6 şubat depremleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 şubat depremleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2026 Salı

ASIL SARSINTI ENKAZ KALKTIKTAN SONRA



 Bu büyük depremin siyasi sonuçları da büyük olacacak. Bu büyüklüğün tek sebebi, yıkımın büyüklüğü ve müdahalenin küçüklüğü değil; halka karşı tavrın da küçüklüğünden. Reis ve bakanlarının yüzünde hiç bur yok. Hele reiste sadece öfke ve nefret var. Yüz ifadesi, filmlerde ve çizgi romanlardaki kötü adam karakterlerinin, karikatürize yüz ifadesi gibi. Normal zamanda o yüz ifadesiyle karikatürünü çizze dava açabilir. Üstelik o yüz ifadesi, Mesut Yılmaz'ın çok fazla poker oynadığı için yüzüne yapışan pokerface ifadesi gibi, bu nefret ifadesi de kaç gündür yüzüne yapışmış. Hem o, hem de bakanları (ve diğer şukerası) depremzedelere karşı bir nefret duygusu içinde. Depremzedelere ve halka sürekli parmak sallıyorlar. Olağan üstü hali de, olası depremzede isyanı için ilan etmiş durumdalar. 

Oysa bölgenin dindar, sağcı ve Sünni halkına öyle copla, tomayla falan giremezsiniz. Beyaz Sarayı basan Trump yanlılarından bir kaç tanesi öldü ama o kalabalık kongreyi bastı ve işden'ın makam odasına kadar girdi. Zencileri kımıldadığında vuran Amerikan polisi, CIA, FBI ve benzeri güvenlik örgütleri, beyaz ve sağcı kalabalığa gık diyemedi.Bu şehirlerden Kahramanmaraş'ın ve Malatya'nın halkı, 1978 Aralık ayında binlerce Aleviyi öldürdü ve on binlercesini yurdundan sürdü. Sağın kemik kitlesidir bu halk ve bu halka dokunduğunuz anda siyasette sağ- mağ kalmaz.

Halkın şu anki öfkesi, daha buzdağının görünen ucu değildir. Yandaş gazeteler bir yılda eski haline gelir diyor ama ben bu iktidarın, iktidarda kalırsa, bir yılda enkazın harfiyatını bile kaldıracağını sanmıyorum. Depremin ilk on günü ya da iki haftası, herkes depremzededir (en azından bölge dışına çıkmamışsa.) Beklentileri, yakınlarının enkaz altından çıkması, çadır ya da konteynere girerek, soğuktan kurtulmak. Bu yüzden şu anki öfkeleri kontrol edilebilir yada tahammül edilebilir durumda. Daha sonra normal hayata, sıcak eve, gündelik işlere dönmek istediklerinde ve bu istikleri gerçekleşmediğinde öfkeleri katlanacak. Buna bir de depremin yaratacağı ekonomik krizi eklemeli. Yıkılan yapılar, yapıların molozlarının kaldırılması bir yana, susan makinalar, kapanan iş yerleri ve önümüzdeki bahar sürülmeyecek tarlaların da bu zararlara zarar ekleyeceği gerçektir. Öğrenci yurtlarına birileri yerleşsin diye kapanan üniversiteler de, iktisadi durgunluğu arttıracaktır.

Toplumsal patlamalar, depremler gibidir. Aradan zaman geçtikçe daha çok enerji birikir ve daha çok yıkım yaratır. 12 Eylül rejimi halkı sindirdi ve uzun zamandır ülkede bir sosyal patlama olmadı. Gezi ya da Rojova patırtısı, patlama değildi, siboptan gaz çıkışıydı. Belki pırt diye değil de, şöyle zart diye bir gaz kaçışıydı ama patlama değildi. Hatta enerji harcaması yaparak, olası bir patlamanın da ötelenmesini sağladı. Bu ülke uzun süredir sindirildiği için, patlamanın ne olduğunu bilmiyor daha. Kazakistan'da halk, ünlü Japon bir mimara yaptırılan tuhaf şekilli binayı yaktı, Kırgızistan'da karakollar, içindeki polis ve askerlerle beraber yakıldı. Sri Lanka'da devlet başkanının konutuna girildi. İran'da olanları saymıyorum bile. Buralarda Sri Lanka hariç halen iktdarlar ayakta. Orta Asya'da, Rusya'nın tehdidi var, bakın, Rusya yanlısı iktidarları indirirseniz, Gürcistan ve Ukrayna'nın başına gelenler, sizin başınıza gelir tehditi var. İran'da başörtüsü yasağı fiilen ortadan kalktı, mollaların da eski saygınlığı yok. Bu ülkelerin büyük sosyal patlamalara karşı tecrübeleri var.

