kumpas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kumpas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2025 Pazartesi

MUHALEFETİN MEDYASIZLIĞI VE GÜÇSÜZLÜĞÜ



Şu anki iktidar partimiz ve reisi, 2010'a kadar , tam olarak da 12 Eylül 2010 Yetmez Ama referandumuna kadar gayet demokratikti. O kadar demokratikti ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna siyaset karışmasının amacının demokrasi olduğu, toplumun öneml, bir kesimine benimsetilmişti. Bu süreçte iktidarın hedefinde iki şey vardı, Cem Uzan ve medya. Uzan ailesi ve Rumeli Holding'in önemli bir medya gücü de vardı. Uzan Holdingin batan bankaları sebebi ile TMSF aracılığıyla parça paça canlı yayınlarda  satıldı. Uzanlara saldırı, tüm servetlerine çökülünce de bitmedi. Yıllarca gazeteler, internet siteleri, o meşhur, Cem Uzan'a Hapis Şoku manşetlerini attı. Diğer hedefte medyaydı. O dönemde medya çoğunlukla Aydın Doğan holdingin elindeydi. (Kurtlar Vadisi'nde Davut Tataroğlu olarak karikatürleştirilmiştir. Aydın Doğan, Kırım Tatarı kökenlidir.) Aydın Doğan, gazete, dergi, radyo ve televizyon  kanallarındaki muhalif kişileri önce yavaş yavaş, 2006'dan sonra da hızla muhalif gazetecilerden temizlendi. Bu temizlikte çok sessizce olmadı. Büyük ölçüde gazetecilerin aşağılanması ve tüm kamuoyuna rezil ederek yapıldı. Meşhur, Ergenekon kumpasının bir ayağı da gazetecilere yönelikti.

2002'den itibaren medya o kadar çok CHP aleyhtarı olmuştu ki 2005'de Halktv kuruldu. Gezi olaylarına kadar da güdük kaldı. İktidar partisinin yetmez amaya kadar halkı özgür bırakmak zorunda kalınan yıllarda,  sosyal medya gelişti. Teknolojinin aşırı hızlı geliştiği çağda yaşıyoruz. Seksenlere Türk toplumu için internet, bilim kurguydu. İki binlerde facebook önce zorunlu, sonra demode oldu. Kamuoyu  da şimdilerde x.com olan Twitter'a kaydı. Klasik medyayı ele geçiren iktidar, Gezi'ye kadar bunu kaçırdı. Gezi'den sonra, halen çok etkili olan klasik medyanın yardımıyla hızla yeni medyaya alıştı. Bot hesaplar ve trol ordusu devreye girdi. Sonra iktidar, zaten 1989 SHP yerel seçim zaferinden beri klasik meedyada artış içerisindeydi. Bir kısmı Marksist-Lenininst ve diğer sol fraksiyonlardan olup, SHP-CHP'yi az solcu bulan, CHP, Sosyalist enternasyonelden çıksın diyenlerdi. Yetmez amacı, CHP=MHP diyen liboşlar vardı. Gezi'den sonra CHP'yi az Atatürkçü bulan ırkçı-faşist ve Avrasyacı tipler çıktı.

Söylemezsen olmaz, son günlerde çıkan Nefes adlı gazetenin de amacı bu gibi. Kağıt gazeteler giderek ölmekteyken, bir kaç ünlü köşe yazarı ile gazete çıkarmanın amacı, bir seçmen bastırma (adam kazandı) oyunu oynamaktır. Yeni Yüzyıl (Binyıl) gazetemsinin son günlerde maskesi düştüğü gibi maskesi düşecektir.

Son günlerde CHP'nin kırmızı kart kampanyası ile alay edenler var. Oysa 1989'da SHP; süpürge ve limon gibi sıkılacak mısınız kampanyaları ile başarılı olmuştu. O zaman basın bu kadar da yandaşlaşmamış, muhalefete muhalefetlikte bu kadar yaygınlaşmamıştı.

5 Kasım 2024 Salı

TARİHTEN BAZI PARALEL GRUPLAR VE PARALEL DEVLETLERİN PROBLEMLERİ ÜZERİNE BİR DENEME

 


