dinsel zorbalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dinsel zorbalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2023 Çarşamba

DİNSEL ZORBALIK VE ÇEŞİTLERİ

 




Dinsizlik sosyoloji ile o kadar çok yazı yazdım. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/11/dinsizlik-sosyolojisi.html) Uzun zamandır da aslında dinsel zorbalığa tepkileri yazdığımı anladım. Zorla güzellik olmuyor sayın okurlarım. İnsanlar her zaman zorbalığa tepki verir. Buna psikologlar  kaçma-savaşma davranışı diyorlar. Bu savaşma davranışı, kendisine saldıran yada saldırdığını düşündüğü varlığa, sırf tepki vermek için daha ileri gitmek anlamına da gelebiliyor. Yani din baskısı ile savaşan insanlar, Ateizmi seçebiliyor. 12 Eylül rejiminin getirdiği zorunlu din dersleri, Aleviler arasında dinsizliğin hyayılmasına sebep oldu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2018/09/azinlik-suclari-koku-ve-azinlik-ateizmi.html). Bazen kendi inancına daha çok sarılmasına da sebep olabilir. Emin Çölaşan, Turgut Nereden Koşuyor adlı kitabında, Özal'ın, Amerika'da Mormonların propagandası sonrası daha da muhafazakarlaştığını anlatır.

(https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/turgut-nereye-kostu.html) Şimdi bu zorbalığın türlerini, kendi tespit ettiklerim kadarı ile yazayım. (En hafifinden, en şiddetlisine doğru)

Zorbalık çoğu kez insanların yeterince korkup, sinmediyse, pskologların karşı şiddet dediği duruma sebep olur. Ben üniversitedeyken, Ülkücüler, Alevilere, Kürtlere ve genel anlamda herkese zorbalık yapardı.. Polis yada güvenlik, Ülkücülere kadar hoş görülüydü ki, üçüncü  kattan adama ttıklarında bile ceza almak bir yana, polise ifade bile vermezlerdi. Elele gezen çiftler yada gaylar da Ülkücülerin hedefindeydi. O yıllarda üniversiteler, PKK ve DHKP-C'nin eleman alım merkezi gibiydi. Şimdilerde öyle bir şey yok, çünkü onlar yüzünden özellikle taşra üniversiteleri boşalıyor, paralı gençler, özel üniversiteler gidiyordu. Şimdi ise gençliğin böyle şeylerle ilgilendiği yok.

1)Zoraki din eğitimi ve propagandası: Size sorulmadan din anlatmanız, insanlara saldırıdır. Devletin zorunlu din dersleri ve bu derslerin insanların ailelerinden öğrendikleri ile çelişmesi de bu saldırıyı yaralıyıcı yapandır. Bu yüzden de seksenli yıllarda Alevi gençler dinden koptular. Bunu iki binli yıllara Kürtler izledi. Aslında seksenler ve doksanlar gençliği basabayağı sağcı ve dindar yetişmişti. Tüm tarikatlar bu dönemde palazlanmıştı. Son bir yıldır, bir kaç okul değiştirince, garip bir tespitim oldu. Bir okulda din dersi ne kadar çoksa, dinsizlik o kadar çok artıyor. Şimdilerde imam hatipler bile, deist-panteist falan yettiştiriyor.

2)Dini keşfetmeye engel olmak: Öğrenimde çeşitli yaklaşımlar vardır. Sunuş yolu ile, buluş yolu ile, tam öğrenme, araştırma-inceleme, işbirlikçi öğrenme vs. Ülkemiz ve geri kalmış ülkelerin çoğunda en fazla sunuş ve en az buluş yöntemi tercih edilir. Misyonerler, tebliğiciler ve tarikatlar ister ki, dini sadece onlardan öğrenin, kendiniz asıl kaynaklara ulaşmayın. 

(https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/tarikat-nedir-2-neden-tarikatlara-uye.html)

