sağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2026 Pazar

KENANİZM NEDİR 4-SOL OLMASINDA NE OLURSA OLSUN



12 Eylülün bazı tavırları halen yaşamak bir yana, gelişmekte. Bazıları çok açık, bazıları sessizce oluyor, dikkat etmeden anlamıyorsunuz. Darbe rejimi ilk başta hem sağa, hem sola darbe vurma iddiasındaydı. Sonra TRT ve Kenan Evren'in nutukları, sadece sola saldırmaya başladı. Tek kanallı televizyon, her akşam çökertilen Marksist-Leninist bir örgütten bahsediyordu. Sonra gazeteler bu akıma katıldı.O zamanlar, gerçi halen de biraz öyle, her gazetede bolca köşe yazarı olurdu. Bunların önemli bir kısmının tek işi sol aleyhine bir şeyler yazmaktı. Hemen hemen her gün, aynı şeyleri yazarlardı; en ünlülleri Rauf Tamer ve Engin Ardıç'tı. Rauf Tamer, bir rüşvete aracılık ettikten sonra Milliyet gaztesinden kovuldu, sonra ölene kadar Posta gazetesinde, her gün aynı şeyleri yazarak ömrünü tamamladı. Engin Ardıç'da Sabah'tan Star (Uzan ailesinin) gazetesine geçene kadar SHP-CHP aleyhine yazıp, dururken, bir arabam bile yok diye ağladı arada. Bir otomobili hak edecek ne yapmıştır, bunu yazmamıştır. Yıllarca tek röportajı, haberi ya da farklı bir yorumu yayınlanmamış, anca sol aleyhine hakaretler, grev yapan, hak arayanlara hakaretler, en nihayetinde oğrluna pantolon alamayıp , intihar eden bir babaya hakaret gibi yazılarla ömrünü tamamlamıştır. 2002'den sonra bu gibi yazarlar, Aqp yandaşı olmuştur. Bir dönem Türk basının yarıdan fazlasını tek başına elinde tutan Aydın Doğan, her gazete ve dergisine, en az bir tane, işi sadece SHP-CHP kötülemek olan yazar atamıştır.

Sonra bu karşı oluş, SHP-CHP olmasında ne olursa olsuna dönmüştür. Bazı yazar ve siyasilerin geçmişine bakalım. Doğu Perinçek; Hayatına Marksist-Leninist olarak başladı, Maoist olarak devam etti. Seksenlerin sonunda Perinçekcilerin Aydınlık yayını (kah gazete, kah dergidir), Kurtarılmış Bölgeler yazı dizisiyle, Fatsa başta olmak üzere, opreasyonlara yol gösterdi. MHP ve Yan Örgütleri yazı dizisi, 12 Eylül rejiminin MHP ve Yan Örgütleri davasının iddanamesi gibiydi. Seksenli ve doksanlı yıllarda Aydınlık ve İki bine doğru, Pqq destekçisi ve ordu düşmanıydı. İki binli yıllarda birden bire Faşizan Atatürkçü oldu, artık Kürt böreğine bile karşıydı. Ulusalcılık dediğimiz akımın kurucusu sayılabilinir. Pensilvanyalı hocanın çok ateşli düşmanıyken, Türkçe olimpiyatlarının onur konuğu olmuştur. Şimdilerde mevcut iktidar blogunun bir parçası da oldu. Bütün bu süreç içerisinde daima düşman olduğu tek grup vardı,  SHP-CHP; her daim SHP-CHP bloğu aleyhine yazılar yazdı. 2026 yılı itibarı ile 84 yıllık ömründe, sık sık konum değiştirse de, o konumdan CHP'ye saldırdı. Benzer bir durum Nihat Genç için söyleyelim; altmış dokuz yıllık hayatında, gençliği büyük ölçüde sağcı kurumlarda, özellikle Ülkü Ocaklarında geçti. 12 Eylül'den sonra  bir sürü solcu, dağcı olurken; o solcu, hem de Marksist oldu. Leman'da yazdığı yıllarda ÖDP (şimdiki Sol Parti) ve HADEP (şimdiki Dem parti) sempatizanıydı. En son Zafer partili oldu.O da hayatı boyunca SHP-CHP aleyhine yazdı ve son yıllarını İmamoğlu aleyhine yazarak geçirdi.