Ben taihçi değiim, sadece tarih meraklısıyım. En baba tarih profesörü de tüm tarihi bilemez. Bildiğim şey, insanın üzerindeki en büyük güç olan devleti yönetmek, konrtol etmek yada yönetimini yönlendirmek her zaman birileri gizli yada açık örgütlenmiştir. Gizli olanlara derin devlet diyoruz. Zannettiğimizin aksine tek ve her şeye karar veren bir derin devlet yoktur. Bir sürü derin devlet örgütlenmesinin kavgası vardır. Gene tarih boyunca devletler, bazı işlerini yapmak için paralel kurumlar kurmuşlar yada kurulmuş sivil toplum örgütlerini paralellerine almışlardır. Meşhur darbeci paralel örgütümüz, çok orijinal değildir, İslam tarhinde bile örnekleri vardır. Hayır,  Hasan Sabbah değil. Onun gizli örgütü çok kan döktü, sutanları korkuttuysa da, iktidara gelemedi yada taht-tac deviremedi. Suikastları, komploları efsane olduysa da, nihai amaca ulaşamadı. En nihayetinde Moğollar, o ulaşılmaz Alamut dağlarını ve kalelerini barut ile patlatarak yıktı. Daha topum-tüfeğin icadına çok vardı ama barut ilk büyük zaferini lağımcılıkla kazandı. İslam dünyasında başarıya ulaşan ilk paralel yapı, Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin muhalif olduğu Abbasilerdi. Ebu Muslim ayaklanması, aslında devletin tüm damarlarına sızmış bir örgütün otuz yıldan fazla süren bir hazırlığının sonucudur. Daha eskiden, İran tarihine bakmalı. Part yada Arşaklı hanedanlığının yerini Sasanilerin alması da böylesi bir örgütlü çaba ile olmuştur. Devletin ilk şahı 1.Ardeşir'dir, oysa devlet, Ardeşir'in dedesi Sasan'dan (yada telaffuza göre Zozan) alır. Sasanileri iktidara getiren gizli örgüt yada tarikatı o kurmuştur. Arşaklı yada Part imparatorluğu İran'ı, İskender sonrası Yunan işgalcilerden yüz yıldan fazla bir çaba ile temizlemişti. Ahameniş, Pers kralı Kiros (Khurvash)'un torunuydu ve tahtı amca ayda dayısıyla savaşarak almıştır. Bunun da arkasında uzun süreli bir örgütlenme yani paralel yapı vardır.

Her devrim yada taht değişimi, uzun bir hazırlı, planlama ve örgütlenmeden  sonra olur. Osmanlı, Alevi isyanları, taht değişimi için isyan girişimi olarak görmüş, uzlaşmaya yanaşmadan ezmiştir. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u (Daha doğrusu Konstantiniye'yi) aldıktan sonra Balkan despotluklarını ve Anadolu beyiklerini yok edip, beyliklerinin, özellikle Karamanoğlulları'nın ana kitlesini Balkanlara yerleştirdi. Osmanlı'da paralel yapılar daha çok şehzadelerin etrafında oluşurdu. Aslında sancağa çıkmanın ilk nedeni, bu muhtemel hizipleşmeyi engellemek yada başkenten uzaklaştırmaktı. 11 yaşındaki şehzadenin Manisa'ya cidden vali olduğunu mu düşünüyorsunuz? (Yada bu ayrıntıyı bilmiyordunuz muhtemelen) Sevilen evlatlar Manisa, Bolu, Kütahya, Konya gibi yakın yerlere sancağa çıkarken, sevilmeyenler Trabzon, Amasya, Kefe (Kırım) gibi uzak illere sancağa çıkıyordu. Tüm bu önlemler, Yavuz Sultan Selim'in, Trabzon valisi iken babasını devirmesine engel olamadı. Yavuz, babasını tahttan indiren ilk ve son padişah oldu. Babası 2. Bayezid'te tahttan indirilen ilk Osmanlı padişahı oldu ama son olmadı. Otuz altı Osmanlı padişahından on iki tanesi, tahhtan indirilmiştir. Hatta Vahdettin'i de sayarsanız on üç olur ama onunla beraber. Yavuz'un babası 2. Bayezit'in sekizinci Osmanlı padişahıydı ve ondan sonra gelenlerin yarısına yakını yahttan indirildi. Doğu Roma imparatorluğu 1147 yıllık tarihinde on iki ayrı hanedanlık gördü. Osmanlı'da 623 yıllık tarihinde tek hanedan yönetmiştir görünürde. Ancak aslında paralel oluşumlar, sık sık padişah değiştirmişler, Yeniçeri Ocağını yöneten Bektaşi tarikatı, Vakayı Hayriye ile ocakla beraber  büyük ölçüde halledildi ve bir daha eski gücünü bulamadı. (Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa adlı kitabında, Enver Paşa'nın eşi ve padişah Abdülmecit'in torunu Naciye Sultan'la evliliği aracılığı ile yeni bir saltanat sülalesi kurmaya çalıştığını yazar. Türkistan'daki son macerasına giderken de etrafına , Ali Enver'in (oğlu) tahtını yapıyorum, demiş.)

Bektaşilik aslında devletin kontroünde bir paralel örgüttü ve özellikle Balkanlardan toplanan erkek çocuklarının devşirilmesi için devletle paralel çalışıyordu. Pek çok paralel örgüt iktidarı ele geçirmek için çalışırken, pek çoğu da iktidara çalışıyordu. Osmanlı'da tarikatlar, devletle çalışan, bazen de devlet içinde hizipler için çalışan paralel örgütlerdi. Nakşibendiler,  doğu bölgesinde Çaldıran'dan sonra İran'a kaçan Kızılbaş Türkmenler yerine yerleştirilen Sünni Kürtleri devete bağlamak için kullanıldı.  Nakşibendilerin  de devletin öfkesinden kurtulamadığı zamanlar oldu. Balıkesirli Kadızade ailesi, uzun yıllar kadılık ve şeyhülislamlık gibi makamları ellerinde tuttu. Özellikle Kanuni zamanında çok etkiliydiler. Etkili oldukları dönemde Mevlevilere kan kusturdular. O kadar ki Mevleviler, İstanbul'da bu Kadızade Şeyhülislamlardan  Vani beyin yaptırdığı ve halen ayakta olan bu camiye Vani Cani derler. Mevleviler de asla masum bir topluluk olmadılar. Mevlevilik, Moğolların paralel örgütü olarak kuruldu. Mevlana'nın babası Bahaeddin Velet; Afganistan, Belh'den, Konya'ya kadar Moğolların propagandasını yaparak gelmiştir. Mevleviler'de Moğolların paralele örgütü olmuşlar, hatta Bacu Noyan, Konya'yı yakıp-yıktığında Mevlana bunu Allah'ın verdiği bir ceza olarak yorumlamıştır.

