kapitalist kişilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kapitalist kişilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2026 Cuma

KAPİTALİZM'İN MAFYA SORUNU

 


Artık sadece ülkemizde değil, dünyamızda da gündem hızlı değişiyor. İran-Amerika savaşı ile Epstein davası arasında Meksika'da öldürülen uyuşturucu karteli lideri sonrasında, koca ülkenin ateş topuna dönüşmesi dünyanın gündemindeydi. Amerikan seçkinlerinin rezaletini gizleme çabası, dünyaya daha ne kadar zarar verecek acaba? Bu soruyu bir kenara bırakıp, mafyanın kapitalizmin bir parçası olmasını yorumlamaya çalışalım. Aslında devlet, kuruluşundan itibaren suçla iç içeydi. Şairler, hükümdarın yol vermediği eşkıya, iş tutamaz, dedi. Osmanlı, Celali asilerinimn pek çoğunu vali, sadrazam yaptı. Rönesanlar beraber, deniz ticareti önemini artırınca, korsanlar, paşa yapıldı, donanmanın başına getirildi; Barbaros Hayrettin, Turgut Reis, bunlar hep korsandı. Rönesans boyunca denizcilik, korsanlıkla beraber ilerledi. Osmanlı sonraki dönemlerde de benzer politikaları, perde arkasından uyguladı. Ege'nin efeleri örneğin; görünüşte Osmanlı devleti, bunlarla mücadele ediyor ve bunun için de pek çok asker kaybediyordu. Gerçekte Efeler, kapütülasyonlarla kurulan rejilerden, özellikle tütün rejisinden tütün çalıyor, piyasaya el altından tütün, pamuk, incir gibi ürünler vererek, kıtlığı engelliyordu. Cumhuriyetten sonra Efeler sadece dağdan indirilmedi; Şevket Süreyya Aydemir'in yazdıklarına göre Afyon hapishanesinde, tekrar dağa çıkmayacak şekilde eğitildi. Kapütülasyonlar bittikten sonra Efel,k artık dansşarda, türkülerede ve efsanelerde kalmalıydı.

Modern çağda ise sanayi ve şehirleşme kültürü, çok daha örgütlü ve büyük suç örgütleri kurulmasını sağlandı. Sokak çetelerinin, ciddi organizasyonlar olması, ikinci dünya savaşı ve Amerikan hükumetinin, Sicilya suç örgütü Cosa Nostra'ya desteği ile başladı.  Baba serisi ve benzeri filmlerle, tüm dünya mafyaları, Cosa Nostra'ya benzedi, örgütlenme, infaz, giyim vesaire açısında. Cosa Nostra, diğer mafyatik örgütler için rol model oldu. Dünyadaki tüm mafyalar, az ya da çok, Cosa Nostra'ya, ya da Holivud'un anlattığı Cosa Nostra'ya benzer. Amerikan devleti de, mafyadan zaman zaman faydalanmış, öyle bir belgesel izledim geçenlerde Yıutube'da; yetmişten fazla kişinin katili bir mafya babası, aynı zamanda FBI'a muhbirlik yapıyor. FBI, üç tane ırkçılık aleyhtarı aktivistin cesedini bulamıyor. Bu mafya babası devreye giriyor;  adamları ile Mineapolis'e geliyor, Ku Kulux Klan üyeletini, tabanca kabazaları ile döve döve konuşturup, cesetlerin yerlerini öğreniyor. Mafyanın Amerikan devletine en büyük yardımıysa,  sendika kavramının içini boşaltmakla yapıyor. Amerikalıların aklına sendika denilince çoğu kez İtalyan mafyasının kurduğu bazı organizasyonlar geliyor. Böylece Amerika'da sendikalar, siyasette çok etkin olamıyor.

