sağcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2024 Cumartesi

CHP'YE SALDIRMANIN NEDENLERİ VE BAHANELERİ






 Geçen yıl, sosyal medyadan tanıştığım bir kadın aracılığıyla, Atatürkçü Birlik Grubu diye bir gruba üye olmuştum. Cuma akşamları Zoom'da toplanıyorduk. Toplantılara Faik Kurtulan başkanlık ediyor,  genelde ya üyelerden biri powerpoit ile sunum yapıyor, ya da bir konuğumuz oluyorduk.  Hatta o son toplantıda, Faik'le kavga edip, ayrılmasaydım, ertesi cuma sunumu ben yapacaktım. Faik Kurtulan'ın adını Aydınlık fazetesinde görünce, Doğu Perinçek ile ilgili yazımı, grubun Watssap kanalına atmıştım. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/dogu-perincek-kimdir.html) Bu öfkesini son toplantıdan önce söylemişti. Watsap gruplarında ortalığı karıştırdın diye. Bir de gene o son toplantıdan önce Faik kurtulan ve diğer üyelerle, neden sadce CHP'n,n adını vererek eleştirdiğini, diğer partileri eleştirmediğini sorarak tartışma başlatmıştım.

Biz o son toplantıya gelelim, esas giriş bu toplantıda olanlar. O gün grubun konuğu, emekli mühendis albay Öznur Yılmaz'dı. Seçimlere az bir zaman kalmıştı ve iktidar konfederasyonuna Hüda-Par'da katılmıştı. Kendisi Hüda-Par'ın ve siyasal dinin kadınlara saldırıları hakkında bir sunum yaptı. Sonra Faik Kurtulan lafa başladı ve Öznur hanım, CHP yada sol dememişken, CHP aleyhine sayıp, dökmeye başladı. CHP,  HDP'ye özerklik ve tarikatlara bir sürü şey vaat etmişti Faik'e göre. Bir de her cümlesinin sonunda, videosunu atayım mı, deyip duruyordu. (Gezi'de de camide içki içmenin videosu kaç cumadır gelecek.) Ben de Faik'le kavga ettim. Önce mesajlarım engellendi, ardından toplantıdan atıldım. Watsap grubuna manifestomu verip, gruptan ayrıldım.



Siz de iktidarı savunamıyor musunuz, Faik gibi yapın, CHP'ye saldırın. Hüda-Par, kadın haklarına mı saldırıyor,  Cehape'de aşk-meşk sıkandalı vardır.  Apo'nun mektubu, TRT'de mi okundu, Cehape, Kürtlere özerklik verecektir. Elinizde delile gerek yoktur, daha sonra yayımlayacağınızı açıklayın, yeter. Konu yirmi yıldan beri ülkeyi yöneten iktidar ve siz onu savunamıyor musunuz, Cehapeye laf atın yeter. Zira tek muhalefet partisi cehape'dir. Mesele iktidarın kötü olması değil, cehape gelirse daha kötüsü olmasıdır. Anası-bacısı, geneleve satılmış olsa, cehape gelirse daha ucuza satar diye endişelenecek. Fırat havzası, Basra'ya kadar siyanürlenecek, memlekette tüm ormanlar satışta, emekli artık kendini geçindiremiyor (ilk atandığımda öğrencilerin neredeyse yarısının babası emekliydi), Rusya, Akkkuyu'ya nüklüer santral görünümlü askeri üs kuruyor, Amerika, parasını verdiğimiz F-35'leri vermediği gibi, F-16'ları da binbir kapütülasyonla veriyor, asgari ücretliyi bırakın, ortalama üstü gelirlilerin ev almak değil, kiralaması bile hayal oldu ama en büyük tehlike cehape. Edirne'ye Enver (paşa) gireceğine Bulgarda kalsaydı yada keşke savaşı Yunan kazansaydı demek gibi bir şey. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/05/meger-bunlar-kurtulus-savasina-da.html)

Faik Kurtulan, bu şekilde davranan tek kişi değildir. Ülkemizde her ideolojiden cehape aleyhine bir cümle vardır. Şimdi size aşağıda bir dizi cümle sıralayacağım, pek çoğunuz bu cümleyi duymuştur.

Atatürk düşmanı, Atatürk'ün partisi cehape, halka zulm etmiştir; Atatürkçü, cehape artık Atatük'ün partisi falan değildir; siyasal İslamcı, Cehape İslamın düşmanıdır; İslam karşıtı, cehape tarikatlarca yönetilmektedir; Alevici, Aleviler, cehapeye oy vermekte ama yeterince temsil edilmemektedirler; Alevi düşmanı, cehape, Alevi derneğine dönmüştür; Kürtçü, cehape Kürt isyanlarını kanla bastırmıştır; Kürt düşmanı, Kürtler batıda cehapeye oy veriyor, cehape Kürtleri koruyor; Türkçü, cehape Türk düşmanıdır; Türk düşmanı, cehape Türkçülüğün ve azınlık düşmanlığının partisidir; sosyal demokrat, cehape artık sosyal demokrat değildir, sosyalist enternasyonelden çıkarılmalıdır; sosyalist-komünist, cehape burjuva partisidir; antikomünist, cehapa komünistlerin gizli yuvasıdır. Bakın, hiç biri size yabancı gelmedi, çünkü daha önce duydunuz. Üç defa arka arkaya MHP yada İYİ parti aleyhine yazı yazarsanız, Türk düşmanı, gene aynı şekilde DEM-HDP aleyhine yazarsanız Kürt düşmanı olursunuz. Lakin rahmetsiz Engin Ardı. ve onu örnek alan yüzlerce medya yazarı gibi her yazınız cehape aleyhine olabilir, her gün böyle yazabilirsiniz. Ne CNN, ne de Türk olan bir kanal var. Tek yaptıkları (saat başı haberleri dışında) dört-beş kişi bir araya gelip, cehapeyi konuşmak. Arada evde D-SMART'tan kanalları zaplıyorum, her akşam, CNN TÜRK dışında üç kanalda daha konu cehape.

