nüfus çökmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nüfus çökmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2026 Perşembe

ALIŞ VERİŞ KURAMI VE AZALACAK DÜNYA NÜFUSU

 


Antropolog Bronislaw Malinowsky, yıllarca yaşadığı ilkeller arasında, homo economicus insan görmediğini yazar. Aslında her insan biraz hesapçıdır, ne kadar ilkel olursa olsun. Gerçek Homo Ekonomicus insan, kapitalizmin ürünüdür ve kapitalizmin gelişmesiyle yavaş yavaş oluşmuştur. Kapitalizmin başlangıcı 12. yüz yılda Floransa'da, bazı zengin tüccar ve bankerlere, soyluluk ünvanı verilmesi olarak kabul edilse de, Kapitalist kişiliğin ortaya çıkışı 15-16. yüz yılları bulur. Bu kişi sürekli bencildir ve faydasını-karını düşünür. Teorisini 18. yüz yılda İngiliz filozof Jeremmy Bentham ortaya koymuştur. Buna göre herkes kendi çıkarını kollarsa, toplanda toplum ve insanlık, asgari bir ahlakta birleşir. Bu fikri daha sonra John Stuart Mill ve pek çok İngiliz-Amerikan filozofu, bir kaç değişiklikle savunmuştur. İnsana ilk anda saçma geliyor, ben de yıllarca bu anlayışı eleştirdim. Yıllar sonra kendimi eleştiridim. Sonuçra Anglosakson kökenli milletler (İngiliz, Amerikan,Kanada, Avusturalya, Yeni Zelanda vs) en azından kend iç ahlakı sağlam milletlerdi. 1918'de Büyük Britanya İmparatorluğu, Dünya karalarının üçte birine hakimdi.Halen de dünyanın altıncı büyük ekonomisi, halen de dünya da havacılık ve denizcilikte uluslar arası antlaşma dili İngilizce. Halen Amerika, bu felsefeyi takip eden millet olarak dünyanın en büyük ekonomisi ve askeri gücü.

20.yüz yılda, bu homo ekonomicuslar'ın davranışını açıklamak için, sosyal psikolojik bir bakış açısı- teori oluşturuldu. Buna göre her insan ilişkisi, bir alış verişti. Bu alış veriş sadece mal ve hizmet alış verişi değildir; duygu alış verişidir. Charles Darwin'in evlilik kararı öncesi böyle bir hesabı meşhurdur. Bu kuram,  homo ekonomiscus insanın davranışlarını açıklasa da, halkın henüz tam kapitalistleşmediği toplumların davranışlarını açıklamaz.Giderek daha fazla insan, homo economicus oluyor ve alış veriş kuramına göre davranıyor. Kafasında sürekli hesap-kitap yapıyor, çıkarını arıyor, ve sürekli daha iyisini arıyor.

Kapitalist ve ekonomik insan için çocuk yapmak, daha 19. yy'da burjuva ailelerinden başlayarak yük olmaya başladı.Nüfus azalması-yaşlanma tehlikesine ilk giren ülke Fransa oldu. Emil Zola, Fransız halkını doğuma teşvik etmek için Döl Bereketi romanını yazdı. Hitler, Kavgam'da, Fransızların bu sorunuyla alay etti. İkinci Dünya Savaşından on beş yıl kadar sonra, batı ve kuzey Avrupa, bu nüfus şokuyla karşılaştı. Sovyetlerin korkutucu tehditlerine rağmen, uzun süreli zorunlu askerlik uygulaması uygulayamadı, çok fazla askerli bir ordu oluşturamadılar. Almanya başta olmak üzere hemen hepsi, sanayileşmemiş ülkelerden işçi göçü aldılar, doğum oranlarını arttırmak için ailelere teşvikler verdiler. Bu sırada dünyanın geri kalanında nüfus, katlanarak artıyor, ülkeler doğum oranlarını azaltmanın, nüfus planlamasının yollarını arıyordu. Çin, yıllarca aileleri tek çocuğa mahkum etti, şimdi teşviklerle arttırmaya çalışıyor.