https://onbinkitap.blogspot.com/2017/12/mesnevidenhatirlananlar-mevlana.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2021/08/ariflerin-menkibeleri-ve-mevleviligin.html

Orta çağda paralel devletler genelde dinsel yapıdaydı ve sadece doğu dünyasına ait değildi. Tapınak Şövalyeleri, Papalığın, Haçlı seferleri sırasında kurduğu üç tarikattan biriydi.Tapınak Şövalyeleri, Fransız, Sen Jean Şövalyeleri İtalyan, Töton Şövalyeleri'de Alman'dı.  Savaştan sonra Almanlar, Baltık kıyılarında devlet kurup, İskandinavları, Finleri ve Baltık civarı halkları Hristiyan yapmak için savaşıyordu.  Haçlı seferlerinden sonra Sen Jean şövalyeleri, Rodos adasına yerleşip, Türkler ve Araplara karşı korsanlık yaptı. Tapınak Şövalyeleri ise Fransa merkezli olmak üzere Avrupa genelinde bankacılık, ticaret yapıp, geniş topraklarda tarım yapıyordu. Papa, onların İspanya'da Müslümanlarla savaşmasını, Fransa kralı da kendisine para vermesini istiyordu. Tarikat bu istekleri ya red ediyordu yada oyalıyordu. Tarikat hakkında okuduğum yabancı bir kitap, haçlı seferlerinin en hararetli zamanlarında bile tarikatın en fazla yüzde beşinin savaştığını, çoğunun bu ticari faaliyetlerle uğraştığını yazmıştı. Yani tarikat en başta para için toplanmış soylular topluluğuydu. Sonunda Papalık ve Fransa kırallığı, kendilerini sömüren ve hiç bir şekilde savaşmayan Tapınak Şövalyelerini halletti. Tapınak Şövalyeleri pek çok açıdan Yeniçeri Ocağına benziyordu. Yeniçeriler de son dönemlerinde askerlikten çok, esnaflıkla uğraşıyordu ama Tapınak Şövalyeleri kral değiştirecek kadar güçlü değildi. Buna karşın Tapınakçıların serveti Yeniçeri Ocağının çok üstündeydi. Fransa Kralı, Papalık ve diğer Avrupa kral ve prenslikleri, Tapınakçıların mallarına, mülklerine el koydu, uzun uzun yargılayıp, vahşi şekilde idam etti. Böyle bir örgütün, elbetteki devletin içinde de adamları vardı ve örgüte birileri haber göndermişti.  Belki de pek çok kişi buna inanmamış yada böyle büyük bir saldırıya hazırlık yada savunmanın imkansız olmasıdır. Baskın günü tarikatın on dört gemi kayboldu.  Dan Brown'un meşhur roman serisine de konu olan komplo teorilerine ve efsaneleri kökeni oldu. En yaygın efsane, gemilerin İskoçya'ya gittiği, orada taş ustaları yani Mason localarına sızdığı, İskoçya-İngiltere bireşmesinden sonra da Fermason (Özgür Mason) adı altında soylular vce burjuvalar arasında örgütlendiği üzerine. Mason locaları da devletlerin paralel örgütleri olmuştur. Mason Locaları, Fransız ihtilali ve Amerika'nın İngiltere'den bağımsızlık savaşının arkasındaki gizli örgüttür. Eugene Delacroix'in meşhur Halka Yol Gösteren Özgürlük resminde görülen göğüsleri çıplak kadın, Aydınlanmışlar (İlluminate) Mason locasını simgeler. (Dan Brown'un roman serisinde de adı geçer) İttihat ve Terakki'in Talat Paşa başta olmak üzere pek çok lideri de Mason'du. Masonların da ömrü, her varlık gibi sınırlıydı. 1970'lerin başında İngiltere'de bazı Mason hakim ve savcıların, loca biraderlerini kolladığı iddiaları üzerine yapıan soruşturmalar, Masonluğun siyasi gücünün sonunu getirdi. İtalya'da 1981'de patlayan P2 Mason Locası sıkandalı da üzerine tuz biber oldu. Masonluk aleyhine onlarca kitap, makale yazıldı. Masonluk aslında uzun zamandır gizliliği kalmamış, birilerinin çevre edinmek için toplandığı sosyal kulüplere dönmüştü. Yetmişlerin başlarında İngiltere'de her sekiz yetişkin erkekten birinin loca biraderi olduğu tahmin ediliyordu.  Bu kadar yaygın bir örgüt, ne elitti, ne gizli. Her hangi bir kitapçıya girseniz, en az on tane Masonlarla ilgili kitap bulursunuz ama Opus Dei (Tanrının İşleri) veya Kurukafa ve Kemikler (Society of Skull and Bones ) İlgili kitap bulmanız çok zordur. Kocaman dernek binası olan kurumun gizliliği falan yoktur, devlet istediği zama, istediği gibi denetler, savcının telsiz emrine bakar. Eskiden polis veya jandarmanın derneklere girişi zordu, yazılı emir gerektiği için. Bu yüzden derneklerde çok kumar oynatılırdı. Şimdilerde bu kumar işi, tabela partilerinin il-ilçe başkanlıkları, mahalle örgütlerinde falan yapılıyor. Dernekler, gizli örgütlerin açık alan örgütlenmesidir (bu sıfat tamlamasını okula seminere gelen bir polisten duydum. ) ve genelde örgütlerin ilk açığa çıkan kısmı bunlardır. Amacı en başta örgüte üye ve sempatizan kazandırmaktır.