Ülkemizde ise yıllardır ülke sağ-sol diye bölünüp, sol küçümsendi ve aşağılandı. Hemen hemen her isyan, sola bağlandı. Sağ da artık memnun değil. Daha yeni kurulan İyi partinin atılmı da bunu gösteriyor.

Son olarak, göçmenlere karşı ırkçılık ve göçmen düşmanlığı da, ciddi sorun olan yağma olayları ile ivme kazandı. Afganlar ve Suriyelilere karşı, o da ucuz emek kaynağı olduklarından dolayı, olan az bir sempati de yok oldu gitti. Yabancılara mülk satışı yüzünden pahallanan konutlar da bu öfkeyi arttırmak bir yana, azdıracak.

Bütün bu sorunlarda tek adam iktidarımız şu ana kadar ne kadar başarılı olduysa, daha az başarılı olacak. Çünkü kriz yönetimi, gömleğin yanlış ya da doğru iliklenen ilk düğmesi gibidir.

(Bu yazıyı 2023 temmuzunda yazmış ama nedense yayımlamamışım, şimdi yayımlamaya karar verdim.


21 Nisan 2023 Cuma

ZEYNEL YAŞAR-YAŞAYAN ÖLÜLER KERVANI (ŞİİR)

 


YAŞAYAN ÖLÜLER KERVANI

Gecenin karasına ayaz çökerken
Sinsi bir düşman öfkesini kusuyordu
Çığlıklarımız çığlıklara, isyanımız isyanlar karıştı
Dilimizde ağıtlar, yüreğimizde acı
Derman dileyecek ne tanrı, nede kul kaldı
Yer sarsıldı, gök çatladı, yerle bir oldu ülkem
Kaç savaş yaşadım, kaç atom bombası patladı bilmem
Şimdi tırnaklarımla ve dişlerimle kemiriyorum demiri ve betonu
Haykırıyorum nefesim yettiği kadar
Ben, ben burdayım, sesimi duyan varmı
Ayaz çökmüş, bıçak gibi kesmekte tenimi
Üşüyorum, kanıyorum ve ölüyorum eyy halkım
Bak dün gülüp eylenirken
Bugün ölümün kederiyle ve kahıriyla ölüyorum
Vurgun yedim, kahır olası düzenin düzensizliğinden
Diri diri gömüldüm, kefensiz mezarlara
Bizi, bizi unutma
Unutma heyy halkım
Kim, kim ulan kim
Kim çaldı, bu betonu demiri
Bu kefensiz mezarları kim kazıdı
Bak şurada bir çocuk bedeni
Bir baba, bir anne. Bir bacı, bir kardeş
Bak şurada koca bir ülke enkaz altında
Halen susuyorsun, halen suskunsun
Bu korku bu yılgınlık neyin nesi
Haykır çığlık çığlığa, yırtılsın gök yüzün perdesi
Dağılsın karanlık, aydınlansın yer yüzü
Bitsin, bitsin bu kahır bu öfke
Değişsin artık bu saltanat, bu ağalık paşalık
Değişsin artık, bu soysuz ve zalim düzen
Ölüm dediğin nedir ki ey halkım
Ölüm kurtuluştur,
Ölüm doğumdan ölene tek dosttur
Yaşarken ölmek, acının en acısıdır
Şimdi yaşayan ölüler kervanı,