Seksenlerde güney Avrupa, doğum teşviklerine muhtaç oldu. Doksanlardan itibaren dünyanın geri kalanında doğumlar hızla düşmeye başladı. Şu an, Türkiye dahil, dünya devletlerinin üçte ikisinde doğum oranı, nüfusu korumak için gerekli oranın altında.Halen nüfusu artan ülkeler, çocuk yaparken, evlenirken, kazanç-zarar hesabını yapmayan, iç güdüleriyle yaşayan insanların çok olduğu ülkeler. Dünya nüfusunun katlanarak arttığı 1950-1990 dönemi çok uzak. Artık Dünya nüfusu yılda yüzde bir ya da iki civarında artıyor. Doğu Avrupa'da, toplam nüfusları yüz otuz nilyonu aşkın on iki ülke de (Polonya, Ukrayna,  Belarus, Litvanya, Letonya, Estonya, Çekya, Slovakya, Macaristan, Moldova,Hırvatistan), doğan bebek sayısı, otuz beş milyon kadar insanın yaşadığı Özbekistan'da doğan bebek sayısı ile neredeyse aynı. Doğu Avrupanun homo econiscus insanı, ekonomisi kırılgan bu ülkelerde çocuk yapmak istemiyor. Özbek halkı ise daha homo economismus değil. Modern şehir insanında kafasında hesap yapıp, evlenmek bir yana, flört ya da cinsellikten bile kaçınıyor. Japonya'da böyle erkeklere otçul erkek deniliyormuş.

Dünyayı sömüren kapitalizmin, en yeni krizi. Yakında Mısır, Nijerya, Özbekistan ya da benzer ülkeler de kapitalist modern insanlarla dolup, nüfus sorunu tüm dünyayı etkileyecek.Yapay zekaya rağmen, çalıştıracak insan ve belki de ürettiğini tüketecek insan bulamayacak. Hayat, hesaplarımıza gelmeyecek bir sürü faktörle doludur ve Kürtlerin dediği gibi, korkanın çocuğu olmaz.

31 Ekim 2025 Cuma

ÇOCUK YAPMAYAN KAPİTALİST KİŞİLİK

 


Dünya nüfüsü garip bir azalma sürecinde. Dünyada Birleşmiş Milletlere üye 193 ülkenin üçte biri kadarında nüfus azalıyor, doğumlar, ölümleri  karşılamıyor. Aslında Türkiye'de bu listede, ancak önceki nesilllerin yüksek doğumları, şu an nüfusu artıyor gösteriyor. Dünyanın her yerinde, doğum oranları düşüyor. Gelişmiş ülkeler yada devlet bütçesi geniş ülkeler, doğum teşvikleri ve göçmen alımı gayreti gösteriyor. Teşvikle doğan çocuklar ploreter olmuyor, göçmenlerde kültüre uyum sağlamıyor ve pek çoğuda sınıf atlama derdinde. Proleterlik yada yoksulluk, sadece parasızlık değildir; azı kabulleniş, çaresizliğe boyun eğiştir. Çocukluktan itibaren, yoksulluğa alışmaktır. Doğumundan itibaren yoksulluğa alışmamış kişiler, icabında göç ederek, bu sefil hayattan kurtulma derdindedirler.-

