mhp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mhp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2025 Çarşamba

TÜRKÇÜLÜĞÜN VE KÜRTÇÜLÜĞÜN DİN VE ALEVİLİK MESELESİ



Etnik dinsizliğin temel nedeni, dinlerin bazı milletleri daha çok sevmesidir. İslam dini ise fazlası ile Arap dinidir. Bunun tek sebebi peygamberinin Arap, kitabının Arapça olması değildir; Arapların genel tavrıdır. Araplar için Mevaliler, yani Arap olmayan Müslümanlar, alt sınıftır. Kendileri içinde de birbirlerini seyit-şerif olarak görme, ötekileştirdiklerini yarım Arap yada sonradan Arap diye yaftalarlar. Yıllar önce duyduğum bir habere göre dünya Müslümanlarının beşte biri Arap yada ana dili Arapça'nın lehçe-aksan yada ağızlarından biri. Aslınada Kuran'ın ilk indiği Arapça'yı ana dili olarak bilen oldukça az, belki de hiç yok. Klasik Arapça, sonradan öğreniliyor. Körfez Arapları, özellikle Suudiler, diğer Arapları, özellikle Şii-Nuseyrileri, eksik Arap olarak görür; BAAS'çılar ise tüm Araplar, bir millettir sloganını ortaya attı. Tüm mezhep ve ülkedeki Arapları birleştirmek istedi ama pek beceremedi.

Arapların Mevalileri pek sevmediği doğru; özel olarak nefret ettikleri üç millet vardır; Türkler, Kürtler ve İranlılar. Bu üç toplum, Arapların egemenliğinde yaşadığı ve birazcık da Arap zoru ile Müslüman olduğu halde, Araplar içinde asimile olmadı. Keldaniler, Süryaniler, Kıptiler, Berberiler ve daha nice millet, Müslüman olduktan sonra ana dilini ve geleneklerini unutup, ya tamamen yok oldu, ya da sembolik, küçük bir miktar kaldı. Süryaniler ve Kıptilerden sadece Hristiyan olarak kalanları ve çok azı kendi dillerini koruyor. Arap birliği ülkeleri haritasına ve Arapça'nın yayılışına bakarsanız, batıya ve güneye doğru yayıldığını; bu yayılımın da İslamla beraber olduğunu görürsünüz. Bu yayılmanın batı sınırı Atlas Okyanusu, güney sınırı da Sahel denen, Sahra çölü-tropikal iklim üstü ülkeleridir. Gine körfezi ve Ekvator altı ülkelere batılı ülkeler daha önce ulaşmış, oraları Hristiyan etmiştir. Araplar, İber yarımadasını yüz yıllarca işgale edip, yönetmiş de olsa, İspanyolları, Portekizlileri, Baskları, Katalanları, Galiçyalıları ve diğer milletleri Müslüman yapamamış, dolayısı ile Araplaştırıp, buralara yerleşememiştir. Akdeniz havzasında da Arap denizciliğinin egemenliği kısa sürmüş, Kuzey Afrika kıyısında yaşayan halklar, Osmanlı himayesine sığınmış, Osmanlı'yı kendileri çağırmışlardır. Buna rağmen Tunuslular, daha sonra Osmanlı'ya isyan etmişti.

Arapların; Türklere ve Kürtlere olan nefretini çok eski kaynaklardan okuyabilmekteyiz.Bunun en ilginci Mevlana'dır. Mevlana'nın babası Bahaeddin Veled, Kürt yattım, Arap uyandım demiş, kendisini böyle tarif etmiştir. Aslında bu söz, sufiler arasında yaygındır. Mesenevi'de defalarca Türklere hakaret edilir. Selçuklu ve Osmanlı'da farklı değildir. Selçuklular, isyan eden yörüklere Biidrak Türkler derken, Osmanlı'da da Türk'ü vurun, öldürün diye şiirler yazılmıştır. Selçukluların resmi dili Farsça olmuş, Anadolu beylikleri, yörük isyanı sonrasında Karamanoğlu Mehmet Beyi takip ederek, Türkçeyi resmi dil yapmışlar, Osmanlılar ise Türkçelerinin için Arapça ve Farsça'dan kelime, tamlama ve kurallarla doldurarak, Osmanlıca denen ucube dil yaratmışlardır.