Türkiye'de sağ ve Tüsiad, 1976 1 Mayısındaki devasa kalabalık ve  1977 seçimlerinde Bülent Ecevit seçimlerinden sonra terör saldırılarını arttırmış, o zamanlar basını tam olarak kontrol edemeyen TÜSİAD, basına ilanlar vererek, CHP'nin zoraki azınlık hukümetinin düşmesini sağlamıştır. Ülkemizde suikaste giden sağcı politikacı, iş insanı falan vardır ama yazar-çizer veya akademisyen yoktur.  12 Eylül öncesi kitlesel katliamların (sadece Maraş-Çorum, Bahçelievler katliamı gibi katliamlar değil, kahvehane taramaları da benzerdir) kurbanları çoğunlukla solculardır. Buna rağmen 12 eylül medyası, önce sağ-sol kavgası diye anlattı olayı, sonra tüm suçu sola attı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylul-un-sucluluk-duygusu-egitimi-12.html)

12 Eylülden sonra Turgut Özal ve onun medyası, rakibi gördüğü Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'ı kardeş kavası suçlamalarını yöneltti. ANAP, dört eğilimin (sosyal demokrasi, milliyetçilik, milli görüş ve merkez sağ) partisi olmakla övünüyordu. Sonuçta Demirel ve DYP, mecburen SHP ile işbirliğine gitti. (12 Eylülden sonra CHP'liler halkçı partiyi kurarken, askerlerde sosyal demokrat partiyi kurmuş, sonra bu iki parti birleşmişti CHP'nin eski genel başkanı Bülent Ecevit'de, kendi yasaklı olduğu için, karısının genel başkanlığında DSP'yi kurmuştu.) Sonuçta DYP, ve Süleyman Demirel, SHP ile koalisyon yaptı. Bunun bir nedeni de, 12 Eylül suçlarını işlememiş olmaktı. 1977 seçimlerinde Ecevit ile koalisyon yapmayan sağ partiler bloğu (Milliyetçi Cephe), Abdi İpeçi'nn cenazesinde bile el sıkışmayan Ecevit ile Demirel ve 12 Elül darbesinden önce altı ay boyunca inatla cumhurbaşkanı seçmeyen meclis, Türk milletinden özür dilemiş oluyordu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylulun-sucluluk-duygusu-egitimi-2.html)

Medyadaki CHP düşmanlığı, 1989 yerel seçimlerinden sonra başladı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyük şehirlerin belediyelerinin kaybedilmesi, sağcılara, medya holdinglerine ve TÜSİAD'da kabus gibi geldi. Seçimlerden önce ANAP, seçmeni tehdit eden propagandalar yaptı. Derhal SHP'nin ve solun elinden büyük şehirler alınmalı ve solun iktidara gelmesi imkansız hale getirilmeliydi. Önce ANAP'a destek geri çekilip, aynı destek DYP'ye ve MHP'yeyöneltildi. ANAP'a verilen destek boşuna olacaktı.  1993 seçimlerinde görülecekti MHP-DYP'ye verilen destek de boşunaydı. 1993 seçimlerine daha sonra tekrar döneceğim.

Uzan ailesinin Star televizyonu ve diğer radyo-tv kanalları, SHP'ye sakdırmaya başladı. SHP, içten de, Deniz Baykal'ın taraftarları ile yara almaya başladı. SHP, ikide bir kongrelerle gündeme geldi. Ardından da SHP'yi ele geçirmek yerine, 12 Eylül rejiminin kapattığı CHP'yi tekrar açtı 1992'de. Sonra CHP, ayrı listelerle seçime girerek,  1995 seçimlerinde pek çok milletvekilliğini, yerel seçimlerde de İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok belediyeyi kaybetmesine sebep oldu. 1995 yılında Shp-Chp birleşti. Bu sefer de anti Baykalcılık yükselişe geçti. Bu arada İSKİ skandalı patladı. Star TV, kısa sürede İSKİ skandalı TV haline geldi. Bu skandal üzerinden tüm SHP (CHP)'li belediyelere saldırdı. Sonra bu saldırıya diğer TV kanalları ve medya da katıldı.