Kuran'ın (tamamının) cumhuriyetin ilanına kadar Türkçe'ye çevrilmemesi tesadüf değildir. İnsanların dini kendileri keşfetsin istenmedi. Bu yüzden de şu anda bile Kuran'ın Türkçesinin okunmasına karşı çıkıyorlar. Kuran'ın Türkçeye çevrilemeyeceğini savunuyorlar. Oysa hadisler çok güzel çeviriliyor. O kadar ki Türkçeye özgü sesteşlik-benzerlik şakaları bile yapılabiliyor. Zaten din adamları nadiren ayet diyor, bol bol hadis diyor. Hadislerin ana kaynağı Kütüb-ü Sitte'yi de o kadar çok okuyan yok. Zaten Türkiye'de dini kitaplar, duvara dizilerek dindarlık göstersin diye alınır, dini kitaplar çok satılsa da, az okunur. Bazen dini kitapların dışı başka, içi başka olabilir. Bı konuda garip bir tecrübem olmuştu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/08/gazalinin-omuzundan-atilan-tufekler.html) Adam kendi kitabnı piyasaya İmam Gazali'nin ünlü bir kitabı diye atmış, önsözde de yalandan bir açıklama yapmış. Nasıl olsa dini kitaplar okunmuyor diye sallamış. Bu arada meşhur tövbe tutturan Menzil tarikatı, şeyhleri öldükten sonra üçe bölünmüştü, hatırlarsanız. Bu bölünmede her kardeş, kendi vakıflarının, tekkelerinin yanı sıra, kendi yayınevlerini de kurdu. Dini kitaplar aynı zamanda tarikatlara ödeme yapmanın bir yolu. Şu günlerde Saygı Öztürk'ün Menzil kitabını okuyorum. Çok ilgiç şeyler keşfediyorum. Kitap, ilk baskısını 2019'da yapmış, yani baba şeyhin ölümünden çok önce yazılmış. Aslında baba, daha ölmeden üç oğluna, üç tekke bırakmış daha doğrusu kurmuş. İlki Adıyaman'ın meşhur Menzil  (eski adı Durak) köyüne, sonra Sivrihisar'a ve en son Pursaklar'a. Yani burada çok önceden yapılmış bir plan var. Kitabı okurken, iktidarı devirmenin ne kadar zor olduğunu ve muhalefet olarak daha çok yolumuz olduğunu, psikolojimizin sağlam olması gerektiğini de anladım. Bu son cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura bırakmak bile başarıymış. Tarikata yetmişli yıllardan beri teşvikler verilmiş, özellikle önü açılmış.

Tarikat demişken. Ben de 2004'de Ankara'da Yeni Yüksektepe (2023'de Aktiffelsefe olmuş) derneğinin kurslarına gidiyordum. Her cumartesi derneğin sözüm ona derslerini alıyorduk. Derslerde uzun süre Platon'u konuştuğumuzu ama hiç idealar alemi ve mağara mitosundan bahsetmediğimizi ne hatırlıyorum. Mağara mitosu ve idelardan bahsetmeden Plaron'u anlatmakta ciddi bir beceri işi. Üstelik bu uluslar arası New Akropolis örgütü, dünya çapında Sokrates tarikatı olarak anıldığı halde, Sokrates'ten de pek az bahsetmişlerdi, hatırladığım kadarıyla. Sonra Bagavat Gita, Buda ve benzeri     Hint efsanelerine yöneldi. Üye olmama bir kaç hafta vardı ki (dersler bitince, iki yada üç haftalık üyeliğe hazırlık kursu vardı), eski üyelerden birinin astroloji dersi vermesi ve astrolojik falları gerçek gibi anlatması ile gözlerim açıldı. Dernek açıldığından beri üye olanlar bile ders alanlar vardı ama derneğin asıl yöneticisi olan İspanyolar (Antonyo haca dediklerini hiç görmedim, ilk kuruşduğunda o varmış. Ankara'daki merkez ve Batıkent sorumlusu İzabel hoca dedikleri yetmiş-seksen yaşlarında bir ir kadındı. Her ikisi de İspanyol'du) hariç herkes ders alıyordu . Derneği Ankara'daki diplomatik misyonlar kurmuştu. Ben de dernekten ayrıldım. Bir kaç ay sonra Tempo dergisi konuyu manşetten patlattı. Dünya çapında örgütlü bu tarikat, Satanistlerle bir olup, Papayı bile tehdit etmiş.

Tatikatlar ve diğer din tüccarları sadece onların öğrenmenizi istediklerinizi ister. Sizin kendi gerçekliğinizi öğrenmenizi istemez.

                                          


