muhafazakarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhafazakarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2023 Pazar

DEDİKODU CİHADI



 Dedikodu ile ilgili pek şok söz, atasözü vardır. Bir kısmı, ateş olmayan yerden, duman çıkmaz veya yarası olan gocunur diyerek,  dedikoducuları destekler. Önce parantez açıp, şunu söylemeliyim ki, dedikodu yapmak, toz bile olmayan yerde yangın yaygarası koparmaktır. Birisi size bir ithamda bulunduğunda, kendinizi doğal olarak savunuyorsunuz.

Diğer yandan dindarlar sürekli gıybet, çiğ et yemektir, duyduğunu anlatması Müslümana günah olarak yeter falan derler. Oysa bir yerde ilk dedikodu üretenler de dinar, muahfazakar ve daha doğrusu tarikatçı kimselerdir. Dedikoduyu genelde, herkes bunu konuşuyor, hakkınızda konuşuyorlar diye. Size hakkınızda böyle konuşuyor diyenler, çoğu kez o dedikoduyu üreten kişilerdir. Dedikodu ile ilgili en büyük yanılgı, dedikoduların kökeninin yanlış anlama ya da kıskançlık olduğunur.  Gerçekse dedikodu, bilinçli ve planlı olarak yapılan saldırılardır. Bu saldırılar uzun hazırlıklar gerektirir. Bu saldırılar da keşifler gerektirir. Bunu taşraya giden memursanız, bir kaç yer de değiştirirseniz, yerli halkla konuşmamaya ve onları evinize sokmamaya, onların da evlerine girmemeye çalışırsınız. Gerçi dedikodu üreticileri genelde, misafir olmayı sevmeseler de, ağzınızdan laf almak uğruna sizi sık sık evine davet edebilirler. Başka bir konu da, birilerinin evine sık girip- çıkmanız da dedikoducular için malzeme olma özelliği taşır. Sizinle ilgili öğrendikleri her bilgi,  daha sonra üreteceği dedikodular için malzemedir. Sizinle ilgili ne kadar çok şey bilirse, ona katacağı yalanlar o kadar inandırıcı olacaktır. Sonra bu dedikodularını doğrulaamk için o ayrıntıları yüzünüze vuracaklardır.

Eğer memursanız dedikodular, görev sürenizin sonuna doğru çıkacaktır, daha doğrusu yoğunlaşacaktır. Bunun sebebi sadece birilerinin çıkarına dokunmanız ya da onlardan olmamanız değildir. Taşralı olarak gider ayak size haddinizi bildirmeyi amaçlarlar.

Diğer yandan tarikatlar, bir kişiye saldırmadan evveli o kişinin itibarına saldırırlar. O kişi ya da grup için en akıl almaz dedikoduları üretirler. Zaman hazetesi de ilk yıllarında, belli bürokratlarla ilgili olarak,  sadece adını vermeyerek ( kim olacağı kolayca anlaşılacak şekilde) dedikodular yazardı. Sonra internet sitelerindeki kaynağı belirsiz siteler ve sosyal medyada kaynağı belirsiz hesaplar, bunun yerini aldı.

Seçimlerden önce de muhafazakarlar ve tarikatlar, basını da kullanarak bir dedidoku fırtınası estirirler. Aslında tarikatlar ara ara dedikodu fırtınası estirir. Mesela 2017 KPSS'ye beş milyona yakın kişi katıldı. Çünkü o zamanlar, 15 Temmuz sonrasında kamu personelliğinden atılan on binlerce kişi yerine daha fazla kamu personeli alınacağı dedikodusuydu. Lozan antlaşmasının 2023'de ( yılbaşısı geçti, 29 ekim mi yoksa antlaşmanın imzalandığı 24 temmuz mu) biteceği ya da tek parti döneminde Kuran yasaklandı gibi dedikoduları üretip, durmaktalar. Bunu da ara ara en üst düzeyde yöneticilerine söyleterek, gerçeklik algısını arttırmaya çalışıyorlar.

Sorsanız zina çok ama çok büyük günahtır.

25 Aralık 2022 Pazar

MUFAZAKARLIKTA SORUN OLMASI DEĞİL, DUYULMASIDIR

 


Uzun yıllarım muhafazkar ve sağın kalesi yerlerde geçti. Şu anda da benzeri bir okulda çalışıyorum. Çalıştığım ilçe, Ankara'da uzun yıllar sağ partilerin kalesi olan bir ilçe. Son seçimde CHP zorlamış ama alamamış. Buralar da benim bildiğim fazlası ile muhafazakar ama öğrencilerde o kadar muahfazakarlık görmüyorum. Acaba bunlar Z kuşağı diye mi, fen lisesi diyemi, bilmiyorum.