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-6-uzan-ailesi-ve-yesim.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html

CHP, Atatürk'ün mirası (özellikle bir ara Reisl'in diline doladığı İş Bankarı hisseleri başta olmak üzere) ve 12 Eylül öncesi mülklerini de geri alabilmek için CHP çatısı altında ve Deniz Baykal liderliğinde birleşti. Seçmen, Deniz Baykal'ı sevmediği için CHP, oy kaybetmeye devam etti. Solda en büyük oy alan parti olma özelliğini DSP'ye kaptırdı. Yüzde on barajını önce ucu ucuna geçti, sonra baraj altı ve tarihinde ilk kez meclis dışı kaldı. (1999 seçimleri) DSP, 2002 seçimlerinde, sağın tüm günahını da yüklenerek, batmak bir yana, yerin dibine girdi. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/turk-medyasinin-2002-harekati-akp-nasil.html) 

Bu arada medyada giderek liberalleşti ve sağcılaştı. Emin Çölaşan yada Bekir Coşkun gibi ünlü köşe yazarları, uzun süre koltuklarında kaldı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/aydin-dogan-kimdir.html) Ekonomi servisleri, serbest piyasa ve özelleştirme yanlıları ile doldu.

AKP iktidarı yıllarında ise ya CHP, ya biz temalı propagandalar yapıldı. 2010, yetmez ama referandumunda, CHP ile Atatürkçülük eleştirildi.  Şimdilerde CHP'nin az Atatürkçülükle suçlandığına, sosyal demokrattasn, solcunda Atatürkçü olmaz diyenlere bakmayın. 2008 ile 2013 (Gezi isyanı) arasında tek Atatürkçü, CHP'lilerdi. Doğu Perinçek'in Türkçe Olimpiyatlarında şeref  konuğu olduğu yıllardı. Gezi ve sonrasında 17-25 Aralık, FETÖ-AKP  savaşından sonra Atatürkçülük yeniden popülerleşmeye başladı. AKP bu sefer de Alevi düşmanlığını ortaya koydu. Seçimleri kazanmak için basit bir formül uyguluyor. Tüm muhalefet CHP'de toplayıp, muhalefetin geri kalanını da muhalefete muhalefette topluyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html)

Bir de her seçim sırasında ortaya çıkan milli otomobil, milli gemi, milli traktör (hatırlayan var mı, on liralık elektirikle, on dönüm tarla sürecekti), altın, uranyum, gümüş, doğal gaz, petrol (Hatırlar mısınız Gabar dağında çıkacaktı? İnternette, hatta televizyonlarda yayımlanan görüntülerin aslında Venezüella'da çekildiği ortaya çıkmıştı) madenleri; askerimize terörist saldırlar ve sert cevaplar (karşı saldırılar); DHKP-C'ni de bir saldırısı( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/silahli-direnisin-provakasyon-olmasi.html) ; şehit cenazesinde muhalefet liderlerine saldırı; muhalefet bloğunda bölünmeler ve kavgalar; seçim gecesi belirsizlik ve korku; iktidarın yeni bir zaferi ve kapanış.

Bu seçimde de benzeri oluyor, bir farkla. Daha önceki seçimlerde iktidar bloğu, seçim öncesi nefret diline ara verir,  tüm ülkenin başkanıyım havasında dolaşırdı. Bu seçimde açıkça hedef gösterme var. Buna bir de en son ANAP'ın 1989'da yaptığı, belediyeyi bize vermezseniz, kötü olur tehditleri var. Bu tehditler, 1989'da da işe yaramadığı gibi. 1989 yerel  seçimleri sonrası medya ve iş dünyası önce ANAP'tan, 1995 sonrası da DYP ve Tansu Çiller'den vazgeçti.

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/yildirim-akbulut-ve-mesut-yilmaz.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

Şimdi de benzer bir korkutma var. Hatta benzeri değil, aynısı var. 1995'de Mehmet Barlas, Sabah gazetesindeki köşesinde, İslamı anlamak diye bir yazı yazdı. Bu yazıdan sonra medya ve iş dünyası (TÜSİAD), kamu oyunu yavaş yavaş siyasal İslam'a doğru sürdü. Bu arada CHP'ye saldırlar devam etti. 

Sonrasını tekrar uzun uzadıya yazmayayım. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/11/turk-medyasinin-2002-harekati-akp-nasil.html) Bugün de benzer bir siyasi-ekonomik krizle karşı karşıyayız. Bu sefer sağın kaçacak yeni bir alanı yok. MHP, majör parti olma şansını, 1995'de Alparslan Türkeş'in yanlışları başta olmak üzere defalarca tepti, red etti. İyi parti ise, seçimlere az kala masayı devirip, sonra geri dönerek tepti. CHP ile ittifakı, AKP devrilmeden bırakmamalıydı. Türkiye'de sağın, kaçacak yeni bir partisi ve ideolojisi yok. Tek çaresi, Faik Kurtulan gibi, ya CHP ya Cumhur konfederasyonu diye tehdit etmek. Üstelik buna DEM parti, İyi Parti, Zafer partisi falan da dahil. 

