televizyon dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
televizyon dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2025 Pazar

BENİM HAYATIM KIZIL GONCALAR- HÜSNA ŞAHİN



 Benim hayatım Kızıl Goncalar niye izleyeyim ?

Tarikat içi yaptığım evlilik,15 yaşından 20 yaşına kadar süren medrese hayatım 9 yaşından itibaren annemin evi dergaha çevirmesi sonucunda ne çocukluk yaşadım ne de gençlik.
İlk okulu bitirdim Orta okula gönderilmeyecektim o yıl sistem değişti Orta okul mecburi oldu ailem deli raporu alıp okula göndermeyi düşündü ama vaz geçtiler.Orta okulu bitirdim bir yıl boşta kaldım.Bir yıl ağladım yalvardım tamam türban yasağı var bari imam hatipe gönderin razı olmadılar.
Uzun pardesü kocaman bir eşarp içinde cılız minicik bir çocuk Türkçe öğretmenimle yolda karşılaştık.Tanıyamadı dedi kızım sana ne oldu okula gitmiyor musun?
Ailem göndermedi dedim.Komposizyon, hikaye,şiir yazardım.Yarışmalarda derece almıştım.
Eyvahlar olsun belki de yazar olacaktın, bu fırsatı senin elinden nasıl aldılar dedi.
Sonra açık öğretim lisesini keşfettiler bir şekilde okudum.
Üniversite iznim vardı ama sadece ilahiyat bölümünü açık öğretimden okuyabilirsin dediler.Kabul etmedim zaten yıllar süren medrese eğitimlerinden dolayı dini ilimlerden soğumuştum.
Annem sürekli İrşad peşinde koşuyor babam çalışıyordu ben ihmal edilmiş bir çocukluk yaşadım
Bir çocukta ihmal,istismar kadar travma bırakır.İki kardeşim var çocuk olamadım abla olamadım onlara anne olmak zorunda kaldım.
Zor zamanlarımda kitaplara sığındım, kendimi onların dünyasından soyutladım.
Yurtlarda lezbiyen ilişkide olan kızlar gördüm hatta arkadaşlarımı taciz eden bir kız vardı sadece bana dokunmuyordu.
Kendimi korumak için öfkeli görünmek zorundaydım.
Babası tarafından istismar edildiği için yurda alınan bu kız diğer kızları taciz ediyordu.
Psikoloğa götürmek yerine hocaya götürmek bizim milletin adetidir.
Erkek yurtlarında da benzer olayları duyuyorduk.
Ergenlik döneminde olan çocukları hemcinslerinden ayırıp kapalı bir alanda tutmanın sonu hemcinsine eğilimle sonuçlanır.
Hâlâ tarikat yurtlarından diyanet yurtlarından benzer olayları duyuyorum ama üstü kapatılıyor basına sızdırılmıyor.
Beni tanıyanlar bilir özel hayatımı paylaşmayı sevmem ama diziyle ilgili yorumları görünce artık tahammül edemedim.
Tarikat benim erkek kardeşimi aldı onların sorumluğunda yaptığı trafik kazasında beyin felci olarak yatağa bağımlı kaldı.
Yattığı hastaneden enfeksiyon kaptığı halde 4 ay çıkmasına tarikat izin vermedi.Aracı kullanan velet (o da aynı tarikattan) annemle babamın şikayetçi olmaması için yoğun bir baskı uyguladılar.
Hastaneye girdiğimde tüm koridor takım elbiseli mafya tipli adamlarla doluydu.
Para teklif ettiler güya yanında duruyor gibi hergün ziyaretler edildi boy gösterildi.
Tarikat şeyhi Abdul Baki Erol kardeşime dua etmiş iyileşecekmis kendisi öldü gitti benim kardeşim 9 yıldır felç yaşam mücadelesi veriyor.
Benim çocukluğumu gençliğimi aldılar kardeşimi aldılar yaşam sevincimi aldılar.
Hizmet diye insanları bedava çalıştırıyorlar evlerinde bir sürü hizmetçi (,cariye) var.
Müritler degaha yardım diyince evi tarlayı satıp gönderiyorlar.
Altın varaklı evlerde yaşıyorlar son model arabalara biniyorlar.
Menzil köyünde iki ay yaşadım anlatamayacağım bir sürü şey var.
Mahmut Usta Osmanoğlu medresesinde bir yıl yaşadım dini terbiye adı altında gözümüzün ferini soldurdular sesimizi kıstılar ben hala yüksek sesle konuşmam.
Yahyalı Süleymancılar Nurcular Kadiri tarikatları hepsinin içinden insanlar tanıdım sistemlerini biliyorum.
Eğer bu avam tabaka için dinlerine dokunmadan sosyalleşecekleri kendilerini önemli hissedecekleri bir uğraş bulunmazsa Tarikatlar cemaatler daha çok insanın hayatını karartır.
Beşeri ilimlerle uğraşan psikologlar sosyologlar felsefeciler entelektüeller aydınlar bu konu hakkında kafa yorup alternatif üretmeliler.Başka çıkar yol bulamıyorum.
Tarikat cemaat hatta ideoloji bağlamanın temelinde yatan çok sebep var başka bir yazıda bunlardan bahsederim."
Hüsna Şahin 7 Ocak 2024 Pazar

