etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2025 Çarşamba

BİRBİRİNE KARIŞTIRLAN BAZI ŞEYLER HAKKINDA-1 EĞİTİM VE İŞ

 


Toplum olarak pek çok şeyi birbirine karıştırıyoruz. Maddeler halinde yazacağım, yetmezse  Günlük yaşama ait konulardan başlıyorum.

  1)En başından, eğitimin tüm kademeleri ve hayattaki başarılar, birbirinden ayrıdır. İlkokul, orta okul, lise, üniversite başarıları birbirinden farklıdır. Ben, kardeşlerim ve akrabalarım, bunun örneğidir. Benim ve kardeşlerimin üniversiteye kadar eğitimleri, hatta en küçük kardeşimin üniversite eğitimi, hiç de parlak değildi. Sekizinci ve dokuzuncu sınıflarda sınıfta kalmakla kalmayıp, okula ara verdim, iki ayrı işte çalıştım. 11. sınıfı hariç (o zamanlar lise 3 yıllıktı) her yıl bütünleme sınavlarım oldu. Üniversiteyi de ikinci senemde, dersaneye gitmeden ve bir kaç farklı işte çalışarak, arada vakit kalırsa ders çalışarak kazandım. Lisede her yıl teşekkür, takdir belgesi alan pek çok arkadaşım, sınavı kazanamadı. Benden bir buçuk yaş büyük teyzem de, her sene takdir aldığı halde, İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat bölümünü, üç sene uzatarak bitirdi. Benim bitirdiğim Süleyman Demirel Sosyoloji bölümünü, bölümün üçte biri kadarı uzattı ve okulu uzatan pek çok arkadaşım, takdir almak bir yana, kredili sistem sayesinde üç yıllık liseyi, iki buçuk yılda bitirmişti. Kız kardeşlerimden biri 7 ve 8. sınıflarda kaldı, liseyi üç yılda bitirip, üniversite sınavını ertesi yıl kazanarak, öğretmen oldu.

2)Okul sonrası yaşam, tamamen okuldan ayrıdır. Sonrasında iş bulmak, para kazanmak; çalışma-şans ve zeka üçlemesinin birleşimi sorunudur. Herkes şansızlıktan yakınır, oysa  nice şansı kaçırmış yada hiç fark etmemeiştir. Bir İran atasözü, şans, kaplumbağa hızıyla gelir, ceylan hızıyla kaçar, der. Bir şekilde çalışmayan kimse yoktur, mesele ne çalışacağını bilmektir. Çok tembel bile olsak, eninde, sonunda para kazanmak için çalışırız. Okul hayatı başarılı herkes, iş hayatında başarılı olmayabilir yada tam tersidir. Eğitim hayatıyla, iş hayatı birbirinden farklı şeylerdir.

Ben ve kız kardeşim, ikinci yılda üniversite sınavını kazanıp, , dört yılda bitirip, KPSS'den önce öğretmen olduk. Sürekli takdir alıp, üç yıl üniversiteyi uzatan teyzemiz de, çalıştığı banka, BBDDK'ya devredilip, kapatılınca, iki bin yılında, İngilizce hazırlık okumuş her üniversite mezununun İngilizce öğretmeni atanmasından faydalanıp, İngilzce öğretmeni oldu. En küçük kız kardeşimiz, üç sene arka arkaya üniversite sınavını kaybetti, sonra ek kontenjanla Ordu^ya, iki yıllık Meslek Yüksek okuluna gitti. O okulu da dört yılda bitirdi Sonra bir kaçotelde ve bir gümrük müşavirlik firmasında çalıştı, evlendi. Kocasının zoruyla açık öğretimle fakülteye tamamladı ve gümrük müşavirliği sınavını kazandı. Şimdi hepimizden çok maaş alıyor. Hiç birimizin aklına, kız kardeşimizin bu günleri göreceği gelmezdi.

3)Öğretmenlik ile okunulan üniversite arasında da çok alaka yoktur. Pek çok proje okulda, fen lisesinde, her hangi bir liseden mezunlar çalışırken, pek çok sıradan ve hatta vasat altı öğrencilerle dolu okullarda da çıkmış, şu anki okulumda tarih öğretmeni, doktoralı ve hatta Hacettepe Tarih dergisinde makaleleri yayımlanmış. Heniz genç, Haymana'da ve burada çalışmış. İngilizce öğretmeni arkadaşım, ODTÜ psikoloji mezunu, psikolojide master yapmış, bir süre bir şirkette çalışmış. Bir subayla evlenince ve iki bin yılında fırsat ekinde geçince öğretmen olmuş. Diyarbakır'a gittiğinde, Dicle üniversitesinde master yapmış, yani çift masterli. Yirmi beş yıllık öğretmen ama hiç proje liselerde, fen-sosyal bilimler lisesinde çalışmamış. Anadolu öğretmen lisesinde çalışmayı, pansiyonda nöbet tutmamak için kabul etmemiş. Bense fen, sosyal bilimler ve anadolu öğretmen liselerinde çalıştım ve sadece Süleyman Demirel (Isparta) sosyoloji mezunuyum.