Bu yapılanmların bazıları devletçe kurulur, devletin pis işlerini yapmak ve halkı el altından yönetmek için. Bazen açıkça, bazen yarı gizli, bazen de gizlice kurulur. Gizlice kurulan veya desteklenenlerin asıl işlevi, muhalefete muhalefettir. Selçuklu devleti, İsmailiye (Haşhaşiler) tarikatına karşı Kalendirilik ve diğer tarkatları kurdu. NATO'da Komünizm tehlikesine karşı Gladio örgütlerini kurdu. Bazı partilerin ana meselesi muhalefet partierine muhalefettir yada ülkeyi bazı muhaliflerden korumaktır. Bazılarının arkasında kim olduğunu anlamak için deha yada araştırmacı gazeteci olmaya gerek yoktur. Gezi'de bazı radikal solcu grupların olduğu gibi ara ara kendilerini belli ederler.  Öte yandan özel harekat  polislerin bıyık sitileri yada polis sorgulamalarına ocak reisleri nasıl katılabiliyor diye kendimize sorduğumuzda gerçek çok aleni olarak ortaya çıkar.  Gerçek gizli örgütler, nadiren kendini belli olur. Gerçek gizli örgütlerin varlığından sadece şüphe edersiniz. Bazılarıda çok açıkça devletin yan kurumudur. Mesela Çin Halk Cumhuriyetinde zannedildiği gibi tek parti yoktur, üç ayrı parti daha vardır. 

Esas paralel yapılar, devlet yada burjuva dediğimiz zengin ve güçlü insanların, devleti yönetmek ve yönlendirmek için kurduğu paralel yapılardır. Bunlar ordu içinde olursa Cunta,  açık olursa Lobi yada baskı grubu, dini görünümlü olursa tarikat yada cemaat adını alırlar. Bu örgütlenmeler, devlet destekli yada devlete sızma şeklinde oluştuğu gibi, parti içinde hizipler yada kamu örgütlerindeki gruplaşmalar halinde de olabilir. Bunlar çok da devleten ayrı yada devletin desteğinden ayrı değildir. Kurulduktan sonra devlet desteği almayanlar, marjinalleşir ve küçülür. Lenin'in Bolşevik partisi, yüz milyonluk Rus Çarlığında, Lenin'in kendi beyanına göre devrimin olduğu 7 Kasım (eski Rus takvimine göre Ekim) 1917'de on altı bin kişilik bir gruptu. Bir örgütün fazla büyümesi, devletin paralel örgütü olduğunun göstergesi de olabilir. Pek çok insan, devrim için değil, çıkarları için örgütünüze üyedir. Son darbe girişiminin başarısız olmasının asıl sebebi buydu. 12 Eylülün başarılı olmasının da asıl sebeplerinden biri buydu. Şimdiki neslin adını bile duymadığı Dev-Yol, 1980 yılında, kırk milyonluk ülkede, beş yüz bin kadar üyeye sahipti.  Yani kalabalıksanız, darbe yapacak kadar marjinal değilsinizdir. Burjuva örgütleri için de bu böyledir. Mason locaları için söylediklerimizi hatırlayın.

Üçüncü tip paralel yapılar, özellikle asker ve istihbaratçılar arasında kurulan paralel yapılar yada cuntacılardır. Bazen ideolojik, bazen hemşerilik-aşiretçilik, bazen de belli bir etnik topluluğun üyeleri olarak devlette paralel yapı kurarlar. Suiye'deki yapı, Nusayri (Arap Alevisi) etnik grubunun darbesi ile iktidara gelmiştir. Saddam'ı Irak'ta iktidara getiren Tikritli subaylar cuntasıdır. Saddam, asker olmadığı halde cuntanın başı olarak iktidara gelmiştir. Jakobenler ilk başlangıçta Breton bölgesi millet vekillerinin derneğiydi. Bu tür yapıların amacı her zaman darbe değildir. Adam kayırma yada yolsuzluk üzerine de derin devletleşme, yani devlet içi çeteleşmeler olmaktadır.

Devlet, insan üzerindeki en büyük iktidar ve en büyük zenginlik kaynağı ve zenginliğin koruyucusudur. Devlet yoksa banknotların yada tapu senetlerinin tuvalet kağıdı kadar değeri yoktur. Bundan tam kurtuluş imkansızdır, en aza indirmenin yolu liyakati önceliğe alıp, hukuğu ve demokrasiyi isletmektir.