3) Her yeniliğe direnmek, çıkarları uyuşunda teslim olmak: Doksanlara kadar tarikatlar, televizyon ve radyonun günah olduğunu savunuyordu.Doksanlarda Uzan ailesinin Star 1 (Star)  TV'den ve Kral FM'den başlayarak başarısı, FETÖ'den başlayarak tarikatları, kendii televizyon ve radyolarını kurmalarını sebep oldu. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/08/uzan-ailesinin-ve-genc-partinin-siyasi.html) Şimdilerde bazı sosyal medya (Youtube-Tiktok-İnstagram vs) vaizleri, cemaatlerine takipçilerinin az olduğundan şikayet ediyorlar. Artık hiç bir tarikat, hele de doğrudan prtik faydaları olan yeniliklere karşı çıkmıyor. Öte yandan halen evrim teorisi ile problemliler. Mikro biyolojide evrimi inkar edemiyorlar. Bu karşı çıkılan yenilikler sadece bilim ve teknoloji alanında olanlar değildir. 1929'da mollara, cumhuriyet kurulmasına karşı çıkıp, Pehlevi ailesinin son İran şahlığını kurmasını destekledi. Elli sene sonra, 1979'da da mollalar, İran İslam Cumhuriyetini kurdu. Yani her yenilik, önce dinsel iktidarların faydasına olacak şekle geliyor, sonra dinsel iktidar kabul ediyor. Değilse de kılıfına uyduruyor.Yıllarca faiz haram dediler. Baktılar ki faizssiz olmuyor,  önce faizi, basit muhasebe oyunları ile adını değiştirip, kar payı dediler. İslami bankalar (katılım bankaları) kurdular.


4)Kendini kutsal (ermiş-mehdi) ilan etmek: Bunu din alimleri pek nadiren de olsa kendileri yapar. Son peygamber öleli bin dört yüz küsur yıl olmuştur ama ölü bir peygamber, insanlara yetmemektedir. İnsanlar kendilerine doğrudan dini emir verecek birilerini beklemektedirler. Birileri de bu evliyalardan, ermişlerden para kazanmaktadır. Bu yüzden bunu sizinde kabul etmenizi istemektedirler. Bu kişilerin evliya olmaalrının  sebebi genelde soylarıdır. Peygamberin torunu Hasan'dan ise Şerif, Hüseyin'den ise Seyid'dir. Bazıları da halife Ebubekir yada Ömer'dir. Tarikatın ilk kurucu şeyhi de ne çileler çekmiş, ne kerametler göstermiştir. Oysa şu anki şeyh, lüks içinde yaşayan bir obezdir. Madem soya o kadar önem verilecekti, peygamberin öz torunları neden öldürüldü ve sonrasında şükür namazı kılındı? Üsteilk Sünnilik, Kerbela olayı sonrasında Yezid ve Emevi-Abbasi hanedanlığını desteklemedi mi?

Yıllar önce, daha Fetullah Gülen, Pensilvanya'ya gitmemişti. Genç bir muhabir, sonradan yetmez ama evetçi olacak Liberallerle dolu bir etkinlikte ona soru sormak için, Fetullah bey deyimce kıyamet kopmuştu. Muhabir (galiba kızdı) linç edilmişti Fetullah bey dedi diye. Hocaefendi denilmeliymiş, bey denmesi makamına saygısızlıkmış (ne makammış ama). Her iktidardan düşüş gibi, dini iktidardan düşüş de vardır.

Yetmez amacılar demişken, onlarla ilgili çok yazdım, en azından birini şuraya bırakayım: (https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-7-yetmez-ama-evetcilik.html)

Biz yıllarca zorunlu din derslerinde, günah çıkaran, afaroz eden, endülüjans satan papazları, Papaları kınadık. Başımıza tövbe ipi tutturan gavslar şeyhler çıktı.

5)Din adamı kıyafetleri giymek: Bu da kendini kutsal ilan etmenin bir yoludur. Dikkat ederseniz devlet memuru, cami görevlileri olan imamlar, bunu pek yapmaz (ben hiç görmedim.) Laikliğin uygulanmauan bir maddesi de, ibadethane dışında dini kıyafetle dolaşma yasağıdır. Ortaılkta cübbe, sarıkl ve şalvarlarla dolaşınca, bizim dini bilgimiz sizden fazla demeye getiriyorlar. Bu kıyafetlerin din kıyafetleri olduğu da nereden belli. Cübbe, neredeyse Babil-Sümer zamanından beri din adamı kıyafeti. Sarık ise İran kültürünün bir parçası. Ben, Muhammed'in hayatı boyunca cübbe, sarık ve şalvar giymediğine yemin edebilirim ama ispatlayamam. Hayatı boyunca en kuzey olarak Şam şehrini, en güney olarak da Yemen'i görmüş biri olarak, şalvar giyen birisini de görmediğine eminim. Zira daha çok Anadolu-Balkanlar'da ve köy yaşamına ait bir kıyafettir. Arapların halen bilmediği bir kıyafeti nasıl dinle özdeşletirildiğini de kimse açıklamıyor.