Buna rağmen Türkler, dindar Müslüman olmuş, Araplara karşılı da saygılı olmuştur. Osmanlı devleti, Arapları askere almamış, almak istemiş, Arap bölgeleri çoğu kez yerel derebeyleriyle beraber yönetmiştir. Barbaros Hayrettin Paşa ve pek çok Osmanlı askeri, Arapları askerliğe uygun bulmamış, onları sadece yağma yapan kalabalıklar olarak nitelemiştir. Araplarsa, Mevali yada Mevali kökenli hanedanlarla yönetilmeyi, kendilerine zul saymış, Mevali'nin Hristiyanlara karşı zaferlerini de küçümsemiştir. Bazı Arap yazarlar, İstanbul'un fethini bile, gerçek fetih, bu şehrin Türklerin elinden, Araplarca alınmasıdır diye yazmıştır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa, aslında Türk olduğu halde, Arapların bu nefretini bildiğinden, kendisini Arnavut olarak tanıtmış, ancak saltanatı 1952'de Hür Subaylar Birliği tarafından yıkılmıştır. Libya ve Tunus'un kraliyet aileleri de , kuzey Arap hanedanlıkları (Suriye ve Irak'da dahil) 1960'lara kadar yıkıldı, Fas hariç, orası halen (2025) halen ayakta. Arap yarım adasının güneyindeki krallıklar (Kuveyt, Suudi Arabistan, B.A.E VS) halen ayakta.

Bütün bunlara rağmen Türk milliyetçiliği uzun zaman boyunca genelde dindar, hatta dinci oldu. Osmanlı'ya ulus fikrini ilk getiren Namık Kemal fazlası ile dindar (rakı düşkünü olmasına rağmen) ve hatta dinciydi. Öyle ki bu gün ulus-nationality anlamında kullandığımız millet kelimesi Arapça din birliği, dindarlık anlamına gelir. İlk dönem Türkçülere baktığımızda, dinci ve hatta mezhepçi olduklarını görürüz. Namık Kemal, Cezmi romanını, Ömer Seyfettin, Pembe İncili Kaftan romancığı (novella) Kızılbaşlığa (Alevilik) saldırı amacı ile yazmışlardır. Ziya Gökalp, Gayrı Müsülümlerin seçme ve seçilme hakkına karşıydı. Sünni bir Kürt yada Arap, benim damadım olabilir ama Kızılbaş bir Türk, damadım olamaz demiştir.

Kürtçülük ise din kavramı ile çekingen bir ilişkisi vardı. Kürdistan'ı kurma amaçlı ilk isyan olan Koçgiri isyanı, bir Alevi isyanıydı. Nur Dersimi'nin bir Kürtçü olduğu kadar Alevici olduğunu görürüz. Koçgiri isyanı sırasında, Divriği'de bir toplantı düzenlemiş, Türk Alevilerini de bu isyana teşvik etmeye çalışmıştır. Dersimi'ye göre Alevilik-Kızılbaşlık; Kürt kökenli bir inançtı ve tüm Aleviler aslında Kürt'tü. Oysa Kürtlerin de çoğu Sünni'di ve Seyit Rıza;  Seyh Said'in temsilcileri, Kızılbaşın yediklerini yemedikleri için isyana destek vermekte vazgeçmişti; üstelik Türk devletinin kendisine ve Dersime harekat planladığını bildiği halde.  PKK ise, Marksit-Leninist bir devlet olarak kuruldu ve ilk militanlarında bolca Alevi vardı. Buna rağmen Kürtler, genel anlamda Aleviliğe mesafeli oldu.

Ülkücü-MHP hareket ise, ilk başlangıcında bile Alevi düşmaıydı ve bilinen ilk Alevi katliamları (en azından benim bildiğim) 1965'de Aydın'da beş Alevi'yi öldürerek başlamıştı ve o zamanlar daha henüz Sağ-Sol çatışması yoktu. 1961'de MÇP, daha MHP olmadan evvel,  komando kampları kurduğunda, daha ortada sol örgütler yoktu. Buraları herkes biliyor, uzatmayacağım. 1991'de Sovyetler Birliği dağılınca, bu dincilik yavaş yavaş sorun oldu. Azeriler Şii, Gagauzlar Ortodoks Hristiyan'dı. MHP ise artık DP, DYP ve ANAP'ın yancısı olmaktan sıkılmış, kitle partisi olmak istemişti. Kürtlerden, Alevilerden oy almadan olmazdı.

2002'den itibaren, dinin somut siyasi iktiadrı ile Milliyetçi, hatta Faşistler de dini ve dindarlığı sorgulamaya başladı. Ülkeye doluşan Suriyeli ve Iraklılara karşı antipati de, dinsizliğin artmasına yol açtı. Aleviliğin, Türk ve Kürt kültürünü asıl taşıyıcısı olması, yeni nesil milliyetçilerin, Aleviliğe bakış açısını da değiştirdi.

Peki bunca yılın acısı, yarası ne olacak? 

21 Mart 2025 Cuma

BAHÇELİ'NİN PİLAVI

 Bu olay benim başımdan geçmedi. Kısa süre bana müdürlük ve müdür yardımcılığı yapan arkadaşlarımın başından geçti, adlarını unuttum, beni affetsinler. Yaklaşık iki aydır kameralar agörünmeyen ama birilerine telefon eden, MHP'nin şu andaki başkanı Devlet Bahçeli'nin de bu olayla ilişkisi fazlasıyla dolaylı ve hikaye dikkat çeksin diye onun adını kullanıyorum. Öte yandan, o dönemde koalisyonun kilit partisinin başkanı ve devlet başkanı olmasaydı, olay bu duruma gelmeyebilirdi diye de düşünüyorum. 