Nasıl ki doğada, doğayı çok tüketen hayvanlar, özellikle de etçiller, bir noktada birbirlerini tüketiyorsa, insanlar da benzeri durumda. En basit örnek arslanlar; belgesellerden de öğrendik ki, yavru bir arslanın yetişkinliğe ulaşma ihtimali, bir ceylan yada antilobun, dörtte biri kadardır. Yavru arslanların en büyük düşmanı, yetişkin arslanlar, çoğunlukla da üvey babalarıdır. Pek çok canlı türünde durum benzeridir. İnsanlar da, zeka kapasiteleri sayesinde doğanın en güçlü canlıları oldular. Günümüzde de tarihteki en yüksek seviyesinde, sekiz küsur milyardır. Üstelik günümüz insanların pek çoğu, bundan bin yıl önce krallarında dahi yaşayamayacağı bir refah içindedir. Şimdilerde insanlık, evlatlarını öldürmek yerinde, doğum kontrol yöntemleriyle, dünyaya gelmesini engellemektedir. Hem hedeflediği refaha ulaşmak, hem de hedeflediği refahı yaşamak için, çocukları engel olarak görmektedir. Bir sürü çocuk doğurur yada babası olursanız, nasıl kariyer planlayacak, iş yapacaksınız? Gezip, görmek için de çocuksuz olmak gerekir. Mesela Türkiye'ye gelen bir turist olduğunuzu varsayalım. Üç ve daha fazla çocuk sahibiyseniz, her şey dahil bir otele tıkılıp, kalırsınız. Yemekler kaliteli değildir ama zehirlenen de görülmemiştir. Çocukları her an oyalayan birileri vardır. Gene de ana-baba olarak otelden fazla uzaklaşamazsınız. O kadar çocukla, koyları, tarihi yerleri gezemez, gezseniz de bir gözünü daima çocukların üzerinde olması gerektiğinden, gezdiğinizden bir şey anlayamazsınız. 

Dünyayı sürekli tüketmek isteyen, refah ve konfor arayan bu kapitalist kişilik, önce en kapitalist burjuva sınıflarında, kuze Avrupa ülkelerinde ortaya çıktı ve nüfusu bir anda yaşlandırdı. Avrupa'yı Türkiye ve diğer geri kalmış ülkelerden göçmen almaya zorladı. Bu kapitalist kişilik, 1960'lı yıllarda Kuzey Avupa'da ortaya çıktı, yetmişlerde Güney Avrupa'ya, seksenlerde Kuzey Amerika'ya, doksanlarda Pasifik kıyısı (Uzak Doğu) Asyasına ve şimdilerde Türkiye, Orta Asya , Latin Amerika ve az da olsa tüm dünyaya yayıldı. Kapitalist kişiliğin yoğun olduğu ve refah ülkesi Güney Kore'de ya da Japonya'da, doğum oranları acınası oranlardayken; insanların henüz Kapitalist Kişiliğe ulaşmadığı yada çok az ulaştığı Sahra Altı Afrika ülkelerinde doğum oranları halen çok yüksek.

Buraya parantez açayım, Kapitalist kişilik nedir diye; bu kişilik, sürekli çok para, ünvan kazanma, mal, mülk, eğitim alma, konfor ve refah peşinde; yetinmeyen ve sürekli çabalayan kişiliktir. Yetinme, ortalama olma, birilerinden geri kalma, bu insan için mutsuzluk sebebidir. 2002'den beri ülkemizin muhafazakar-sağcı-dinci kesimi de Kapitalizmle tanıştı; 17-25 Aralık ve 15 Temmuz'dan sonra onları bir arada tutan tarikat-aşiret bağları da zayıfladı; boşanmalar arttı, evlilikler ertelendi.

Kapitalist kişilik oluşumu, dünyaya ne kadar yayılır, nereden dönülür de tekrar nüfus artar, öngöremiyorum. Olan bir kaç nesil boyunca yaşlılara olur; emekli maaşlarını ödeyecek  ve bakım yapacak genç neslin azalması, bakımsız ve beklenenden önce ölen ve hatta intihar eden bir yaşlılar kuşağının doğmasına sebep olabilir.