Bu tavır, uzun süre genel bir tavır olarak, sağ parti ve iktidarları eleştirirken bile sürdü, hatta sürüyor. Bir problemi anlattıktan sonra, açıkça ona neden olan sağ partiyi eleştirmek yerine, solu eleştirmek, özellikle de CHP'ye sataşmak adeti halen mevcut. Sorunun kaynağı ile alakası olmasa bile CHP ya da sol, alternatif olmadığı için suçlanıyor. Geçen gün Youtube'da, ara ara videolarını izlediğim bir Faşist'in videosuna denk geldim. İspanya'nın Ağustos 2026 başında yaşadığı göçmen krizinde, şu anki başbakanının Sosyalist olması sebebi ile CHP'ye ve göçmen karşıtlığı yapan insan hakları savunucularına laf atıyor. Ülkeye ne idiği belirisiz milyonlarca göçmeni, sığınmacıyı ve kayıt dışı yabancıyı dolduran iktidar bloğuna laf etmiyor.

Bu sol olmasın da ne olursa olsun zihniyeti, 2002!de Aqp'yi iktidara getiren ve halen de iktidarda kalmasını sağlayan zihniyettir, kökeni de 12 Eylül rejimidir.

6 Ocak 2024 Cumartesi

DEVA'YA DA DİĞERLERİNE DE HAYIR-SAĞIN ALTERNATİFİ ARTIK SADECE SOLDUR



(Not: Yazıyı Mart 2020'de yazmış ama yayınlamamışım. Gene de güncelliğini koruyor)
İki yıldır kurulması beklenen Akp küskünleri partisi nihayet kuruldu. Tam da Koronavirüs açıklaması ve okulların tatil açıklamasına denk geldiğinden, gündeme gelmedi, gelmesini de istemiyoruz.
Yıllarca sağın krizlerine darbeler yetişti ve yerine yeni bir sağ parti yerleştirdi. Sağ, kendi hatalarını, suçlarını hep sola yükledi. Propagandasında hep başarılı oldu.
27 Mayıs darbesinin ardından aynı kırat simgesiyle Adalet partisini kurdu. Bu parti de tüm sağın (Türkeşçi Ülkücü gruplar ve Erbakancı Görüş  Milli Görüş grupları ve diğer küçük sağcı gruplrın) liderliğini de yaparak,  12 Eylüle kadar geldi.
12 Eylülde de önce Turgut Sunalp'ın  MDP (Milliyetçi Demokrasi Partisi) için denendi ama halk askerin kurduğu partileri pek sevmedi ve ANAP'ı tercih etti. ANAP çökünce de gene Demirelci DYP yerine geçmeye, daha doğrusu geçirilmeye çalışıldı. Pek çok liberal solumsu yazar koro halinde Tansu Çiller'i övmeye başladı. Anap'ın yıkılışını Tansu Çiller'i yücelterek kurtarma çabasıydı bu.
O kadar ki, Demirel cumhurbaşkanı olduktan sonra yapılan DYP kurultayınca, Kasım'a (olağan kongre) kadar İsmet abi (İsmet Sezgin) sloganıyla açıkça taraf tutan Sabah gazetesi bile aşırı Çillerci oldu.
Gel gelelim Özalcı neoliberal politikaların yıkımı bitmiyordu. Çiller ise karizmatik bir siyasetçiden çok, komik bir çizgi film karakteri gibiydi. Sonra basın Çiller aleyhine döndü zira propagandası işe yaramıyordu.
Derken sağ tamamen dağıldı, yıllardır basının saldırıları ve iç kavgaları ile yıkıma uğramış sol da, son harabe hali ile sağın birleştirici çivisi olmaya yeltendi ama olmadı.
İsmail Cem'e kurdurulan parti, önce basının yüceltmesi ile karşılaştı, sonra AKP kurulunca yerin dibine batırıldı.
Bundan sonrasını pas geçip, bu günlere geleceğim. Şimdi sağ tam iktidar ve halk bıktı.
Oysa birileri gene halka sağı dayatıyor. Babacan'ın partisinin başarısız olacağı bellidir. Bunu muhtemelen Babacan'da bilmektedir. Amaç halkın zihnine sağın alternatifi gene sağ olacaktır zihniyetini yerleştirmektir. Hatta AKP'nin alternatifi başka bir AKP'dir zihniyeti amacı da vardır.
Buna en baştan karşı çıkmalıyız. Sağ, bütün yaptıklarının hesabını  vermelidir artık.

