öğretmenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmenlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2025 Çarşamba

BİRBİRİNE KARIŞTIRLAN BAZI ŞEYLER HAKKINDA-1 EĞİTİM VE İŞ

 


Toplum olarak pek çok şeyi birbirine karıştırıyoruz. Maddeler halinde yazacağım, yetmezse  Günlük yaşama ait konulardan başlıyorum.

  1)En başından, eğitimin tüm kademeleri ve hayattaki başarılar, birbirinden ayrıdır. İlkokul, orta okul, lise, üniversite başarıları birbirinden farklıdır. Ben, kardeşlerim ve akrabalarım, bunun örneğidir. Benim ve kardeşlerimin üniversiteye kadar eğitimleri, hatta en küçük kardeşimin üniversite eğitimi, hiç de parlak değildi. Sekizinci ve dokuzuncu sınıflarda sınıfta kalmakla kalmayıp, okula ara verdim, iki ayrı işte çalıştım. 11. sınıfı hariç (o zamanlar lise 3 yıllıktı) her yıl bütünleme sınavlarım oldu. Üniversiteyi de ikinci senemde, dersaneye gitmeden ve bir kaç farklı işte çalışarak, arada vakit kalırsa ders çalışarak kazandım. Lisede her yıl teşekkür, takdir belgesi alan pek çok arkadaşım, sınavı kazanamadı. Benden bir buçuk yaş büyük teyzem de, her sene takdir aldığı halde, İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat bölümünü, üç sene uzatarak bitirdi. Benim bitirdiğim Süleyman Demirel Sosyoloji bölümünü, bölümün üçte biri kadarı uzattı ve okulu uzatan pek çok arkadaşım, takdir almak bir yana, kredili sistem sayesinde üç yıllık liseyi, iki buçuk yılda bitirmişti. Kız kardeşlerimden biri 7 ve 8. sınıflarda kaldı, liseyi üç yılda bitirip, üniversite sınavını ertesi yıl kazanarak, öğretmen oldu.

2)Okul sonrası yaşam, tamamen okuldan ayrıdır. Sonrasında iş bulmak, para kazanmak; çalışma-şans ve zeka üçlemesinin birleşimi sorunudur. Herkes şansızlıktan yakınır, oysa  nice şansı kaçırmış yada hiç fark etmemeiştir. Bir İran atasözü, şans, kaplumbağa hızıyla gelir, ceylan hızıyla kaçar, der. Bir şekilde çalışmayan kimse yoktur, mesele ne çalışacağını bilmektir. Çok tembel bile olsak, eninde, sonunda para kazanmak için çalışırız. Okul hayatı başarılı herkes, iş hayatında başarılı olmayabilir yada tam tersidir. Eğitim hayatıyla, iş hayatı birbirinden farklı şeylerdir.

Ben ve kız kardeşim, ikinci yılda üniversite sınavını kazanıp, , dört yılda bitirip, KPSS'den önce öğretmen olduk. Sürekli takdir alıp, üç yıl üniversiteyi uzatan teyzemiz de, çalıştığı banka, BBDDK'ya devredilip, kapatılınca, iki bin yılında, İngilizce hazırlık okumuş her üniversite mezununun İngilizce öğretmeni atanmasından faydalanıp, İngilzce öğretmeni oldu. En küçük kız kardeşimiz, üç sene arka arkaya üniversite sınavını kaybetti, sonra ek kontenjanla Ordu^ya, iki yıllık Meslek Yüksek okuluna gitti. O okulu da dört yılda bitirdi Sonra bir kaçotelde ve bir gümrük müşavirlik firmasında çalıştı, evlendi. Kocasının zoruyla açık öğretimle fakülteye tamamladı ve gümrük müşavirliği sınavını kazandı. Şimdi hepimizden çok maaş alıyor. Hiç birimizin aklına, kız kardeşimizin bu günleri göreceği gelmezdi.

