partizan Komutanlığı, Saide Öğretmen’e çocukların hayatlarının kesinlikle kurtarılması hususundaki emirini iletti. Doktor Fayzullayeva, çocukların tüberküloz, uyuz ve Nazi askerleri için sakıncalı görülen diğer hastalıklarının olduğu hususunda rapor verdi.
Bu belgeler Nazilere iletilince bulaşıcı hastalıklardan dolayı panik yaşayan Naziler, çocukların Almanya’ya sevkiyatını askıya aldı. Çocukların, Nazi Komutanlığından uzaklaştırılması kararı alındı. Saide Öğretmen’in savaştan önceki tanıdığı Belediye Başkanı Rifat Divanov aracılığıyla, Bağçasaray şehrinden 3 kilometre uzaklıktaki Salacık Kasabındaki, Kırımlı Türk Lideri İsmail Bey Mirza Gasprinskiy’nin eski evine yerleştirilmeleri teklif edildi. O vahşet dolu yıllarda, elindeki tüm imkânları ve bağlantıları kullanarak, dağlarda Nazilere karşı mukavemet gösteren partizanlardan temin ettiği inşaat malzemeleriyle, 23 Şubat 1944 tarihine kadar oğluyla beraber, çocukların sığındıkları evi tamir etti ve çocukları oraya yerleştirdi. Böylece çocukları Naziler ve Gestapodan uzaklaştırmayı başardı. 13 Nisan 1944’te Kırım Partizan Birlikleri, Bağçasaray ve nahiyelerini, Alman Nazilerden temizlemeyi başardı.

Seytablayev'in yeni filminin fragmanı yayınlandı | Kırım Haber Ajansı
Saide Öğretmen ve ailesine sürgün

Naziler geri çekilirlerken, çocukları da beraberlerinde Almanya’ya götürmeyi başaramadı. Bu olaylar sırasında Saide Öğretmen, Naziler tarafından tutuklanarak zindana atıldı. Ağır işkencelere maruz kaldı ama hiçbir şekilde çocukların kimlikleri konusunda bilgi vermedi.
Saide Arifova kendisiyle yapılan bir röportajda, “O sıralarda korkuyor muydunuz?” sorusuna, “Korkmak mı? Kemiklerim kırıktı, defalarca Gestapo’ya gittim. Pasaportuma güvenilmez mührü basılmıştı. Bağçasaray dışına çıkmam saklanmıştı. Hayır, artık korkmuyordum. Böyle zamanlarda insan korkmuyor” diye cevap verdi.
Trailer to the New World-Changing Ukrainian Film “Somebody Else's Prayer”  Is Out - Life in Ukraine. Live, @ first hand.
Naziler, Saide Öğretmen ve ailesini idam edecekti. Ancak onları mucizevi bir şekilde, Romen ordusu komutanlarından, Romanyalı Kırım Türkü din adamı İsmail Efendi Saliyev kurtardı.
Sovyet Rus hâkimiyeti tarafından, 18 Mayıs 1944’te Saide Öğretmen ve ailesi, tüm diğer Kırım Türkleri gibi vatan haini olarak ilan edildiler. Özbekistan’ın Semerkant bölgesine sürgün edildiler.
Ancak Kırım Türklerinin, Sovyet Rus hâkimiyeti sırasındaki sürgünü öncesinde, Saide Öğretmen, sakladığı Yahudi çocuklarının, Kırım Türk’ü olmadıkları konusunda NKVD görevlilerini bilgilendirdi ve belgelerini ibraz etti. Bu şekilde Sovyet hâkimiyeti tarafından tatbik edilen sürgün ve katliamdan Yahudi çocuklarını kurtardı.
Saide Öğretmen’in hayatlarını kurtardığı tüm Yahudiler, Saide Öğretmen ve ailesini, sürgünden kurtarmak için çeşitli resmi makamlara başvurdu. Maalesef bundan hiçbir sonuç elde edemediler.
Ukrainian Canadian Film Festival - Her Heart by Akhtem Seitablayev –  Canadian Premiere in Ottawa – October 30, 2018 | Facebook
Saide Öğretmen NKVD Ajanları tarafından, kamyonla sürgüne götürülürken, kamyonun peşinden koşan Yahudi çocukları, “Saide Annemizi bizi geri verin” diye feryat ederek ağlıyordu.
Perestroyka döneminde, Saide Öğretmen ve oğlu Mustafa Arifov, vatanları Ukrayna, Kırım’a geri döndüler.
Saide Bita (Büyükanne) 91 yaşında, 9 Ağustos 2007’de ebediyete intikal etti. Akmescit (Simferopol) şehrinde Acıkal (Çistinkoye) Müslüman kabristanında toprağa verildi.
Buraya kadar yazdıklarımı büyük ölçüde Türkiye Yahudilerinin gazetesi Şalom'dan aldım, hatta bire bir kopyalayıp, yapıştırdım.
Bu yazının birinci amacı, Saide Arifova'nın kahramanlığını anlatmaktı. Kendisi ile ilgili bilgileri Şalom benzeri Yahudi kaynaklardan veya Vikipedi gibi internet bilgi sitelerinden alabilirsiniz.
Kendisi ile ilgili olarak Ukraynalılar 87 Childiren diye film yapmış. Filmi bayağı uğraştıktan sonra Youtube'da izledim. Türkçe al tyazı olmadığı gibi, filmi yayımlayan Ukrayna televizyonunun tüm reklamları da duruyordu.
Filmde Saide pek az konuşuyor, neredeyse hiç konuşmuyordu ve bence fazla pasif gösterilmişti. (Biri hayrına Türkçe alt yazı eklese görüşlerim değişir belki)
Öte yandan Saide hanımın yaptıkları, başka bir yalanı ortaya çıkarıyor, Kırım Türklerinin sürgününe bahane olan Nazi işbirliği suçlaması.
Resim
Her toplumda hain bulunur ve işgalciler her toplumda işbirlikçilerini bulur. 
Muhtemelen Kırım Tatarları içinde de ciddi anlamda işbirlikçi vardı ama tüm toplumu bununla suçlamak ne kadar ciddi. Sadece ana okulu müdürü seviyesinde bir mevkisi olan Saide Arifova, Tatarların çoğunluğu iş birlikçi olsa bunu başarabilir miydi? Almanları çok önem verdiği Yahudi Holostundan (soy kurutma) bu kadar çok insanı kurtarması, Saide'nin çevresinden önemli bir destek aldığının ispatı olduğu gibi, Tatarların çoğunluğunun Nazilerin anti semitik politikalarına şiddetle karşı olduklarını da göstermektedir.
Almanlar gibi ciddi bir devlet örgütlenmesi olan bir işgalci güçten bu kadar insanı kurtarmak az yiğitlik değildir. Pek çok yörede tek Yahudi bile sağ kalmamıştır.
Demek ki azınlıklar hakkındaki dedikodu ve hakaretlere hemen inanmamalıyız. Zaten faşizm kara propaganda olmadan başlamaz.
Sovyetlerin de azınlıklara karşı faşizan uygulamaları çok oldu (en başta Bulgaristan Türklerine yapılanları hatırlayalım.)
Öte yandan Saide ve onun gibi insanlık kahramanlarını unutmayalım.