chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2025 Pazartesi

ECEVİT PUTUNA BİR TEKME ATMALI

 


Bazı büyük isimler aleyhine yazmak zordur ama gereklidir. Bu genelde çok yapılan bir şeydir. Büyük kişileri eleştirmek yada eleştirmeye çalışmak da başlı başına bir iştir. Bunu da yapan çok olur, çünkü şöhrete ulaşmanın kolay yolu gibi görülür. O büyük kişinin polülaritesine bağlı olarak, o büyük kişiye eleştiriler ve hakaretler çoğalır. Popülaritesi düştüğünde ise onun  hakkında anca övgüler olur. Merhum politiacı, CHP ve DSP'nin eski genel başkanı, milletvekili ve başbakan Bülent Ecevit'te bu konumdadır ama ben onu eleştirmek taraftarıyım ve önce bunun nedenini yada nedenlerini anlatayım.

Bülent Ecevit, artık çoktan rahmetli olmuş ve eskinin silik bir anısıdır. Eşi, Rahşan hanımı, kocasının ölümünden sonra Ankara'da, kitap fuarında gördüğümü hatırlıyorum. Standda, imza için tek başına duruyor ve etrafına bakıyordu. Etrafında kimseler yoktu ve onunla ilgilenen yoktu. Ecevitçilik çoktan ölmüş, DSP'de Ecevit'in sadece adı kalır olmuş,  Herkes Ecevit'i övüyor ama iktidar cenahı, Ecevit'in iktidar yada iktidar ortağı olduğu dönemlerin başarılı işlerini Ecevit'e yada o dönemki iktidar ortağına atfedilirken; başarısızlıklar ve sıkandallar, CHP ve toptan Sol'a  atfediliyor. Bu yüzden Ecevit'in marifetlerini bir bir yazmalı. Ecevit'in kabahati, Ecevit'te kalmalı, CHP yada başka sol partilerde değil.

Ecevit'i efsane eden icraatları,  1972-1980 arasında CHP başkanlığında yaptığı icraatlarıdır. Özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile anılır. Bu dönemde MSP ( Necmettin Erbakan) ile olan koalisyonu, sanki sırf Kıbrıs Barış Harekatı düzenlenebilsin diye, zorla yapılmış gibidir. Harekattan sonra koalisyonun dağılması bir yana, iki liderin ve iki liderin daha sonraki partilerinin (DSP  ve Refah) bir araya gelmemiş olması, Erbakan'ın CHP'ye karşı Milliyetçi Cephe içinde yer alması da başka bir önemli ayrıntı. 1978-1979'daki 3. başbakanlığı, bir kaç sıkandalla anılır. İlki  en çok oy alan parti olduğu halde, meclisin salt çoğunluğunu ele geçirememesi, ele geçirmek için de on tane adalet partiliye bakanlık vermesi (Güneş Motel olayı); bunlar arasında gümrük bakanı yaptığı Tuncay Mataracı'nın rüşvet alırken yakalanmasıdır. İkincisi gene bu dönemdeki ani ekonomik kriz ve yokluktu. Ben ilk ikisinin TÜSİAD ve derin devlet denen illegal yapıların işi olduğunu düşünürüm. Ecevit'in asıl suçu, Maraş progromudur. Progromun en erken hazrılıkları iki yıllıktır. Sırf progrom için özel bir film (Güneş Ne Zaman Doğacak) yapılmıştır.  Katliam günler sürmüş, TRT'de canlı yayınlanmış, ancak bir haftanın sonunda, saldırılar devlet dairelerine ulaşınca, ordu müdahale etmişti. Kıbrıs savaşında, Kayseri hava indirme tugayını üç günde adaya gönderen Ecevit,  Maraş şehri için günlerce müdahale edememiştir. Ecevit'in bu tavrı da CHP hesabına yazılmıştır.