11 Temmuz 2020 Cumartesi

27 MAYIS'I SOLCU SANMAK

27 Mayıs Darbesinde Alparslan Türkeş
Şimdi okura az sonra cevabı belli bazı sorular soracağım:
Binden fazla Komünist tutuklayarak, uzun süredir yapılan en büyük Komünist tevkifatını kim yaptı? Doğu ve Güneydoğuda elliden fazla önemli Kürt lideri (ağa, şeyh, şıh, dengebej denen ozan vs) Sivas'da bir kampta, bir yıldan uzun süre ve yargılamadan kim hapis tuttu? Milli Mücadele deneyimli beş binden fazla subayı kim zorla emekli etti? 147 (Yüz Kırk Yedi) öğretim üyesini solcu diye kim üniversitelerden uzaklaştırdı? Aziz Nesin'i yazılarından dolayı Bursa'ya kim sürgün etti?
Cevabı 27 Mayıs darbe rejimi. Peki bu darbenin bildirisini okuyan kimdi? 1944'de Hüseyin Nihal Atsız ile daha kurmay yüzbaşı iken Irkçılık-Turancılık davasında yargılanan Alparslan Türkeş. Sonraki yıllarda adından çok unvanı olan başbuğu sözü ile anılacak. Üstelil Alman istihbaratına göre daha o yıllarda Türk ırkçılığının führeri diye anılmaktadır. (Uğur Mumcu-Kırklı Yılların Cadı Kazanı).
27 Mayısı bir sağ iktidara karşı olması, onu solcu yapmaz. Sağcılar da kendi aralarında çok kanlı kavgalar yapabilir. 12 Mart, 12 Eylül ve hatta 15 Temmuz da sağcı partiler iktidar olduğu zaman yapıldı.
Ben önceki yazımda olduğu gibi (Sabataycılar ve Türk Sağı) Menderes'in Berrin hanım ile evliliği dolayısı ile Sabataycı olduğu zannedilmesidir. (Öyle olup-olmaması beni hiç ilgilendirmez)
Zira meşhur Yassıada mahkemeleri koca iktidar partisinden sadece üç kişi ile (Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan) uğraşmış,  dörtlü takriri imzalamasına rağmen Celal Bayar'ın ciddi bir ceza almamasına ne demeli?
Kırkların Cadı Kazanı-Uğur Mumcu
Sonra Demokrat Parti daha sonra hayatına Adalet partisi ve Doğru Yol-Anavatan gibi partilerle devam etti. Yassıada da hapis yatan milletvekillerinin-belediye başkanlarının torunlarının çocukları bile 2002 Merkezin çöküşüne kadar milletvekili-belediye başkanı olmaya devam ettiler. Daha 27 Mayıs cuntası iktidardayken en az dört tane parti, biz demokrat partinin devamıyız diyerek ve kır at sembolü bile aynen kullanmaya devam etmişlerdir. Hatta şu an AKP-MHP blokunda bile halen bu milletvekillerinin soyundan gelenler vardır.
O zaman bize soracaksınız, tüm darbe Sabatayist olduklarına inandıkları üç kişi için  miydi? 
İlk hedef buydu diyebilirim, yani ana motivasyon. Öte yandan Menderes'in ordu ve cumhuriyeti kuran zümreye karşı giderek artan düşmanca tutumunu da unutmamalıdır. Askerler için, orduyu başçavuşlarla yönetirim demesi,  subay-astsubay maaşlarının enflasyon karşısında giderek erimesi, 1954'den itibaren İstanbul'un fethi kutlamalarını yasaklaması,  yol genişletme bahanesi ile İstanbul başta olmak üzere pek çoğu cami tarihi binayı yıkması, ona olan asker nefretini körüklemişti.
Sadece onlar değil.