12 Mayıs 2023 Cuma

DEDİKODU, KOMPLO TOPLUMU

 


Ben bu dedikodu  meselesini daya yeni yazmıştım. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/02/dedikodu-cihadi.html ).  Daha geniş olarak almaya karar verdim. Çünkü dedikoduculuk ülkemiz için ciddi bir mesele. Çünkü ülkemizde uzun süren, yoğun dedikodular, gerçek gibi algılanıyor, hatta yanlışlığı kesinleşse bile gerçek muamelesi görüyor. Çünkü dedikodu toplum için bir ceza yöntemi. Çoğu kez amaç o kişiyi incitmek, yaralamak ve itibarına zarar vermek. Linkini verdiğim eski yazımda da belirttiğim gibi çoğu kezde planlı yapılan bir iş. Üstelik fazlası ile de etkili.

2017 KPSS'ni hatırlayalım. seksen milyonluk ülkede beş milyon kişi sınava girdi. Sebebi de FETÖ'den atılanlar yerine yeni personel alınacağı dedikodusuydu. Oysa atılanların yarısı kadar bile kamuya personel alınmadı. İktidar partisinin tabanının, dedikodular ve onlardan oluşan efsanelere inanmaya aşırı eğilimi var. Bir kere sınıfta öğrencilere bir youtube kanalının, bor madeni videosunu izletmiştim.  Maden mühendisleri odası, İzmir şube başkanı konuşuyordu. Öğrencilerden biri, hani çıkaramıyorduk, yasaktı dedi.  Türkiye, zaten en büyük bor rezervine sahip ülke olarak, zaten dünyanın en çok bor üreten ülkesi. Sonra 2023'de Lozan bitecek masalı, ahan da 2023 geldi. O zaman iktidardaki birileri bunun yalan olduğunu söyledi ama halen inanan var. Neyi bekliyorlar, 19 Ekimi mi 24 Temmuzu mu (antlaşmanın imza tarihi)?

Dedikodular, çoğu kez bir katliam ya da saldırı öncesinde gerçekleşir. Amaç eylemi faşizanca meşrulaştırmaktır. Mesela Çorum katliamından önce yakıldı denilen cami halen ayakta ve katliamın olduğu gün, o cami minaresinden Alevi halka ateş açıldı. Zaten şehrin Sünni ve Sağcı halkı da bunu biliyordu. Katliam için ilk önce Pol-Der'li ve Solcu olmasından şüphelenen polisler, topluca Kayseri'ye sürülmüştü.



Bu dedikoduların yalan olduğu çok sonra açığa çıktı. Tıpkı 6/7 Eylülde provakasyonu Komünistlerin çıkarmadığının, provakasyonun bizzzat Demokrat partililerce ve Menderes'in emriyle yapıldığının, 27 Mayıs darbesinden sonra çıkması gibi. Üstelik gayrı müslümlerin çoğu Demokrat partiye oy vermiş ve pek çok Demokrat partili gayrı müslüm milletvekili varken.

Gezi sürecinde camide içki içilmesine ilişkin video halen çıkmadı ve çıkmayacak. HDP'li belediyelere kayyum atandı ama HDP'ye bir soruşturma açılmadı. Bu  bir saldırı taktiğidir. Soruşturma açtıklarında ve bir ceza vermediklerinde ya da ceza verdiklerinde her şey kapanmış olacak. Oysa böyle, nefret üretme süreci devam edecek.  Dedikodular sadece nefret duygularını diri tutmaya yarıyor. Son olarak AHBAB ve Oğuzhan Uğur'a saldırılarıda bu anlamda ele alalım. Dernekler hakkında soruşturma açmak daha kolaydır. Eskiden biraz zordu. Bu yüzden dernek lokallerinde kumar oynanır, ruhsatsız alkol satışı yapılırdı. Şimdilerde bu işler, Ankara'da üç oda, bir salon genel merkezi olan, kimselerin adını duymadığı bazı sözde siyasi partilerin, il-ilçe başkanlıklarında yapılıyor. Şimdilerde polis yada jandarma savcının telsiz emriyle, anında baskın yapılabilir. Mali polis,  hem derneklerin, hem de partilerin tüm mal varlığını, gelir-giderini soruşturabilir.



Burada ne HDP, ne de AHBAB-PİNC masumdur demiyorum, devlette iktidarsın. Gönder maliye müfettişlerini, mülkiye müfettişlerini, polsini, jandarmanı araştır. Devlet dediğin dedikodu yapmaz, iddialarını araştırır. Ülkemiz dedikodu toplumu olduğundan, iktidarlar da toplumu hukukla değil, dedikodu ile yönetiyor.

5 Şubat 2023 Pazar

DEDİKODU CİHADI



 Dedikodu ile ilgili pek şok söz, atasözü vardır. Bir kısmı, ateş olmayan yerden, duman çıkmaz veya yarası olan gocunur diyerek,  dedikoducuları destekler. Önce parantez açıp, şunu söylemeliyim ki, dedikodu yapmak, toz bile olmayan yerde yangın yaygarası koparmaktır. Birisi size bir ithamda bulunduğunda, kendinizi doğal olarak savunuyorsunuz.