23 Eylül 2020 Çarşamba

BALKAN YARIMADASININ SOĞUK SAVAŞ SONRASI ÇÖKÜŞÜ



Aslında bu yazıyı Bulgaristan için yazacaktım ama Sırbistan ve Kosova başbakanlarının Trump'ın karşısındaki hallerini görünce, Balkanlar için yazmaya karar verdim.
Bu fotoğraf işin gerçeği Rusya için de bir hezimettir çünkü Balkan yarım adasında Ruslara sempati duyan iki millet vardır, Bulgarlar ve Sırplar. Bosna savaşına Sırbistan, Rusya ve o zamanlar açıkça Rus yanlısı iktidarı olan Ukrayna'nın desteğini almıştı.
Bu destek sadece Bosna-Hersek'de yüz binlerce Müslümanın öldürülmesi, Bosna'nın kantonlara bölünmesi sonucunu doğurdu. Bu Sırp kantonları Bosna'nın yönetiminde olmadığı gibi Sırbistan'da olmadı, Sırp ekonomisinin bir parçası da olmadı.
Sırbistan ve Kosova başbakanlarının, Tel Aviv'deki başkentlerini Kudüs'e taşıyacaklarını Trump'ın ağzından öğrendiklerinde yaşadıkları şaşkınlık, aslında tüm Balkan yarım adasının halidir.
Çöküşün başlangıcı, Sosyalist rejimin çöktüğünü öngören Bulgaristan hükumetinin şoven duygularla aldığı faşizan bir kararla başladı.


Ülkede Bulgarların ve diğer Hristiyan unsurların doğum oranlarının düşmesi ve Türkler ve diğer  Müslüman  azınlıkları önce zorla asimile etmesi, sonra da Türkiye'ye sınır dışı etmesi ile başladı.
Hikaye uzun, asimilasyon politikası çöktü, üzerine de Türkler gidince tarım sektörü çöktü. Çünkü Bulgaristan her ne kadar sosyalist bir ülke de olsa, hatta sosyalistliği Sovyetlerden de önce ( Lozan konferansında Bulgar delegeleri taksi kullanıyordu çünkü Bulgaristan'ın solcu Köylü partisi lüksü yasaklamıştı) sosyalist de olsa, gayet ırkçı ve ayrımcı bir ülkeydi.
Doğma, büyüme Bulgaristanlı bir Türk'le tanışmıştım internetten. Anlattığına göre Bulgaristan'da piramitsel bir yapı vardı. Piramidin en altında Romanlar vardı ve Romanların önemli bir kısmı Müslümandı ve Bulgarlar bunlara Türk Çingenesi diyordu. En ağır ve pis işleri yapanlar bunlardı. Bir üstte tarım ve köy işlerini yapan Türkler ve en üstte de memurluk, beyaz yaka işler ve şehirlerde yaşayan Bulgarlar vardı.
Türkler gidince  tarım başta olmak üzere ağır ve zor işleri yapacak kimse kalmadı ve tarım sektörü çöktü.
Sovyetler Birliği çökünce ve iki Almanya birleşince, en büyük ticari ortağını kaybeden diğer eski doğu bloku ülkeleri (Polonya, Çekostovakya (Çekya ile Slovakya), Macaristan, Romanya ve Bulgaristan) gibi ekonomik krize girdi. (Batı ile birleşen Doğu Almanya, krizi de batıya yükledi.)
Meşhur Demir Perde 'nin yıkılması ile genç nüfus batıya aktı ve iyice nüfussuz kalan Bulgaristan, Avrupa Birliğine üye olunca,  gençlik Avrupa'nın dört bir yanına dağıldı. Sonra nüfusu iyice azalan Bulgaristan, bir zamanlar ülkeyi terke zorladığı vatandaşlarına, tekrar vatandaşlık hakkı verdi.
Bunu Avrupa Birliği kriterleri gereği mecbur olduğu için yapmadı. Nitekim Yunanistan, vatandaşlıktan çıkan, göç etmiş, Yunan kökenli olmayanlara geri vatandaşlık vermiyor.
(Yunanistan'ı sonra anlatacağım)
Aslına bu anlattıklarım hemen her Balkan devletinde olan bir şeydi. Tüm Balkanlarda Sosyalist rejimler iktidarda da olsa, toplumsal yaşamda gerçek bir faşizan piramit vardı. En altta genelde Romanlar, bir üstte de Türk-Tatar veya diğer Müslüman azınlık olurdu.