KAYNAK: https://tum1haber.com/haber/tv_izlemiyordum_ama_arkadaslar_kizil_goncalar_dizisinden_bahsediyorlar-186009.html

3 Temmuz 2022 Pazar

SİNEMANIN MAFYATİK ÜÇ SUÇU



Hep Yek film serisini, en azından ikisini izlemiş bulundum. Üçüncüsü o kadar zırvalamıştı ki, bırakmak zorunda kaldım. Film serisi, iki binli yılların ortalarından beri moda olan, aşırı vasıfsız komedilerden bir kaçı bu serideki filmler. Anlatmaya bile değmez. Bir kaç sahnesindeki sözler viral denen popüler, günlük sözlerden olduğu için izledim. Konumuz bu film serisi olmadığı gibi genel anlamda komedi filmleri de değil. Gene de bu yazıyı bana yazdıran, bu film serisinin ilk ikisi oldu. Çünkü serinin baş kahramanı ikili, başlarına gelen onca işkence ve şahit oldukları onca ölüme rağmen, mafyayı ve mafya üyesi olmayı iyi bir şey sanıyorlardı.
Sebebi de izledikleri filmlerdi. Karşılaştıkları mafya üyelerini, film-dizi karakteri sanıyorlardı. Gerçi bu film, daha doğrusu film serisi de,  aşağıda yazacağım gibi, en vahşi olayları bile gülünçleştiriliyor ve gülünçleştirilerek masumlaştırılıyor. Ben buna ikinci suç diyeceğim. Bu sıralamayı, kendimce önem sıralaması olarak yaptım. Şimdi birinciden başlayayım.
1)Mafyayı karizmatik, sadık ve yüce gösterme: Bu Amerikan kökenli ilk mafya filmlerinden, özellikle meşhur Baba serisinden kalma bir suçtur. Mafyayı güçlü kişilikli erkeklerden oluşan, bir aile olarak birbirini kollayan kişiler gibi göstermek, mafyanın sinemadaki en yaygın suçudur. Suç örgütlerinin üyeleri, çıkar için birbirlerini çok kolay satar ve çok kolay öldürür. Kurtulmak için de kolayca polisle işbirliği yapar. Bir mafya ailesi içinde olmak,  diğer çeteler ve polis kadar, kendi çeten tarafından da öldürülme, zorbalık görme ihtimalin var demektir. Pek çok mafya üyesi, çete üyesi, en yakın arkadaşı- adamı tarafından öldürülmüştür.
Filmlerde ise, pek çok kere mafya babalarına gişe yada reyting uğruna aşırı karizmatik gösterilmekte. Bu, genelde tüm kötü karakterler için geçerli. Bu, klasik ikinci dünya savaşı filmlerindeki Adolf Hitler ile, 2004 yapımı ÇÖKÜŞ filmindeki Adolf Hitler karakteri arasındaki fark ile açıklayabiliriz. Klasik ikinci dünya savaşı filmlerinde Hitler, karizmatik, kararlı, dirayetli bir lider olarak gösterilir. Çöküş filminde ise, sağ tarafına felç inmiş, kararsız, bunalımda bir ihtiyar görürüz. Diğer filmlerde bakışı ile içimizi titreten lider değil, hatalarını kabullenemeyen zavallı bir ihtiyar olarak karşımıza çıkar. 
Oysa mafya filmlerinde mafya babaları son anda bile racon keser (o ne demekse).
2)Mafyayı Komikleştirme: Son yıllarda komedi filmleri, mafyasız olmaz oldu.  Hani film kalıpları vardır. Sit-com dizilerinde, aynı evde kalan üç üniversite öğrencisi, fantastik özelliklerini  (cadılık, vampirlik, uzaylılık vs) komşularından saklamaya çalışan ev sakinleri ya da korku filmlerindeki ıssız yerde kamp yapan üniversiteliler, yanlışlıkla girilen şatoda kabus gece ve benzeri kalıplar gibi; hurda bir araçla mafyadan kaçan aptallar ( Jim Carrey'in Salak ile Avanak filmi, bu filmlerin anasıdır), mafyaya borcunu ödeyemeyen kumarbazlar, gibi mafyatik komedi kalıpları oldu.
Mafyatik ilişkiler, insan öldürülmesi, kumarhane işletmek, uyuşturucu, fuhuş, cinayet gibi işler, gülünecek işler değildir. Bu işleri sürekli espri konusu yapmak, bu işleri normalleştirmek demektir. Daha kötüsü, özellikle pek çok genç insanın,  mafya üyesi olmayı olağan görmesine yol açmakta.
3)Derin devleti yüceltme: Bu her ne kadar Deli Yürek dizisi ile başlasa da, patlaması Kurtlar Vadisi ile oldu. Dizi, ne kadar çok izlendiyse, o kadar da masraflı oldu. En ünlü ve iyi oyuncular, en iyi müzikler, her şey ayarlandı. Oyunculara, doğaçlama yapmalarına ya da çok fazla karakteri yorumlamasına izin verilmedi.
Bu dizi ve ardılları, derin devlet denen yapıları övdü ve halkta bu yapıların normal görülmesini sağladı. Yeni nesil dizilerle de, bu devam ettiriliyor. Devlet içindeki çeteler, devlete faydalı değil, zararlıdır. Bu tür diziler, topluma zararlıdır.