A.B.D, müttefiki ve uydusu devletlerde, antikomünist-faşist örgütleri, mafyatik suçlarına göz yumarak zenginleştirdi.Sadece Türkiye'de değil, tüm NATO ve müttefiki ülkelerde, Faşizm ve mafya kolkola oldu. Pablo Escobar, Felix Galordo gibi meşhur mafya babalarının kökeninde anti sol örgütlenmeler vardır. Mafya, Türkiye dahil hemen her ülkede net sol düşmanı olsa da, mafya solsun, sol da mafyasız kalmadı. Devrim yapacağını söyleyen pek çok Marksizt-Leninist örgüt, mafyalaştı.FARC ve FNL gibi örgütler, Kolombiya'nın beşte biri ve daha fazlasını kontrol ettiği halde, devrim yapamadı. Parti Cephe'nin, Özdemir Sabancı suikastının hedefi, TÜSİAD'dan haraç almaktı. Önce Hayata Dönüş operasyonlarıyla, hapishanelerde koğuş sistemine kanlı bir şekilde son verilip, örgütün mahkum bireyleri üzerindeki kontrlolü azaltıldı. Ardından da örgüte yönenlik operasyonlar artı. Örgüt, 1990'lı yıllarda İngiltere'nin başkenti Londra'daki hemen her Türk vatandaşından haraç alıyordu. (Şimdi de halen öyle mi bilmiyorum.) Parti cephe ve diğer Leninist örgütler, asıl darbeyi Gezi olayları sırsında aldı. Bazı grupların provakasyonunun ve polisle işbirliğinin görüntüleri sosyal medyada yayılınca, önce o gruplar, sonra da genel anlamda Marksist-Leninist örgütler, halkın ve gençliğin gözünde itibar kaybetti. CHP'nin Geziye desteği ve Atatürkçülüğün yeniden popüler olması, Leninistleri de Atatürkçülüğe yakınlaştırdı. Parti Cephe ise arada savcı Selim Kiraz cinayeti gibi gözebatan eylemler yapsa da, bir kaç yıl içinde çok küçüldü. Örgütün müzik grubu, Grup Yorum, bir zamanlar koca stadyumları doldururdu. Şimdilerde Youtube videolarını bir haftada iki bin kişi zor izliyor. Benzer bir mafyalaşma da PQQ örgütü ile de söylenebilir. Örgüt çoğunlukla illegal işlerden, kocaman bir ekonomiyi yönetiyor. Sınırdaki insan, silah, uyuşturucu, çay, şeker gibi şeylerin kaçakçılığından; yüksek kaçak eletirik kullanma oranları vesaire, hep örgütün varlığına bağlı.  Kapitalizm mafyayı, en fazla toplumları ve muhalefeti çürütmek için kullanıyor. Diğer yandan mafya, Amerika başta olmak üzere emperyalistlerin, yönetemedikleri ülkeleri, yönetilemez hale getirmesine de yarıyor. Bunu en net, Latin Amerika'da, en son Meksika'da gördük. Bence İtalya daha ilginç. 58 milyonluk ve Türkiye'nin %40'ı kadar yüz ölçüme sahip bu ülke, dünyanın sekizinci büyük ekonomisi ama mafya olgusu yüzünden psikolojikmen ikiye bölünmüş durumda. Güneyde dört büyük mafya var, en bilineni Sicilya mafyası Cosa Nostra, en çok para kazananı Calabriya mafyası Ndrangetha (n haarfi sadece d harfinin Calabriya aksanına göre söylemek için var), Puglia bölgesinde Sacra Corona Unita ve Napoli şehrinde Comorra. Şu günlerde vakit buldukça, internetten 

Comora mafyasını anlatan Gomorah dizisini izliyorum. Üçüncü sezonun ortalarındayım. Her bölümde illa birileri öldürülüyor; kimsenin ölmediği bir bölüm vardı, onda da banka soydular. Comorra ya da sistem denen şeyin zerre ahlakı yok; küçücük bir kıza, babasından dolayı suikastte düzenliyor, hakkını alan bir babayı, tekerlekli sandalyedeki oğunun gözü önünde de vuruyor. İnsanların bedenini kasap tezgahında satırla parçalayıp, videoya çekip, sevdiklerine gönderiyorlar. Secondvilla denen semtte, gündüz gözüyle uyuşturucu satıyorlar. İç savaş yaşayan Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta bile bu işler gece yapılıyordu. Comorra, 2004-2006 arasında bir iç savaş yaşamış. Şehir halkı, bunun travmasını halen yaşadığı için bu olanlara Vietnam (Vietnam sendromu anlamında) diyor. Comora, 1979'dan beri tüm Avrupa'da en çok insan öldüren örgüt ve diğer İtalyan mafya gruplarından daha çok üyesi var. Şehir, bu olanlara rağmen, İtalya'nın üçüncü en büyük (Roma ve Milano'dan sonra) şehri, İtalya'nın en büyük, Avrupa'nın onuncu en işlek limanı. En kötü üçüncü dünya ülkesi kadar çok yankesicilik, gasp, uyuştucusu satışı olan şehir; buna rağmen ciddi bir turizm şehri. Ha bire şehirde dikkatli olun diyorlar, şehre gitmeyin demiyorlar. (Hakkari dağında çatışma çıksa, İstanbul'a gitmeyin demeyi biliyorlar)

Zamanında Avrupa'nın en büyük Marksist örgütü, İtalyan Kızıl Tugayları, Aldo Moro'nun kaçırılıp, katledilmesinden sonra bir kaç yıl içinde bitiren İtalya; Cosa Nostra güçlenir diye Sicilya ile  İtalya'yı ayıran Messine boğazına köprü ya da tünel yapamıyor. FARC ve FNL'yüz düze indiren Amerikan, konu para olunca, Kolombiya ve Meksika mafyaları ile baş edemiyor.

Ya da baş etmek istemiyor.