Ben daha önce gördüklerimden, yaşadıklarımdan bahsedeceğim. Aslında pek çok okuyucumun bildiği şeyler. Sadece etrafınıza daha dikkatli ve eleştirel bakmanız gerekli. En başta gündüz kuşağının polisiye programlarına bakın sevgili okuyucularım. Kaç tana üniversite mezunu gördünüz? Ülkemizde eğitimli işsiz ve yoksul, bu kadar fazlayken, eğitimli suç oranının düşüklüğünü görmüyor musunuz? Muhafakar kesim ise halen eğitimli insanlara karşı düşmanca bir tavır içinde. Muhafazakarlık hep kendi pisliğini gömme ve bunun içinde başkalarına çamur atma derdinde.

Bu son olayda da, hemen karşı saldırıya geçtiler ve uzun zamandır muhalefete muhalefet eden bir şahıs, üstelikte dava açma tehditleri ile Atatürk'e hakaret etti. Tam Kadir Mısırlıoğlu ya da Rıza Nur'a yakışacak bir hakaret. Amacı sadece son kız çocuğu istismarını unutturmak. Ortalığı karıştıran son mahkeme kararında da benzer bir amaç var. Bir anda herkes bu olayı konuşmayı bıraktı.

Nihat genç bunu uzun süredir yapıyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html ) Gündemi değiştirmek için, abartılı ve saçma bir yoldan Atatürk'e saldırması ve sonrasında da herkesi dava açmakla tehdit etmesi,  tarikat mensubu birilerinden akıl aldığının göstergesi. Meşhur fesli üstatları da böyle yapardı. Bir de Goebels ilkesine uygun bir yalan. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html) O kadar büyük bir yalan ki, ne Türk tarihi ile ilgisi var ne İslam tarihiyle. İslam tarihinde Fas ve Maldiv adaları haricinde kadın sultan olmamış. Türk tarihinde de kadın naibler var. Oğulları büyüyene kadar naib olarak ülkeyi yönetmişler, tathta çıkıp, adlarına hutbe okutup, sikke kestirmemişler  (para bastımamışlar) ve benzeri devlet mülküne bizzat sahip olmak gibi eylemlerde bulunmamışlardır. Germiyanoğlu Mehmet beyin oğlu olmayınca, vasiyeti üzerine devleri Osmanlı'ya miras kalmıştı. Abaka Hanın oğlu olmayınca, devleti yıkılmıştır. (Bu konuyu daha sonra uzun uzun yazacağım.)

Dinci taifesi, soluksuz yalan söyler ve yalanı anında üretir. Yalanı da, herkes böyle söylüyor diye doğrular. Oysa o herkes, çoğu kez kendisidir ya da kendi tarikatının üyeleridir. Elde bir delil yoktur ama durmadan döndürdükleri dedikoduları vardır. Köy enstitüleri  ile ilgili tek bir adli vaka yoktur ama sağcıların bolca dedikodu ve hakareti vardır. Ahır yapılan cami ya da benzeri iddialar sık sık ortaya atılır ama delili yoktur. Onların böyle dedikoduları bolca üretmesi ve konuşması yeterince delildir. 

Oysa kendi kabahatleri, suçları öyle mi? Bir Müslümana günah olarak, duyduğunu söylemesi yeterlidir.  Müslüman, gördüğünü örtmeli, görmediğini söylememelidir. Gıybet etmek, ölü eti yemektir, Kabe'nin örtüsü altında anne ile zina etmektir.  Bir de olayları hep münfetittir. Karaman olayını ne çabuk unuttuk. Kırk beş oğan çocuğunu sadece bir öğretmenin istismar ettiğine ortada bir taciz-sübyancı çetesi olmadığına inanıyor musunuz? O kadar çocuğun hiç biri mi bir şikayette bulunamadı.

Tarikatlarda ve muhafazakar dediğimiz toplulukların içinde değil, biraz yakınında olduğumuzda bile ne kadar çok skandal olduğunu, ülkenin en az on tane Müge Anlı'yı besleyecek potansiyelde olduğunu görürsünüz. Arşivleri açarsanız, toplumun ne skandalları unuttuğunun farkına varırsınız. En basitinden, Sivas'ın, Kangal gibi küçük bir ilçesinde,  otuz beş erkeğin grup sekste basılması olayını nasıl unuttuk? Tabi o zamanlar FETÖ'nün en güçlü zamanlarıydı.