Demokrat Parti her ne kadar çok partili rejime geçişi sağlasa da, tek parti rejiminden kalma yasalardan faydalanmaktaydı. (Tıpkı şu anki iktidarların 12 Eylül yasalarından faydalanması gibi) Bu da kapitalizmin önünü kapatmakta ve yabancı şirketlerin Türkiye'ye yerleşmesini zorlaştırmaktaydı. Demokrat parti ise, bu durumdan memnundu ve artık tek partiden daha tek particiydi.
Hatta CHP gibi iktidarı devretmeyi bile denemek istemiyordu. Adnan Menderes ' SABIK (ESKİ) BAŞBAKAN OLMAYACAĞIM) deyip, duruyordu. CHP'nin mallarını kamulaştırıyor, yasal dayanağı olmayan Meclis Tahkikat Komisyonları ile birilerini temyiz hakkı olmayan hükümlerle cezalandırıyor, CKMP (Osman Bölükbaşı)'ye oy veren Kırşehir'in elektriklerini kesip, ilçe yapıyordu.
AMA DEMOKRATİK ANAYASASI VARDI
Solun 27 Mayıs'ın demokratik anayasasına sahip çıkması da komiktir. Zira bu anayasanın amacı kapitalizmin kapılarını açmaktı. Yılların müteahhidi Vehbi Koç'un ve pek çok tüccarın aniden Amerikan şirketlerinin mümessilliği ve ardından sanayici olması da tesadüf değildir.
Alparslan Türkeş ya da onun içinde olduğu bir etkinliğin Amerika'dan izinsiz bir iş yapabileceğine inanıyor musunuz? 
Mehmet Ali Birand'ın Demirkırat belgeseli pek çok yalan içeriyor. Mesela Amerika ve Nato hükumetlerinin Menderes'in yargılanmasına tepki gösterdiklerini anlatmıştı. Sonra başbakanlık açıkladı ki, darbeye ve yargılanmalara resmi tepki gösteren tek ülke ''Guatemala''.
O meşhur anayasal özgürlükler de 12 Marttan evvel bile bayağı budanmıştı. 16-17 Haziran işçi isyanı olmasaydı, Türkiye'de sendikalar halen yasaktı diyeceğim ama şu an da yasak gibi bir şey bence.
Demirkrat belgeseline dönelim yine. Bir kaç anayasa profesörünün, bir kaç ayda, askerler istediği için çabucak bir anayasa hazırladığına inanıyor musunuz? Fatih Sultan Mehmet'in sırf hattatlar loncasının isteği ile matbaayı yasakladığına da inanıyor bu millet ne yazık ki. 
Gene 27 Mayıs ile ilgili bir efsane de meşhur Devrim arabası ile ilgili. Güya Cemal Gürsel arabayı denerken benzin unutulmuş da, Gürsel kızmış da, projeden vazgeçilmiş.
Oysa youtube'da rastgeldiğim bir videoda Alaska senatörü Ernes Gruening'in otomobili başarı ile kullandığı görülüyor. Muhtemelen projeden Amerikalıların isteği ile vazgeçilmiş.
Hak verilmez, alınır. Mücadele verilmeden verilmiş haklar sadece bir tuzaktır. 27 Mayıs anayasası da bu amaca ulaşmış, sağcılar toplu komünist tevkifatı, solcular da özgürlükçü anaysa hayali ile darbeleri kabullenmiştir.
27 Mayısın tam ortasında aralarında Türkeş'in de olduğu on dörtlerin  gönderilmesi de benzer bir göz boyamadır bence.
Soldaki 27 mayıs fetişizmi bir an önce bitmeli.
Ek Olarak, Amerikalı senatörün Devrim arabasını kullanması: https://alkislarlayasiyorum.com/icerik/405680/senator-ernest-gruening-turkiye-ziyareti
Senator Ernest Gruening Türkiye Ziyareti - Alkışlarla Yaşıyorum