Diğer yandan dindarlar sürekli gıybet, çiğ et yemektir, duyduğunu anlatması Müslümana günah olarak yeter falan derler. Oysa bir yerde ilk dedikodu üretenler de dinar, muahfazakar ve daha doğrusu tarikatçı kimselerdir. Dedikoduyu genelde, herkes bunu konuşuyor, hakkınızda konuşuyorlar diye. Size hakkınızda böyle konuşuyor diyenler, çoğu kez o dedikoduyu üreten kişilerdir. Dedikodu ile ilgili en büyük yanılgı, dedikoduların kökeninin yanlış anlama ya da kıskançlık olduğunur.  Gerçekse dedikodu, bilinçli ve planlı olarak yapılan saldırılardır. Bu saldırılar uzun hazırlıklar gerektirir. Bu saldırılar da keşifler gerektirir. Bunu taşraya giden memursanız, bir kaç yer de değiştirirseniz, yerli halkla konuşmamaya ve onları evinize sokmamaya, onların da evlerine girmemeye çalışırsınız. Gerçi dedikodu üreticileri genelde, misafir olmayı sevmeseler de, ağzınızdan laf almak uğruna sizi sık sık evine davet edebilirler. Başka bir konu da, birilerinin evine sık girip- çıkmanız da dedikoducular için malzeme olma özelliği taşır. Sizinle ilgili öğrendikleri her bilgi,  daha sonra üreteceği dedikodular için malzemedir. Sizinle ilgili ne kadar çok şey bilirse, ona katacağı yalanlar o kadar inandırıcı olacaktır. Sonra bu dedikodularını doğrulaamk için o ayrıntıları yüzünüze vuracaklardır.

Eğer memursanız dedikodular, görev sürenizin sonuna doğru çıkacaktır, daha doğrusu yoğunlaşacaktır. Bunun sebebi sadece birilerinin çıkarına dokunmanız ya da onlardan olmamanız değildir. Taşralı olarak gider ayak size haddinizi bildirmeyi amaçlarlar.

Diğer yandan tarikatlar, bir kişiye saldırmadan evveli o kişinin itibarına saldırırlar. O kişi ya da grup için en akıl almaz dedikoduları üretirler. Zaman hazetesi de ilk yıllarında, belli bürokratlarla ilgili olarak,  sadece adını vermeyerek ( kim olacağı kolayca anlaşılacak şekilde) dedikodular yazardı. Sonra internet sitelerindeki kaynağı belirsiz siteler ve sosyal medyada kaynağı belirsiz hesaplar, bunun yerini aldı.

Seçimlerden önce de muhafazakarlar ve tarikatlar, basını da kullanarak bir dedidoku fırtınası estirirler. Aslında tarikatlar ara ara dedikodu fırtınası estirir. Mesela 2017 KPSS'ye beş milyona yakın kişi katıldı. Çünkü o zamanlar, 15 Temmuz sonrasında kamu personelliğinden atılan on binlerce kişi yerine daha fazla kamu personeli alınacağı dedikodusuydu. Lozan antlaşmasının 2023'de ( yılbaşısı geçti, 29 ekim mi yoksa antlaşmanın imzalandığı 24 temmuz mu) biteceği ya da tek parti döneminde Kuran yasaklandı gibi dedikoduları üretip, durmaktalar. Bunu da ara ara en üst düzeyde yöneticilerine söyleterek, gerçeklik algısını arttırmaya çalışıyorlar.

Sorsanız zina çok ama çok büyük günahtır.

25 Aralık 2022 Pazar

MUFAZAKARLIKTA SORUN OLMASI DEĞİL, DUYULMASIDIR

 


Uzun yıllarım muhafazkar ve sağın kalesi yerlerde geçti. Şu anda da benzeri bir okulda çalışıyorum. Çalıştığım ilçe, Ankara'da uzun yıllar sağ partilerin kalesi olan bir ilçe. Son seçimde CHP zorlamış ama alamamış. Buralar da benim bildiğim fazlası ile muhafazakar ama öğrencilerde o kadar muahfazakarlık görmüyorum. Acaba bunlar Z kuşağı diye mi, fen lisesi diyemi, bilmiyorum.

Ben daha önce gördüklerimden, yaşadıklarımdan bahsedeceğim. Aslında pek çok okuyucumun bildiği şeyler. Sadece etrafınıza daha dikkatli ve eleştirel bakmanız gerekli. En başta gündüz kuşağının polisiye programlarına bakın sevgili okuyucularım. Kaç tana üniversite mezunu gördünüz? Ülkemizde eğitimli işsiz ve yoksul, bu kadar fazlayken, eğitimli suç oranının düşüklüğünü görmüyor musunuz? Muhafakar kesim ise halen eğitimli insanlara karşı düşmanca bir tavır içinde. Muhafazakarlık hep kendi pisliğini gömme ve bunun içinde başkalarına çamur atma derdinde.