Bir de hiç görünmeyenler var. Alkislarlayasiyorum.com'un etkin üyesiyken,  eski sevgilimin, kamuoyunun çok iyi bildiği ve bolca öğrenci yurdu ve kuran kursu işleten bir tarikatın üst düye bir üyesinin kızı olduğundan, türbanlı olduğundan falan bahsediyordum. Sonra bir çok kiş, sitenin özel mesaj kutusundan bana o tarikat yurtları ile ilgili bir şeyler anlatıyordu. Bu yurtlarda her masraf, halkın parasıyla yapılıyor ama yurdun büyük bir kısmı yurt ya da kurs müdürü ve diğer diğer çalışanların yaşamına, daha doğrusu lüksüne ayrılmıştı. Odalarda öğrenciler tıkış tıkış yaşarken, müdür odası ve diğer alanlar devasadır ve bahane de misafir gelecektir. Misafirler de ya tarikatın diğer büyükleridir ya da Maarif (Milli Eğitim) müfettişleri başta olmak üzere, devlet görevlileridir. Yurtta herkes, her konuma gelebiliyor. Aslında tarikattaki herkes hoca, Kuran hocası. Pek çoğu, yaptıkları vukuatlar sonucu, başka yurt yada Kuran kurdlarına, rütbe düşerek tayin olurlar. Bir kursta hoca olan, ertesi sene hizmetli ya da aşçı olabilir.

İşin doğrusu tüm tarikatlarda benzeri sistem vardır. Bu tarikatlar, cumhuriyet devrimlerinden bu yana pek de yer altına inmemişler,  tek parti CHP'si, İnönü zamanında Ticani tarikatı şeyhi Pilavoğlu'nun üye olmasına razı olmuştu. Sonra Pilavoğlu'nun çocuk tacizi ortaya çıkması, Gökçeada'ya sürülüüp, aynı suçu orada da işlemesi üzerine, yerini diğer tarikatlar almıştır.

Tarikatlar, Osmanlıda da ara ara paralel devlet olup, linç edilmiş ve ezilmişlerdir (suçları vardır ya da yoktur, ya da suçları azdır ya da çoktur, tarihçiler daha iyi bilir).  Kadızadeler denen Balıkesirli bir aile, Mevlevilere kan kusturmuş, Köprülü Mehmet Paşa da Kadızadelerin sökünü kurutmuştur. Hristiyanlık tarihi de benzeridir. Meşhur Tapınak Şövalyeleri, İspanya'da, Müslüman emirliklerle savaşmak yerine, ticaret ve tefecilikle para kazanmayı tercih ettiklerinde, Fransa kralı ve Papa'nın öfkelerini çekip, paralel oldular.  Paralel olduklarında da pek çok şeyleri ortaya çıktı ve bazı şeyler eklenip, bir şeyler de dahil oldu. 

Muhafazakarlık, tarihte de pek çok olayı gizleme ve tarihi isimlerin yüceliğinin zedelenmesine engel olma çabasındadır. Peçevi tarihi, Kanuni'nin oğlu 2. Selim'in hamamda oğlan kovalarken düşerek öldüğünü açık açık yazarken,  pek çok tarihçi bunu red etmek ya da bahsetmemek eğilimindedir.  Divan şiirindeki oğlan kelimelerinin ise, genç anlamına geldiğini falan söylerler.  Oysa bu şiirlerde, ey sevgili, senin yüzünde sakal çıktı da, sen sevilmez oldun, der. Yani adam düpedüz oğlan çocuğuna yaşattığı cinsel istismara aşk diyor. Okullarda da okutulan Sadabada gidelim şiirinde, annenden cumaya diye izin alda, sadabadda buluşalım der. Selvi civanım dediğine göre, uzun bir oğlandan bahsediyor, kızlar için civan tanımı kullanılmaz. Yani divan şiirine göre sübyancılık düpedüz normal bir şeydir.  Bugünün edebiyatçıları ve  tarihçileri, herşeyi inkar etme çabasında.

Son olarak, ben Esra'nın bana aşık olduğunu ya da kendisinin çok farklı biri olduğunu sanıyordum. Sonradan pek çok muafazakar ve zengin kızın, garibanlar uyguladıkları dini zorlamaları pek yaşamadıklarını öğrendim. Kızını Katar'da okutan Taliban sözcüsü gibi.

Muhafazakarlar için olması değil, duyulması sorundur.

