öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2025 Cuma

BAHÇELİ'NİN PİLAVI

 Bu olay benim başımdan geçmedi. Kısa süre bana müdürlük ve müdür yardımcılığı yapan arkadaşlarımın başından geçti, adlarını unuttum, beni affetsinler. Yaklaşık iki aydır kameralar agörünmeyen ama birilerine telefon eden, MHP'nin şu andaki başkanı Devlet Bahçeli'nin de bu olayla ilişkisi fazlasıyla dolaylı ve hikaye dikkat çeksin diye onun adını kullanıyorum. Öte yandan, o dönemde koalisyonun kilit partisinin başkanı ve devlet başkanı olmasaydı, olay bu duruma gelmeyebilirdi diye de düşünüyorum. 



Olay, benim iki yıl görev yaptığım, Kırıkkale'nin, Karakeçili ilçesinde, doksanların sonlarında, iki binlerin başlarında olmuş. Karakeçili,  Bala ilçesinin eski kasabasıyken, Kırıkkale'nin il olması ile ilçe olmuş. Kendi merkezi haricinde iki tane de köyü var. Bu küçük ilçenin her yıl yapılan şenlikleri vardır. Ben bu şenliklere hiç katılmadım. Katılan arkadaşlardan öğrenebildiğime göre, bu şenliklerin esas önemli kısmı, yağlı güreşler oluyormuş. Doksanlı yıllarda, belediye MHP'de ve MHP'de koalisyonda iken Devlet Bahçeli, her sene mutlaka katılır, partisinden ve koalisyon ortaklarından bir kaç bakanı falan da yanında getirirmiş. Arkadaşlar da o zamanlar, yaz tatiline gelen bu günlerde, ilçenin o zamanki kaymakamı tarafından bu şenliklerde, aldıkları cezaya göre yemek organizasyonunda görevlendirilmişler. Arkadaşların aşçılıkla alakaları yok. Hatırladığım kadarı ile biri biyoloji, diğeri de elektirik öğretmeniydi. Her türlü organizasyonda illa bir aksilik olur ya, bu sefer aksilik, yemekte sunulan pilavdaki pirincin pişmemesi ve diri kalması olmuş. Bahçeli'nin de bulunduğu protokolun hoşuna gitmemiş bu durum. Protokol valiyi, vali kaymakamı, kaymakam da çok programlı lisenin müdürünü azarlamış. Müdür de iki yardımcının sicil notunu düşürmüş.

Asıl olay bu değil. Ben bu olayı 2005'de, bu iki arkadaşla beraber öğrendim. O zamanlar milli eğitim bakanlığı, uzman öğretmenlik ve okul yöneticiliği için sınav açtı. İlk şartlardan biri de on yıllık öğretmen olmaktı ve ben o zamanlar bu şartları sağlayamıyordum ve başvuramamıştım. Diğer bir şartta, son beş yıl boyunca sicil notlarının doksan ve üzeri olmasıydı. Başvurunca önce acı gerçeği, sonra da sebebini öğrendiler. Dava açıp, notu düzelttiler ama o sene sınava giremediler. Uzun zamandır da yöneticilik sınavı yapılmıyor.

Uzun zamandır kameralara görünmeyen sayın Bahçeliye şifalar dileyerek, hikayeyi bitiriyorum.

27 Haziran 2023 Salı

ÖĞRETMENLERİN ROL MODEL OLAMAMASI



 Yazıya, öğretmenlik yada eğitimle ilgili bazı ansiklopedik bilgileri vermekle başlayayım. Eğitimin tek işlevi öğretmek değildir. İlk akla gelen odur. Matematik ise matematik, felsefe ise felsefe, dikiş-nakış ise dikiş nakış, yani okulun ders programındaki dersleri öğretmektir. Yani kişiye b,lgi ve beceri vermektir. Öte yandan okullar yardımı ile öğrenci sosyalleşir, yeni insanlarla tanışır. Ufku açılır, yeni düşünme metodları geliştirir. Öğrenciye devletin ideolojisi, millet-bayrak-vatan gibi kavramlar öğretilir. Bunlar eğitimin açık işlevleridir.

Bir de eğitimin gizli işlevleri vardır. Gizli derken, açıkça ifade edilmeyen işlevlerdir bunlar. Bunlardan en çok kullanılanı çocuk bakıcılığıdır. Veliler bilir ki, okullarda bulunan, öğretmen denilen yetişkinler, çocuğa bir şey öğretmeseler bile, gün boyunca kendisine ve başkalarına zarar vermesini mümkün olduğunca önler ve onlar da çocuk olmadan rahat ederler. Eğitimli biri olmak, yada okulunuzu markasının -adının değeri de sizi değerlendirir. Merkezi bir okul yada üniversite de okumak, sizi ülkenin ve dünyanın her yerinden insanlar tanımanızı sağlar. Bu tanıdık edinmenin bir yan işlevi de eş seçim havuzunu genişletmek yani eş bulmayı kolaylaştırmaktır. İnsanlar genelde en yakınındakilerle yada kültürel olarak en benimsediği ile evlenmeye meyillidir. Oysa devletler, halkının evlilikler yolu ile karışmasını ister. Bir kaç sene önce bir haber çıkmıştı. Erasmus sayesinde bir milyon çocuk doğdu diye. Dinci medya Erasmuslar bir milyon piç doğdu diye haber yapmıştı. Gerçekte o çocuklar basbayağı evlilik çocuklarıydı ama Erasmus ile Avrupa Birliğinde bir milyon karma evliliğin bir başarı olmasıydı.