Olay, benim iki yıl görev yaptığım, Kırıkkale'nin, Karakeçili ilçesinde, doksanların sonlarında, iki binlerin başlarında olmuş. Karakeçili,  Bala ilçesinin eski kasabasıyken, Kırıkkale'nin il olması ile ilçe olmuş. Kendi merkezi haricinde iki tane de köyü var. Bu küçük ilçenin her yıl yapılan şenlikleri vardır. Ben bu şenliklere hiç katılmadım. Katılan arkadaşlardan öğrenebildiğime göre, bu şenliklerin esas önemli kısmı, yağlı güreşler oluyormuş. Doksanlı yıllarda, belediye MHP'de ve MHP'de koalisyonda iken Devlet Bahçeli, her sene mutlaka katılır, partisinden ve koalisyon ortaklarından bir kaç bakanı falan da yanında getirirmiş. Arkadaşlar da o zamanlar, yaz tatiline gelen bu günlerde, ilçenin o zamanki kaymakamı tarafından bu şenliklerde, aldıkları cezaya göre yemek organizasyonunda görevlendirilmişler. Arkadaşların aşçılıkla alakaları yok. Hatırladığım kadarı ile biri biyoloji, diğeri de elektirik öğretmeniydi. Her türlü organizasyonda illa bir aksilik olur ya, bu sefer aksilik, yemekte sunulan pilavdaki pirincin pişmemesi ve diri kalması olmuş. Bahçeli'nin de bulunduğu protokolun hoşuna gitmemiş bu durum. Protokol valiyi, vali kaymakamı, kaymakam da çok programlı lisenin müdürünü azarlamış. Müdür de iki yardımcının sicil notunu düşürmüş.

Asıl olay bu değil. Ben bu olayı 2005'de, bu iki arkadaşla beraber öğrendim. O zamanlar milli eğitim bakanlığı, uzman öğretmenlik ve okul yöneticiliği için sınav açtı. İlk şartlardan biri de on yıllık öğretmen olmaktı ve ben o zamanlar bu şartları sağlayamıyordum ve başvuramamıştım. Diğer bir şartta, son beş yıl boyunca sicil notlarının doksan ve üzeri olmasıydı. Başvurunca önce acı gerçeği, sonra da sebebini öğrendiler. Dava açıp, notu düzelttiler ama o sene sınava giremediler. Uzun zamandır da yöneticilik sınavı yapılmıyor.

Uzun zamandır kameralara görünmeyen sayın Bahçeliye şifalar dileyerek, hikayeyi bitiriyorum.

26 Ekim 2024 Cumartesi

İKTİDARIN ŞAPKASININ ÇÖZÜM VE ANAYASA TAVŞANLARI

 


Ülkeyi yöneten çeyrek yüz yıllık iktidar, hemen her seçimi atlatırken, belli başlı numaraları kullanıyor. Malumunuz, petrol, doğal gaz, lityum, toryum yada benzeri maden bulundu haberlerinin  olmadığı bir seçim süreci yok gibi. Milli uçak, gemi, otomobil falan da bunlara dahil. Aya sert iniş bile yaptık. İktidar her seçimi gösteriye dönüştürüp, şapkasından tavşanlar çıkarıyor. Bu tavşanlar her seferinde daha büyük olmak zorunda. Maşhur yalanı daha büyük yalanla kapatma ilkesi bu. En tehlikeli tavşan da açılım tavşanı, artık bu açılımlar, fermuara bağlanmış durumda. Seçimler,  özellikle yerel seçimler öncesinde bir açıım yada açılımsı şeyle oluyor, seçimlerden sonra da CÖHÖPÖKÖKÖ falan filan. İktidarın ikinci ortağı, her salı grup toplantısında ana muhalefet başta olmak üzer, tü muhalif gruplara nefretini kusup, tehditlerini savuruyor.

Derken ne olduysa,  bu salı tehditçisi, bir salı, birden bire açıım dedi.  Tam bir eniştem beni niye öptü, durumu. CÖHÖPÖ ise bu süprizden haberdarmışcasına  bir kaç ahftadır, gene eniştem beni neden öptü cinsinden, iktidar boğuna karşı ymuşama ve makama saygı tavrına girdi. Durumu pek anlamayan pek çok trol de, bönöm öçön örtök cöhöpö yök falan dedi. Muhtemelen ana muhalfet partisini, yeni açılımı başlatmak için zorlamak niyetindeydi. Bu benim tahminim, yanılıyor da olabilirim. Baktı ki iş böyle olmayacak,  baş tehditkar, birden açtı açılım kapısını. Kapının ilk muhattapları ise, yıllarca her salı onları tehdit edenlerle değil,  Van büyük şehir belediyesini kayyumlarından elinden alan ana muhalefete yöneldi. Bu da bir başka enişte vakası.

