aleviler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aleviler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2023 Perşembe

LİBERALLERİN KÜRT, ULUSALCILARIN ALEVİ SEVGİSİ

 


2010 Yetmez ama referandumundan sonra iktidar blogunca dışlanan ( şu anda iktidarda bence  (ve hemen hemen herkesçe) bir koalisyon var. ), 15 temmuzdan sonra hapse girmeyenlerin ölü taklidi yaptığı liberal yarı ünlüler (genç nesil adlarına çok yabancı ve kitaplarının çoğu anca sahaflarda bulunabiliyor), Yeşil Sol Partinin adayları olarak birdenbire ortaya çıkıverdiler. Liberallere liberal sol diyorlar da, neleri solcu belirsiz. Sermayeden ve devletten yanalar, çevrecilikten nefret ediyorlar. Homofobi ve feminizm düşmanlığına tepki göstermiyorlar. Neleri sol bunların? (  https://onbinkitap.blogspot.com/2018/03/liberalleri-lincetmeyin-onlar.html)  Ha, bir Kürt sevgileri var. Bu sevgileri onların Türk yerine Türkiyeli sözünü yaygınlaştırmalarına sebep olmuştur. Aslında liberaller, genel anlamda azınlıkları severler. Özellikle Ermeniler ve Kürtler gibi isyana meyilli olanları. Türkiye'de Ermeni çok az kaldı. Diğer taraftan liberallerin azınlık sevgisinin neden Alevilere sirayet etmemesi de ilginç. Hatta ara ara nefretlerini gösteriyorlar.



Yaklaşık on beş yıldır yavaş yavaş çoğalan yeni nesil milliyetçiler olan Ulusalcılar da çok iyaygın bir Alevi sempatisi var. Bunun sebebi de basit. Türkleri orta Asya'ya bağlayan en sağlam kültür Alevilik. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/01/dedem-korkut-ve-alevilik.html ) Bunu Osmanlı'da biliyormuş ve Yazıcoğlu Ahmet Bican, Dürri Meknun adlı kitabında bunu yazmış. Bu yüzden Pir Sultan Abdal bir şiirinde Dürri Meknun'u oku diyor. Diğer yandan da tengriciliğin Anadoluda köken aradoğında da karşısıa sadece Alevilik çıkıyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html) Diğer yandan da İslamcılık karşısında en büyük yardımcıları da gene Alevilik.



İslamcılığı Alevilikle mücadelesi, liberalleri, açıkça söylemese de, Alevilere olan nefretinin sebebidir. Siyasal islamın Türkiye, Suriye, Lüban ve Kuzey Irak'ta istediği hedeflere ulaşamama sebebidir. Liberaller ve sömürgecilerin tarih boyunca en büyük işbirlikçileri tarikatlar ve dini kullananlar olmuştur. Tarikatlar da, kökeni Sibirya inançları olan Aleviliğe en başından beri düşman olmuşlardır. Liberaller de hep siyasal İslamcılarla, tarikatlarla el ele yürümüşlerdir.



İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer şudur ki, dünyadaki Kürtlerin ve Türklerin yaklaşık yüzde onu Alevidir. Türkiye'de Alevilerin üçte biri kadarı da Kürttür. Bu yüzden özellikle Ulusalcılar, Kürt Alevisi-Türk Alevisi ayrımı yaparlar. Kürtte olsa Aleviyi sevmeyen Kürt ya da Türk de olsa Aleviyi sevmeyen pek çok Türk vardır. Oysa Aleviler kendi aralarında Türk-Kürt ayrımı yapmaz. Kürt Aleviliği ile Türk Aleviliği arasında çok fazla ayrım da yoktur. Ben yarım yüz yıllık yaşımda, tanıdğım insanlardan görebildiğim iki fark vardır.Türk Alevileri alkolü çok sever. Hatta eskiden cem ayinlerinde şarap içerlermiş. Son yıllarda Sünni gelin ve damatlar çok olunca bundan vazgeçmişler. Genel anlamda da kadınlı-erkekli alkol tüketimini seviyorlar. Kürt Alevilerinde alkol, klasik Anadolu insanında olduğu gibi, yetişkin erkeklerin, yalandan da olsa gizli içtiği şeydir. Buna karşın Kürt Alevileri de gusül abdestini bilmez. Bu ayrım, çok da kesin bir ayrım değildir. Kürt Alevilerinde alkol seven ya da gusül abdestini bilmeyen Türk Alevisi bulmak da mümkündür. Aleviler, kendi aralarındaki farklara saygılıdır. Esasında Alevilik, Türklerin Sibirya'dan kalma  inançlarına İslam boyası ile boyanmasıdır. Diğer toplumlar da Aleviliği, Türklerden öğrenmiştir. Türkiye'de ve bir şekilde Anadolu Türkleri ile ilişkili hemen hemen her Müslüman etnik grubun (Sebataycılari Boşnaklari Arnavutlar, Romanlar vs) az da olsa bir Alevi topluluğu vardır.