3)Öğretmenlik ile okunulan üniversite arasında da çok alaka yoktur. Pek çok proje okulda, fen lisesinde, her hangi bir liseden mezunlar çalışırken, pek çok sıradan ve hatta vasat altı öğrencilerle dolu okullarda da çıkmış, şu anki okulumda tarih öğretmeni, doktoralı ve hatta Hacettepe Tarih dergisinde makaleleri yayımlanmış. Heniz genç, Haymana'da ve burada çalışmış. İngilizce öğretmeni arkadaşım, ODTÜ psikoloji mezunu, psikolojide master yapmış, bir süre bir şirkette çalışmış. Bir subayla evlenince ve iki bin yılında fırsat ekinde geçince öğretmen olmuş. Diyarbakır'a gittiğinde, Dicle üniversitesinde master yapmış, yani çift masterli. Yirmi beş yıllık öğretmen ama hiç proje liselerde, fen-sosyal bilimler lisesinde çalışmamış. Anadolu öğretmen lisesinde çalışmayı, pansiyonda nöbet tutmamak için kabul etmemiş. Bense fen, sosyal bilimler ve anadolu öğretmen liselerinde çalıştım ve sadece Süleyman Demirel (Isparta) sosyoloji mezunuyum.

Üstelik bu arkadaşlar, evden işe, sıradan bir hayat sürerken, ben buraya sık sık yazı ekliyor, bu yazılara utanmadan felsefe ve sosyoloji diyorum.

Hayatımızın her safhası, ayrı kurallar, ayrı yetenek ve yeterlilikler ister. Bunları birbirinden ayırmalıyız.


5 Ekim 2023 Perşembe

ÇEDES'İN ÖLÜ DOĞUMU

 


Malumunuz ülkemizde en sık değişen şey, eğitim sistemi.O kadar sık sistem değişiyor ki, bence bir sistemsizlik sisteemi. Ellinci doğum günüme yaklaştığım ömrümün 25 öğretmenlik ve öncesinde de 15 öğrencilik yılı yaşadım. İki yıl aynı düzenin yürüdüğünü görmedim. Her sene mutlaka bir şeyler değişti: Sınıf geçme yönetmeliği, liselere giriş sınavı, üniversite giriş sınavı,  disiplin ve ödül yönetmeliği, sınav yönetmeliği, öğretmen özlüğü ile ilgili yönetmelikler,  bütünleme ve sorumluluk sınavları ile ilgili yönetmelikler, ders dağıtımı ve ders saatleri,  öğretmenlikte idareci olma ve görevde yükselme, ve buna benzer şeylerin iki sene hepsinin aynı olması bir yana her sene en az bir kaç tanesi değişir. Müfredat ise ikide bir değişir. Öğretmene de zerre kadar sorulmaz. Yalnız bir kere sorulurmuş gibi yapıldı. İlçe zümre başkanı olarak sayfalarca yazı yazdım. Gelen müfredatın öğretmenlerin isteğiyle alakası yoktu.

İktidarın en başarılı olduğu konu, iktidarma kalma. Bunun için televizyon, radyo ve gazetelerin %90'ını, binlerce trolü, kendi uydu partilerini ve muhalefetten satın aldıklarını kullanıyor. En başarısız olduğu alanlar eğitim ve kültür. Bunu kendileri de itiraf ediorlar. İktidar için eğitim, din eğitimi ama onda da başarısız. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/dinsiz-birakan-din-egitimimiz-dinsizlik.html) Her alt sınıfta dinsizlik artıyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/01/altin-neslin-dinsiz-cocuklari.html) Böyle giderse Alevi-Sünni kavgası yerine Deist-Ateist-Panteist kavgası çıkacak yakında.