Katar katar çoğalmakta, çoğalmakta ey halkım...
Seveni sevdiğinden,
Evladı annesinden,
Kardeşi kardeşten ayıran kimdi ulan kim
Doğarken mi kök salmıştı içinize, bu lanet olası kin
Diktiniz koca koca gök delenleri
Alayıp pulayıp bize mezar satınız
Toprağımıza, malımıza, paramıza göz diktiniz
Yetmedi ulan yetmedi size
Canımıza göz koydunuz
Ölüler kervanına katarlar kattınız
Kimin uşağısınız ulan kimin
Hangi saltanatın kıçını yaladınız
Ulan yavşaklar, ulan kıç yalaycıları
İki kuruş etmez değersiz varlıklar
Amirikan ve İsrail uşakları
Doymadınızmı ulan doymadınızmı
Bizi ölümle sınamaktan, öldürmekten, acı çektirmekten bıkmadınızmı
Açlığı, yokluğu, sefaleti bize layık gördünüz
Kanımızı emip, iliklerimizi kemirdiniz
Ölülerimizle alay edip, toplu mezarlar kazıdınız
Rant peşinden koşup, bize mezar sattınız...
Unutma, unutma eyy halkım, unutma
Bunlar meyve çağında ki ağacın
Bunlar çiçek açan dalın
Bunlar toprakta boy veren başağın
Bunlar nehirlerin, ormanların
Bunlar dağdaki yiğidin, tarladaki ki köylünün
Mahir, Denizin, Berfo annenin, Esma hanımın düşmanıdır
Bunlar Uğur mumcu'nun, Nazım hikmetin, Ahmet arifin, Aziz nesin'in
Güzel olan her şeyin düşmanıdır
Bunlar Mustafa Kemal'in
Bunlar sana, bana, bize düşmandır...
Bunlar yarınlarımızın aydınlık geleceğin, karanlık beyinleridir
Bunlar geleceğimizi çalan, bizi ölüme terk edenlerdir...
Bunları, bunları unutma eyy halkım
Bunları ki, bize yokluğu, sefaleti
Bunları ki, bize acıyı ve kederi
Bunlar ki, bize ölumleri layık gördü
Bunlar ki, kardeşi kardeşten, eti tırnaktan ayırmayı kendilerine şiar eti
Bunlar ki, bu vatana ihanet içindeler
Şimdi haykırma zamanı
Çığlık çığlığa isyan etme zamanı
Bak Anadolu'm enkaz altında
Can yanıyor, kan damlıyor, yürekler acı içinde
Şimdi zaman, susma zamanı değil
Şimdi çığlık zamanı
Haykırma zamanı
Yaşarken ölmekten, ölmekten bıktım, bıktım be halkım bıktım...
Yaşamak, yaşamak ne güzel şey
Başı dik, onurlu yaşamak
Kardeş kardeşe sarılmak ne güzel şey
Ne güzel şeymiş, özgürlük bayrağını gökler çekmek
Yaşamak, yaşamak ne güzel şeymiş, onurlu yaşamak
Yaşamak diyorum yaşamak
Yaşamak ne güzel şeydir eyy halkım
Umutlu yarınlar için kavga verip
Ölmek kadar güzel bir şey, yaşamak
Yaşamak diyorum yaşamak...
Zeynel Yaşar

20 Nisan 2023 Perşembe

YOL-ERMAN ÖZTÜRK (ŞİİR)

 