Kürtler, liberaller ile sürekli dirsek temasındayken (gene de liberalizme ideolojik olarak uzakken), Aleviler ulusalcılara şüphe ille bakar. Her iki ideoloji de kendisini sol gibi göstermeye çalışan  I(bazen de hiç upraşmayan)sağcı ideolojidir ve Türk sağının Aleviler ile ilgili her zaman sorunu vardır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/12/sagcilarin-alevilik-sorunu.html ) Biri, yani ulusalcılık düpedüz faşistken ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/03/ozde-fasizmin-14-temel-ozelligi-dr.html ), diğeri de her tülü faşizan işbirliği ile her an işbirliği yapacak kadar yavşaktır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/01/popper-soros-veliberal-kapitalist.html ) Hatta daha önce yapmışlardı. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2018/03/liberalleri-lincetmeyin-onlar.html ) Aslında sorun, emperyal hevesler uğruna her yolun mübah olmasıdır. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/fasizmin-ve-emperyalizmin-yalan-asklari.html ) İdeolojilerin azınlık aşkları yalandır. Azınlıklar kendilerine bir yol çizmelidir.



16 Temmuz 2020 Perşembe

ALEVİLİKTE MİTOLOJİK KİŞİLER VE MİTLERİN DEĞİŞİMİ 2-HIZIR

ALEVI INANÇ DIN BILGILERI sayfası - Seyyid Hakkı
Bu serinin ilk yazısında bazı efsanelerin nasıl değiştiğinden bahsetmiştim. (http://onbinkitap.blogspot.com/2020/07/alevilikte-mitolojik-kisiler-ve.html) ,
Aslında pek çok şeyin zaman içinde nasıl değiştiğini görmek için o kadar da derin analizlere ihtiyacımız yok, sadece biraz bilgi yeterli.
Mesela bu günkü semah aslında Uygur Türklerinin sanem dansı, bire bir aynı. Bir kere internette bir Afgan düğününe denk geldim. Düğündekiler Mevlevi seması gibi dans ediyordu hem de kızlı erkekli. Mevlana'nın bu gün Afganistan'ın Belh şehrinde doğduğunu ve 8-10 yaşlarına kadar orada kaldığını da unutmamalı.
 Sonra İran Türkmensahra Türkmenlerinin zikir töreni için yaptıkları dans, Koçgiri semahına çok benziyor. Türkmensahralılar Sünni (İran'ın Sünni azınlıklarından) ve Türk, Koçgiriler Alevi Kürt.
Kürt demişken, gene bir internet videosunda İran Yorasan Kürtlerinin bahar cemi videosunu izlemiştim. Semahlarını göremedim ama ritimleri Koçgiriler ile aynıydı. Demek ki o insanlarla aramızda bir akrabalık vardı.
Alevilikte Hızır ise, Sünnilikte ve İslamın geri kalanından farklıdır. Pek çok kere bir Alevi, Boz Atlı Hızır'ın adını Allah'dan daha çok anar. Boz atlı Hızır diye özellikle belirtir. Oysa hiç bir Arap kaynağında Hızır'ın bir atı olduğu ve bu atın boz renkli olduğu yazmaz.
POST-SOC - Dersu Uzala - 1/2 Sheet Hungarian Movie Poster - Style "B"
Hızır, bir İslam kutsal kişisi olmakla beraber, İslam öncesi Türklerde boz atlı yol iyesidir. (http://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=107&Sayfa=94 ) Değişik Türk topluluklarında Kıtır diye geçer.