6)Olmadık yerde dindarlık şovları: Yol ortasında namaz kılmak, otoböylesi bir otobüs molalarında otobüsü geciktirme çabaları gibi şovlar, dinsel zorbalıktır. Ezan okunuyor diye herkesi susturma çabası da böylesi bir zorbalıktır. Son on yıldır, reisin mitingleri ile öğrendik ki, ezanlar, tam o saatli maarif takvimlerinde yazılan dakikalarda okunmak zorunda değilmiş. Savaş zamanlarında bile dakikasında okunan ezanlar, reis mitingleri söz konusu olduğunda ertelendi.  Bu tarikatçı takımının içine değil de, biraz içlerine girdiklerinizde, çoğu kez inadetlerinde o kadar da hassas olmadıklarını görürsünüz.

Diğer bir yandan Müslümanlar, namaz ve oruca olan hassasiyetlerini, zekata karşı göstermemektedirler.

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-1-marksizm-ve-zekat.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/03/unutulan-ibadet-zekat-musluman-zekatta.html

Benim bu yazıyı yazdığım günlerde Fatih Terim fonu sıkandalı oldu. Daha öncesimnde de yüzsüz fenomenler sıkandalı oldu. Kimse de sormuyor ki, bu kişiler kaç kuruş vergi verdi, kaç kuruş zekat verdi, diye. Ramazanda ben orucum diye terör estirenler, Ramazan bayramı öncesi sadaka ve zekat üzerine niye hassaslaşmıyor. Bizde şeker bayramı denen Ramazan bayramına, Arap ülkelerinde sadaka bayramı deniliyor. Kurban bayramında tüm dini kurumlar post peşind ekoşuyor. Biri de demiyor ki, kurbanların ne kadarını dağıtıyor, ne kadarını derin dondurucuya atıyor diye de sorsanıza. Ayrına Fatih Terim fonuna işletilen absürt faize de kimse bir şey demiyor.

7)Dini yeniden tanımlama ve kimlik baskısı: Buna sen Müslüman değil misin, Müslüman şöyle mi yapar, böyle mi yapar baskısıdır. Bir de Aleviler namaz kılmalıdır baskısı vardır eskiden. (Halen de var, ara da bir hortluyorlar.) Biz hiç Sünniler şöyle olmalıdır, Şafiler böyle olmalıdır diyor muyuz? Müslümanlıksa Müslümanlık, dinsizlikse dinsizlik, size ne? Dini sizin istediğiniz gibi yaşamak zorunda mıyız? Her yılbaşı, tüm insanlığın yeni yıl heyecanına, yılbaşının ve Noel'in farklı şeyler olduğunu bile bile, Müslüman Nel kutlamaz diye insanları rahatsız etmek neden? Böyle boş tiplere dert anlatmaktansa, dinsiz olmak daha iyi.

Bu tanımlamanın bir etkisi de türbanlı kızlar üzerinde oldu. Pek çok muhafazakar, doksanların türbanlılarını özlemekte.  Onlar makyaj yapmaz, oje sürmez, uzun bir pardesü giyer, erkek arkadaş edinmez, daima erkeklere karşı çatık kaşlı olurlardı. Öyle türbanlılar mazide kaldı. (https://onbinkitap.blogspot.com/2021/12/dinzsizlik-turleri-15-pardesu-ve-diger.html)

8)Din diye erkek egemenliği savunmak:  Bu daha önce de yazdığım bir konu (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-4-feminist-dinsizlik.html). Din adamları için erkeklik her şeyden önemlidir. Her türlü dini yorumu, erkekten yana yaparlar. Kuranın tamamında  ve sahih hadislerin çoğunda tecavüzün tanımı yoktur. Bu yüzden Müslüman ülkelerin çoğunda tecavüz, pratik olarak bir suç değildir. Mahkemeler zina suçu davası açar, recm cezası verilir. Erken beline, kadın göğsüne kadar gömülür. Böylece erkek kaçar, kadın ölür. Ayırca pek çok İslam ülkesinde, özellike Pakistan ve Afganistan'da, kadınların tek başına dolaşmasına, erkeklerden bağımsız bir hayat kurmasına engel olmak için din adamları taaruz dedikleri bu toplu tecavüzleri teşvik ediyor. Buna taaruz (  Arapça telaffuzu )diyorlar. İlk defa El Ezher müderrisleri tarafından icat edilmiş ama mücahitler tarafından Afganistan ve Pakistan'da yaygınlaşmış. Hatta bu toplu tecavüzlere artık çocuklar da dahil. Zira aktif homoseksüellik, homoseksüellik sayılmıyor. Erkeğin cinsel organı çalıştığı için, erkekliğin bir parçası sayılıyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-5-homoseksuel.html) İstanbul sözleşmesinden çıkılması ve kadının beyanı esastırın yerini, delili esastırın alma sebei de bu konuda diğer İslam ülkelerine uyma çabasından olabilir.