Üstelik bu arkadaşlar, evden işe, sıradan bir hayat sürerken, ben buraya sık sık yazı ekliyor, bu yazılara utanmadan felsefe ve sosyoloji diyorum.

Hayatımızın her safhası, ayrı kurallar, ayrı yetenek ve yeterlilikler ister. Bunları birbirinden ayırmalıyız.


11 Kasım 2021 Perşembe

VURGUNCULUK ZİHNİYETİ SORUNUMUZ

 


Yirmi yıldan uzun süre önceydi ve öğretmenliğimin ilk yıllarıydı. Çalıştığım ve kendisinden başka her yere uzak, harbiden de dağ başı ilçemizde polis teşkilatı kurulacaktı. Bu ilçe, sokağa çıkma yasaklı nüfus sayımlarında ölüyü-diriye ekleyerek beş bin görünen ama söylenenlere göre bin iki yüz olmayan, tek köyü olan,  şu günlerde de vikipedya'ya göre nüfusu iki binin biraz altında bir ilçedir. İlçedeki evlerin yarıdan fazlası da, yazlık, hatta yılda en fazla yirmi günlüğüne kullanılan gurbetçi evleriydi o zamanlar. İlçeye polis teşkilatını kurmaya yedi (rakamla 7) polis atandı.

Ardından da ilçe halkı,  ev kiralarına fahiş zam yaptı, polisler çok maaş alıyor, biraz da bize versin diye düşünerek. Lakin ilçe halkının bu hevesi, kursağında kaldı. Aynı yıllarda devler, en küçük ilçelerde bile, başta jandarma olmak üzere, askeri için bolca lojman yapmıştı. Bu lojmanlar fazlası ile büyük yapıldığı için,  içlerinde bolca boş daire bulunuyordu. (En azından o zamanlar için, aradan zaman geçti.)Jandarma komutanı da, ilçe lojmanını polislere açarak, açgözlü ilçe halkının avcunun yalamasını sağladı.

Sonra bu durumun hemen her ilçede olduğunu ve bu yeni polis teşkilatı kurulan ilçelerde yaşandığını öğrendim. Hemen hepsinde de bu kira krizi, askeri lojmanların, polislere açılması ile çözülmüştü. (Tabi o zamanlar, aradan yirmi yıldan fazla zaman geçti.) Bir il veya ilçeye, meslek yüksek okulu, fakülte veya herhangi bir kamu kurumu (özellikle askeri birlikler) açıldığında, ev sahipleri anında kiraya zam yapıyordu.

Yıllar geçtikçe halkımızın bu vurgunculuk merakının genel bir alışkanlık olduğunu öğrendim ve pek çok kişi de bunu biliyordu artık. Mesela Yılmaz Erdoğan'ın bir zamanlar ünlü olan şiirinde dediği gibi,  sadece bilmek zorunda kalanların bildiği yol üstü lokantaları ya da konaklama tesislerini ele alalım. Bu tesisler hep çok pahalıdır ve oralardaki yemekleri pek yiyen olmaz, hele kısa mesafeyse. altı-yedi saatlik bir yolculuksa, bir şey yiyip, içmemeye çalışır. Oysa belki de uygun fiyatlı olsalar, daha çok para kazanacaklar.  Hayır, hayır, bu olamaz. Türk esnaf zihniyetine göre sizden alışverişe muhtaç insanları iyice kazıklamanız gerekir, gelenek böyledir.

Öyle ki bir taşra şehir ya da kasabasına gittiğimde, burası turistlik bir yer bile olsa, yerel esnafla alış-veriş yapmama alışkanlığı kazandım ve benim gibi çok insanın da bu alışkanlığı kazandığını fark ettim. Ülkede seyahat eden hemen her insanın,  gittiği taşta şehrinde kazıklanma anısı vardı. Bu yüzden öncelikle, artık her yerde yaygınlaşan zincir marketlerden alış-verişi tercih etmekteydi.