YOL

Bir ağıttan taşırıp çığlığımı

Yaramı sağaltıp özsuyla

Ermeli soluğum

Kesildiği yerden yarına

Kırılır dallar

Kanar

Kabuk bağlar

Yine de uç verir bahara

Acısında maya bulur

Çiçek açmaya dalından tomurcuk

Kızıllığıyla büyürken güneş

Batarken ufukta

Yarına bir yol var

Ardı sıra denizlerin

Dağları dolanarak patikalardan

Yarına bir yol olacak

Alaca dağlarında sabahın

Çalarken fabrika düdükleri

Söylenirken şantiyelerde

Özlemle gurbet türküleri

Yarına bir yol

Doyamayan bebelerin açlığından

Anaların dinmeyen avazından

Tutsağı sabırla işleyen

Saat gibi voltasından

Kaybeden canlarla yaşayan

Cumartesi Meydanı'ndan 

Hrant'ın düştüğü yerden

Havalanano ürkek güvercinden

Yarına bir yol

Madencinin kara ellerinden süzülen

Işığın aklığında

''Öyle mi alay komutanı'' diyen

Yüreğin berraklığında

Yarına bir yol

Elindeki kitapla

Orduların karşısında

Ordulardan büyük

Yeryüzünün lanetlisi

O haylaz çocukların

Omuzlarında yükselecek

Yarına

Bir yol

Açılmamış belki

Açılacak

Fırçasıyla çizdiği düşlerin

El ele veren

Rengaren kardeşliğinde

Türküsüyle buluşturduğu

Terlerken avuçları

İndirdiğinde sırtındaki

Bin yıllık yükleri

Kazmasını kaldırdığına göğe

Yürünmüş tüm yolların

Buluştuğu bir açmazda

Yarına

Bir 

Yol

Var

Açılacak

Şafağında 

Sabahın

(Erman Barış)

1 Nisan 2023 Cumartesi

DEPREM (ŞUAYİP ODABAŞI)



 DEPREM

tekerrür eder de, hiç ders almayız
eloğlu elek der, kelek anlarız..
boş-boş lâf etmekten, geri kalmayız
eloğlu dibek der, göbek anlarız..

doğanın takdiri, bütün depremler
olana kar etmez, bunca merhemler..
ölen ölür, kalanları kim dinler
eloğlu eşek der, döşek anlarız..

özensiz yaparsan, çürük meskeni
öksürükle çöker, sapar ekseni..
sütunlar, direkler çalı dikeni
eloğlu fişek der, şişek anlarız..

sen seni bilmezsen, bildirirler çatıları başına indirirler.. görmeden, öldüğünü bildirirler. eloğlu şebek der, bebek anlarız..

hileli betonlar, azdır demirler
allah'tan gelmiyor, kötü emirler..
kimlere kurbandır, bunca ömürler
eloğlu dilek der, bilek anlarız..

herkes yardım eder, düşkün acize
binalar göçmezse, olur mucize..
evleri düzgün yapın, derler bize
eloğlu çörek der, börek anlarız..

ODABAŞI sözüm, aciz olana
her işte hileli, bozuk olana..
fırsatçılar başlar, hemen talana.
eloğlu durun der, vurun anlarız..

Şuayip Odabaşı 7 şubat 2023


12 Mart 2023 Pazar

BÜYÜK İNŞAAT HİSTERİMİZ

 


Delilik sadece bireylere değil, kitlelere de özgüdür. İnsanlar, kitleler halinde de delirir. Bu genelde kısa süreli olduğu gibi, uzun süreli de olabilir. Kısa süreli, bir günlük olanına 1993'de denk gelmiştim. Hatırlayanlar bilir, gazetelerin kuponla bir şeyler vermesinin yaygın olduğu bir zamandı. Bu promasyon dağıtma, sadece bir gazete ile hediye vermeye kadar gitti. Ben pek çok kitabı, kaseti, vcd ve cd'yi (yeni nezile, vcd, video cd'si oluyordu), sabunu, çayı falan, bir gazete ya da bir dergi ile almıştım. Bir kere Tempo dergisi ile yüz gramlık, koca bir kalıp sabun almıştı, bu sabunu sonra bir kaç dergi daha vermişti.  Çiçek-baharat karışımı, hoş kokusu olan ve deri altı yağları erittiği iddia eden bir sabundu. Bu promasyon konusu uzar. Ben sadece Sabah Gazetesinin, 1993'de, Groller İnternational Amerikana ansikolopedisinin birinci cildinin kapışmasını anlatmalıyım. O günlerde bir süpermarkette, evlere servis işi yapıyordum, bunu da yaya yapıyordum. O gün tam bir kabustu. İşe yarım saat geç gitmem felaket oldu. Neyse ki günlük dağıtım yaptığım sekiz kişinin ansiklopedisini ayırmıştım. Bir tane de kendime ayırmıştım. Onu da dükkana getirdim. Alamayanlar isyan etti. Ertesi gün de Sabah gazetesi, birinci cildi alanların aynen devam edeceğini zannedip, dünya kadar iade aldı. O tek cilt evlerde kaldı, sonra da çoğu kağıt hurdacılarına gitti. Bir sonraki gün de daha az basılıp, azaltıldı. O gün Türk halkı delirmiş, o hiç bir işe yaramayan ansiklopedi cildi için delirmişti. Zira bir ya da iki hafta kadar sonra aynı Sabah gazetesi, 250 gram Omo (ya da Alo) deterjan dağıtmış, benzer bir reklam yapmış, kimse umursamamıştı. Bir koli deterjanın hepsinin iade etmiştik. Ben beş-on tane almadığıma pişman olmuştum. Bir de o zamanlar bayağı zengin bir milletmişiz. Bir gazete fiyatına, çeyrek kilo deterjan almayı ret edebiliyormuşuz.)