Bu son olayda da, hemen karşı saldırıya geçtiler ve uzun zamandır muhalefete muhalefet eden bir şahıs, üstelikte dava açma tehditleri ile Atatürk'e hakaret etti. Tam Kadir Mısırlıoğlu ya da Rıza Nur'a yakışacak bir hakaret. Amacı sadece son kız çocuğu istismarını unutturmak. Ortalığı karıştıran son mahkeme kararında da benzer bir amaç var. Bir anda herkes bu olayı konuşmayı bıraktı.

Nihat genç bunu uzun süredir yapıyor. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2022/03/nihat-gencin-delirerek-bitmesi.html ) Gündemi değiştirmek için, abartılı ve saçma bir yoldan Atatürk'e saldırması ve sonrasında da herkesi dava açmakla tehdit etmesi,  tarikat mensubu birilerinden akıl aldığının göstergesi. Meşhur fesli üstatları da böyle yapardı. Bir de Goebels ilkesine uygun bir yalan. ( https://onbinkitap.blogspot.com/2021/09/duygu-egitimi-nasil-olur-1goebbels.html) O kadar büyük bir yalan ki, ne Türk tarihi ile ilgisi var ne İslam tarihiyle. İslam tarihinde Fas ve Maldiv adaları haricinde kadın sultan olmamış. Türk tarihinde de kadın naibler var. Oğulları büyüyene kadar naib olarak ülkeyi yönetmişler, tathta çıkıp, adlarına hutbe okutup, sikke kestirmemişler  (para bastımamışlar) ve benzeri devlet mülküne bizzat sahip olmak gibi eylemlerde bulunmamışlardır. Germiyanoğlu Mehmet beyin oğlu olmayınca, vasiyeti üzerine devleri Osmanlı'ya miras kalmıştı. Abaka Hanın oğlu olmayınca, devleti yıkılmıştır. (Bu konuyu daha sonra uzun uzun yazacağım.)

Dinci taifesi, soluksuz yalan söyler ve yalanı anında üretir. Yalanı da, herkes böyle söylüyor diye doğrular. Oysa o herkes, çoğu kez kendisidir ya da kendi tarikatının üyeleridir. Elde bir delil yoktur ama durmadan döndürdükleri dedikoduları vardır. Köy enstitüleri  ile ilgili tek bir adli vaka yoktur ama sağcıların bolca dedikodu ve hakareti vardır. Ahır yapılan cami ya da benzeri iddialar sık sık ortaya atılır ama delili yoktur. Onların böyle dedikoduları bolca üretmesi ve konuşması yeterince delildir. 

Oysa kendi kabahatleri, suçları öyle mi? Bir Müslümana günah olarak, duyduğunu söylemesi yeterlidir.  Müslüman, gördüğünü örtmeli, görmediğini söylememelidir. Gıybet etmek, ölü eti yemektir, Kabe'nin örtüsü altında anne ile zina etmektir.  Bir de olayları hep münfetittir. Karaman olayını ne çabuk unuttuk. Kırk beş oğan çocuğunu sadece bir öğretmenin istismar ettiğine ortada bir taciz-sübyancı çetesi olmadığına inanıyor musunuz? O kadar çocuğun hiç biri mi bir şikayette bulunamadı.

Tarikatlarda ve muhafazakar dediğimiz toplulukların içinde değil, biraz yakınında olduğumuzda bile ne kadar çok skandal olduğunu, ülkenin en az on tane Müge Anlı'yı besleyecek potansiyelde olduğunu görürsünüz. Arşivleri açarsanız, toplumun ne skandalları unuttuğunun farkına varırsınız. En basitinden, Sivas'ın, Kangal gibi küçük bir ilçesinde,  otuz beş erkeğin grup sekste basılması olayını nasıl unuttuk? Tabi o zamanlar FETÖ'nün en güçlü zamanlarıydı.

Bir de hiç görünmeyenler var. Alkislarlayasiyorum.com'un etkin üyesiyken,  eski sevgilimin, kamuoyunun çok iyi bildiği ve bolca öğrenci yurdu ve kuran kursu işleten bir tarikatın üst düye bir üyesinin kızı olduğundan, türbanlı olduğundan falan bahsediyordum. Sonra bir çok kiş, sitenin özel mesaj kutusundan bana o tarikat yurtları ile ilgili bir şeyler anlatıyordu. Bu yurtlarda her masraf, halkın parasıyla yapılıyor ama yurdun büyük bir kısmı yurt ya da kurs müdürü ve diğer diğer çalışanların yaşamına, daha doğrusu lüksüne ayrılmıştı. Odalarda öğrenciler tıkış tıkış yaşarken, müdür odası ve diğer alanlar devasadır ve bahane de misafir gelecektir. Misafirler de ya tarikatın diğer büyükleridir ya da Maarif (Milli Eğitim) müfettişleri başta olmak üzere, devlet görevlileridir. Yurtta herkes, her konuma gelebiliyor. Aslında tarikattaki herkes hoca, Kuran hocası. Pek çoğu, yaptıkları vukuatlar sonucu, başka yurt yada Kuran kurdlarına, rütbe düşerek tayin olurlar. Bir kursta hoca olan, ertesi sene hizmetli ya da aşçı olabilir.