4 Aralık 2020 Cuma

MUHAFAZAKARLAR İÇİN KARMA EĞİTİMİN GEREKLİLİĞİ



 Kız liseleri ile ilgili görüşlerimi daha önce yazmıştım. Karma olmayan eğitim, akademik başarıyı önemli oranda düşürdüğü için AKP iktidarının ilk yıllarından önemli ölçüde kaldırıldı. Kız teknik eğitim ve erkek teknik öğretim kapatılarak, teknik ve mesleki öğretim genel müdürlüğü yapıldı. Derken Yetmez ama referandumundan sonra rüzgar ters yönden esince, önce imam hatipler, sonra kız imam hatipler çoğaldı. Ardından da karma eğitime düşmanlık başladı. En büyük kozları ise, kız babalarının hassas noktası olan aşna-fişne işleriydi. 

Muhafazakarlar gençlik deyince seksenli, doksanlı yılların gençliğini anlıyor. Özellikle doksanlar türbanlıları ki dini inancı ya da siyasi görüşü yüzünden örtünenler, onlardı. Makyaj yapmazlar, kaşlarını bile aldırmazlar, asla kahkaha atmaz, gülümsemeleri bile çok nadir olur, koyu renk ve bol giyinirler, ellerinde genelde bir kitap olur, genelde bir arada gezerler, erkeklerle konuşmaz, hatta selam bile vermezlerdi ki, bir de erkek arkadaşları,  sevgilileri olsun. Üniversitenin üçüncü, dördüncü sınıfına doğru bazıları erkek arkadaş edinince, ağzımız beş karış açık kalmıştı, vay be, türbanı ile erkek arkadaş edinmiş diye. O zamanlar türban takmaya başlayan kızlarda aniden bir ağırbaşlı olma başlardı.

Şimdilerde imam hatipli, türbanlı kızların bile sevgilileri var, sık sık da yeniliyorlar. Bazı kızlar ara ara kapanıyor, açılıyor. Türban şimdilerde sadece bir giyim tarzı ve her yeni gelen sınıfta azalıyor.

Bana kalsa liselilerin sevgilileri olmasını istemem. Zaten bir sürü ergen bunalımı çekiyoruz, üzerine bir de sevgilileri ile gerilimlerini yaşamak çok can sıkıcı. Keşke hiç sevgili edinmeseler.

Neyse ki bakirelik halen bir tabu ve erkeklerin eş seçiminde geçer akçe de bir de hamile öğrencilerle uğraşmıyoruz.

Okul karma olmayınca ya da bir cins çok yoğun olunca gençler başka okullardan ya da okula gitmeyen birilerinden sevgili ediniyor. Okulda kız-erkek dengeli ise sevgilisini okuldan ediniyor ve en azından gözümüzün önünde olup, çok fazla yaramazlık yapmıyorlar. Eğer okul disiplinliyse el ele bile tutuşamıyorlar. Oysa okul dışında ne yaptıklarını bilen yok. Ayrıca tüm gün yan yana oturmak, onlara duygusal doyum sağlıyor, birbirlerinden sıkılıyorlar ve okul dışında pek görüşmüyorlar. Bir de bu sıkılmadan dolayı ayrılmaya meyilli oluyorlar. Öbür türlü iş büyüyüp, faciaya dönüşebiliyor. Bizim okulda son sınıfa gelen çiftler yavaş yavaş ayrılmaya başlıyor, okul bitiminde ayrılmış oluyorlar.

Karma olmayan eğitimin zor anlaşılan yönü de kızların, akranları erkekleri tanımamışlarsa,  yaşıtlarını erkek olarak görmüyorlar ve yaşı çok büyük erkeklere meyletme daha fazla oluyor. Öte yandan kapalı alan homoseksüelliği denen olguyu da unutmamak lazım. Bu yüzden okul pansiyonlarında 2 kişi kalmak yasaklandı. 1, 3 ve daha fazla olacak, gene en az 2 öğretmen şartının gerekçelerinden biri de bu.

Muhafazakar dünyada gençler ile orta yaşlılar ve yaşı daha ileri olanlar arasında ciddi bir uçurum var. Bu uçurumu kapatmanın yolu, gençleri eski neslin değerlerini benimsetmek değildir. Eski nesilde sosyal medya yoktu, her evde telefon yoktu. Ayrıca bu kadar umutsuzluk ve yoksullukta yoktu. 

Karma eğitimden uzaklaşmak işleri, işleri zorlaştırmaktan başka işe yaramaz.