tevfik fikret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tevfik fikret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2024 Çarşamba

Tarih-i Kadim'e Zeyl -Tevfik Fikret



 Tarih-i Kadim'e Zeyl 

Lakin üstadım sakın aldanma,

Müslüman evladıyım ben de bir parça. Bana anlatma o güzel dini, Bilirim ben de senin bildiğini. Okudum ben de ahiret kitabını, Dinledim ben de ahiret hitabını. Ben de zatın gibi cami cami, Dolaşıp Halik’a ettim rüku. Cennetin şevki ile meşgul hayalim, Cehennem korkusundan bıkmış yüreğim. Ben de tırmandım ulu Tûbâ’ya, Ben de çıktım Mele-i Âlâ’ya. Ben de âşıktım ezan nağmesine, Bir koşardım ki o Allah sesine! Ben de tespihle dua, oruçla namaz, Heyhat! Hepsini yaptım, hepsini biraz. Çünkü telkinlere aldanmıştım, Kandığım şeylere hep kanmıştım. Bilmeden, görmeden iman ettim, Nefsimi dinime kurban ettim. Sevdim Allah’ı da peygamberi de, O şeyler kaldı bugün hep geride. Anladım çünkü hakikat başka, Başka yoldan varılırmış Hakk’a. Saydığın harikalar, mucizeler, Birer zekâ büyüsüdür ki beşer. Duraklamadan açıyor sırlarını, Mucizeler ehli, unutmuş yarını. Aldatılmış, aldatmış o İsa, Musa; Köhne bir tılsımlı yalandır asa. Beşerin böyle işaretleri var, Putunu kendi yapar, kendi tapar! Ara git kilisesini, gez Kabe’sini, Dinle tekbiri, işit çan sesini. Göreceksin ki hepsi boştur, Umduğun, beklediğin şeyler yoktur. Allah’ı gibi düzme şeytanı, Buda’sı, Ehrimen’i, Yezdan’ı. Topunun esası bir korkak vehim, Gölgeler, gölgeler... Onlarda derin. Bir karanlık sezerek çevrildim, Acı bir darbe yiyip devrildim. Şimdi cenneti, nurları önemsemeden, Süzerim yaradılışı hayran hayran ben. Ne tapılacak ne taptıracak bilirim, Kendimi yaradılışa kul bilirim. Gökte binlerce mescit görürüm, Orda vicdanımı secde ederken görürüm. Bu secde işte benim itaatim, Bu ibadette geçer saatim. Bu ibadette övüncüm ve sevincim, Bence ben bir kayadan farklı değilim. Bir minik kuşla biriz tapmakta, Ben de Allah’tan başka yoktur derim İshak da. Doğruluk, ahde bağlılık, tevazu, muhabbet; Hayır, haysiyet, insaf, merhamet. Sonra bir şaire zangoç dememeli… İşte bunlar vicdanımı hareketlendirdi. Düşünüp yapmak ayinimdir, Yaşamak dini, benim dinimdir.
Müminim varlığa imanım var, Her kanat bir melek yapar. Yaşarım peygamberlere duymam gerek, Beni Hakk’a götürecek bir örümcek... Kitabım doğa sahnesi kitabı, Bendedir hayır ile şerrin sebebi. Varırım böylece ben mezara dek, Ahirette dirilmeye mahal görmem pek. Taşırım sevecen kalbimi ölçüsünde, Beşerin aşkını da kederini de. Hak dini bence bugün yaşam dinidir, Ey Molla Sırât! Söyle, öyle değil midir ? Tevfik Fikret

14 Nisan 2023 Cuma

TEVFİK FİKRET-SİS ŞİİRİ

 


SİS

Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden

sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün

iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;

“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!

Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;

ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...

Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

18 Şubat 1317

Tevfik Fikret