O günün ansikolopedinin birinci cildini alma histerisi gibi toplumların da belli histerileri oluyor. Bir kaç yıl önce, her köşe başında açılan lokmacıları hatırlıyor musunuz? Peki Anadolu Kaplanları ve onlardan alınan kar paylarını? ( https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/anadolu-kaplanlari-son-yillarda-biten.html ) İnsanların sık sık çeşitli sebeplerden dolayı böyle histerilere kapılır. Dördüncü haçlı seferi, böyle bir histeriydi. Haçlılar, Türkler ya da Araplarla savaşmak yerine, şimdilerin İstanbul'u olan Konstantinopolis'i yağmaladı. Dönemin papası sefere katılanları afaroz etti ama bu olay, doğu ve batı kiliselerin ayrılmasına yol açtı. Dördüncü ve beşinci Haçlı seferleri arasında iki defa çocuk haçlı seferi yaşandı. İlki Almanya'da oldu. Din histerisine kapılan bir oğlan çocuğu, kilise kilise, köy köy gezip, vaazlar vermeye başladı. Dünya hırsına kapılan yetişkinlerin Haçlı seferlerinde başarılı olamayacağını, bunu ancak temiz ruhlu çocukların yapabileceğini söyledi. Sayısı bilinmeyen, onbinlerce çocuğu toplayıp, yola çıktı. Çok azının, bazı soylu aile çocuğu olanlarının atı vardı. Alp dağlarını aşıp, İtalya kıyılarına vardılar. Orada Akdeniz'in, tıpkı Kızıldeniz'in Musa'nın önünde açıldığı gibi açılmasını beklediler. Öyle olmayınca pek çok çocuk, öldü ya da kayboldu. Ele başları vaiz çocuk da intihar etti. Sonra aynısı Fransa'da oldu, çocuklar Fransa kıyılarına geldi. Bu sefer denizin açılmasını beklemediler, denizciler beş gemi ile onları aldı, götürdü. Akibetleri yıllarca meçhul kaldı. Sonradan öğrenildi ki denizciler, bu çocukları Cezayirlilere  para karşılığında köle olarak satmıştı.



İnsanlar genelde konu zengin olma olduğunda böyle histerilere kapılıyor. Bunun en garip olanı, Kaliforniya'ya altına hücumdur. Binlerce insan, altın bulma ve zengin olma hayaliyle Amerika Birleşik Devletlerinin bu en batıdaki eyaletine göç etti. Pek çok kere tamamen devlet otoritesiz orta batının vahşi eyaletlerini  ve Rocky dağlarını zorlukla aştı. Bir kısmı da henüz Panama kanalı yapılmadığı ve Bering boğazını  uzun ve sert kış aylarında geçecek buz kıran gemileri henüz icat edilmediği için, Güney Amerika'nın en güneyinde, Macellan boğanının da güneyinde, Horn burnunu aşarak ulaştı Kaliforniya'ya. Bu altın bulma histerisi o kadar büyüdü ki,  San Fransisco limanına demir atan gemiler, demir attığıyla kalıyordu. Çünkü tayfaları altın aramak için gemiden kaçıyordu. (Sanki tavuğun tarlayı eşeleyip, solucan bulması gibi altın bulacaklar.) Benzeri bir çılgınlığı Alaska'da yaşadıysa da, Alaska'nın zorlu iklimi, bu hücum histerisinin nefesini çabuk kesti.