31 Ekim 2025 Cuma

ÇOCUK YAPMAYAN KAPİTALİST KİŞİLİK

 


Dünya nüfüsü garip bir azalma sürecinde. Dünyada Birleşmiş Milletlere üye 193 ülkenin üçte biri kadarında nüfus azalıyor, doğumlar, ölümleri  karşılamıyor. Aslında Türkiye'de bu listede, ancak önceki nesilllerin yüksek doğumları, şu an nüfusu artıyor gösteriyor. Dünyanın her yerinde, doğum oranları düşüyor. Gelişmiş ülkeler yada devlet bütçesi geniş ülkeler, doğum teşvikleri ve göçmen alımı gayreti gösteriyor. Teşvikle doğan çocuklar ploreter olmuyor, göçmenlerde kültüre uyum sağlamıyor ve pek çoğuda sınıf atlama derdinde. Proleterlik yada yoksulluk, sadece parasızlık değildir; azı kabulleniş, çaresizliğe boyun eğiştir. Çocukluktan itibaren, yoksulluğa alışmaktır. Doğumundan itibaren yoksulluğa alışmamış kişiler, icabında göç ederek, bu sefil hayattan kurtulma derdindedirler.-

Nasıl ki doğada, doğayı çok tüketen hayvanlar, özellikle de etçiller, bir noktada birbirlerini tüketiyorsa, insanlar da benzeri durumda. En basit örnek arslanlar; belgesellerden de öğrendik ki, yavru bir arslanın yetişkinliğe ulaşma ihtimali, bir ceylan yada antilobun, dörtte biri kadardır. Yavru arslanların en büyük düşmanı, yetişkin arslanlar, çoğunlukla da üvey babalarıdır. Pek çok canlı türünde durum benzeridir. İnsanlar da, zeka kapasiteleri sayesinde doğanın en güçlü canlıları oldular. Günümüzde de tarihteki en yüksek seviyesinde, sekiz küsur milyardır. Üstelik günümüz insanların pek çoğu, bundan bin yıl önce krallarında dahi yaşayamayacağı bir refah içindedir. Şimdilerde insanlık, evlatlarını öldürmek yerinde, doğum kontrol yöntemleriyle, dünyaya gelmesini engellemektedir. Hem hedeflediği refaha ulaşmak, hem de hedeflediği refahı yaşamak için, çocukları engel olarak görmektedir. Bir sürü çocuk doğurur yada babası olursanız, nasıl kariyer planlayacak, iş yapacaksınız? Gezip, görmek için de çocuksuz olmak gerekir. Mesela Türkiye'ye gelen bir turist olduğunuzu varsayalım. Üç ve daha fazla çocuk sahibiyseniz, her şey dahil bir otele tıkılıp, kalırsınız. Yemekler kaliteli değildir ama zehirlenen de görülmemiştir. Çocukları her an oyalayan birileri vardır. Gene de ana-baba olarak otelden fazla uzaklaşamazsınız. O kadar çocukla, koyları, tarihi yerleri gezemez, gezseniz de bir gözünü daima çocukların üzerinde olması gerektiğinden, gezdiğinizden bir şey anlayamazsınız. 

Dünyayı sürekli tüketmek isteyen, refah ve konfor arayan bu kapitalist kişilik, önce en kapitalist burjuva sınıflarında, kuze Avrupa ülkelerinde ortaya çıktı ve nüfusu bir anda yaşlandırdı. Avrupa'yı Türkiye ve diğer geri kalmış ülkelerden göçmen almaya zorladı. Bu kapitalist kişilik, 1960'lı yıllarda Kuzey Avupa'da ortaya çıktı, yetmişlerde Güney Avrupa'ya, seksenlerde Kuzey Amerika'ya, doksanlarda Pasifik kıyısı (Uzak Doğu) Asyasına ve şimdilerde Türkiye, Orta Asya , Latin Amerika ve az da olsa tüm dünyaya yayıldı. Kapitalist kişiliğin yoğun olduğu ve refah ülkesi Güney Kore'de ya da Japonya'da, doğum oranları acınası oranlardayken; insanların henüz Kapitalist Kişiliğe ulaşmadığı yada çok az ulaştığı Sahra Altı Afrika ülkelerinde doğum oranları halen çok yüksek.

Buraya parantez açayım, Kapitalist kişilik nedir diye; bu kişilik, sürekli çok para, ünvan kazanma, mal, mülk, eğitim alma, konfor ve refah peşinde; yetinmeyen ve sürekli çabalayan kişiliktir. Yetinme, ortalama olma, birilerinden geri kalma, bu insan için mutsuzluk sebebidir. 2002'den beri ülkemizin muhafazakar-sağcı-dinci kesimi de Kapitalizmle tanıştı; 17-25 Aralık ve 15 Temmuz'dan sonra onları bir arada tutan tarikat-aşiret bağları da zayıfladı; boşanmalar arttı, evlilikler ertelendi.

Kapitalist kişilik oluşumu, dünyaya ne kadar yayılır, nereden dönülür de tekrar nüfus artar, öngöremiyorum. Olan bir kaç nesil boyunca yaşlılara olur; emekli maaşlarını ödeyecek  ve bakım yapacak genç neslin azalması, bakımsız ve beklenenden önce ölen ve hatta intihar eden bir yaşlılar kuşağının doğmasına sebep olabilir.