9)Din adına fakirleşmetirmek ve bunu yaparken zenginleşmek: Din adamları genelde fakirlik ve çile övgüsü yapar. İlginçtir, Buda çok yemekten gut hastası olarak öldüğü, sırf bu yüzden Buda heykellerinde Buda'nın şişman ve gülerek ebtimlerindiği Budizm'de bile, Budist din adamlarının yarı aç yaşadığı manastırlar vardır. Din adamları, ilk çağlardan beri fakirliği över ve genel anlamda da onlardan geçinirler. Peygamberler ve evliyalar ne yoksulluklar, ne açlıklar, ne çileler çekmiştir, anlata anlata bitiremezler. Oysa tarikat şeyhleri yada din adamları, hem lüks içinde yaşar, hem zenginlerle ahbap olur, çocuklarını onlarla evlendirir, hem de devasa zenginliklerinin bırakın zekatını, vergisini bile doğru dürüst vermez. Vakıflarına yardım alırken, herkesten yardım alırlar ama kendilerinden olmayanlar acından ölse aldırmazlar. Afrika'da bir yerlerde su kuyusu açar, arka sokağında donarak ölen Afrikalı göçmen-kaçak işçiden haberi yoktur. O tarikatın fi tarihindeki büyüğünün fakirliğini iddia ederler ama tarikatın eski eserleri arasında devasa bir saray vardır.

10)Dinsel Akbudunlar ve Arap-Sami-BeyazAvrupalı vs ırksal üstünlüğü: İslamda ırkçılık yoktur kelimesi, sizi Müslüman edene kadar söylenecek bir yalandır. Araplar, kavm-i Necip, yani üstün kavimdir İslama göre. Yahudiler'de Yakup'un soyundan geldiğinden, başka bir Sami ırkı olarak, onlarla kuzendirler. İbadette Arapçayı zorlamanın amacı da budur. Bu gün dünya Müslümanlarının tahminen beşte biri Arap yada Arapça konuşan uluslar da olsa (Körfez Arapları onlara eksik Arap derler), her Arap Kureyş soyundan olduğunu söyler. Oysa bu soy, sadece Kerbela'da değil, Kerbela'dan çok sonra da birbirinin kanını döktü. Türkiye'de tarikatların şeyhleri de bir şekilde kendilerini Kureyş soyuna bağlama eğilimindedirler. Avrupalılar da, misyonerlerle Hristiyan yaptıkları toplumları din kardeşi olarak görmezler.

11)Din savaşları, yapmalar ve katliamlar: Bunu uzun uzadıya anlatmanın anlamı yok. İlk çağlarda, çok tanrılı dinlerde krallar genelde tanrıların soyundan geldiği için din savaşları olmazdı. Daha sonra kralların tanrı soyundan gelme iddiaları savunulmaz olunca,  yağma ve fetih için dini kullandı. Osmanlı, Balkanları Müslüman etmekte isteksiz kaldı. Hatta Kanuni, şeyhülislam'ı Ebu Suud efendi ile beraber Millet sistemini getirerek, kitlesel Müslümanlaşmanın önüne geçmiş, işine gelen elemanı devşirmiştir. Fatih, Arnavutların ve Boşnakların Müslümanlığını, Yeniçerilere devşirme şartı ile kabul etmiştir. Osmanlı, Hristiyanlardan da, Tanzimat'a kadar yüksek cizye vergisi almıştır. Avrupalılar da, köleleştirme ve kolay yönetme amacı ile pek çok sömürgesinde halkları Hristiyanlaştırmamıştır. Sömürgecilik tarihine bakıldığında genelde İspanyol ve Portekizlilerin, o da ilk fetih yıllarında halkı Hristiyan etme çabasına girdiğini, diğer milletlerin, hele de İngiliz ve Hollandalıların ise özellikle Hristiyanlaşmaya engel olduğunu görürüz. Yani din adına savaşlar, kıyımlar ve katliamlar sadece yağma bahanesidir.