Asıl eleştirilecek Ecevit, 12 Eylül sonrasının Ecevitidir. 12 Eylül'ün hemen ardından, askerler tarafından üç parti kuruldu veya kurulup, örgütlenmesine izin verildi; Millyetçi Demokrasi Partisi, Sosyal Demokrat Parti ve Anavatan Partisi. Diğer partiler, beş generalden oluşan Milli Güvenlik Komitesinin vetoları gereği ya kurulamadı, ya da örgütlenemedi. Seçime giren ilk üç partinin genel başkanı emekl, general, üçüncüsü ise 12 Eylül rejiminin başbakanlık müsteşarı Turgut Özal'dı. Atatürk'ün yüz küsur yaşındaki yaveri veto yerken,  darbenin bahanelerinden olan, İstiklal Marşının kasten oturularak dinlendiği, MSP'nin Konya mitinginin organizatörü Mustafa Keçeciler, önce milletvekili, sonra bakan oluyordu. Eski politikacılar, eğer seçilmezlerse 1990'a kadar yasaklıydı. (1986'da yapılan bir referandum %60'a 40, oranla yasağı kaldırdı.1977'de İzmir'de MSP'den seçilseydi, Turgut Özal'da yasaklı oluyordu.) Bu dönemde partileri, eski liderlerin, siyasi yasak almamış arkadaşları kurdu ve bunlara EMANETÇİ dendi. Ecevit'in emanetçisi de Ecevit, yani eşi Rahşan hanım oldu ve DSP'yi kurdu.

DSP, yıllarca SHP-CHP'ye sataşarak ve SHP-CHP'nin zayıflıklarından faydalanarak oylarını arttırdı. Önce %10 barajını geçti, sonra solda en büyük parti ve 1999'da ülkede 1. parti oldu. Bu süreçte Ecevit ve DSP,  12 Eylül gibi, tek solcu yada Atatürkçü yanı laiklik savunması, laikliği savunmasının da tek göstergesi, başörtüsü ile uğraşmasıydı. Ben DSP'in iktidar yıllarında öğretmenliğe yeni başlamıştım. Milli Eğitim Bakanlığı, DSP'nin elinde ve Föcöcülerle doluydu. Ecevit'in iktidarı döneminde işçi hakları iyice budandı ve ekonomik krizi bitirmeye, IMF prensi Kemal Derviş getirdi. Bu son döneminde ülkeyi kendi mi yönetti, Hüsamettin Özkan denen karanlık şahıs mı, o da belli değil. Amerikan vatandaşı Merve Kavakçı'yı türbanı yüzünden mecliste ve kameraların önünde aşağılayıp, kahraman yapması; bunamasının ilerlemesi ve son.

Ben demiiyorum ki, ölüyü kötü analım, sadece Sezar'ın hakkını, kötü manada da Sezar'a verelim. Bugün, yani 9 haziran 2025 itibarı ile Nihat Genç, akciğer kanserinden entübe edildi. Genç'in doksanlı yıllardaki mücadelesini inkar etmeyeceğim. Altı yıldır muhalefete muhalefet etmesi ve son olarak İmamoğlu'nun diplomasının iptalinin Nihat Genç'in fikri olduğunu hep hatırlayalım. Kimsenin acısına oh, sevincine ah demeyelim ama ölmüş yada ölmeye yakın da olsa, yanlışlarını hep hatırlayalım.

29 Nisan 2025 Salı

YOZGAT SEYAHATNAMESİ



 2013'de Gezi zamanı hemen her eyleme katılıyordum. Hatta şiir bile yazmıştım, Gezi'nin tam ortasındayım diye. Şimdi ise demans-alzeimer hastalığı her gün ilerleyen babam var. Bakımını büyük ölçüde annem yapsa da, onu evde tek başına bırakıp, hiç bir yere gidemiyor. Ayrıca düştüğünde kaldırmak ve belli durumda iki kişi olmak gerekiyor.  Bu yüzden doğru düzgün konser yada tiyatroya bile gidemiyorum. Gitsem bile doğruca eve geliyorum. Bu yüzden de çok bunalmıştım. Sonuçta bir günlüğüne kendime de izin vermek adına, CHP'nin  19 Nisan Yozgat mitingine gitmeye karar verdim. Bunun içinde Yozgat'a, yeni yapılan Sivas hattından, hızlı tren bileti aldım. Tren bileti sabah 7'ye idi. Ben de hata ederek saati altıya kurdum. Çünkü altıyı çeyrek geçe gibi yola çıktığımda, caddenin boşluğunu ve dolmuş bile olmayışını gördüm ve aceleyle taksi durdrudum. Ucu ucuna trene yetiştim. Tren bileti, öğretmen indirimi ile dört yüz lirayken (gidiş-geliş 800 vermiştim internetten), taksiye iki yüz verdim ancak bilmiyordum ki daha fazlasını dönüşte, başka bir hata yüzünden verecektim.