Devletin bulduğu formül, daha çok din dersi. Oysa çokca okul değiştiren biri olarak şunu gözlemledim, din dersi arttıkça, dinsiz öğrenci çoğalıyor. Bir de Arapça dersleri meselesi var. Arapları ülkeye uyum sağlaması için uğraşıyorsun ama onlar kendilerini bir sığıntı değil, efendi olarak görüyor. Zira sen Müslüman değil, mevalisin. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/turk-ve-arap-fasizan-ustunluk-duygusu.html) Kaldı ki Araplar arasında da bir çeşit kast olduğunu gözlemledim. Zengin Araplar, fakirleri pek umursamıyor.

Devlet zannediyor ki, doktor dövmekle övünen, kamu görevlilerini ikide bir şikayet eden halk veya Z kuşağı denen yeni nesil, okula gelen imama yada manevi danışmak denen şeyhe saygı duyacak, onun yolundan gidecek.Öğretmen rol model olmuyor, şeyh yada imam model olacak.

 ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/06/ogretmenlerin-rol-model-olamamasi.html)Oysa ülkede imam hatip sayısı artarken, öğrenci sayısı azalıyor. İmam hatiplerin en büyük işlevi,  küçük burjuva ailelerinin, devlet okulundan, özel okula yönelmesini sağlamak. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/06/egitimde-bakolarya-ozel-okul-imam-hatip.html) İmam hatipe baskı ve yönlemdirmeler sonucu çok kayıt olsa da, mezun olan az. Herkes ya açık liseye, ya da özel okula kaçıyor. Şimdi açık liseye geçişi, yönetmeliklerle zorlaştırmaya çalışıyorlar. İsteksiz öğrenciyi okulda tutmaya kalkarsan, daha çok ateist-deismam Hatipli görürsün. Bilinmesi gereken, bu dinsizliğin sosyolojik temelleri olduğudur. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/11/dinsizlik-sosyolojisi.html)

Bu projenin sonu, yeni nesil çocuklar ve ergenlerle başedemeyen din adamları takımının iktidarı daha da zora sokmasıdır. Bu din adamlarının pedogoji eğitimi almadıkları gerçektir. Devlet okullarında, tarikat yurtlarındaki otoriteleri olmayacaktır. Kaldı ki son üç yıldır dinsiz (ateist-deist vesaire) gençlerin hikaleyerini okyup, dinliyorum. Pek çoğunda tarikat yurdu deneyimi var. Yurttan çıktıktan sonra muahfazakar ailelerine rağmen dinden uzaklaşıyorlar. Hatta belki de bu yüzden uzaklaşıyorlar. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/dinsizlik-turleri-8-dinin-somut-siyasi.html)

Diğer yandan o kadar Arapça dersi neyin nesi? İngilzce öğretemediniz, bir de Arapça mı öğretecek milli eğitim? Bunca yıl Alevi ve Kürt düşmanı olarak eğittiğiniz insanları, Arapları yüce görenler olarak mı eğiteceksiniz? (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/09/turk-ve-arap-fasizan-ustunluk-duygusu.html) Yıllarca Alevi ketledenleri ödüllendirip, hayırl olsun dediniz, şimdi Arap ve Afganlar aleyhine bir kaç haber yapanları, 12 Eylül rejimi gibi saçlarını üç numaraya vurarak mı korkutuyorsunuz? O zamanlar Kürtleri yılmadığı gibi, daha da radikalleşip, PKK'lı oldular. Üstelik onlar, akıl almaz işkenceler gördüler. Öyle ki, Aziz Nesin bile, ilk dinlediğinde abartı sanmış, bunu da itiraf etmiştir. Yıllarca 1944 Irkçılık-Turancılık olaylarında yaşadıklarını anlatan Türkçüler, tekrar devlete muhalif olmayı  öğreniyorlar. Bu ırkçılık-Turancılık davasına katılanların hayatlarını tek tek inceleyin. Atsız ve hemen yanındaki bir kaç kişi hariç hepsi, daha sonra Nurculuk başta olmak üzere tarikatlara girdiğini görürsünüz. Atsız'ın 1944 olaylarını anlattığı anıları ve pek çok önemli yazısı ilk defa, Necip Fazıl'ın Büyük Doğu dergisinde yayınlamıştır. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/05/atsizin-canakkale-gezisi-ve-turkculugu.html) (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/06/) Hani Müslümanlar diyor ka, küfür tek millettir, aslında sağcılık tek parçadır. 