7 Kasım 2021 Pazar

DİNSİZLİK SOSYOLOJİSİ

 


Bir sosyolog olarak ne üniversitemi ne de aldığım eğitimi övecek değilim. Kendi aramıza yüksek lise derdik. Fi tarihinden kalma kitapları ders kitapları olarak kullandığımız gibi,  Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesinin, Fen Edebiyat Fakültesinin, Sosyoloji bölümünün ilk mezunları olarak, ders kitaplarımızı alt sınıflara veriyorduk.  En küflenmişi de sosyal psikoloji dersinde okuduğumuz, izini bugünlerde nadirkita.com'da bile bulamadığım bir kitaptı. Davranışçı akıma ait, tamamen çürümüş fikirlerle doluyudu ve biz bu kitabın fotokopisini okuyorduk. Kitabın fotokopisini bizden önce  Malatya, İsmet İnönü üniversitesinin Sosyoloji bölümündeki öğrencilere okutmuştu. Çünkü bölümün kurucusu ve başkanı Metin Özkul ( O zamanlar yardımcı doçentti, biz 3. sınıftayken doçent oldu, sonra profesör  oldu ), Isparta'ya, sosyoloji bölümünü kurmaya gelmeden evvel, orada çalışıyordu.

Gene bölüm başkanımızın doktora tez hocası olması sebebi ile emekli profesör Amiran Kurtkan Bilgiseven'in, dört tane kitabını ders kitabı diye okuduk ki, asıl küflenmiş kitaplar bunlardı. Bu kitapların en nefret edilen özelliği, absürt ve ağdalı Osmanlıcasıydı. Bahse girerim bazı cümleleri Nedim, Baki, Fuzuli falan da anlayamazdı. Yıllar önce liseler için yazdığı bir ders kitabı, bu saçma Osmanlıcası yüzünden karikatürcülere alay konusu olmuştu. Bilgiseven tam bir 12 Eylül akademisyeniydi, hatta 12 Eylül'den çok önce 12 Eylülcüydü. Tasavvuf'u, Türk-İslamcılığı ve laikliği harmanlayan, bunları yaparken de Atatürk'ün adını anmayıp, zırva ötesi zorlama Osmanlıcası ile, sosyolog Kenan Evren'di.

Ben sosyolojisi, özellikle mezun olduktan sonra, diğer sosyoloji kitaplarından öğrendim. Meğer biz dört senede sosyolojinin tozunu bile öğrenememişiz.

Gene de sonuç olarak olaylara ve olgulara sosyolojik olarak bakmayı alışkanlık haline getirmem, kötü de olsa, sosyoloji eğitimin sayesinde oldu.

Kendi dinsizleşme sürecimde, etrafımdaki (bu etrafa internette tanıştığım-görüştüğüm insanlar da dahildi) insanları da dini inancını terk ettiklerinde aynı dünya görüşünde olmadıklarını fark ettim. Bu ayrımı deizm, ateizm, agnotisizm diye ayırmaktansa,  insanları din dünyasından ayıran toplumsal -kişisel (psikolojik) travmalara göre sınıflandırdım. Bunun sonucu olarak da şu ana kadar on bir çeşit dinsizlik sınıflandırmışım. Bunlar:

1)dinsizlik ve zekat : https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-1-marksizm-ve-zekat.html

2)Azınlık dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-2-azinlik-dinsizligi.html

3)Faşizan-şoven  dinsizlik: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html

4) Ergen dinsizliği : https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-4-ergen-dinsizligi.html

5) Feminist dinsizlik: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-4-feminist-dinsizlik.html

6)Homoseksüel dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-5-homoseksuel.html

7) Yetişkin dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/04/dinsizlik-turleri-6-yetiskin-dinsizligi.html

8) Kutuplaşma dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/dinsizlik-turleri-7-kutuplasma-sonrasi.html

9)Dinin somut iktidarı: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/dinsizlik-turleri-8-dinin-somut-siyasi.html

10) Dinsiz bırakan din eğitimi: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/dinsiz-birakan-din-egitimimiz-dinsizlik.html

11) Duyar kasma-suçluluk yüklemesi dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/sucluluk-yuklemesi-ya-da-duyar-kasma.html

Bunlardan blogda yazarken dikkat etmediğim için 4. lüğü feminizm ile ergenlik paylaşmış. Belki buraya yeni dinsel travma türleri yazarım. Blogumun çok fazla okuru yok. Bazı günler ilgi patlaması yapsa da,  sosyal medya hesaplarımdan paylaşım yaparsam 30, yapmazsam (özellikle pansiyon nöbeti yüzünden hiç girmezsem, 5-10 civarı tıklanma alıyor. Dinin somut siyasi iktidarı ise ilginçtir, yazıldığı günden beri her gün 1-2 tıklanma alıyor. Demek ki en büyük travma bu. Zira evlilik aşkı, iktidar da ideolojiyi öldürür. ( 

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/04/evlilik-aski-iktidar-da-ideoojiyi.html)  Öte yandan faşizan dinsizlik de bayağı okunuyor. Bunun da sebebi, mevcut iktidarın, her ne kadar Türk milliyetçiliğinin  bayraktarlığını yapan parti ile koalisyon içinde de olsa da yıllardır Türk kelimesini ağzına almamaya çalışıyor. Kaldı Azerbaycan'ın ve Kerkük Türkmenlerinin bir kısmının Şiiliği, doksanlardan beri Türkçülük ideolojisinde sıkıntı oluşturmakta.