Balkan yarım adasında etnik düşmanlık sadece Müslümanlara, Türklere ve Romanlara değildi. Yugostlavya iç savaşında ve Bosna iç savaşında Sırp-Hırvat savaşında da çok insan öldü. Bulgaristan,
 sırf Sırplardan intikam almak için Almanya yanında savaşa girmişti.
Yabancı bir yazarın hikayesini okumuştum. Bir Sırp subay, savaş anısını anlatıyordu. Sırplar kaçarken, yaralıları geride bırakmak zorundadır. Askerler, Bulgarlara esir düşmektense,  ölmeyi tercih ederler. Sırplar, arkadaşlarını mermi ziyan olmasın diye kılıçla öldürürler. Çünkü Bulgarlar Sırplara, Sırplar Bulgarlara çok kötü işkence yaparlar.
Balkanlarda milletler arası bu düşmanlıkların kökeni, Osmanlı egemenliğinden bile öncedir. Osmanlı'nın gerileyip, yıkılması, ardından da Avusturya-Macaristan imparatorluğunun egemenliği,  Balkan savaşları, 1. Dünya savaşı ve Nazi işgalleri bu düşmanlıkları körükledi ama üstü kapalı Sovyet egemenliği, Yugostlavya'da Mareşal Tito, Arnavutlukta Enver Hoca egemenlikleri bunu bastırdı.
Bu Sosyalist dikta dönemlerinde baskı altında nefret de büyüdü. Daha ilginci Yugostlavya'da bu dönemde karma evlilikler zirvedeydi, hatta galiba halen de çok yoğun (hele Bosna'da, ilginç).
Yugostlav iç savaşından sonra bölge ülkelerinin çoğunun (Sırbistan, Bosna, Arnavutluk ve Kosova hariç) Avrupa Birliğine üye olması veya olacak olması da işleri daha da zorlaştırdı, zira Avrupa'nın işçi açlığı, Sosyalizmin getirdiği sağlık, eğitim gibi devlet güvencelerinin yıkılması ile doğum oranları trigonometrik şekilde düşen bölge ülkelerinin bir de göç vererek tükenmelerine yol açtı.
Uzun süre dikta ve polis devletinin ardından Balkan yarım adası mafya yarım adası oldu. Dünyanın on büyük mafyasından 2'i (Sırp ve Arnavut mafyaları) Balkan yarım adasında. Öte yandan tüm yarım ada mafyalarla dolmuş durumda.
Bence en ilginci ise Romanya. Avrupa Birliğine üye olmasından üç yıl kadar sonra tüm Avrupa birliği projelerinden (Erasmus vs) çıkarıldı, halen de alınmıyor. Ülke o kadar ki yolsuzluğa batmış. Muhtemelen birliğin üye yaptığına en çok pişman olduğu ülkesi. Sıradan bir Avrupalı için Rumen ya da Romanya denilince akla ilk ve son gelen yankesici ya da cepçi denen sokak hırsızları.
Tüm Balkan yarımadası boyunca doğum oranları mevcut nüfusu besleyecek durumda olan ülkeler Bosna-Hersek ve Arnavutluk.
Yunanistan hariç hiç biri göç almıyor. Yunanistan, Gürcistan ve Kafkasya'dan iki milyon kadar Yunanca bilmeyen Ortodoks Hristiyan'ı Batı Trakya'ya yerleştirip, nüfusunu 10 milyon yaptı ama son bitmek bilmeyen ekonomik krizinde beş yüz binden fazla genci de yurt dışına göç etti. Ülkenin ana ekonomik damarlarından gemi taşımacılığı da, Alman ve diğer büyük Avrupa ekonomileri karşısında çökmüş durumda. Kuzey Kıbrıs ve Malta bir zamanlar kolay bayrak (Vergi Avantajı) ülkesiydi ama birliğe katılınca bu özelliklerini kaybetti.
Balkanlar ve Doğu Avrupa (Ukrayna, Baltık Ülkeleri vs), Karaip adaları ile beraber Dünyanın hızla nüfus kaybeden iki bölgesinden biri.
 Balkanlarda (Yunanistan hariç) göl ve deniz kıyısındaki turistlik tesisler ve devlet kurumları haricinde işleyen ekonomi yok ve onlar da mafyanın elinde. Çöküş de dibi bulmadı, daha da sürüyor.