Yolculuk sakin ve vaktinde geçti. Tren istasyonundan, şehir merkezine, belediyenin otobüsleri vardı, bende Yozgat kart olmadığından, kredi kartı ile bindim. Yolda bir kaç kişi ile konuştum.  Bazıları benim gibi mitinge gelmişti ve genelde de Yozgat'ın yerlisi Alevilerdendi. Yozgat, Ankara civarının en sağcı şehridir.  Konya'nın, Kırşehir'in yada Çankırı'nın bazı ilçelerinden, bazı dönemlerde neredeyse İzmir kadar CHP'ye oy çıkar, milletvekili çıkar. Yozgat'ta Bahadınlı isimli bir Alevi beldesinin belediye sol partilerden çıkar, bazı küçük ilçeleri, adayın gücüyle, ucu ucuna CHP-SHP almıştır. Ülke çapında sağcılıkta rakibi, Reis'in memleketi Rize olabilir ancak. Ankara'da ülkü ocakları, Yozgatlıların elindedir yada ben Ülkücü^yken öyleydi. Türkiye genelinde, özellikle de büyük şehirlerde, Ülkü ocaklarını işletenler genelde Erzurum-Elazığı ve Yozgatlılardır. Tren istasyonu ile şehir merkezi arasındaki yolda tanıdığım bir kaç Yozgat Alevisi ile bunları konuştum. Otobüsün ikinci istasyonu şehrin otogarıydı ama ben şehri gezmek için yarı yolda indim. 