DEM Parti değilse de, seçmeninin, seçimden sonrasını düşünmesi gereklidir. 1977 ara seçimlerini bej sıfır (beş değil, bej, CHP'nin Edirne belediyesini kaybettiği gece, Trakya aksanıyla çıkmıştır bu slogan) yenilgisinden sonra Anadolu'da Alevilere karşı progromlar oldu (Maraş-Çorum gibi). Çünkü dönemin majör partisi Adalet Partisi ve lideri Süleyman Demirel,  her yerde CHP'nin oy oranını arttıran Alevileri, taşra illerinden kovmaya ve büyük şehirlere, hatta Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerine dağıtmaya karar vermişti. Bu yüzden Alevilere karşı terörü, çoğu kez tüm ile yayıyordu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/06/alevi-tarih-mitlerine-cevaplar-2.html)

(https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/suleyman-demirel-kimdir.html)

Bu seçimlerden sonra, İstanbul başta olmak üzere, belediyeleri kaybetmesine engel olacak Kürtlere karşı benzer saldırıları yapmayacağını,  hatta 2015'de Beypazarı'nda yaptıklarını yapmayacaklarını nerden biliyorsunuz ve neye güveniyorsunuz. Resi, seçimlerden önce, mülakattı kaldıracağını vaat etmişti ama seçimlerden sonra hemen vazgeçti. Ben 1998'de öğretmenliğe ilk başladığımda,  öğrencilerimin çoğunun babası emekliydi. Bazıları çalışmıyordu. Zor da olsa emekli maaşıyla geçim vardı. Şimdi emekli olayım, tekrar üniversite okuyayım istiyorum, emekli maaşı bana yetmeyecek, biliyorum. Et bu ülkede her zaman pahallıydı ama kemikler hayvanların payıydı yada utana-sıkıla çorbalık kemik verilirdi ücretsiz olarak. Şimdi kemikler parayla satılıyor.

Hadi, TÜSİAD'ı, tarikatları anlarım. Sol partiler ve alt sınıfları CHP'nin nesi ile tehdit ediyorlar. Dünyada tek partiler genelde kan ve şiddetli isyanlarla yıkılırken (hatta Suriye'de on küsur yıllık iç savaşa rağmen yıkılmamışken,  CHP,  1946'da direndi 1950'de tek etti. Sonrasında ise (SHP dahil, hatta zorlarsan Ecevit'in DSP dahil) ortaklıkları hep kısa süreli oldu. Aslında kimse CHP iktidarından korkmuyor. Sonrasında olacaklardan korkuyor.




5 Aralık 2022 Pazartesi

SAĞCILARIN ALEVİLİK SORUNU



Ağırlıklı olarak Alevilikle ilgili kitaplar çıkaran Leyla Akgül hanımın stand açacağını öğrenince Oğuz Ocakları'nın Alevilikle ilgili konferansına gittim. Doğru dürüst dinlemedim. Dinlediğim kadarı ile de diğer sağcı kuruluşlar gibi,  yaşayan Alevilikten uzak, bambaşka şeylerden bahsettiler. Fark ettim ki sağcıların bir Alevilik sorunu var ve ben de bunu  yazmaya karar verdim. Bu sorun, sadece Alevilerin sağa oy verme ve sağa oy verenleri dışlamasından ibaret değil. Alevilerin sol partiler için çalışması, propaganda yapması ve sol yayımları satın alması, tüketmesi. Pek çok sağcı, Alevi düşmanı ve Aleviler, milliyetçili yapacaksa bile ulusolculuk yapıyor, yani bunu gene sol partiler içinde yapıyor.  Pek çok Sünni, Alevi düşmanlığından sağa oy veriyor ama sırf bu yüzden oy verenler giderek azalıyor.

Sağcıların, Alevilerle ilgili olarak hatırlaması gereken bir gerçek var. Bugün Edirne'den Kars'a, Muğla'dan Muş'a, Sinop'tan Hatay'a neredeyse tüm Aleviler solcudur. Kırım, Bosna, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Kırcaal, Deliorman, Halep, Musul-Kerkük, Ahıska'da Türkiye'ye bağşı olsaydı, oralardaki Türkler ve Alevi olacaktı. Zira Alevileri solcu eden, onlara kötü muamele eden sağcılardır.
 Sağın Alevi sorunu iki parçadan oluşuyor. İlki Alevileri olduğu gibi kabul etmeme, ikincisi de özeleştiri yapamama.
Alevileri olduğu gibi kabul etmemeyi de ikiye ayırabililiriz. İlki, evet, Aleviler namaz kılmıyor, Ramazan orucu da tutmuyor ve bundan size ne? Biz böyleyiz ve bu sizi hiç ilgilendirmez. Size nedenini ve nasılını açıklamakla yükümlü değiliz. Bazı Alevi toplulukları namaz kılıyor, oruç tutuyor olabilir. O da bizi ilgilendirmez. Bir de sanki tüm Sünnilerin alnı posttan kalmıyor da, Alevilere laf atıyorlar. Özellikle mahalle camilerinin çoğu, yaşlı erkekler sosyal merkezine dönüşmüş, genç biri gelince huzursuz oluyorlar. Tanıdığım pek çok Sünni, Alevi olduğumu öğrendikten sonra namaza başlayıp, beni namaza çağırdı.
Bir de, neden sağcılarda birazcık din anlattıklşarında inançlarımızda ya da hayat tarzımızdan vazgeçeceğimizi sanıyor veya inatla bu şekilde bizi rahatsız ediyor? 


