reşat nuri güntekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reşat nuri güntekin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2022 Perşembe

LİNÇ EDİLEN DÜRÜST GAZETECİ FALİH RIFKI ATAY



 Falih Rıfkı Atay hakkında yazı yazmama sebep olan Lui Ramber adlı bir İsviçrelinin, Gizli Notlar adı altında yayımlanmış anıları oldu. Bu şahıs, Abdülhamit döneminde tütün rejisinde üst düzey yönetici. Osmanlı devleti sürekli tütün rejisinden para istemedi, rejinin sorumluluğundaki tütün alanları ve tütün alım-satım merkezleri ve depoları denetlemek ve bazı sorunları halletmek adına da o dönemin Osmanlı ülkesini bol bol gezmiş, şirketinin çıkarları için Osmanlı yönetimiyle bol bol mücadele etmiş, yani ülkeyi çok iyi tanıyan birisi.

Ramber'in her satırı bana Falih Rıfkı Atay'ı ve Şevket Süreyya Aydemir'in yazdıklarını hatırlattı; bir de Reşat Nuri Güntekin'in hikaye ve romanlarını. Ramber'in anlattıkları ise daha dehşet. Mesela efeler, tütün postasını soyuyor, peşlerine devletin jandarması düşüyor. Jandarma yüzbaşısı, efe çetesinin reisinin kardeşi ve çetenin kaçmasını sağlıyor. Devlet, memurlarına pek çok kere maaş veremiyor ama devlet hanedan üyeleri için yeni saraylar ve köşkler yapacak parayı hemen buluyor. Memurlar da bazen aylarca dairelerine uğramıyor, arada maaş verileceğini duyunca dairelerine uğruyor.

Benzer olayları Falih Rıfkı Atay, Aydemir ve Güntekin'de anlatıyor ama genelde linç edilen Falih Rıfkı oluyor. Zira kendisi Birinci Dünya Savaşı sırasında, İttihat ve Terakki'nin üçüncü en güçlü (Enver ve Talat'tan sonra) üçüncü  paşası olan Talat paşanın katipliğini yapıyor. Hiç istemediği halde, Talat Paşanın adamı lakabını kazanıyor. Kurtuluş savaşı sırasında, Atatürk'ün emri ile İstanbul'da kalıp, Ankara hükümetinin sesi oluyor ve bu uğurda Nemrut Mustafa Divanında idam istemi ile yargılanıyor. Sonra gene Atatürk'ün emri ile Ankara'ya geliyor.

Cumhuriyetin ilk yılları anlatılırken, hemen her cepheden ilk alay edilen ya da eleştirilen Falih Rıfkı Atay olunur. O, bu eleştirilere ezelinden beri alışıktır. Cephede Cemal Paşanın adamı, Kurtuluş Savaşından sonra Cumhuriyetin prenslerinden olmuştur.

Diğer yandan da q harfinin Türkçeye girmesine engel olması ile alay edilir. Kendisi harf devriminde q harfinin alınmayışını kendi ısrarı ve imzasını küçük harflerle atan Atatürk'ün bu harfin küçük halini beğenmemesine bağlar. 

Oysa bunun sebebi Türk harf devriminin ses açısından muhafazakar olması, Türkçeye yabancı sesler alınmasına engel olma çabasında olmasıdır. W ve x harfleri de bu yüzden kabul görmemiştir. Sürekli kıyaslanan Japonlar ise, 1863'de daha büyük bir harf devrimi yapmış, beş bin civarı karakteri sadeleştirmenin yanında, sayı sistemini değiştirip, yabancı sesler için alfabeye yeni şekiller eklemiştir. Üstelik bunu Türkiye gibi okuma-yazma oranın en iyimser açıdan %10, kadınlarda %1 civarındayken değil, erkekler arasında en kötü ihtimalle % 40 üzeri okuma-yazma varken yaptı.

Falih Rıfkı Atay ise, kendisine yapılan bu saldırı ve alaylara  rağmen, dürüst gazeteciliği ve tarihi dosdoğru anlatan anılarıyla,  kitapları ile kütüphanelerdeki yerini aldı.

12 Aralık 2021 Pazar

ÇALIKUŞU'NU FEMİNİSTÇE OKUMAK



 Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu romanı, seksenli yıllarda bir kaç defa televizyon dizisi yapıldığından ( hatta Aydan Şener,  bir kaç defa Feride rolünde oynadığı için, bir adı da Feride olmuştu), seksenli yıllarda çocuk ve genç olanların iyi bildiği bir romandır. Öte yandan Atatürk'ün, Sakarya savaşı sırasında okuduğu ve beğendiği roman olması, onu daha da önemli yapıyor.

Bense bu romanın feminist yanını ele alacağım. Romanın bu yönünün görülmemesinin iki ana sebebi var. Birincisi roman kamuoyuna idealist öğretmen romanı ile sunulup, öyle tanıtıldı. İkincisi de Güntekin ve Milli Edebiyatçıların, edebiyatı bir eğitim aracı olarak görüp, sınıfta öğretmenin küfürlü ve argo konuşmaması gereğine inancı, roman ve hikayelerine de yansıtmalarıdır. 