Oysa şimdi Çedes'le, sağın bir kanadı Türkçülüğü kesmek istiyorsunuz ve dahası zenginlerin sosyal medyada gösteriş pornosu yaparken; başka ülkelerdeki işçi sınıfının, Türkiye'deki küçük burjuvadan daha rahat yaşamını görüyor, devir seksenli yıllar değil. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/06/12-eylulun-sucluluk-duygusu-egitimi-2.html)

İktidar seçimleri bir şekilde kazansa da, muahlefeti parçalasa da, 12 eylülün suçluluk duygusu eğitimi anlım kitleleri kandırsa da, gençliği memnun edemiyor.

27 Haziran 2023 Salı

ÖĞRETMENLERİN ROL MODEL OLAMAMASI



 Yazıya, öğretmenlik yada eğitimle ilgili bazı ansiklopedik bilgileri vermekle başlayayım. Eğitimin tek işlevi öğretmek değildir. İlk akla gelen odur. Matematik ise matematik, felsefe ise felsefe, dikiş-nakış ise dikiş nakış, yani okulun ders programındaki dersleri öğretmektir. Yani kişiye b,lgi ve beceri vermektir. Öte yandan okullar yardımı ile öğrenci sosyalleşir, yeni insanlarla tanışır. Ufku açılır, yeni düşünme metodları geliştirir. Öğrenciye devletin ideolojisi, millet-bayrak-vatan gibi kavramlar öğretilir. Bunlar eğitimin açık işlevleridir.

Bir de eğitimin gizli işlevleri vardır. Gizli derken, açıkça ifade edilmeyen işlevlerdir bunlar. Bunlardan en çok kullanılanı çocuk bakıcılığıdır. Veliler bilir ki, okullarda bulunan, öğretmen denilen yetişkinler, çocuğa bir şey öğretmeseler bile, gün boyunca kendisine ve başkalarına zarar vermesini mümkün olduğunca önler ve onlar da çocuk olmadan rahat ederler. Eğitimli biri olmak, yada okulunuzu markasının -adının değeri de sizi değerlendirir. Merkezi bir okul yada üniversite de okumak, sizi ülkenin ve dünyanın her yerinden insanlar tanımanızı sağlar. Bu tanıdık edinmenin bir yan işlevi de eş seçim havuzunu genişletmek yani eş bulmayı kolaylaştırmaktır. İnsanlar genelde en yakınındakilerle yada kültürel olarak en benimsediği ile evlenmeye meyillidir. Oysa devletler, halkının evlilikler yolu ile karışmasını ister. Bir kaç sene önce bir haber çıkmıştı. Erasmus sayesinde bir milyon çocuk doğdu diye. Dinci medya Erasmuslar bir milyon piç doğdu diye haber yapmıştı. Gerçekte o çocuklar basbayağı evlilik çocuklarıydı ama Erasmus ile Avrupa Birliğinde bir milyon karma evliliğin bir başarı olmasıydı.

Eğitim gibi öğretmenliğin de farklı işlevleri vardır. Öğretmen sadece ders anlatıcısı değildir. Öğrenciyi terbiye eden, onun nasıl oturup-kalkmasını, konuşmasını öğreten kişidir. Öğretmen bunu sadece öğrenciye ders anlatarak yapmaz, aynı zamanda rol-model olarak yapar. Bu yüzden öğretmen, gün yirmi dört saat, yılda üç yüz altmış beş gün öğretmendir. Alkol-sigara içmemeli, kumar oynamamlı, kötü söz söylememelidir. Zira çocuklar (ve gençler) her dediğinizi yapmazlar ama her yaptığınızı yaparlar.