İktidarın niyeti, terörü barışla bitirmiş gibi yapıp, bir seçim daha kazanmak oalbilir mi? Falkland'ı Arjantin'in elinden alan Teacher'ın onlarca yoksullaşmaya rağmen, tekrar ve tekrar seçilmesi gibi. ( Teacher, buna rağmen parti içi muhalefet yüzünden siyaseti bırakmak zorunda kaldı. Reis'in Teacher'in yalnızlığını tadacağını pek sanmıyorum) İktidar blogu tekrar seçilse de terör bitecek mi yoksa dokuz defa af ile düze inip, on kere dağa çıkan efeler gibi, tekrar hortlamayaccağını garantisi nedir? 33 askerin şehitiliği ve son Habur rezaleti unutulmadı. Ayrıca İmralı adasındaki şahıs , 2024 itibarıyla 75 yaşında ve bu ömrünün üçte birini hapiste geçirdi ve geçiriyor. Bütün bu süreçte örgüt onu dinleyecek mi yada ne kadar dinleyecek?

Sonra bu açılımın mesajı ertesi gün geliyor, başkentin ortasında, önemli bir savunma sanayi tesisine silahlı saldırıyla. Bu saldırıdan sonra, böyle çağru yapan milliyetçi bir lider, istifa bir yana, inme inmeli zannedersiniz, değil mi? Kendisi gayet sakindi. Ben 2015 yazını hatırladım.6 Haziran seçimleri sonrası HDP (şimdiki DEM)'i bahane edip, her türlü koalisyon teklifini red ederken de bu kadar soğukkkanlıydı.  Sonra birileri, bombalar patladıkça, oylarımız artıyor, dedi. Tekrar seçim, aynı iktidar ve ardından darbe teşebbüsü falan. Sizi bilmem ama saldırından sonra benim aklıma bu geldi.

Aklıma gelmeyen ne oyunlar çıkar, onu da bilmiyor. Öyle strateji uzmanı falan değilim. Tek bildiğim çeyrek yüz yıldır hapiste olan şahsın, bir konuşması ile tüm terörü gerçekten bitireceği ihtimali gelmiyor. Üç-beş sene ara verdirebilir yada şiddetini azaltabilirdi ki bence son saldırıdan sonra o ihtimal de kalmadı bence. Tarihte böyle bir şey, 1990'da, Peru'da görüldü.  Peru, Aydınlık Yol örgütü (Marksist-Leninist-Maoist bir örgüttü) lideri Abimael  Guzman, 1990'da yakalanıp, 1991'de silahlı mücadelenin bırakılması duyurusunu yapmıştı. Örgütün bir kısmı Başkan Gonzalo dedikleri lideri dinlerken, bir kısmı dinlemedi ama  dinlemeyenler de zamanla azalıp, gündemden düştü. Guzman bu çağrıyı peru meclisinde yapmamıştı ve Guzman halen hapiste. Öte yandan iktidar, en azından kendi kemik kitlesinin dağılmaması için böyle güç gösterilerini arada bir yapmak zorunda. Yoksa kemik erimesini  durrudamıyor.

Buna bir de şapkadan çıkan anayasa tavşanlarını ekleyelim. Belli aralıklarla iktidar blogunda birileri, özellikle reisleri, yeni anayasa diye haykırıyor. Bu da iktidarın güç gösterisinin bir parçası. Ankara'nın eski valisi Nevzat Tandoğan'ın Behice Boran'a söylediği meşhur ülkeye Komünizm lazım olursa, biz getiririz sözlerinin değişik bir versiyonu bütün bu olanlar.

9 Temmuz 2024 Salı

BOZKURT İŞARETİ-KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM



 2016 yılında Amedspor'lu Deniz Naki, zafe işareti yaptığı için ve takımı da, Çocuklar Öldürülmesin pankartı ile sahaya çıktığı için soruşturma geçirmiş, cezalar almış ve sosyal medya lincine uğramıştı. Herkes tavrını net olaak ortaya koydu ve kimse kendisini kandırmadı.Merih Demiral'ın, Hollanda maçında bozkurt işareti yapması konusunda ise herkes kendisini kandırıyor.

Alparslan Türkeş, bozkurt işaretini, Sovyetler Birliğinin yıkılmasına yakın, Gagauzyeri'ni ziyaretinde öğrendi. Doksanlar boyunca Ülkücü çetelerin simgesi oldu Bu işareti yapanlar, polis yada asker tarafından müdahaleye uğramadan suç  işliyor, istedikleri kişiye, istedikleri gibi zorbalayabiliyor, hatta öldürebiliyordu. Karşılığında da hiç bir ceza almıyorlardı. 1997'e Türkeş öldükten sonra ülkü ocaklarının gücü azaltıldı. Göze batmayacak, ayak altında dolaşmayacak hale getirildi.