Aslında bu tavır, Osmanlı yazı kültürünün  kökeninde, yazıda hele de yazılı edebiyatta argo ve küfrü kullanmama alışkanlığı vardır. Şair Eşref,  Neyzen Tevfik gibi Melami şairleri saymazsak, yazılı kültüre argoyu getirenler, Köy Enstitülü yazarlardır. ( Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Yusuf Ziya Bahadınlı, Mehmet Başaran, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu, Ali Yüce, Adnan Binyazar, Samir Gürel, Osman Bolulu, Osman Şahin, Hasan Kıyafet vs ) Yaşar Kemal'in de dediği gibi küfür ve argo köyde günlük konuşmadır ve şehirliler gibi kadınların yanında ya da çocukların yanına küfürlü konuşmama gibi hassasiyetler, kırsalda pek az vardır ya da vardı. Radyo, televizyon ve internet gibi kitle iletişim araçları, şehir-köy kültürü farkını azalttı.

Diğer yandan ülkemizin eskisine göre çok daha az erkek egemen olması da, romanın asıl içeriğinin anlaşılmasını zorlaştıran başka bir unsur. 

Hikayede bolca spolier vereceğim. Yayımlanalı yüz yılı geçmiş, defalarca film ve dizi yapılmış bir roman için böyle şeyler normal olmalı.

Olayı en başından değil de, Feride'nin Kamuran'ı ve İstanbul'u terk etmeye karar verme anından başlayarak inceleyelim romanı. Feride nişanlısını sadece kaçamak yaptığı için terk etmez. Kamuran genel anlamda zamparadır ve evlenince de durum değişmeyecektir. Kendisi erkek egemenliğin tüm haklarını kullanacak, evliliği boyunca da keyfine bakacaktır. Hatta Feride ile flört ya da ona benzer bir durumdan sonra evlenmesini de, ona bir silah olarak kullanıp, onu suçlayarak zeytinyağı gibi su üstüne çıkacaktır. Belki de otel bulamadığı zaman, o kadınları eve getirecektir.

Sonra birden bire diplomasını görür ve onu çözüm yolunu kendince bulur, bir kız okuluna öğretmen olacaktır. Artık İstanbul'da duramaz. Çünkü o zamanları İstanbul'u hem çok büyük değildir, hem de bürokrasiyi oluşturan aileler birbirlerini tanıyordur.

Sonuçta Bursa ile Feride'nin Anadolu macerası başlar. Daha ilk adımda, il merkezinde bir okula tayini çıkmışken kumpasa uğrar ve bir köye gitmek zorunda kalır. Köyde ise Anadolu softalığının zorbalığını görür. Pek çok şey yaşar ve bu arada fuhşa zorlanan bir kadının, kız çocuğunu evlat edinir.

Anadolu'da yalnız yaşayan bir kadına bakış açısını görürüz roman boyunca. Kadınlar hep baskı altındadır oysa erkekler rahattır. Evli bile olsalar, umarsızca ona kur yapar, teklif götürürler. Bizzat karısını haberci yapıp, kuma yapmak isterler. Ret edilince kadın bile şaşırır, o kadar altın takıya rağmen, kumalığı ret ettiği için. İlden ile dolaşır, hatta bu arada İstanbul'dan bir arkadaşı ile karşılaşıp, onunla Fransızca konuştuğu için, il merkezindeki kız lisesine Fransızca öğretmeni olur. Oradan oraya sürüklenir. 

Bir yerde il eğitim müdürü, ona makyajını yıkamasını söyler, oysa makyajsızdır. Makyajlı zannedilmesinin nedeni, yüzünün genç ve parlak olmadı değil, yalnız bir kadın olmasıdır. Bir başka yerde ona gülbeşeker adını takarlar. Bu adı almasının sebebi de, güzel olmasından çok, yalnız bir kadın olarak hedefte olmasıdır. O okula atanınca, kızını bizzat almaya gelen baba, abi, dayı vesaire çoğalır.

En sonunda bu erkek egemenliğin tuzaklarından birine düşmekten son anda kurtulur., evlatlığı onun da annesi gibi olmasından korkmaktadır. Gene de adı çıkmıştır ve bu durumdan, babası, hatta dedesi yaşta biri ile evlenerek kurtulur. Romanın bu bölümü, Türk toplumunun ahlakının iki yüzlülüğünü, erkeğin elinin kınası, kadının yüzünün karası durumunu çok iyi anlatır.

Kitabın bundan sonrası Güntekin'in kitabı genç kızlara okutma çabası ile zoraki bir mutlu sondur. Ferdide, evlendiği erkek ile cinsel ilişkiye girmez zira dönemin erkekleri, hele de beyzadeleri, bakire olmayan kızla evlenmez. Güntekin gene bu amaçla acımasızca evlatlık kızı da verem (ya da öyle bir ateşli hastalık) sebebi ile öldürüp, onlarca yıl sonra Feride ve Kamuran'ı evlendirir. Güntekin de bilir ki kızlar mutlu son sever ve kitabın hedefinde kızlar vardır. Romanı toplumsal gerçekçi bir yazar yazsaydı muhtemelen Feride, Kamuran'ı acımasızca ret edecekti.

Son olarak diyeceğim o ki, Çalıkuşu, her nesle okutulması gereken bir kitap.