Öğretmen, aynı zamanda meslek olarak da örnek olmalıdır. Öğretmenin durumuna bakarak öğrenci, yüksek öğrenim görmeye heves etmelidir. Oysa günümüzde öğretmenler işsizlik ve geçim sıkıntısı çekerken bu mümkün müdür? ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/ucuz-ogretmenin-ya-da-iscinin-yahnisi.html ) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/04/ucretli-ogretmenli-sorunumuz.html ) (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/turkiyede-ogretmenligin-meslek-olmamasi.html) ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/03/harry-potter-wendesday-ve-ozel-okullar.html)

Sonuçta okula giden öğrencilerin, bir üst okula gitmesi için heveslendirmeye öğretmenler yada üniversitenin öğretim üyeleri yetmemektedir. Öğrenciler onlara bakıp, okula gitmekten vazgeçmektedir. Okullarda buna çare olarak, kariyer günleri adı altında seminerler, konferanslar düzenlemekte bulmaktadırlar. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/04/sucluluk-duygusu-ile-insanlari-yonetmek_30.html ) Ha bire kariyer günleri düzenleyip, Ted Talks düzenliyorlar. 

Bu Ted sohbetlerinin bir kısmını youtube ve alkislarlayasiyorum'da falan izledim. İlham verenler adı altında bolca başarı hikayesi var. Hikayeleri birbirine benziyor. İyi gelirli ve iyi eğitimli bir aileden gelmişler. ailenin sayesinde iyi okullarda okuyup, gerektiğinde özel ders almışlar. Sonra icabında yeni bir üniversite okumuşlar. İş yerinden memnun olmadıklarında, ailelerinin verdiği sermaye ile kendi işlerini kurmuşlar, gene aile çevresi sayesinde işlerini büyütmüşler. Hayatları boyunca hiç zorbalığa uğramamış, zorbalanmamışlar; hiç kimse mütivasyonlarını kırmamış, senden adam olmaz dememiş. Sonra bu kişiler TED yada Kariyet günlerinde gençlere nasıl böyle başarılı olduklarını anlatıyor büyük bir kibirle. Gençlere hedefinizden vazgeçmeyin, ona doğru yönelin falan diyorlar.

Şu son zamanları (2023 Temmuz) haberine bakalım. Furkan Yıldırım ile ilgili habere bir bakalım. En başta kendisini tebrik edeyim. KendisiTürkiye'de özel bir liseyi ve özel bir üniversiteyi bitiriyor, sonra Harvard'a burslu doktora yapmaya gidiyor. Üniversite sınavında Türkiye 37. (otuz yedinci) olup, burslu fizik okuyor, çünkü ideali bilim adamı olmak. İşte burada aile desteğini görüyoruz. Çünkü sınavda Türkiye 37. veya benzeri bir üst derece yapmışsanız, Fizik değil, tıp, hukuk, bilgisayar, elektronik mühendisliği falan okursunuz ki mezun olur olmaz hemen yüksek ücretli bir işe girebilesiniz. Ayrıca Furkan bey mevcut doktora tezini yarıda bırakmış, bu zor konuya yönelmiş. Eğer dargelirli bir aileden geliyorsan, bir an önce doktoranı yapıp, doçent, profesör falan olmaya çalışırsın. Yani bilimde ufuk açılması da ailenin desteği ile ilgili.

Ailede böyle bir destek yoksa (yani rol model olarak destek verme) gerekli rol model, öğretmendir. İlk, ortaokul ve lise seviyesinde öğrencinin, aileden sonraki rol modeli öğretmendir. Ara ara okulara getirdiğiniz meslek sahipleri öğretmenlerin yerini tutamaz. Aristo'nun, İskender'i eğitmesi için, istediği ücreti yüksek bulan Filip, onun yerine okuma-yazma bilen bir köle alırım demiş.Aristo'da Filip'e, o zaman iki tane kölen olur, demiş.

Günümüz öğretmenleri ne yazıkki bu eğitici-entel köleliğe doğru evriliyor, tabi çocuklarımız da.