Ülkü ocakları ilginç bir şekilde Yeniçeri ocaklarına benziyor. Yeniçeriler, tahta geçemez ama Osmanlı sülalesinden kimin tahta çıkacağına ve ne kadar tahtta kalacağına karar verirdi. Şimdi de iktidara gelmiyor, hatta iktidar imkanlarını red ediyor ama kimin iktidar olacağını seçiyor.

https://onbinkitap.blogspot.com/2024/05/turk-milliyetciliginin-tutamadigi.html

Milliyetçi Hareket yada Ülkücülük, arka arakay yaptığı seçim stratejileri ve son olarak Sinan Ateş cinayetinden dolayı çokca itibar da kaybetti. Ülkücülük,  gençler arasında giderek daha demode oluyor. Merih'in son hareketi de,  bu harekete karşı sempatinin düşmesine engel olmaktır. Kısmen de olsa başarmıştır ama bu başarı, Sinan Ateş davası ve diğer olayları biraz gölgeleyecektir. Kısa bir süre sonra iktidar ittifakı,  benzer bir gürültü yaratmak zorunda kalacak. Zira sürekli itibar kaybediyor ve ardından da kendi seçmeninin kontrolünü kaybediyor.

Altındağ progromunu (olayları) hatırladınız mı? O olay son gibiydi, iktidar her şeye hakim olmuştu hani? Şimdi de Kayseri'de oldu ve tüm ülkeye yayıldı. Yapanlar muhalif olsa, zevkle ezerlerdi. Faşizmi beslemek her zaman tehlikelidir. Yesinler birbirlerini ideolojisi de yanlıştır. Doğru olan faşizme kakrşı savaştır ve mültecileri kullanan iktidarı değiştirmek, sonra da onları huzur içinde evlerine göndermektir.

3 Temmuz 2023 Pazartesi

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN ACINASI HALİ



 


 Ülkemizde sol, özeleştiriyi abartır ve muhalefete muhalefeti marifet bilir. Sırf birilerini (özellikle de CHP'yi) az solcu yada az Atatürkçü olarak eleştirerek bir ömür sürebilirsiniz. Sağda ise özeleştiri yok gibidir. Koca merkez sağ doksanlı yıllar boyunca, daha doğrusu 1987-2002 boyunca düzenli olarak oy kaybederek tarih oldu, doğru dürüst özeleştiri yapan olmadı. Halen de yok. MHP'nin 1995 seçimleri faciası ya da 2002 faciası ile ilgili bir özeleştiri göremiyoruz. 2002 seçimlerinde MHP ve Bahçeli sadece MHP'nin o zamanlar %10 olarn baraj altı kalmasından değil, Cem Uzan'ın %7'i geçip, DYP ve ANAP'ın da baraj aktında kalmasına sebep olmuştu. Cem Uzan ve Genç Partinin bu kadar oy almasının birinci sebebi dağıttığı paralar ve düzenlediği şölen-mitingler (dönemin ünlü şarkıcıları konser veriyor, bazı yerlerde halka döner-ekme-ayran dağıtılıyordu, Uzan bu şekilde 172-yüz yetmiş iki- miting yapmıştı) ; diğeri de kampanyanın başında Uzan'ı desteklemesiydi. Cem Uzan'ın faşizan söylemlerinin, MHP'ye de oy kazandıracağını düşünüyordu. Seçimlere yakın durumu fark etti ama çok geçti. Ben bunu, bu pek az kimsenin okuduğu blogdar bir çok kez yazdım. (O çok az okuyucuşarına selamım olsun.)

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/11/doksanli-yillar-8-habercilik-ve.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/11/doksanli-yillar-9-o-zamanlar-kumpaslar.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/tansu-cillerin-siyasi-tarihi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/son-yillarda-azalip-biten-bazi-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/09/son-yillarda-azalarak-biten-ulkucu.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2022/10/son-yillarda-biten-ulkucu-seyler-3.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/09/doksanli-yillar-4-merkez-sagin-erimesi.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/09/doksanli-yillar-3-ulkuculer-ve-mhp-o.html

Ülkemizde sağcılar hep haklıdır, hiç hata yapmamışlardır. Çok nadir öz eleştirilerinde bile karşı tarafı suçlama havası vardır. İyi parti genel başkanı Meral Akşener'in seçimler sonrası öz eleştirisi de benzer durumdaydı. Doğrusu dediklerinde haklı gibiydi. Zamanında seçimlere girmek için CHP'dedn 15 millet vekili alması, İyi partiyi CHP olmayan parti haline getirdi ve genel anlamda AKP'den kopan kitlenin İyi partiye yönelmesine engel oldu. Öte yandan, bir kaç ay sonraki seçimlere giremeyen İyi parti, beş sene sonra yüzde bir civarı oy alabilen minimal bir parti haline gelebilirdi. Böyle şeyleri denemeden bilemezsiniz. Bir şeylere ulaşmak için, en mantıksız şeyleri bile denemelisiniz. Louis Pasteur, kuduz aşısını bulana kadar dokuz tane atı öldürmüştür. Kuduz virüsünü atlara vererek, kanından serum ayırmayı da, aşı için olası diğer tüm yöntemleri denedikten sonra hayvanlardan serum almayı denedi. Atlardan evvel, tavşanlar üzerinde deneyler yaptı.  Sadece bilim değil, hayatta da her şey böyledir. Hesaplarımız ile doğa-yaşam farklıdır.