Kurusawa'nın Dersu Uzala filmini izlediyseniz, filmin sonlarına  doğru Dersu, kaplanı vurunca, korkuya kapılır. Orman ruhu Kanga'nın onu öldüreceğinden korkar ve ona başka bir kaplan saldırdığında da Kanga'nın ona yeniden saldırdığını düşünür.
Alevi mitolojisinde de Boz  Atlı Hızır, çeşitli kılıklara girerek insanları sınar ya da insanları kurtarır. Her gördüğünü Hızır bil ki Ali'ye Selman olasın denir.
Hızır, çoğunlukla yoksul, yardıma muhtaç biri olarak, çoğu kez kadın ve çocuk olarak görünür. Yaralı bir hayvan,  özellikle de köpek olarak görüldüğü de çok olur. Hızır görüldüğünde ona yardım ederseniz bahtınız açılır veya büyük bir beladan kurtulursunuz. Hızır'a yardım etmezseniz de başınıza felaket gelir ve varlıklarınızı kaybedersiniz.
Hızır sizi kurtarmaya genelde at üstünde gelse de, sizi yolunuzu değiştirmenize sebep olarak kurtaran kişi ya da hayvan da Hızır olabilir.
Bunlar İslamiyette olmayan unsurlardır ve görüldüğü gibi Hızır, Dedem Korkut öykülerinde olduğı gibi, Sibirya-Orta Asya kökenli metafizik gğeler taşımaktadır.

17 Temmuz 2019 Çarşamba

DİNSİZLİK TÜRLERİ 2 AZINLIK DİNSİZLİĞİ (ŞOVEN DİNSİZLİK 1)




Blogumda azınlık eksikliği duygusunu yazmıştım. Bu eksiklik, ne kadar dışlanır, ezilir iseniz o kadar sizde de o kadar çoğalıyor. Şoven duygular, siz ezildikçe çoğalıyor.
Bunu hem kendi öğrencilik hayatımdan, hem de öğretmen olarak gözlemlerimden edindim.
İlginç bir şekilde, şimdiki üniversite öğrencilerinin, Alevilik ve Kürtlük üzerine bizim kadar şoven duygulara sahip olmadıklarını fark ettim.
Sonra o zamanla, bu zaman arasındaki en büyük farkın, devlet yurdu ve Ülkücü egemenliği olduğunu fark ettim.
O meşhur doksanlı yıllarda tek güzel şey müzikti. Türkiye için bir çeşit müzik  rönesansında yaşamak gibiydi. O dönem müziğini sadece popla ve Kral TV ile sınırlamak haksızlık olur. Radyoların, hele de yerel radyoların altın çağı gibiyddi. Rock, metal, halk müziği, arabesk,özgün müzik ve hatta Türk sanat müziği alanında da muhteşem eserler verildi.
Öte yandan PKK'nın Güney Doğuyu yaktığı, göz altında kaybolmaların, beyaz Torosların, Yugostlavya iç savaşını  da dönemiydi.
Üniversitelerin çoğunda ise Ülkücülerin o sıkıcı egemenliği vardı. Sırf Kürt, Alevi veya Solcu olduğun için dövülebilir,  aşağılanabilir, gene de suçlu sen olabilirdin. Hatta öldürülüp, sakat bırakılman bile çok normaldi.
20. yüzyıl ateist filozoflar ile ilgili görsel sonucu
Kredi ve Yurtlar Kurumu yurdunda bambaşka bir güçleri ve egemenliği vardı. Mesela kıredi yurtların yurdunda kalanların yarısı, Ülkücülerin yurt toplantısına katılırdı. Bir sürü de reis olurdu. Yurt, fakülte, bölüm reislerinin yanında koridor reisliği gibi tuhaf reislik makamları da vardı.
Ben de üniversitenin üçüncü yılının nisan ayında dayanamayıp, eve çıkmıştım.
Derken hemen ertesi yıl, dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ve Yüksek Öğretim Kurumu, Üniversitelerdeki Ülkücü egemenliğini kırdı ve Ülkücü egemenliği  yavaş yavaş azaldı.
O dönemde üniversite öğrencileri daha siyasi ve daha radikaldi. O zamanlar üniversiteyi terk edip PKK, DHKP-C gibi örgütlere katılım daha fazlaydı.
Son yıllarda sürekli yatılı okullarda çalışıyorum. Dört ayrı pansiyonlu okulda çalıştım. Üçüncü, yani geçen çalıştığım pansiyonda Kürt gençlerde şoven duygular daha güçlüydü çünkü o lisede bir kaç ihtiyar öğretmenin gayreti ile teşkilat kurmuştu ve kasabanın yerlisi (yirmi yıl kadar önce Kars'tan göçmüş) Kürtler ise, bu bir kaç öğretmene yalakalık olsun diye Ülkücü teşkilata çalışıyor; sonra daseçimlerde  HDP' ye oy veriyordu. Ayrıca o gençler arasında Ateizm de yaygındı.
Daha önceki çalıştığım yatılı okullarda ve bu okulda da Kürt öğrencilerim oldu ama onlarda bu kadar güçlü şoven duygu yok.
Şimdi ki üniversitelerin durumuna bakıyorum ve anlıyorum ki, bizim nesli radikal yapan o faşist egemenlikti. (Ayrıca o egemenlik faşistlerin kendi marifeti değil, devletin marifetiydi)
İşin ilginci, size bu baskıyı yapanlar, bir de bol bol dini kullandığında, şoven duygularınız güçlenirken, metafizik duygularınız zayıflıyor.
Avrupa'nın 19. ve 20. yüz yıl Yahudi filozoflarının pek çoğunun Ateist olduğunu görürsünüz. O dönemi anlatan pek çok yazar da, Yahudilerin Ateistliğinden bahseder. ( Türkçe'ye genelde serbest düşünce denir)
Dönem, Napolyon savaşları sonrası Yahudilerin getto (Orta çağ Avrupa'sında getto, şehirlere sadece Yahudilerin yaşaması için duvarlar örülerek ayrılmış bölümü) ve stellerinden (stel, Avrupa'da, özellikle Almanya ve Polonya'da genelde sadece Yahudilerin veya çoğunlukla Yahudilerin yaşadığı köy ve kasabalar) çıkmış ve genel kalabalığa karışmaya başladıkları dönemdir.