İşin doğrusu tüm tarikatlarda benzeri sistem vardır. Bu tarikatlar, cumhuriyet devrimlerinden bu yana pek de yer altına inmemişler,  tek parti CHP'si, İnönü zamanında Ticani tarikatı şeyhi Pilavoğlu'nun üye olmasına razı olmuştu. Sonra Pilavoğlu'nun çocuk tacizi ortaya çıkması, Gökçeada'ya sürülüüp, aynı suçu orada da işlemesi üzerine, yerini diğer tarikatlar almıştır.

Tarikatlar, Osmanlıda da ara ara paralel devlet olup, linç edilmiş ve ezilmişlerdir (suçları vardır ya da yoktur, ya da suçları azdır ya da çoktur, tarihçiler daha iyi bilir).  Kadızadeler denen Balıkesirli bir aile, Mevlevilere kan kusturmuş, Köprülü Mehmet Paşa da Kadızadelerin sökünü kurutmuştur. Hristiyanlık tarihi de benzeridir. Meşhur Tapınak Şövalyeleri, İspanya'da, Müslüman emirliklerle savaşmak yerine, ticaret ve tefecilikle para kazanmayı tercih ettiklerinde, Fransa kralı ve Papa'nın öfkelerini çekip, paralel oldular.  Paralel olduklarında da pek çok şeyleri ortaya çıktı ve bazı şeyler eklenip, bir şeyler de dahil oldu. 

Muhafazakarlık, tarihte de pek çok olayı gizleme ve tarihi isimlerin yüceliğinin zedelenmesine engel olma çabasındadır. Peçevi tarihi, Kanuni'nin oğlu 2. Selim'in hamamda oğlan kovalarken düşerek öldüğünü açık açık yazarken,  pek çok tarihçi bunu red etmek ya da bahsetmemek eğilimindedir.  Divan şiirindeki oğlan kelimelerinin ise, genç anlamına geldiğini falan söylerler.  Oysa bu şiirlerde, ey sevgili, senin yüzünde sakal çıktı da, sen sevilmez oldun, der. Yani adam düpedüz oğlan çocuğuna yaşattığı cinsel istismara aşk diyor. Okullarda da okutulan Sadabada gidelim şiirinde, annenden cumaya diye izin alda, sadabadda buluşalım der. Selvi civanım dediğine göre, uzun bir oğlandan bahsediyor, kızlar için civan tanımı kullanılmaz. Yani divan şiirine göre sübyancılık düpedüz normal bir şeydir.  Bugünün edebiyatçıları ve  tarihçileri, herşeyi inkar etme çabasında.

Son olarak, ben Esra'nın bana aşık olduğunu ya da kendisinin çok farklı biri olduğunu sanıyordum. Sonradan pek çok muafazakar ve zengin kızın, garibanlar uyguladıkları dini zorlamaları pek yaşamadıklarını öğrendim. Kızını Katar'da okutan Taliban sözcüsü gibi.

Muhafazakarlar için olması değil, duyulması sorundur.

4 Mayıs 2022 Çarşamba

YETMEZ AMA YANILDINIZ, KENDİNİZ İÇİN



Yetmez ama evetçiler,  Balyozcular ve Kumpasçılar arasında pişmanlık dile getirenler var. Bu kadar kötü olacağını bilmiyorduk diyorlar.
Biliyordunuz, bal gibi biliyordunuz. Daha o zamanlarda. Darwin'in 100. doğum yılını kutlayan TÜBİTAK dergisi toplatılmış,  hayvanat bahçesi müdürünü TÜBİTAK'a başkan yapmıştı.
Tarikatlar, cemaatler birden coşmuş ve  AKP'yi desteklemek üzere birleşmişti. Bir zamanların komünizmle mücadele derneği başkanlarının demokrasi getireceğine o kadar mı inandınız? 
Zaten pek çoğunuz daha öncesinde de Tansu Çillerci olmamış mıydınız? 1970'lerde Doğu Perinçek'in peşine takılıp, Atatürk' küçük burjuva devrimcisi dememiş miydiniz?
Sivas katillerinden ne demokrasisi umuyordunuz?
Beklentiniz kendiniz üzerineydi. Kendiniz tek partinin, yardımcı partileri olacak, diktaya çok solcu destekle demokrasi süsü vererek müreffeh yaşayacaktınız.
Ahmet Yenilmez, Hasan Kaçan gibi onlarca dinci yazar-çizer gibi basit bir sohbet etkinliğinden 7-8 yüz bin lira kazanacaktınız. Cumhurbaşkanınca sık sık ağırlanacak ve eski Kemalist günleri yad edecektiniz.
Oysa tam tersi oldu, daha referandumun ertesi günü kıçınıza tekmeyi bastılar.
Oysa bir zamanlar sizi beslemek için büyük holding sahipleri gazeteler basıyordu.  Pek çok çok solcu gazete holding medyası tarafından basıldı.
Sonra bazılarınız batı tarafından, Avrupa tarafından yüceltileceğinizi sandınız. Oysa Türkiye'deki etkiniz bitince, onlar da size sırt çevirdi.
Şimdi pişmanlık duyuyorsunuz ve bu pişmanlık ülkeniz için değil, kendiniz için.
Tekrar fırsat bulsanız, tekrar yetmez ama evet diyeceksiniz.