Saat bire kadar şehir merkezinde dolaştım. Tarihi Yozgat lisesi haricinde tarihi bir binaya rastlayamadım. Kapanıp, giden Yimpaş Holding'den hatıra AVM'ye gittim, üst katlar boştu ve hafta sonu olmasına rağmen ıssızdı. Şehirde bilmem kaç yıldır üniversite olmasına rağmen, şöyle eli yüzü düzgün bir kitabevine de rastlamadım. Öğle yemeği için, şehrin meşhur desti kebabını denemek istedim, bir lokantada buldum. Şehirde genelde tandır kebabı yeniliyordu. Bana desti diye gelen, bir çeşit taskebaptı ve eti, fiyatına göre boldu ve yağsızdı. Lakin dana eti olduğu için ve desti kebabının sadece kuzu etinden yapıldığını bildiğim için, bu kebabıbın tadını keşfetmeyi, sonraya bıraktım. Saat 13'e yaklaşırken, miting alanına doğru yürümeye başladım. Yolda yağmur başladı ve tuhafiyecinin birinden şemsiye aldım. Evdeki tüm şemsiyelerim siyah olduğundan, gökkuşağı desenli bir şemsiye aldım. Yolda önce Yozgat CHP'nin kendi gençlik örgütünün konvoyuna katıldım. Biraz ilerde de Mamak teşkilatı gelmişti ama sayıları azdı, muhtemelen bir otobüs anca. İnternette trolün biri bin beş yüz otobüs demiş., Yozgat'ta o kadar otobüsü park edecek yer yok. Benim görebildiğim, dışarıdan gelenler, Mamak teşkiları ile Çorum'dan bir gruptu. Çorum'dan gelenler de CHP teşkilatı değil, Alevi dernekleriydi. Meydan çabucak doldu. CHP ile anılan tipik şehirli kıyafetli kimse yoktu. Yağmur da bir yağdı bir durdu. Saat 2'ye doğru CHP'nin millet vekilleri, yöneticileri falan yavaş yavaş kürsüye çıkıp,  yerini aldı. Onlardan bazıları,, kendilerince bir şeyler anlattı. Saat ikiye doğru Özgür Özel, traktör konvoyuyla geldi. Önce saygı duruşu, istiklal marşı, ardından da, konuşmalara geçildi. Yozgat'ın yerlisi  çiftçi, meşhur turbunan, şalgamına devlet yönetilmez, ddevlet adaletle yönetilir sözlerini de ettiği konuşmasını yaptı Sonra Özgür Özel konuşmaya başladı. Biz, meydanda demir barikatların ardında kalabalıktık ama bir o kadar da barikatların ve polislerin arkasıda bir kalabalık olduğunu söyledi. Miting dağıldığında, dediklerinin gerçek olduğunu görecektim. Meydan coşkulu ve güzeldi. Özel'de muhteşem bir konuşma yaptı. Yağmur, fırtınaya dönecek gibiydi. Bir kaç kere kürsüyü göremiyoruz diye şemsiyemi kapattılar. Görüntülerde gökkuşağı desenli bir şemsiye gördüyseniz, o benim muhtemelen. Elimde de galiba Çorumluların verdiği bir Türk bayrağı vardı. Özel bir aa burad kimler çiftçi diye soru, meydandakilerin yarısının eli kalktı. Yağmur, fırtınaya dönüşüyordu, bu yüzden Özel'in konuşması hızlandı. Konuşma bitince de meydan hızla boşaldı. Ben de fırtınadan korunmak için bir kafeye girdim, ucuz dönerle karnımı doyurdum. Trenim akşem yedideydi, saat beş buçuk gibi tren istasyınuna gitmek üzere, otobüs durağona doğru gittim. Bana otogara gitmemi tavsiye ettiler.

Otogara saat altıyı bir kaç geçe gittim ama son otobüs altıdaymış ve tren gari şehre çok uzakta olduğundan taksi de minimum dört yüz tutuyormuş, tren bileti o kadar. Başkaca araç aradımi, o da yok. Yozgat belediyesini aradım, mesai saatleri dışında açmıyorlarmış. Küçük yerlerden, geç saatlere kalmadan kaçmam gerekliğini unutmuşum. Mecburen tren biletini yakıp, beş yüz liraya  otobüs bileti alıp, döndğm. Yolculukta tahmininin yarısı kadar elbise, iki katı kadar para bulundurmalısın kuralını unutmamıştım en azından. Akşam on buçuk gibi Ankara'da eve vardım.

2013'de Gezi'de, başlancının sonunu görmüştüm, 2025 Yozgat'ta sonun başlangıcı. O kadar kalabalığın toplanması bir yana, mitingde konser veren sanatçı bile yoktu. CHP o kadar kendinden emindi.

26 Ekim 2024 Cumartesi

İKTİDARIN ŞAPKASININ ÇÖZÜM VE ANAYASA TAVŞANLARI

 


Ülkeyi yöneten çeyrek yüz yıllık iktidar, hemen her seçimi atlatırken, belli başlı numaraları kullanıyor. Malumunuz, petrol, doğal gaz, lityum, toryum yada benzeri maden bulundu haberlerinin  olmadığı bir seçim süreci yok gibi. Milli uçak, gemi, otomobil falan da bunlara dahil. Aya sert iniş bile yaptık. İktidar her seçimi gösteriye dönüştürüp, şapkasından tavşanlar çıkarıyor. Bu tavşanlar her seferinde daha büyük olmak zorunda. Maşhur yalanı daha büyük yalanla kapatma ilkesi bu. En tehlikeli tavşan da açılım tavşanı, artık bu açılımlar, fermuara bağlanmış durumda. Seçimler,  özellikle yerel seçimler öncesinde bir açıım yada açılımsı şeyle oluyor, seçimlerden sonra da CÖHÖPÖKÖKÖ falan filan. İktidarın ikinci ortağı, her salı grup toplantısında ana muhalefet başta olmak üzer, tü muhalif gruplara nefretini kusup, tehditlerini savuruyor.