Biz ülkemiz milliyetçiliğinin haline üzülmeye devam edelim. Şu anda milliyetçi partiler yada oluşumlar, daha doğrusu milliyetçiliğin kendisi, tam ortdan ikiye bölünmüş durumda, iktidar cephesinde olanlar ve muhalefet cephesinde olanlar olarak. MHP ve Sinan Ogan taraftarları iktidar; İyi Parti ve Zafer partisi de muhalif kanatta. Oysa iktidar kanadındaki milliyetçiler de bir zamanlar muhalefetteydi, hem de ne biçim. Ben bu yüzden Erdoğan'a sıkı hakaret edenler, ne Erdoğan yanlısı olacak merak ediyorum. Diğer taraftan Sinan Ogan'ın, ikinci turda Erdoğan'ı destekleyeceği, Nihat Genç'in onu desteklemesinden belliydi. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html ) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html ) Her an İyi parti ve Zafer partisinin (Ümit Özdağ) karşı cepheye geçse, kimse şaşırmayacak. İyi parti ve Zafer partisi demişken, bu partiler ve partilerle ilişkin sosyal medya hesaplarının, Merdan Yanardağ'a saldırısının sebebi nedir acaba? Seçimin ikinci tura kalmasının en büyük sebebi olmaları mı? ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/05/14-mayis-secimleri-nde-muhalefet-neden.html ) Yokse Merdan beyin içtihat kapısı neden kapalı diye sorlayıp, dinsel faşizme savaş açması mı? ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/11/orta-cagi-hazirlayanlar-ve-bitirmeyenler.html )

Şu anda milliyetçi partilere, kilit partiler diyorlar. Oysa bu duruma ben Eyşan diplomasisi diyorum. Yani ne tarafa dönecekleri belli değil. Evet, bu tabiri Ezel dizisindeki eksantirik kadın karakterinden ürettim. Genelde küçük ülkeler ve güçten düşen ülkeler bu şekil davranır. İki yada daha büyük güç arasında, sözde denge unsuru oyununu oynarlar. Sonra en güçlü olanın kölesi olurlar.

https://onbinkitap.blogspot.com/2018/09/eysan-diplomasisi-ve-suriyeliler.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/slumflasyon-ve-eysan-diplomasisinin-sonu.html

Türk milliyetçiliğinin tek sorunu şu zamanki siyasi ortamdaki konumu ve hali değil. Ülkenin iki büyük azınlığı olan Aleviler ve Kürtler ile düşman. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/12/sagcilarin-alevilik-sorunu.html ) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/04/bir-kac-kitaptan-irakta-kurtler-ve.html) 

Meral Akşener hanımın özeleştiri mesajını izleyince,  bir kaç ay önce yayımlana ve yeterince ilgi görmeyen bir özeleştiri kitabından bahsedeceğim. Gazeteci-yazar Selahattin Önkibar'ın, Devlet Bahçeli ve Ülkücüler Hakkında Her Şey kitabı, ilginç bir kitap. Kitap, üstelik bir kaç yıldır depolarda beklemiş çünkü Bahçeli dava açmış. Dava boyunca da piyasaya sürülmemiş. Kitapta bahsedilen gerçekler kadar, bahsedilmeyenler de ilginç. En başta Bahçeli'nin ilginç akademisyenlik kariyeri. Öyle bir akademisyenlik ki, ne yazdığı bir tez var, ne tez danışmanlığı, ne de anlattığı bir ders. Üniversitede yaptığına şahit olunan tek işi, sınavlarda gözcülük. Ailesi, kendisi hariç komple CHP'li ve solcu. Hatta bir kardeşi ya da yeğeni deTürkiye Komünist Partili. Hayatı boyunca bekar yaşamış ve kendisi gibi bekar, fizik profesörü Semiha Bahçeli haricinden ailesinden görüştüğü biri yok. Gene aileden gelen serveti nedei ile çalışmaya ihtiyacı yok, hatta partinin yapması gereken bazı harcamaları kendisi yapıyor. ( Bura rağmen memleketi Osmaniye'de yaptırdığı Devlet Bey Konağı adlı yapıyı, depremzedelere açmadı. Oysa depremzedeler,  konağın tuvaletine bile muhtaçtı. Önkübar bu kitabı yazarken, daha deprem olmamıştı.). Protokol gereği olmadıkça düğüne, cenazeye katılmıyor. Kitap okuduğunu bilen yok. Televizyonlara, gündüz kuşağı programlarını çok seviyor. Klasik otomobil kolleksiyoneri. Türkeş kendisini hiç sevmemiş, çevresinden uzak tutmuş, seçilmeyecek yerlerden aday göstermiş. (Bunlar Önkibar'ın yazdıkları. Ben Önkibar'ın yalancısıyım.) Buna rağmen, Alparslan Türkeş'in ölümünden sonraki kongrede, Tuğrul Türkeş'in ardından en çok oy alan ikinci aday oluyor. İkinci tura geçmeden, o zamanların Ülkü Ocakları genel başkanı Azmi Karamahmutoğulları, kürsüyü deviriyor, aşasın hainlere karşı illegalite diye bağırıyor, kavga başlıyor, sandalyeler havada uçuşuyor, ertelenme, partiye kayyum ataması ve Bahçeli genel başkan oluyor.