11 Aralık 2020 Cuma

TÜRKİYE'DE ÖĞRETMENLİĞİN MESLEK OLMAMASI

 


Her sene ÖSS sonuçlarında, özellikle sayısal derslerdeki felaket durumları konuşulur ama sözel durumlar konuşulmaz, sözel de pek parlak değildir. 

Normalde bir ülkenin bu durumda acil durum ilan etmeli, her işi bırakıp eğitimi düzeltmesi gerekir. Oysa bu durum uzun yıllardır pek kimsenin, hele de öğrenci velilerinin pek umurunda değildir. Bu meslekte yirmi ikinci yıldayım, çocuğuma şunu öğretmemişsiniz diye sızlanan  şikâyet  eden veliye rastlamadım. Çocuk yıllardır İngilizce-Almanca dersi alıyor, gene de en basit yazıları bile anlamıyor sızlanan bir veli yoktur. Yıllarca müzik dersi alıp, her sene de aynı blok flütü çaldığı halde, ninni bile çalamadığı için kimse müzik öğretmenine çemkirmez. Hatta  durun kendim için de söyleyeyim. Oğlan o kadar felsefe dersi aldı, felsefe nedir diye sorduğumda, kafayı  üşütmektir diyor, sen ne biçim felsefe öğretmişsin diye karşıma çıkan bir veli de olmadı.

Oysa velilerle, öğrencilerle çok karşı karşıya kaldım ayıptır söylemesi. Veliler okula ya disiplin suçundan şikayetimi geri almam, ya da not istemek için karşıma geldiler.

Eğitimimiz o  kadar dökülüyor ki, İmam Hatipliler Yasin ya da bazı okunması zor ayetleri okuyabiliyor sa atanabilirler, bir sürü imam hatip var, gene de diyanetçiler sık sık atayabilecekleri imam hatip mezunu bulmakta zorlanırlar. Son yıllarda din dersleri arttırıldı (kuran-siyer vs diye dayıyorlar öğrenciye) ve sonuç, gençlerde dinsizliğin adeta patlama yapması, imam hatiplerde bile deizm salgını vesaire..

Koca Türk milletinin, resim, müzik ve beden eğitimi dersini tamamen çöpe attığını bilmek insanları nasıl  dehşete düşürmüyor? Bu derslerde hiç bir şey yapmayan öğrencilere bile yüz verilmesi, öğrenci ve velilerinin, hatta devletin bu derslerin kazanımından hiç bir şey beklememesi ne dehşet vericidir, neden farkında değiliz?

Daha dehşeti, liselerin bir senesi, merkezi bir sınav yüzünden çöpe gitmesi. Merkezi sınavla öğrenci alan pek çok ülke var ama işi dershanecilik, kursculuk diye testi çözme kısa yolları kurnazlığına indirgememiz ve öğrencilerin bir sene boyunca başka bir iş yapmaması; üzerine de mezuna kalma adına sonraki yıllarını da bu beş seçenekli testi çözmekle geçirmesi korkunç değil mi? Lise son sınıf öğrencileri, ne okul spor takımında, ne tiyatroda temsilinde ne de okuldaki herhangi bir etkinlikte görev alabiliyor, varsa yoksa, test çözsün. Hatta bu sene din, yabancı dil ve bazı sözel dersler, öğrenciler rahat test çözsün diye boş bırakılıyor.

Bundan daha dehşet verici olan ise, bu test çözme maratonu adına öğrencilerin rapor alıp, devamsızlık yapıp, okula hiç gelmemesi, ilginçtir bu durum toplumu hiç rahatsız etmiyor. Bir kere dershanelerin bazı dersleri anlatmayıp, soru türlerini anlattığını öğrenmiş, dehşete kapılmıştım ama bu durum öğrencileri rahatsız etmiyor.

Bu saçma duruma o kadar alışmışız ki, gençlerin zihin ve bedenlerinin en güçlü oldukları bu yılları sadece beş seçenekten hangisini  seçmekle geçirmeleri, bilim-sanat-spor adına hiç bir şey yapmamaları, gençleri bile rahatsız etmiyor. Okulumda sevgililer bile son sene daha rahat test çözebilmek adına birbirinden ayrılıyor.