Eğitim gibi öğretmenliğin de farklı işlevleri vardır. Öğretmen sadece ders anlatıcısı değildir. Öğrenciyi terbiye eden, onun nasıl oturup-kalkmasını, konuşmasını öğreten kişidir. Öğretmen bunu sadece öğrenciye ders anlatarak yapmaz, aynı zamanda rol-model olarak yapar. Bu yüzden öğretmen, gün yirmi dört saat, yılda üç yüz altmış beş gün öğretmendir. Alkol-sigara içmemeli, kumar oynamamlı, kötü söz söylememelidir. Zira çocuklar (ve gençler) her dediğinizi yapmazlar ama her yaptığınızı yaparlar.

Öğretmen, aynı zamanda meslek olarak da örnek olmalıdır. Öğretmenin durumuna bakarak öğrenci, yüksek öğrenim görmeye heves etmelidir. Oysa günümüzde öğretmenler işsizlik ve geçim sıkıntısı çekerken bu mümkün müdür? ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/ucuz-ogretmenin-ya-da-iscinin-yahnisi.html ) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/04/ucretli-ogretmenli-sorunumuz.html ) (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/turkiyede-ogretmenligin-meslek-olmamasi.html) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/03/harry-potter-wendesday-ve-ozel-okullar.html)

Sonuçta okula giden öğrencilerin, bir üst okula gitmesi için heveslendirmeye öğretmenler yada üniversitenin öğretim üyeleri yetmemektedir. Öğrenciler onlara bakıp, okula gitmekten vazgeçmektedir. Okullarda buna çare olarak, kariyer günleri adı altında seminerler, konferanslar düzenlemekte bulmaktadırlar. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/04/sucluluk-duygusu-ile-insanlari-yonetmek_30.html ) Ha bire kariyer günleri düzenleyip, Ted Talks düzenliyorlar. 

Bu Ted sohbetlerinin bir kısmını youtube ve alkislarlayasiyorum'da falan izledim. İlham verenler adı altında bolca başarı hikayesi var. Hikayeleri birbirine benziyor. İyi gelirli ve iyi eğitimli bir aileden gelmişler. ailenin sayesinde iyi okullarda okuyup, gerektiğinde özel ders almışlar. Sonra icabında yeni bir üniversite okumuşlar. İş yerinden memnun olmadıklarında, ailelerinin verdiği sermaye ile kendi işlerini kurmuşlar, gene aile çevresi sayesinde işlerini büyütmüşler. Hayatları boyunca hiç zorbalığa uğramamış, zorbalanmamışlar; hiç kimse mütivasyonlarını kırmamış, senden adam olmaz dememiş. Sonra bu kişiler TED yada Kariyet günlerinde gençlere nasıl böyle başarılı olduklarını anlatıyor büyük bir kibirle. Gençlere hedefinizden vazgeçmeyin, ona doğru yönelin falan diyorlar.

Şu son zamanları (2023 Temmuz) haberine bakalım. Furkan Yıldırım ile ilgili habere bir bakalım. En başta kendisini tebrik edeyim. KendisiTürkiye'de özel bir liseyi ve özel bir üniversiteyi bitiriyor, sonra Harvard'a burslu doktora yapmaya gidiyor. Üniversite sınavında Türkiye 37. (otuz yedinci) olup, burslu fizik okuyor, çünkü ideali bilim adamı olmak. İşte burada aile desteğini görüyoruz. Çünkü sınavda Türkiye 37. veya benzeri bir üst derece yapmışsanız, Fizik değil, tıp, hukuk, bilgisayar, elektronik mühendisliği falan okursunuz ki mezun olur olmaz hemen yüksek ücretli bir işe girebilesiniz. Ayrıca Furkan bey mevcut doktora tezini yarıda bırakmış, bu zor konuya yönelmiş. Eğer dargelirli bir aileden geliyorsan, bir an önce doktoranı yapıp, doçent, profesör falan olmaya çalışırsın. Yani bilimde ufuk açılması da ailenin desteği ile ilgili.

Ailede böyle bir destek yoksa (yani rol model olarak destek verme) gerekli rol model, öğretmendir. İlk, ortaokul ve lise seviyesinde öğrencinin, aileden sonraki rol modeli öğretmendir. Ara ara okulara getirdiğiniz meslek sahipleri öğretmenlerin yerini tutamaz. Aristo'nun, İskender'i eğitmesi için, istediği ücreti yüksek bulan Filip, onun yerine okuma-yazma bilen bir köle alırım demiş.Aristo'da Filip'e, o zaman iki tane kölen olur, demiş.

Günümüz öğretmenleri ne yazıkki bu eğitici-entel köleliğe doğru evriliyor, tabi çocuklarımız da.