Alevileri olduğu gibi kabullenmemenin diğer bir safhası da, tüm Alevileri Türk yapmaları.  Bunu pek çok Alevi de yapıyor ve itiraf edeyim Kürt bir Alevi olduğum halde, bir zamanlar ben de yapmıştım. Bunun en başta gelen sebebi, Aleviliğin köken olarak Türklerin Sibirya-Orta Asya'dan kalma inançlarının, üzerine Şii İslam boyası serpilmiş hali olmasıdır. Dede Korkut hikayelerini okuyan herhangi bir Alevi bunu anlayabilir. Kürt ve Zaza Alevilerinin, cem ibadetlerini çoğu kez Türkçe yapması da bunun delilidir. Pir Sultan Abdal'ın bir deyişinde Dürr-i Meknun'u oku dediğini öğrendiğimde, merak edip, kitabı okudum. Pir Sultan Abdal'ın, Osmanlı elit zümre kültürüne ait bir kitapla ne işi olabileceğini merak ettim. Kitabın bir yerinde Aleviliğin Hıtaylardan yani Uygurlardan geldiği yazıyordu. Alevi semahlarının, Uygurların Senem dansına çok benzemesinin sebebi de bu olmalı.
Diğer yandan da Alevilik, sadece Türkler ya da Oğuz boyları arasında kalmamış, Babailer isyanından sonra bugünkü kimliğine ulaşan inanç, diğer toplumlar arasında yayılmıştır. Kürt Aleviler sadece Türkiye'de değil, İran ve Suriye'de de yaşar.Suriye'de Beşar Esad, Arap Alevisidir ve Alevi de olsa Kürtleri sevmez.   Ben hayatım boyunca, Kürt, Zaza, Türk ve Arap Alevilerinin yanında Roman ve Kırım Tatarı Alevilerini de tanıdım. Boşnak, Arnavut, Makedon, Pomak, Sabataycı Aleviliği ilgili de bir şeyler okudum ya da duydum. Türkiye'de Alevilik, bütün bu etnik gruplardaki Alevilerin üst kimliği haline gelmiş durumda. Bu yüzden Zaza, Kürt ve hatta Arap Alevileri hızla Türkleşmekte.  Bunun sebebi de Türk Faşizminin dinci ve mezhepçi özelliğidir.Alevilerin Türkleşme ve Aleviliğin üst kimlik olması, Türkiye'ye özgüdür. Lakin Aleviler, milliyetçi ideolojiden uzak durmakta, daha önce de söylediğim gibi, yapacaksa da, ulusolculuk yapmakta.


 Sağın Alevilikle ilgili asıl sorunu, Alevilere karşı işledikleri suçlar konusunda özeleştiri yapamama sorundur. (Benzer şekilde Kürtlerle ilgili de vardır, o bambaşka bir yazı konusudur.) Türkiye'de sağ, Alevilere çok önceleri düşman olmuştur.  Atsız bile, daha 1930'lu yıllarda bile, bulabildiği bazı orta çağ yazıları ile Alevilere saldırmış, sonra da 1972'de kendi Ülküdaşları tarafından öldürülen Ali Balseven ardından timsah gözyaşları dökmüştür. (Ali Balseven, sağ-sol çatışmasının en hazin kurbanıdır. Herkes kendisi için üzülür, ama kimse de adını pek anmaz.)
Diğer yandan, Ülkücülerin kendilerinin de söylediği gibi tek Ülkücü Alevi Ali Balyemez değildi. Ben de hayatım boyunca farklı tarihlerde ve farklı yerlerde böylesi iki kişi ile tanıştım. Sonra Ülkücülerin içinde pek çok Alevi, Kürt, hatta Ermeni olduğunu öğrendim. Pek çoğu da asimile olmak isteyen ama asimile olamayanlardı.
Ülkücülerin ve genel anlamda da sağın Alevi düşmanlığının, Alevilerin solcu olduğu ile iddiasının bu vesile ile yalan olduğunu öğrendim. Kaldı ki MHP, daha CMKP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) zamanında ve daha parti Osman Bölükbaşı başkanlığındayken ve Türkiye'de öyle bir sağ-sol ayrımı yokken, parti içindeki Türkeşçiler, 1961 yılında Aydın şehir merkezinde sekiz Alevi öldürmüştü. Maraş ve Çorum'da katliam yapanlar, Ülkü ocaklarından çıkmıştı. Madımak'ı yakanlar, tarikat dergahlarından çıkmıştı. Yıllar sonra başörtü isteyenler Suudi Arabistan'a gitsin diyecek olan Süleyman Demirel, bana sağcılar cinayet işliyor diyemezsiniz demişti, katliam sonrasında. 
Türkiye'de sağda özeleştiri kültürü yoktur. Zira özeleştiri, suçu itirafta gerektirir. Halen öldürülenleri, horgörülenleri,  öldürüldüğü ve horgörüldüğü için suçlauaycaksanız, bence hiç uğraşmayın.