Derken ne olduysa,  bu salı tehditçisi, bir salı, birden bire açıım dedi.  Tam bir eniştem beni niye öptü, durumu. CÖHÖPÖ ise bu süprizden haberdarmışcasına  bir kaç ahftadır, gene eniştem beni neden öptü cinsinden, iktidar boğuna karşı ymuşama ve makama saygı tavrına girdi. Durumu pek anlamayan pek çok trol de, bönöm öçön örtök cöhöpö yök falan dedi. Muhtemelen ana muhalfet partisini, yeni açılımı başlatmak için zorlamak niyetindeydi. Bu benim tahminim, yanılıyor da olabilirim. Baktı ki iş böyle olmayacak,  baş tehditkar, birden açtı açılım kapısını. Kapının ilk muhattapları ise, yıllarca her salı onları tehdit edenlerle değil,  Van büyük şehir belediyesini kayyumlarından elinden alan ana muhalefete yöneldi. Bu da bir başka enişte vakası.

İktidarın niyeti, terörü barışla bitirmiş gibi yapıp, bir seçim daha kazanmak oalbilir mi? Falkland'ı Arjantin'in elinden alan Teacher'ın onlarca yoksullaşmaya rağmen, tekrar ve tekrar seçilmesi gibi. ( Teacher, buna rağmen parti içi muhalefet yüzünden siyaseti bırakmak zorunda kaldı. Reis'in Teacher'in yalnızlığını tadacağını pek sanmıyorum) İktidar blogu tekrar seçilse de terör bitecek mi yoksa dokuz defa af ile düze inip, on kere dağa çıkan efeler gibi, tekrar hortlamayaccağını garantisi nedir? 33 askerin şehitiliği ve son Habur rezaleti unutulmadı. Ayrıca İmralı adasındaki şahıs , 2024 itibarıyla 75 yaşında ve bu ömrünün üçte birini hapiste geçirdi ve geçiriyor. Bütün bu süreçte örgüt onu dinleyecek mi yada ne kadar dinleyecek?

Sonra bu açılımın mesajı ertesi gün geliyor, başkentin ortasında, önemli bir savunma sanayi tesisine silahlı saldırıyla. Bu saldırıdan sonra, böyle çağru yapan milliyetçi bir lider, istifa bir yana, inme inmeli zannedersiniz, değil mi? Kendisi gayet sakindi. Ben 2015 yazını hatırladım.6 Haziran seçimleri sonrası HDP (şimdiki DEM)'i bahane edip, her türlü koalisyon teklifini red ederken de bu kadar soğukkkanlıydı.  Sonra birileri, bombalar patladıkça, oylarımız artıyor, dedi. Tekrar seçim, aynı iktidar ve ardından darbe teşebbüsü falan. Sizi bilmem ama saldırından sonra benim aklıma bu geldi.

Aklıma gelmeyen ne oyunlar çıkar, onu da bilmiyor. Öyle strateji uzmanı falan değilim. Tek bildiğim çeyrek yüz yıldır hapiste olan şahsın, bir konuşması ile tüm terörü gerçekten bitireceği ihtimali gelmiyor. Üç-beş sene ara verdirebilir yada şiddetini azaltabilirdi ki bence son saldırıdan sonra o ihtimal de kalmadı bence. Tarihte böyle bir şey, 1990'da, Peru'da görüldü.  Peru, Aydınlık Yol örgütü (Marksist-Leninist-Maoist bir örgüttü) lideri Abimael  Guzman, 1990'da yakalanıp, 1991'de silahlı mücadelenin bırakılması duyurusunu yapmıştı. Örgütün bir kısmı Başkan Gonzalo dedikleri lideri dinlerken, bir kısmı dinlemedi ama  dinlemeyenler de zamanla azalıp, gündemden düştü. Guzman bu çağrıyı peru meclisinde yapmamıştı ve Guzman halen hapiste. Öte yandan iktidar, en azından kendi kemik kitlesinin dağılmaması için böyle güç gösterilerini arada bir yapmak zorunda. Yoksa kemik erimesini  durrudamıyor.