Oysa bu günlerde Atsızcıların iddialarının aksine, Türk ırkçılığı ile siyasal İslam'ın arası her zaman iyi olmuştur. Anılarını oluşturan Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri adlı kitabı ilk önce, Necip Fazıl Kısakürek ve arkadaşlarının çıkardığı meşhur Büyük Doğu dergisinde ( Doksanların terör örgütü İBDA-C; İslam'ın Büyük Doğu Akıncıları 'na isim babalığı yapan dergi) tefrika olarak yayımlamıştı. Atsız'da, Deli Kurt romanı başta olmak olmak üzere eserlerinde Alevi düşmanlığı yapmış, Niğdeli Kadı Ahmet Divanındaki yalanları kullanarak, Aleviler hakkındaki hakaretleri yaymıştır. 

Bununla ilgili yazım şu: https://onbinkitap.blogspot.com/2017/06/huseyin-nihal-atsizve-eserlerine.html

Oysa kendisi de Profesör Fuat Köprülü'nün asistanı olarak,  onun ortaya attığı, Alevilik ile İslam öncesi Türk inanışı arasındaki tezi biliyordu muhtemelen (Bence de öyle. Peki neden öyleyse Alevilerin üçte biri Kürt ve bir kısmı da Arap, Roman vesaire diye soracak olursanız, Alevilik de her din gibi başka milletlerin arasında yayılmıştır.) . Kaldı ki yukarıda linkini attığım yazıda da anlattığım gibi Atsız'ın kendisi de Müslüman değildi.

Atsız, milliyetçiden çok faşistti. Kırım Tatarları, Nazilere karşı Yahudi komşularını kurtarmak için çırpınırken, hayatlarını tehlikeye atarken ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/08/kahraman-turk-kadini-saide.html ),  Atsız, çıfıt (Yahudi) ve Rus öldürdüğü için Hitler'de dua ediyordu. (Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri adlı anılarından). Atsız, Türkçülüğün tamamen yerli bir ideoloji olduğunu iddia ediyordu ama Yahudi düşmanlığını da, saç sitili gibi Hitlerden almıştır. Türk ya da İslam tarihinde özel bir Yahudi düşmanlığı ya da Yahudilere yönelik komplo teorilerini, Atsız'a kadar göremezsiniz. Yahudiler, altı yüz yıllık Osmanlı ve iki yüz yıllık Selçuklu tarihinde ve tüm Türk tarihi boyunca Türklere karşı isyan etmemiş tek topluluktur.

Atsız'da bir faşist olarak, toplumun çoğunluğu tarafından nefret edilen Alevi toplumuna kinin kusması normaldir. İnternette bazı Atsızcı kanallar, Ali Balseven cinayetinin ardındaki tepkileri ile, onu dincilerden uzak ve mezhepsel kamplaşmaya karşı biri gibi göstermeye çalışsa da, Balseven cinayeti sırasında artık çok geçtir.

Ben MHP'nin Alevilere yönelik saldırılarının yetmişlerde ya da en fazla 1968'de başladığını falan zannediyordum. Orhan Gazi Ayhan'ın Maraş Katliamı kitabından, bunun çok daha önce, Alparslan Türkeş MHP'ye üye olmadan, daha 27 Mayıs'ın cunta grubunu Milli Birlik Komitesinden kovulan 14'lerden biri olarak Delhi'de, Hindistan büyükelçisi olarak sürgünde iken ve MHP henüz CKMP iken, başkanı da Osman Bölükbaşı iken başladığını öğrendim. Hatta Ertekin bu süreci 1940'lara kadar götürüyor.

Gerçi Ertekin, katliamda CHP'yi de bolca eleştirip, merkez sağ diye ağza sakız olan Demokrat parti ve Süleyman Demirel'den hiç bahsetmiyor. Oysa o dönemde şehrin belediyesi Adalet partiliydi ve katliamda geriye Demirel'in bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz sözlerinin de kaldığını yazmıyor. O dönemde sağın ana ideoloji gazetesi Tercüman'ın, KIRAT SAHİP BEĞENMEDİ manşetinden de bahsetmiyor. Bu yüzden kendisinin yetmez ama evetçi olduğunu öğrenince hiç şaşırmadım. Herhangi bir yetmez ama evetçinin masum duygularla 2010 referandumunu desteklediğine asla inanmayın, o da ayrı konu. Bir de merkez sağ diye bir şey yoktur, sağ, sağdır.