Anladığım kadarı ile Türk halkı, köyüne-kasabasına bir gelen, bir daha gelmesin istiyor ve özellikle esnafı bunun için çalışıyor. Birisinin neden kazıkladıklarını sorduğunuzda, nasıl olsa bir daha gelemeyecek, diyor.

Bu vurgunculuk zihniyeti sadece politikacılarda ya da esnafta yok. Bir ara vurgunculuğa, hortumculuk deniliyordu. Rahmetli, Üstün Dökmen'de, ülkemizde sadece büyük hortumcular yok, küçük pipetçiler de var demişti. Mesela bir ara okul bahçelerinin, spor salonlarının kiralanıp, okullara gelir ediniliyordu. Sonra okul müdürlüklerinden çok fazla yolsuzluk haberleri gelince bu uygulama büyük ölçüde kalktı.

Bu vurgunculuk zihniyeti, her şeyimize  zarar veriyor. Geleceğimize, halkamıza, doğamıza ve her şeye. Definecilik ve inşaatçılıkta bu vurgunculuk zihniyetinin ürünleri. Altın ya da değerli tarihi eser bulayım da, zengin olayım diye tarihi ören yerleri, kaleler ve bir zamanlar gayrimüslimlere ait ne kadar yer varsa, köstebek yuvasına çevrilmiş durumda. Memleketimin çiftçileri tarımla değil, imara açılma ve kat çıkılması ile, tek inşaatla zengin olma derdinde.

Bu vurgunculuk, kısa süreli zengin olma merakı, sadece para anlamında da yok. Ülkemizde erkekler, zorda kalan kadınlardan faydalanmaya da pek hevesli. Bunu da not düşmeli.

Vurgunculuk merakı, dolandırılmaların da sebebi. Meşhur, hatta efsanevi dolandırıcı Sülün Osman'ın, çok bilinen lafı var ya, ben sadece beni dolandırmak isteyenleri dolandırdım, hah, işte o sorun hemen her büyük çaplı dolandırılma vakasında vardır. Mağdurlar, çoğu kez çok para kazanma hedefi ile tüm paralarını kaybederler.

Mesela hastasına para lazım olan birinin altın bileziklerini ucuza almaya çalışırlar ya da benzeri şekilde bir şeyleri ucuza kapmaya çalışır. Ponzi denen organizasyonlara girenlerin çoğunun da hedefi, parasını son anda çekmektir. Bunu da çoğu kez yapamazsınız.

Bu vurgunculuk zihniyeti, tüm toplumumuza, belli ölçülerde sinmiş ve konaklama tesisleri misali pek çok alanda genel kural olmuş. Bunun sonucu sadece tüketiciye güvensizlik değil, yöre halkına da güvensizlik.

İnsanımız sanıyor ki, bir şehirdeki üniversite, lise, askeri birlik veya turistlik tesis, ören yerinin en büyük kazancı, gelen-gidenin harcamalarıdır. Oysa asıl servet, zorunlu ya da bilinçli olarak orayı tercih edenlerin, o bölgeyi sevmesi, o bölgeden mutlu ayrılmasıdır. Sonra oraya geri dönmek istemesi, orayı anılarında, ürettiği sanat eserlerinde anlatması, oraya yatırımlarını yapmasıdır.

Yaşadığım şehir Ankara'nın, komşusu olan iki büyük şehir ile örnek vereyim. Ankara'nın komşusu iller arasında ikisi büyükşehir'dir. Bunlardan Eskişehir'e ait herhangi bir reklama rastlayamazsınız. Gene de Eskişehir'e düzenli turlar yapılır. Şehrin reklamını en iyi, üniversiteyi Eskişehir'de okuyanlar yapar.  Oysa güney komşumuz Konya'nın bilim merkezi ve yapay (yok bir de doğal olsaydı) kelebek bahçesi ve bir çok şeyinin reklamı, Ankara'mızda bol bol görüldüğü halde, Konya'ya o kadar çok günübirlik gezi yoktur. Üstelik Konya, Anadolu Selçuklu başkenti olduğu ve Mevlana'nın şehri olduğu halde daha muhteşem bir tarihi vardır ve üniversitesi de Eskişehir'den eskidir. Lakin Selçuk üniversitesi mezunları Konya ile ilgili iyi şeyler anlatmaz.

Benzer şekilde ülkemiz de bir kere gelen turistlerin, çoğu kez bir daha gelmemesi sorunu yaşıyoruz. İnşşat vurgunu sebebi ile verimsizleşen topraklarımızın acısını yaşıyoruz. Bu vurgunculuk zihniyetinden ülkece sıyrılmamız lazım.