Türkiye'nin uzun zamandır bir inşaat histerisi yaşadığını düşünüyorum. Ülke yıllardır beşik gibi sallanırken, halen tarım arazilerini, ormanları, milli parkları imara açma, halen inşaatların demirinden,  çimentosundan çalma, sahte sağlam raporlarının bir türlü dinmemesi, Türkiye'nin tüm Avrupa birliğinin on katından daha fazla (hatta on iki) müteahit olması nasıl açıklanır ki? Herkes inşaat-emlak işinden voliyi vurmak, çok kar etmek istiyor.

Halkımız, inşaat ve emlak sektörünün, onlarca sektörden biri olduğunu ve kolay zengin olmanın anahtarı olmadığını bir an önce öğrenmeli.

26 Şubat 2023 Pazar

KİTLELERİN SUÇU DA SUÇTUR

 


Yirmi küsur yıl sonra gene büyük bir deprem oldu, sayısız bina yıkıldı, sayısız insan öldü. Üstelik bu arada hiç deküçük olmayan depremler oldu (Elazığ, İzmir, Akşehir, Van; benim hatırladıklarım.) Gene inşaattın demir ve çimentosundan çalma,  gene kolon kesme, gene kaçak kat çıkma ve bilmem kaçıncı imar affı (ya da barışı) vs, vs.. Dünyanın en fazla deprem hissedilen 6. (altıncı ) ülkesiymişiz. (İnstagram'daki bir bilginin yalancısıyım ama o kadar çok deprem görüyoruz ki, hayır diyemiyeceğim.). Başka bazı kaynaklar da 4. diyor.  Bizde halen bunlar oluyor. Bu sefer farklı bir şeyler var. Yıkıntı denizinde dimdik duran binalar, geri kalan tüm binaları suçlayan binalar. Yüz yılın felaketinin aslında yüzyılın ahlaksızlığı olduğunu gösteren binalar. Tedbirsiz olduğumuzu gösteren binlar. Oysa ben bile, pek de okunmayan bu blogda, depremle igili, gelen tehl,ke ile ilgili bakın neler yazmışım.

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/01/deprem-artik-panige-kapilalim.html (Keşke paniğe kapılsaymışız)

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/aklimiza-gelmeyen-felaketler.html (keşke aklımıza gelseymiş)

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/barbarlari-beklercesine-depremi.html (barbarlar geldi)

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/02/tuzlu-su-im ar-affi.html (o tuzlu suyu içtik)

Bugün ise, böyle bir depremde bile halen nasıl birileri çürük inşaat yapmaya cesaret ediyor sorusunu cevaplamak için tez üretmek. Bunun sebebi, müteahitlerin toptan vurguncu olması ve nasıl olsa hepimizi de yargıalmazlar güvencesi değil mi? Aslında bundan da bahsetmiştim:

https://onbinkitap.blogspot.com/2023/01/kurak-gunler-ve-suru-davranisi.html

Linç girişimine kapılanlar, nasıl olsa hepimizi de yargılayamazlar, ben de arada yırtarım fikrindedirler. yağmaya katılanlar da benzer düşüncededir. Kamuoyunu sakinleştirmek için bir kaç kişi, bir kaç yıl hapis yatacak, sonra arka kapıdan çıkıp, işine devam edecek. Nitekim daha önceki deprem, hatta depremlerde de öyle olmadı mı? Soruların çalınmasını ne çabuk unuttuk. Soruları çalarak üniversite kazanan, Harbiyeyi kazanan, tıp uzmanlığını, hakimliği, savcılığı kazananların ne kadarı yargılandı ya da ne kadarı sınavları bu şekilde kazandı, biliyor muyuz? Bu kişiler, haksız yere kazandıkları mevkilerden dolayı pişman olmadıklarını gayet iyi biliyoruz. Zira sorsanız, herkes yapmıştı.Zira 17 Aralık 2013 öncesi herkes cemaatçiydi (Fetöcü)