Günümüz Aleviliği de, pek çok açıdan o dönem Yahudiliğine benziyor. Biz de Cumhuriyet ve sanayileşme ile beraber köylerimizden çıkıp, genel kalabalığa karıştık.Biz de o dönemde progrom denen katliamlara (Maraş, Çorum, Sivas vs) uğradık ve bizden de pek çok kişi bu dönemde asimile oldu ve oluyor. Ayrıca karışık evlilikler de halen fazla ve sol sempatisi de Yahudilerle benzer.
Bizim ideolojimizde bir vaat edilmiş topraklar yok.
Yahudilik de başlangıçta öyle yekpare bir ırk ya da ırk iddiasında değilmiş. Zira bizzat Tevrat ve Zebur bile (Eski Ahit), Kenanlıların (Fenikeliler), Hititlerin ve diğer pek çok kavmin sonradan Yahudi olduğunu anlatır.
Yahudilerin, Filistin dışında kurduğu iki devlet vardır. Biri Kafkasya ve Rusya'da kurdukları Hazar devleti, diğeri de Yemen'de kurdukları Himyar krallığı.
Her iki devlet de, tebaalarını az da olsa asimile etmiştir. Hatta Hazarlar sonradan Yahudi  olmuştur. Hatta Himyar krallığı bölge halkına Yahudi olması için baskı yapmıştır.
Alevilik de, Yahudilik gibi bir ırk-millet olmaya doğru gidiyor. Baskılar ve dışlamalar, tüm Yahudilerin İsrailoğlu soyundan gelme efsanesini doğurmuş.
İsrail demişken, ülkeye son otuz yıldır gelen göçmenlerin neredeyse üçte biri Yahudi değil. Ülke ayrıca göç aldığı kadar da veriyor gibi. Ha bire ülkesindeki askerlik sorunu yaşayan ve ülkeyi terk eden İsrailli haberi düşüyor basına. Her ne kadar sanayileşmiş bir refah ülkesi gibi de görünse, ömür boyu, üstelikte sürekli çatışmanın ve askerliğin olduğu bir ülkede yaşamak da zor.
İsrail'in fikir olarak kurucusu Teodor Herzl'de, Yahudi ülkesi adlı kitabında dini referanslarla konuşmaz. Tahminim İsrail'i kuranlar da çoğunluk ateistti.
Bir de Kürtler başta olmak üzere başka dil konuşan, milliyet anlamında kendisini azınlık sayan topluluklarda gelişen dinsizlik var.
Bu Ateizm de aslında Alevi dinsizliğine paralel. Zira size zorbalık edenlerle aynı din ya da tanrıya inanmak istemiyorsunuz. Birileri size dini kullanarak nefret kustuğunda, din kavramı da size saçma geliyor.
Türkiye'de son on yıldır artan dinsizlik ise,  faşizan bir dinsizlik ve bunu daha sonra yazacağım.