Tuğrul Türkeş'in seçilmemesinde en temel sebep, babasının 1995 seçimlerinde yaptığı hatalar.  ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/04/turkesin-discisi.html ) Diğer yandan da, neden Bahçeli sorusu bir muamma. Madem Devlet Bahçeli, Sabahattin Önkibar'ın deyimi ile, Alparslan Türkeş'in sevmediği ve  güvenmediği biriydi, nasıl oldu da parti onu seçti ve daha ilginci Tuğrul Türkeş harici diğer adaylar, ondan yana feragat etti? (O zamanlar, parti kongrelerinde, ikinci turda en çok oy alan iki aday adayı, aday olabilir diye bir şey yoktu.)

Sonrasında Bahçeli, büyük bir temizliğe girişiyor. Ülkü ocaklarının çoğunu kapatıp, azaltıyor. Tam da bu kongrenin olduğu günlerde, Antalya, Akdeniz Üniversitesinde olan bir olay, bunun bahanesi oluyor. Bence bunun üç temel sebebi vardı. Birncisi Ocakların faaliyetleri MHP'ye belli yerlerde oy kazandırsa da, temelde olay çıkaran serseriler partisi haline getirdiğinden oy kaybettirmesi; ikincisi Ülkü Ocaklarının estirdiği terörün, pek çok genci devlet, özellikle de taşra üniversitelerinden uzaklaştırması ve özel üniversitelerin de sahaya inmesi; üçüncüsü de böylesi bir paramiliter gücün, kutsanmış bir liderce yönetilmesi gerekliliğiydi. Bahçeli, geçmişi olmayan biriydi. Böylesi bir gücü yönetemezdi.

Bahçeli'nin temizliği,  Tuğrul Türkeş yanlıları ve Alparslan Türkeş'ten kalma bazı kişileri de partiden uzaklaştırdı. Bunlardan en ünlüsü Ozan Arif diye bilinen Arif Şirin'di. O ölünce yerine şarkıcı Zara ve Mustafa Yıldızdoğan gibi şarkıcıları koymaya çalıştılar ama olmadı. Erciyes Zafer Kurultayı ve benzeri Ülkücü şenlikler azalarak yok oldu. Arif Şirin'de ölmeden evvel ardından Bahçeli'ye hakaret ettiği bir dizi deyiş bıraktı.  (  https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/son-yillarda-azalip-biten-bazi-ulkucu.html )

Sonraki 1999 seçimleri geliyor. MHP, barajı aşmak bir yana, ülkenin 2., sağın 1. partisi oluyor. 1999-2002 sürecinde bir kaç devlet krizinde kendisine başbakanlık teklif ediliyor ama kabul etmiyor. Fakat iktidar ortağı olarak DYP ve ANAP'ın iktidar ortağı olmaması için çabalıyor. (Önkibar kitabına almamış ama 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP, ilk defa meclisin mutlak çoğunluğunun altındaydı. Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli'ye başbakablık teklif etti ama o, daha seçim gecesi tüm köprüleri attı. Ve daha neler neler. Okuyunca öğrenirsiniz.

Asıl Alparslan Türkeş ile ilgili olarak yazmadıklarına takıldım. Mesela Türkeş, daha darbeyi yapan Milli Birlik Komitesinden ihraç edilip, Hindistan Büyükelçisi olarak sürgündeyken, komando kamplarını kuruyor. Kamplara Kızılay çadır sağlıyor, eğitimi emekli subaylar veriyor. 1965'de kamplarda eğitim alanların sayısı beş bini buluyor. ( O zamanlar Türkiye'nin nüfusu otuz milyonun biraz üzerinde) Bu devasa paramiliter yapıya parayı kimlerin sağladığı da belirsiz. Bir de Önkibar, 1965'de beş bin kişi yetiştiriyordu diyor ama Wikipedia'ya göre resmi kuruluşu 1968. Kampların ilk kuruluş tarihi 1961. Bu kampların hangi amaçla kurulduğu da soru işareti çünkü 1961'de bugünkü anlamda bir sol oluşum yok. İsmet İnönü'nün CHP'si, kendisine ortanın solu dese de, aslında bugünkü anlamda sağ bir parti. Bugünkü sosyal demokrat kişiliğini kazanması, Bülent Ecevit'in genel başkanlığından sonradır. Türkiye İşçi Partisi ise, o zamanlar fazlası ile barışçıl bir Marksist partidir. Türkiye'de silahlı sol örgütler, 1970-71 yıllarından itibaren kurulmaya ve aktifleşmeye başladı. Oysa onbinlerce MHP (Öncesinde CKMP) miltanı örgütlenmiş ve hazırdı. Yani sağ-sol çatışması, daha sol kurulmamışken, sağcılar savaşa hazırdı. 