  

4 Aralık 2020 Cuma

MUHAFAZAKARLAR İÇİN KARMA EĞİTİMİN GEREKLİLİĞİ



 Kız liseleri ile ilgili görüşlerimi daha önce yazmıştım. Karma olmayan eğitim, akademik başarıyı önemli oranda düşürdüğü için AKP iktidarının ilk yıllarından önemli ölçüde kaldırıldı. Kız teknik eğitim ve erkek teknik öğretim kapatılarak, teknik ve mesleki öğretim genel müdürlüğü yapıldı. Derken Yetmez ama referandumundan sonra rüzgar ters yönden esince, önce imam hatipler, sonra kız imam hatipler çoğaldı. Ardından da karma eğitime düşmanlık başladı. En büyük kozları ise, kız babalarının hassas noktası olan aşna-fişne işleriydi. 

Muhafazakarlar gençlik deyince seksenli, doksanlı yılların gençliğini anlıyor. Özellikle doksanlar türbanlıları ki dini inancı ya da siyasi görüşü yüzünden örtünenler, onlardı. Makyaj yapmazlar, kaşlarını bile aldırmazlar, asla kahkaha atmaz, gülümsemeleri bile çok nadir olur, koyu renk ve bol giyinirler, ellerinde genelde bir kitap olur, genelde bir arada gezerler, erkeklerle konuşmaz, hatta selam bile vermezlerdi ki, bir de erkek arkadaşları,  sevgilileri olsun. Üniversitenin üçüncü, dördüncü sınıfına doğru bazıları erkek arkadaş edinince, ağzımız beş karış açık kalmıştı, vay be, türbanı ile erkek arkadaş edinmiş diye. O zamanlar türban takmaya başlayan kızlarda aniden bir ağırbaşlı olma başlardı.

Şimdilerde imam hatipli, türbanlı kızların bile sevgilileri var, sık sık da yeniliyorlar. Bazı kızlar ara ara kapanıyor, açılıyor. Türban şimdilerde sadece bir giyim tarzı ve her yeni gelen sınıfta azalıyor.

Bana kalsa liselilerin sevgilileri olmasını istemem. Zaten bir sürü ergen bunalımı çekiyoruz, üzerine bir de sevgilileri ile gerilimlerini yaşamak çok can sıkıcı. Keşke hiç sevgili edinmeseler.

Neyse ki bakirelik halen bir tabu ve erkeklerin eş seçiminde geçer akçe de bir de hamile öğrencilerle uğraşmıyoruz.

Okul karma olmayınca ya da bir cins çok yoğun olunca gençler başka okullardan ya da okula gitmeyen birilerinden sevgili ediniyor. Okulda kız-erkek dengeli ise sevgilisini okuldan ediniyor ve en azından gözümüzün önünde olup, çok fazla yaramazlık yapmıyorlar. Eğer okul disiplinliyse el ele bile tutuşamıyorlar. Oysa okul dışında ne yaptıklarını bilen yok. Ayrıca tüm gün yan yana oturmak, onlara duygusal doyum sağlıyor, birbirlerinden sıkılıyorlar ve okul dışında pek görüşmüyorlar. Bir de bu sıkılmadan dolayı ayrılmaya meyilli oluyorlar. Öbür türlü iş büyüyüp, faciaya dönüşebiliyor. Bizim okulda son sınıfa gelen çiftler yavaş yavaş ayrılmaya başlıyor, okul bitiminde ayrılmış oluyorlar.

Karma olmayan eğitimin zor anlaşılan yönü de kızların, akranları erkekleri tanımamışlarsa,  yaşıtlarını erkek olarak görmüyorlar ve yaşı çok büyük erkeklere meyletme daha fazla oluyor. Öte yandan kapalı alan homoseksüelliği denen olguyu da unutmamak lazım. Bu yüzden okul pansiyonlarında 2 kişi kalmak yasaklandı. 1, 3 ve daha fazla olacak, gene en az 2 öğretmen şartının gerekçelerinden biri de bu.

Muhafazakar dünyada gençler ile orta yaşlılar ve yaşı daha ileri olanlar arasında ciddi bir uçurum var. Bu uçurumu kapatmanın yolu, gençleri eski neslin değerlerini benimsetmek değildir. Eski nesilde sosyal medya yoktu, her evde telefon yoktu. Ayrıca bu kadar umutsuzluk ve yoksullukta yoktu. 

Karma eğitimden uzaklaşmak işleri, işleri zorlaştırmaktan başka işe yaramaz.