Buna bir de şapkadan çıkan anayasa tavşanlarını ekleyelim. Belli aralıklarla iktidar blogunda birileri, özellikle reisleri, yeni anayasa diye haykırıyor. Bu da iktidarın güç gösterisinin bir parçası. Ankara'nın eski valisi Nevzat Tandoğan'ın Behice Boran'a söylediği meşhur ülkeye Komünizm lazım olursa, biz getiririz sözlerinin değişik bir versiyonu bütün bu olanlar.

6 Ocak 2024 Cumartesi

DEVA'YA DA DİĞERLERİNE DE HAYIR-SAĞIN ALTERNATİFİ ARTIK SADECE SOLDUR



(Not: Yazıyı Mart 2020'de yazmış ama yayınlamamışım. Gene de güncelliğini koruyor)
İki yıldır kurulması beklenen Akp küskünleri partisi nihayet kuruldu. Tam da Koronavirüs açıklaması ve okulların tatil açıklamasına denk geldiğinden, gündeme gelmedi, gelmesini de istemiyoruz.
Yıllarca sağın krizlerine darbeler yetişti ve yerine yeni bir sağ parti yerleştirdi. Sağ, kendi hatalarını, suçlarını hep sola yükledi. Propagandasında hep başarılı oldu.
27 Mayıs darbesinin ardından aynı kırat simgesiyle Adalet partisini kurdu. Bu parti de tüm sağın (Türkeşçi Ülkücü gruplar ve Erbakancı Görüş  Milli Görüş grupları ve diğer küçük sağcı gruplrın) liderliğini de yaparak,  12 Eylüle kadar geldi.
12 Eylülde de önce Turgut Sunalp'ın  MDP (Milliyetçi Demokrasi Partisi) için denendi ama halk askerin kurduğu partileri pek sevmedi ve ANAP'ı tercih etti. ANAP çökünce de gene Demirelci DYP yerine geçmeye, daha doğrusu geçirilmeye çalışıldı. Pek çok liberal solumsu yazar koro halinde Tansu Çiller'i övmeye başladı. Anap'ın yıkılışını Tansu Çiller'i yücelterek kurtarma çabasıydı bu.
O kadar ki, Demirel cumhurbaşkanı olduktan sonra yapılan DYP kurultayınca, Kasım'a (olağan kongre) kadar İsmet abi (İsmet Sezgin) sloganıyla açıkça taraf tutan Sabah gazetesi bile aşırı Çillerci oldu.
Gel gelelim Özalcı neoliberal politikaların yıkımı bitmiyordu. Çiller ise karizmatik bir siyasetçiden çok, komik bir çizgi film karakteri gibiydi. Sonra basın Çiller aleyhine döndü zira propagandası işe yaramıyordu.
Derken sağ tamamen dağıldı, yıllardır basının saldırıları ve iç kavgaları ile yıkıma uğramış sol da, son harabe hali ile sağın birleştirici çivisi olmaya yeltendi ama olmadı.
İsmail Cem'e kurdurulan parti, önce basının yüceltmesi ile karşılaştı, sonra AKP kurulunca yerin dibine batırıldı.
Bundan sonrasını pas geçip, bu günlere geleceğim. Şimdi sağ tam iktidar ve halk bıktı.
Oysa birileri gene halka sağı dayatıyor. Babacan'ın partisinin başarısız olacağı bellidir. Bunu muhtemelen Babacan'da bilmektedir. Amaç halkın zihnine sağın alternatifi gene sağ olacaktır zihniyetini yerleştirmektir. Hatta AKP'nin alternatifi başka bir AKP'dir zihniyeti amacı da vardır.
Buna en baştan karşı çıkmalıyız. Sağ, bütün yaptıklarının hesabını  vermelidir artık.