Diğer yandan, sol yada başka bir terörle mücadele, neden asker yada polisle yapılmıyor da, böyle paramiliter örgüt kuruluyır. Dünyada böylesi terör eylemlerinin hiç olmadığı ülkeler, bu tür paramiliter örgütlerin hiç olmadığı veya çoktan kapandığı ülkelerdir. Sola karşı sağcı çeteler, kendilerini iktidara getirme dışında bir başarıya imza atmamışlardır.

Gene Önkibar'ın kitabına dönecek olursak, konu Türkeş olunca, pek çok şeyi kısa kesmiş. Seksen öncesi terörü, Maraş yada Çorum'u hiç anmıyor. İdeolojinin kutsal liderine dokunmayıp, başarısızlıkların tüm suçunu Bahçeli'ye atmak istiyor. (Marksistlerde, Sovyetlerin yıkılışında Lenin yada Stalin'in kabahati olabileceğini red edip, Kuruşçef, Brejnev ve Gorbaçov'u suçlarlar.) Ali Balseven cinayetinden bahsediyor ama Balseven'in Aleviliğinden bahsetmiyor. Ali Balseven cinayeti, Türkiye'nin en karanlık cinayetlerinden biridir ve Balseven bizzat Türkeş'in emri ile öldürülmüştür. Türkeş, meşhur, davadan döneni vurun sözünü, Balseven'in öldürülmesi için söylemiştir.

12 Eylül yargılanmalarında Ülkücüler, cinayet ve katliamdan yargılanırken, idelojilerinden dolayı yargılanmadılar. Yaptıklarının ırkçılık yada mezhep ayrımcılığından dolayı hiç yargılanmadılar.

Şu anda ise milliyetçilik, eskiden olduğu gibi, sağ partilerin topraklaması konumunda. Milliyetçi partilere, özellikle de MHP'ye verilen oylar, yeni bir sağ parti için emanet oylardır. Yada benim gözümde öyledir ( Yanılıyor olabilirim)

Topraklama derken, de demek istediğimi de bir anlatmam gerek. Yazar Cezmi Ersöz, yıllar önce bir imza gününde anlatmıştı. Bazı sosyetik ve maço zamparaların sevgililerinin, onların derdini dinleyen ve onları avutan başka bir erkek arkadaşları yada sevgilileri olurmuş. Kız, maço sevgilisinden bunalınca, bu topraklamasına gider, derdini anlatır, ağlar ve bazen de bir süre bu topraklaması ile yaşar, sonra da maço sevgiliye geri dönermiş. Ülkemizde geçmişte Merkez sağdan kaçan oylar ilk önce bu şekil kaçtı. Sonrasını tekrar tekrar yazmayacağım.

Şu anda ise milliyetçilik, hem iktidar partisinden istediği oyu alamıyor, hem de iktidara gerçek anlamı ile ortak olamıyor. Uygur Türklerinşn haklarını savunamıyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/turk-fasizminin-zulmunde-uygur-turkleri.html ) Sinan Ateş cinayetininin hesabını soramıyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/sinan-ates-ya-da-buyuk-sessizlik.html ) DHKP-C'nin emekli general öldürmüşlüğü vardır, Ülkü ocağı başkanı öldürmüşlüğü yoktur, çünkü intikamdan korkardı. Eskiden kenar mahalle Ülkü Ocağı başkanının adı bile korku ile anılırdı, şimdi koskoca eski de olsa genel başkanını torbacı ve gaspçılara öldürtüyorlar. Bundan sonra Ülkücülerden kim korkar, kim çekinir? Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü üzerine bile gidemiyorlar. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/adi-aylin-ve-koruma-polisi-erol.html )

Şu anda ise, milliyetçiliğin iktidar kanadı, Türklerden nefretini saklamayan ama Türk vatandaşı olmak isteyen göçmenlerden (onlar artık mülteci değil) değil, Aleviler, Kürtler gibi ülkenin kendi azınlıkları ile kavgalı.

Şimdi ise, hem milliyetçi muhalefetin, hem sosyal demokrat muhalefetin, yeni bir milliyetçi ideoloji çizmesi, bunu da Kürtlere ve Alevilere  anlatması şart. Öte yandan bu yeni ideolojiyi kurmak, siyasetçilerden çok yazarların-çizelerin, felsefecilerin, sosyologların işidirç Bunun için de ciddi bir özeleştiri yapmaları gerekir.