14 Haziran 2020 Pazar

SABATAYCILAR VE TÜRK SAĞI

Kendini Mesih İlan Ederek 17. Yüzyıl Osmanlı Tarihine Damga Vurmuş ...
Sabatay Sevi ile ilgili çok fazla bilgi ile başlamayacağım. Zaten bu adı google'da arattığınızda bile  fazlası ile bilgiye boğuluyorsunuz.  Özetle kendisi 18. yüz yılda Osmanlı topraklarında doğup,  yaşamı bir Yahudi din adamı.
Onu özel yapan bir dönem mesih-peygamber olma iddiası ile Yahudileri (özellikle Selanik Yahudileri) arasında taraftar bulması, sonra kendisi ve taraftarlarının açıkta Müslüman, gizlide Yahudi olarak yaşaması ve bu günlere kadar varlıklarını sürdürmeleri.
Sebataycılık her zaman tartışma konusu oldu. Atsız'dan itibaren faşistler her yerde Sebatacı aradı ve işine gelmeyen her Rumeli göçmeninlerinin ya da her hangi birisini Sebataycılıkla suçladı.
Genelde ülkemizde sağcılar, canlarını sıkan hemen herkesin atalarında Ermenilik, Rumluk vs araması geleneksel hale geldi.
Hele de buldu mu mal bulmuş Mağribi gibi saldırması da yok mu?
Sabataycılar kendilerini gizlemeye çalışırmış bile olsalar, hem kalabalık olmaları, hem de bir çok alışkanlıkları nedeniyle gizli kalmamışlardır. 
Bir ortamda önce kendilerinden olanları selamlamaları, yeme-içme konusunda Seferad Yahudiliği alışkanlıklarını devam ettirmeleri (örneğin et ile sütü bir arada yemezler, bu yüzden İskender kebab yemezler.), kendilerine özel törenleri nedeniyle her Sabataycıların hepsi hem Osmanlı, hem de Türkiye cumhuriyeti devletinde bilindi.
Hatta yıllar önce haklarında bir yazı dizisi okumuştum. Sabataycı olduğunu iddia eden ve adını vermeyen kişi, hepsinin pasaportlarının ilk (ya da son muydu) iki rakamının hep aynı olduğunu yazmıştı. Yani hepsi biliniyordu.
Sabataycılar, Müsülümanlar için Yahudi, Yahudiler için Müslümandılar. 
Siyonistler onları aralarına almadılar.Çünkü Sabataycılık sadece kendisini Müslümanmış gibi gösteren Yahudiler değildi. Onları bu yaşam tarzına iten Sabatay Sevi'ye olan inançlarıydı. Yoksa Yahudiler, Osmanlı döneminde hiç  isyan etmemiş, kimse onlardan din değiştirmesini istememişti. 
Onlar, bir Sabatay İsrail'i düşlüyordu. Yani Müslüman gibi yaşayan ve Sabatay'ın dönüşünü bekleyenleri Filistin'de kurdukları bir devleti düşlüyorlardı.
Sabataycılar Müslüman da sayılmadılar ve onlara hep şüphe ile yaklaşıldı. Gazeteci Hasan Tahsin bile, Yunanlılar General Nurettin Sakallı'nın linç ettirdiği İzmir Metropoliti Hirisostomos Kalafatis'in heykelini Atina'nın ortasına diktikten sonra yaptıkları hatırlandı ve heykeli dikildi.
Güneş Erkul yazdı: Kurtuluşu ateşleyen ilk kıvılcım, ilk milli ...
Soner Yalçın'ın kitabından sonra sağcılar, Bülbülderesi mezarlığındaki taşlardaki soy isimlerden Sabataycı avına çıktı. Oysa en başta, o mezarlıkta sadece iki parsel onlara aitti. Sonra Sabataycıların aldıkları soy adlarını, diğer inançlardan insanlar da almayacak diye bir şey yoktur.
Gene de sağcılar, çılgınlar gibi soy adlarından Sabataycı avı başlattı. Soner Yalçın'ın kitabının yaygın olduğu zamanlar, yani doksanlar sonu, iki binler başında iyice çılgınlığa döndü.
Herkesi Sabataycı ilan ederken, bazı kişiler vardı ki, onlarla ilgili olarak sağcılar pek konuşmaz.
Bunların ikisi kayınçodur. Evliyazade Hacı Mehmet Efendinin üç damadı idam ile ölmüştür, üçünün de idamı siyasidir. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve İttihat ve Terakki partisinin meşhur komitacısı Doktor Nazım bey.
Adnan Menderes ile ilgili olarak çoğu cami ve mederese olan İstanbul'da bulunan yedi binden fazla tarihi binayı yıktırması.
Diğeri de 27 Mayısçıların Demokrat partiye karşı tüm öfkelerinin üç kişinin üzerinde toplanmasıydı. 27 Mayıstan sonra, Yassıada'da hapis yatanlar dahil hemen her Demokrat partili, darbeden sonra siyasete devam etmiş, parti kapatılsa bile, il ve ilçe başkanlarına pek bir şey olmamıştır.
Daha 1962 seçimlerinde Demokrat partinin devamı olduğunu bağıra bağıra söyleyen dört parti seçime girmiş, biri koalisyon ortağı olmuş ve daha sonra 1965'de tek başına iktidar olmuştur.
Doktor Nâzım Bey - Beyaz TarihAdnan Menderes - Vikipedi