Öte yandan buraya kadar anladığım kadarı ile din, artık milliyetçiliğe de ilaç olamıyor. Bu konuda daha uzun yazılabilir.

Sadede geleyim, din bu çağda artık sağcı-kapitalist de olsa insanların ihtiyacını karşılamıyor ve bu karşılamama artık kitlesel bir şey olmuş durumda.

Din adamları ve din eksenli düşünen politikacıların çözümü ise, eski usul daha fazla ve daha erken din dersleri ile dindarlığı arttırmak. Hatta Alevi-Sünni; Sağ-sol gerginliğini arttırarak toplumu dindarlaştırmak çabasında devlet. Meşhut Kabataş yalanının hedefi, Maraş katliamını tüm ulusal çapta yapma çabasındaydı. İsmet Berkan dahil bu yalanı yayan hiç bir kişi masum değildir.

Neden seksen öncesi Maraş, Çorum, hatta Aydın, Isparta gibi yerlerde olan yalan haber provakastonu 2013'de, üstelikte soldan RADİKAL bir destek almasına rağmen tutmamıştır? 1993 Sivas'ında olanlar, neden 2013'de olmamıştır? 

Pek çok şey sayılabilir, halk daha bilgili, sosyal medya var vesaire, vesaire..

Öte yandan bence bu olay, gençlerde dini duygularda kırılmanın çok daha geriye gittiğini göstermektedir. Bu kırılma iki yönlüdür, Gezici-Çapulcu sol kesim ile, iktidar yanlısı sağ kesimde de din, artık eskisi kadar güçlü değildir.

Bu açıdan din sosyolojisi kadar dinsizlik sosyolojisi de gereklidir.

İnsanlar neden dinden uzaklaşıyor, bu uzaklaşma neden bazı zamanlarda kitlesel oluyor, anlamaya çalışmak gereklidir. Din sosyolojisi artık yeterli değildir. En azından ülkemizdeki din sosyolojisi diyelim. Zira din sosyolojisinin klasik yöntemleri, özellikle monografi ve alan sosyolojisi yöntemleri, bu dinden kaçışı açıklamıyor.

Diyanet işleri en nihayetinde meşhur Z kuşağı üzerine araştırma yapmış. Deizm  ve ateizm oranını %8 gibi az bulup, konuyu kapatmış.

Birincisi, şu din merkezli siyaset, eğitimin neredeyse tamamen dine bağlandığı ve televizyonların din adamları ile dolu olduğu şu ortamda %8'de dehşet verici bir rakamdır. İkincisi ise gene bu ortam nedeni ile genç insanların anketlere doğru söylediği ya da diyanetin propaganda için anket değerleri ile oynayıp, oynamadığı şüphelidir. Nedense internette bir şekilde tanıştığım ya da konuştuğum gençlerin çoğu dinsiz çıkıyor.

Üçüncüsü ise diyanet, dinsizliği sadece deizm-ateizm diye ayırmış, insanları dinden uzaklaştıran etmenleri araştırmamıştır. Ülkemizdeki ateistlerin hepsi, eskiden olduğu gibi komünist-sosyalist değildir. Bazıları gayet ırkçı-Turancı kişilerdir. Geçmişte sosyal demokrat ya da Atatürkçüler arasında bile deist-ateist zor görülürdü.

Ateist, deizm bu kadar kitleselleşmesi bir yana, dini duygularını terk etmiş bu insanları daha etkin olması da, dinsizliğin yayılmakta olduğunun göstergesidir.

Şimdi youtube, Turan Dursun'larla dolu. Bu kişiler,  dinsizlik peygamberliği yaparak bolca reklam geliri kazanmak bir yana,  takipçilerinden ciddi anlamda bağış ta almakta.

Sonuçta dinsizlik ve metafiziği terk etmek artık toplumsal bir sorundur ve klasik din sosyolojisinin dinsizliğe bakışı, bu olguyu açıklamaktan uzaktır.

Din felsefesi ise, olayı ateizm-deizm-agnostisizm kavramlarına sıkıştırmakta, insanların dinden uzaklaştıran toplumsal sorunları incelemelidir.

Benim saha araştırması yapacak imkanlarım, vaktim ve donanımım yok. Gene de çevremdeki insanları kabaca gözleyerek bazı teoriler oluşturdum. Belki çok yetersizdi ama bir yerden de başlanmalıydı.