Diğer bir dehşet verici olan ise ülkemizde meslek yasalarının olmaması, öğretmenliğinse bir şeyler öğretme mesleği olmaması, pek çok öğretmenin öğretmenlik diplomasına sahip olmaması.

1998'de ilk atandığım zaman, ilçedeki neredeyse tüm sınıf öğretmenleri, ziraat mühendisliği mezunuydu. 2017'de milli eğitimin bir seminerindeydim, ben hariç diğer tüm öğretmenler sınıf öğretmeniydi. Bir ara kendi aralarındaki sohbete dahil oldum. Hiç biri eğitim mezunu olmadığı gibi, fen-edebiyat mezunu da değildi. Biri iki yıllık kütüphanecilik, diğerlerinin de çoğu iktisat-işletme veya öyle bölümler mezunuydu.

Üniversite yıllarımızda hocalarımız bize kızdıklarında, 1978-79'da iki yıllık eğitim enstitüsünün hızlandırılmış kursunu bitirenlere atfen, sizler kırk beş günlüklerin ürünüsünüz derdi; ben de bazen bunlar ziraat mühendislerinin ürünleridir diyorum.

İşin komiği, 2013'de ilk okullar beş yıllıktan dört yıllığa düştüğünde açıkta kalan binlerce sınıf öğretmenliği mezununun, okuldaki yan alanlarına, çoğunlukla sınıf ve sosyal bilgilere geçmesiydi (kolay diye seçmişler). Ziraat mühendisini sınıf öğretmeni, sınıf öğretmenlerini beden eğitimi öğretmeni atayan ülkenin kalkınma hayalleri görmesi çok komik arkadaşlar.

Bu alan karmaşası sadece sınıf öğretmenliğinde var sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Teyzem (teyze dediysem benden bir buçuk yaş büyük), altı sene bankacılık yaptıktan sonra, bankası iki bin yılındaki bankalar krizinde kapandıktan sonra, sırf üniversitede İngilizce eğitim almış olduğundan dolayı, İngilizce öğretmeni olarak atandı ve halen de öğretmen. Gene ilk atandığım ilçede, askerden döndükten sonra, okula yeni bir resim öğretmeni gelmişti. Ben daha üç yıllıktım ama o yirmi yılı devirmiş, iki kere de memurluktan istifa edip, geri dönmüştü. Kendisi grafik-tasarım mezunuydu. Dediğine göre Türkiye'de onun gibi yedi kişi varmış ve bir tarihte Bolu'da bir kursta bir araya gelmişler. Kız kardeşim, giyim öğretmeniydi. Hakim olan eşi Edirne'ye atanınca, kadro bulamadı ve teknoloji-tasarım öğretmeni oldu, hatta iki sene kadar işitme engelliler orta okulunda ders verdi. Tekstil sanayinde makineleşme artınca, ücretlerde düşmüş durumda ve artık gençler bu alana gitmek istemediğinden, giyim bölümleri kapandı ve hemen hepsi teknoloji-tasarım (eski iş teknik) öğretmeni oldu.

Çok daha ilginç olanlarına da rastladım. İktisat mezunu bir arkadaş, meslek lisesine muhasebe öğretmeni olmuştu. Sınıf öğretmeni olarak atanıp, özel kararname ile İngilizce öğretmenliği yapan Ziraat mühendisi vardı.

Milli eğitimin üst kademelerinde de, eğitim mezunu olmayan pek çok kişi olduğu gibi, hiç öğretmenlik yapmamış pek çok kişi de vardır. Bakanlık müfettişlerinin pek çoğu,  diğer bakanlıklarda müfettişlik kadrosu bulamadığı için milli eğitime geçmiş kişilerden oluşur. Denetlemelerde bunu söylemezler. Ben, şube müdürlüğü sınavını kazanan bir arkadaşımdan bunu duydum. Kurstaki arkadaşlarının çoğu diğer bakanlıklarda şube müdürlüğü kadrosu olmadığı için geçen kişilermiş.