27 Mayısçıların üniversitelerden attığı 147 öğretim üyesi solcuydu. Aziz Nesin  bu dönemde Bursa'ya sürgün gitti.
Burada şu soruyu sormalıyız, neden sadece o üç kişinin idamında ısrar edildi. Dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar idam edilmedi ve darbeden kırk küsur yıl sonra eski cumhurbaşkanı olarak, yüz yaşında televizyonlara çıkıyordu. 
Bayar'ın 27 Mayıs hükumetince idam edilmemesinin sebebi yaşlı olması ya da Cemal Gürsel'in araya girmesi olduğu iddiası bana saçma geliyor. 
Seyit Rıza asıldığına 65'i bırakın, 70.'de üzerindeydi. Erdal Eren 17.'de bile değildi. 
147 solcu öğretim üyesini görevden alan, milli mücadele tecrübeli subayları (EMİNSU'lar) zorla emekli eden, Aziz Nesin'i sürgüne gönderen, bildirisini 1944 Irkçılık-Turancılık davası sanığı Alparslan Türkeş tarafından NATO'ya  CENTO'ya (dili sürçmüş ve senato demiştir) bağlıyız diye başlayarak okunan 27 Mayıs darbesini solculuk adına sahiplenmek ne büyük bir gaflettir.
Alparslan Türkeş demişken, onu  bir numaralı akıl hocası Atsız değil midir? Atsız'da Türkiye'nin en ünlü Sabatacı avcısı (Atsız onlara Selanik Dönmeleri derdi) değil miydi?
(İşin ilginci Atsız'da bir dönem, öğretmen olarak çalıştığı bir özel okul yüzünden gizli Sabataycılıkla suçlanmıştı. Gerçi ırkçı olmasından dolayı Ermenilir, Rumluk vs her türlü etnik özellik özellik Atsız'a mal edildi).
Üniversiteye Darbe (147 Ler Mücadelesi) - Reşat Kaynar | Nadir KitapMenderes'in o fotoğrafı Arınç'a verildi - Timeturk: Haber ...
27 Mayıs duruşmalarını dinlediğimde-izlediğimde ilginç bir ayrıntı dikkatimi çekti. Özellikle Adnan Menderes, mahkeme üyelerine karşı çok aşırı nazikti. Diğer yargılananlar ise, zorla geldim ama bu mahkemeyi tanımıyorum havasında, zorlama bir resmi nezaket, yer yer ukala cevaplar ve sert ses tonu ile konuşuyordu.
Sonra dikkat ettim ki,  mahkeme heyeti de genelde sadece Adnan Menderes'e karşı kaba davranıyor, diğerlerine karşı çok da kaba olmuyordu. Sonra bir keresinde de Fatin Rüştü Zorlu'ya benzer kabalıkta bulunduklarını fark ettim.
Gardiyan ve güvenlikle görevli subayların da, genel olarak bu önemli üçlüye karşı daha kabaydılar ve nedense Demokrat Partinin on yılının sorumluluğu , aynı üç kişinin üzerine atılmıştı. 
Ortada hiç konuşulmayan bir gerçek var.
Darbecilerin Menderes ve arkadaşlarına öfkesinin asıl sebebi,  onları Sabataycı sanmasıydı. (Ben böyle bir iddiayı ortaya atacak değilim. Öyle olmaları idamlarını meşru yapmayacağı gibi, iktidar sürecinde yaptıkları suçları da aklamaz)
Yoksa Celal Bayar ya da diğer Demokrat partililer de 27 Mayıs'tan böyle kolay kurtulamaz, 12 Eylül'ü yaşayan Demirel, öyle çabucak partisinin başında 1965'de başbakan olmazdı.
27 Mayısçılar, Adnan Menderes ile ilgili düşüncelerini halka anlatamadılar. bunun iki sebebi vardı.
Birinci halk için Menderes, çok partiye geçişi sağlayan ve tek parti iktidarını deviren efsaneydi.
İkincisi de, tıpkı doksanların sonunda olduğu gibi cadı avı başlaması sorunuydu.
Bu cadı avından, Sabatay Sevi'nin öz torunu, modacı Cemil İpekçi'de nasibini aldı. Aslında Selanik kökeni ile alakası olmayan Tokat'lı akrabaları işinden oldu, gizli Yahudi diye mimlendi. Oysa Sabataycılar,  çoktan Müslümanlara kız alıp vermeye başlamıştılar. Kendisi bir zamanlar Türk Hava Yolar hosteslerinin ve İstanbul simitçilerinin üniformalarını tasarlıyor, muhafazakar eşcinselim diye ortalarda dolanıyordu.  Şimdilerde pek ortalıkta görünmüyor.
Sonuçta kendisi ve arkadaşları  siyasi değil, ırkçı bir öfkenin sonucu olarak öldürüldü.
Aile bireyleri daha sonra siyaset yapmaya çalıştılarsa da, tutunamadılar, aile içinde kazlar ve intiharlar öyle çoğaldı ki, Kenedy laneti gibi bir Menderes lanetinden söz edildi. 
Oğlu  Aydın Menderes  aileden siyasete atılan son kişi oldu. 1996'da geçirdiği trafik kazası sonrası hatalı müdahale (karga-tulumba taşınması) yüzünden felç kaldı,  2011'de öldü.
Soner Yalçın'ın kitabından sonra Menderes ve arkadaşlarının ailesi, önce siyasetten, sonra sağ kanattan uzaklaştı.
Babalarının ve dedelerinin yargılandığı Yassıada, orjinalliğinden koparılıp, bir sürü beton yapı ile müze yapılırken,  hiç biri açılışta yoktu.