13 Şubat 2022 Pazar

SPORCU VE SANATÇI YETİŞTİREMEME MESELEMİZ

 


Ülkemiz pek çok meslekten insan yetiştirme problemi olduğu gibi, sporcu ve sanatçı yetiştirmede de başarısız. Bunun üzerine bende kendi naçizane fikirlerimi yazmaya karar verdim. Çünkü bu alanda başarısızlığımız çok bariz. Mesela milli takıma, seksen milyonluk ülkemiz, üç küsur göçmenimizin yaşadığı Almanya'dan daha az uluslar arası sporcu yetiştiriyor. Satranç başta olmak üzere,  pek çok spor dalında, on milyonluk Azerbaycan'dan daha gerideyiz (özellikle Satrançta). Sanatta da benzer sorunlar söz konusu.

Ben de bununla ilgili tespitlerimi yazdım:

1)Herkesin beden-resim-müzik  dersinin 100 olması: Başlığı sporun öğrenilecek bir şey olarak görülmemesi olarak yazacaktım ama bu herkese illa yüz verilmesi de (bu resim ve müzikte de var) aynı anlama geliyor. Spor dersi, ciddi ciddi verilmesi gereken, öğrencinin çalışması gereken bir derstir. Öğrencilerin beden dersinin konularını öğrenmesi gerekir. Bu sadece sporcu yetiştirme meselesi değildir. Daha esnek, atletik ve obezlilkten uzak nesiller içinde gereklidir. Sanat eğitimi eksikliğimiz ise, zevksiz zanaat işleri ve yaşam tarzımıza yansıyor.

2)Sporun ve sanatın ciddiye alınması, eğlence olarak görünmemesi: Semih Saygıner dünya şampiyonu olana kadar bilardo, serseri etkinliği olarak görünürdü. Satranç ise kamuoyu için tavlanın biraz üzeriydi. Doğrusu diğer sporlarda da konumu, yakın zamana kadar benzer durumdaydı. Çok para kazanan futbolcular bile, şanslı serseriler olarak görülürdü. Sporun ciddi ciddi yapılması gereken bir iş olduğu, antrenmanların da ciddi bir mesai olduğunu halkımız kavramalı. Sanatta da provalar, eskizler, ciddi bir mesaidir.

3)Spor ve sanatın sadece yetenek olarak görülmesi: Burada söze büyük fizikçi Einstein'ın meşhur sözünü ekleyeyim. Deha % 1 ilham, %99 çalışmadır. Ne kadar yetenekli olursanız olun, çalışmak, antrenman, prova yapmak şarttır.

4)Spor ve sanatta bir kariyer imkanlarının az olması: Ülkemizde sporda genel anlamda para, sadece en üst ligde ve en büyük spor kurumlarında vardır. Sanatta da genelde devlet kurumlarında veya eğitici-öğretmen olarak bir kariyer umudu var. Şimdilerde öğretmenlikte pek cazip değil. (Bu ayrıca bir yazı konusu) Sporda da en üst liglerde ve  en büyük takımlarda para var. Özellikle futbolda, sporcularla ve antrenörlerle profesyonel sözleşme yapıp, sigorta yapmak istemeyen pek çok spor kulübü, profesyonel lige çıkmamak için eleme grubunda özellikle yeniliyor. 

5) Sadece sonucun ödüllendirilmesi, sürecin ödüllendirilmemesi: Bu alışkanlığımız, Türk sporcularının adlarının sık sık doping ve benzeri skandallarla duyulmasına sebep vermektedir. Sanatçı veya sporcu, hedefe ulaştıktan sonra değil, hedefe ilerlerken desteklenmeli, hedefe giden yolda, belli aşamaları geçince de kısmen ödüllendirilmeli, geçinmek için yaptığı diğer işlerde de desteklenmelidir.

6)Adam kayırma-torpil: Kim ne derse desin, akademilerimizde adam kayırma var ve bu bazen yetenekli gençleri yetenek sınavlarına başvurmaktan bile uzak tutuyor.

7)Sporun ve sanatın diğer derslere engel olarak görülmesi: Özellikle 8 ve 12. sınıflarda öğrenciler bir test çözme makinesine dönüşüyor ve spor-sanat işlerinde kendisini en geliştireceği dönemi yitiriyor. Oysa ilginçtir okullar arası turnuvalarda en iyi sonuçlar alan takımlar da, en yüksek puanlı liselerden çıkmakta. Bu durum son yıllarda gittikçe artmakta. Çünkü özen gösteren aileler, çocuklarının spor ihtiyacı da olduğunu öğrenmiş durumda.

8)Sanatın, eğlence ya da süs, sporun da boş zaman değerlendirme sanılması: Müzik, tiyatro, roman, hikaye ya da benzer bir sanat etkinliğinin bizi bilgilendirmek zorunda olmadığı gibi, eğlendirmek zorunda da değildir. Eğlendirirse ve öğretirse daha iyi olur ama bu gerekli değildir. Gelişmek ve ilerlemek için sanat da ihtiyacımız, o da hayat damarlarımızdan biridir.