Benzeri başka bakanlıklarda da var. Sağlık meslekte tanıştığım bir edebiyat öğretmeni,  bir dönem il sağlık müdürlüğünde şube müdürlüğü yapmıştı (Önceden sağlık meslek liselerinin çoğu. Bunu da siyasi partinin desteği ile yapmış, partisi bakanlığı bırakınca, o da öğretmenliğe geri dönmüştü.

Hep milli eğitim bakanlarının öğretmenlik yapmamış kişilerden olduğu söylenir. Milli eğitim bürokrasisi hiç öğretmenlik yapmamış ya da en son ders anlatalı onlarca yıl geçmiş kişilerle dolu. Bir kere yönetici olan, bir daha öğretmenliğe dönmediği gibi, öğretmenin halinden de pek anlamıyor.

Bir dersi anlatacak öğretmenlerin hangi dersleri almış olması gerektiğine dair hiç bir yasa yok. Bir ara norm fazlası kalan yabancı dil öğretmenlerini, Türk dili ve edebiyatı öğretmeni yapıp, yabancı dil öğretmenlerine, Türk dili dersini maaş karşılığı yaptılar. Bu yönetmelik değişti mi, halen duruyor mu, bilmiyorum. Resim öğretmenlerine, sanat tarihi dersi maaş karşılığı oldu.

Bu branş değiştirmeyi ben de yaşadım, hem de biri isteyerek, biri de istemeden iki kere. Felsefe öğretmeni iken,  Anadolu Öğretmen lisesi, öğretmenlik meslek bilgisi branş öğretmeni oldum. Arkadaşlarım her yerde Anadolu Öğretmen lisesi olmadığını, dolayısı ile Ankara (veya başka bir yer)'ya tayinim zorlaşacağını söylediler. Oysa ben tam aksine Ankara il sınırlarına girmek için branş değiştirdim çünkü Anadolu Öğretmen lisesi azsa, bu branşın öğretmeni de azdı. 

Bu branşı yetiştiren öğretim programları ile ilgili Hacettepe üniversitesinin eğitim fakültesinin eğitim programcılığı bölümü kapatılmıştı. Bazı eski öğretmenler emekli olup, açık ortaya çıkınca akıllarına felsefe öğretmenleri geldi. Zaten bu branşın dersleri felsefe öğretmenlerinin branş dersiydi. (Ne alaka diye soracaksanız, ben de bilmiyorum) Branşa geçtim ve önemli bir kısmını daha önce hiç duymadığım konuları, önce internetten biraz kendim öğrenip, sonra anlatmaya başladım. Okulda  Hacettepe'nin bu bölümünden mezun bir branşdaşım vardı ve dediğine göre bazı konuları o da duymamış.

Sonra Anadolu öğretmen liseleri kapanınca, ister istemez ve otomatikman felsefe öğretmenliğine geri döndüm.

Ben de sosyoloji mezunu olarak gerekli 16 kredi psikoloji, 16 kredi felsefe ve 8 kredi mantık dersi almama rağmen felsefe müfredatı değince ilk defa duyduğum felsefe akımlarını anlatmak zorunda kaldım.

Dostlarım, hiç İngilizce öğretmeninin bankacı, sınıf öğretmeninin ziraat mühendisi atandığını ya da makine mühendisinin, inşaat mühendisi olarak çalıştırılabildiğini duydunuz mu? Ülkemizde öğretmenlik yıllardır öğretme işi değil de,  gençleri bir süre avutma-bakma oyalama işi yapan kişiler olarak görülüyor.

Eğitimde başarı isteniyorsa önce öğretmenliği profesyonel ve uzmanlık alanları olan  bir meslek olduğunu kabul ederek, bu zihniyeti değiştirerek başlayalım.