Herkesin işlediğinin suç olduğuna en somut delil, trafik kurallarıdır. Son yıllarda ğlkemizde trafik kazalarının son yıllarda azalama sebebi, kameralar sebebi ile rüşvet alma olaylarının azalmasıdır. Geçmişte trafik polisleri çok rüşvet alır ve olan trafik kazalarından dolayı da suçluluk hissetmezdi. Çünkü herkes alırdı. Bu öyle bir suçsuzluk duygusudur ki, çok  sonra da kendini gösterir. Mesela doksanlı yıllarda üniversitelerde, özellikle taşra üniversitelerinde Ülkücüler çok güçlüydü. Ben de Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesinde okurken,  onların zorbalığı yüzünden 3. sımnıfta yurdu bırakıp, ev kiralamak zorunda kalmıştım. Sonra öğretmen olarak da Isparta'ya  atandım. Pek çok okul arkadaşımi iş arkadaşım oldu ama yaptıklarından hiç pişman değillerdi. Çünkü o zamanlar hemen herkes Ülkücüydü ve herkes öyle davranıyordu. Bu herkes böyle yapıyor, öyleyse suç sayılmaz üzerine akademik çalışma yapmış psikolog var mıdır acaba? Öyle ki, Mısır, El Ezher uleması, Taharrush, yani toplu tecavüzü icat etti. Amaç, İslam dışı giyinen kadınları cezalandırmak. Tüm polisye tedbirlere rağmen, pek çok İslam ülkesinde yaygınlaştı. Hatta Afganistan ve Pakistan'da çocuklara karşı da yapılır olmuş. Mısır'da, Hollandalı bir kadın, taarruz tecavüze uğrayınca belgeseli yapıldı. Toplu tecavüzler, özellikle savaşlarda yaygındır. Sovyet ordusu, işgal ettiği Alman topraklarında sistematik tecavüzler yapmıştı. Benzerini Sırp ordusu Bosna'da, Amerikan ordusu Irak'da yaptı. Bu, askerlerin fevri bir hareketi değil (mesela Sırplar Hırvatistan ve Karadağ'da, Amerikalılar Vietnam'da yapmamıştı.), işgalci ülkenin, halkı göç ettirme, gururnu kırma, genetiğini bozma ve birliğini bozmaya yönelik politikasıdır. Bu, tecavüzü suç olmaktan çıkarmaz. Tıpkı Nazilerin soykırımlarının ve gaz odalarını suç olmaktan çıkarmadığı  gibi. 

Bu tür yazılara ne yazsam eksik kalıyor. Kitlesel suçlar bizi masum yapmaz. Tüm Nazi askerlerinin ya da Japon askerlerinin soykırım yapması, hatta bunun için emir almış olması, soykırımı suç olmaktan çıkarmadığı, soykırım yapmak suç olması gibi, bunu yapanların 1992 Şubatında Hocalı'da Ermeniler ya da 1978 Aralığında Kahramanmaraş'ta Türklerin yapmış olması da suç olmaktan çıkarmaz. Bütün müteahitlerin çimento ve demirden, fırıncıların gramajdan çalması, bunu suç olmaktan çıkarmadığı gibi, bütün Kürtlerin kaçak elektirik kullanması da ahlaksızcadır. Gramajdan çalan ekmekçi, kaçak elektirik kullanan da, depremde müteahit, kontrolcü, mühendis, mimar, amele ya da inşaatta sorumluluğu ve emeği olanlar kadar suçludur. Çünkü ahlaksızlığı normalleştirmiştir.

Eylemlerimizin ahlaki değerlendirmesi, amaçlarına, niyetine ve sonuçlarına göre yapılmalıdır. Kalabalıklar, yakınlarımız ya da başka kişilere göre değil.

25 Şubat 2023 Cumartesi

HATAY AĞIDI (MEHMET HAMEŞ)

 


HATAY AĞIDI
analar karalar bağlamış
komşular göçükte kalmış
elimde can kalmamış
dertler var içinde
oy neyleyim hatay oy
of neyleyim gardaş of
dertler almadan bizi
gel gidelim uzaklara
zalımlar almadan bizi
gel gidelim uzaklara
oy neyleyim hatay oy
of neyleyim kirvem of
acım var ilacı yok
atım var bineni yok
yaram var doktoru yok
dertler var içinde
oy neyleyim hatay oy
of neyleyim bacım of
amanoslar kar içinde
orantes kan içinde
çocukları sorarsan oy
dertler var içinde
oy neyleyim hatay oy
of neyleyim anam of