23 Eylül 2023 Cumartesi

MUHALEFETİ BEĞENMEMEK İKTİDARI BESLEMEKTİR



 Mükemmel, iyinin düşmanıdır derler. Mükemmeli istemek için, buna hakkımız var mı diye sormalıyız. Seksenli yıllarda yarışmalarda birinciliğe layık eser bulamama modası vardı ve ikincilik ödülü alan da bu ikinciliği yutardı. 

Türkiye'de bu anlamsız düşünce, siyasi partileri, özellikle CHP (eskiden SHP)'yi az solcu ya da az Atatürkçü bulmakla devam ediyor. Az Atatürkçü bulma modasını da iki binli yılların başında Doğu Perinçek ve partisi (Şimdilerin Vatan, o zamanların İşçi partisi) tarafından başlatıldı. Kaldı ki kendisi ve İşçi partisi doksanlı yıllarda çok fena Kürt sevicisiydi ve İşçi  partisinin Kürt oylarını alarak %10 barajını aşma hayalleri vardı. Hadep kapandıktan sonra, Kürtler, İşçi partisine oy verecekti. Hayaller ve hayaller...

Perinçek ilginç bir kişi, bu ilginçlik babasının MİT'in üst düzey yöneticisi olması, kendisinin de, kendi dediğine göre (internette Ertuğrul Kürkçü ile olan meşhur videosunda dediği gibi) Dev-Genç'e adını veren kişi. Hayatı boyunca önce Marksist-Leninist, sonra Maoist oldu. Önce Kürtçü, sonra Türkçü oldu. Önce Fetö düşmanı, sonra, Türkçe olimpiyatları şeref misafiri oldu. Önce AKP muhalifiydi, şimdi yandaş oldu. Bütün bu yıllar içinde Perinçek ve ekibinin  sürekli saldırdığı ve sabit tek düşmanı cardı, CHP (ya da SHP).  Sorsanız hayatı boyunca solcu olmuştur.

Perinçek gibi pek çok solcu vardır, yıllardır enerjilerini sosyal demokratlar ve Atatürkçülere saldırdıkları kadar, sağcı her hangi bir kuruma saldırmamışlardır. Ayrıca bu çok solcuların, özelleştirme hayranı, yetmez amacı liberal solu, sosyal demokratlardan daha çok severler.

Şu günlerde de halen muhalefete muhalefet edenlerin haline bakın. Hele de Nihat Genç ve Veryansıncılar... Bence onlar da Perinçek gibi yakalarına birer ampul rozeti takmalılar. 15 Temmuza kadar hoca efendi destanını tutturanlar, şimdilerde iktidarda en ballı yerlerde,  kendisi ve ekibi, zorlama detaylardan, muhalefette Fetöcü arıyor.

Son Sedat Peker olayına dikkat edin,  Sadece iktidar tarafında değil,  muhalefet tarafında da onu susturmak isteyen çok oldu ve hatta çok solcu Birgün gazetesi, Erk Acarer'in işine son verdi.

Gerçek şu ki, solcu dediğimi hatta radikal solcu dediğimiz kişi ve kurumları, sağ ile, hatta Ülkücülerle çok sıkı ilişkileri var. Peker'in de bahsettiği Bir Gün Tek Başına romanını okurken aklıma gelen, daha ellili, kırklı yıllarda içlerinde bir sürü ajan-provokatör varmış, olmuştu. Deniz Gezmiş ve arkadaşları için Amerikalı askerlerle ilgili bir bölüm okumuştum. Askerleri öldürmeye karar veriyorlar ama kurşunu sıkacak kişi son anda vaz geçiyor. Sonra aynı kişi, Kızıldere'de Türk askerine ateş açıyor. 

Sonra dikkat ettim,  12 Eylül öncesi denen dönemde,  hiç Amerikan askeri ölmemiş.

Şimdi de başımızda her şeyi satıp, savıp, yağmalayan bir iktidar var. Bir de bu canavara karşı var gücü ile mücadele eden bir muhalefet.

Yapmamız gereken bellidir.