dinsizlik sosyolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dinsizlik sosyolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2021 Pazar

DİNZSİZLİK TÜRLERİ 15-PARDESÜ VE DİĞER AYRINTILARLA SİYASAL İSLAMIN ZAYIFLAMASI

 


Geçen sene bu zamanlar ya da geçen sene ekim-kasım ayı falandı. Yıllar önce görmediğim bir şahıs, dediğine göre beni, bir uygulamadan bulmuş. Yıllar sonra tekrar buluştuk, ikimi de geçen yıllar oranında değişmiştik. Ben kısa bir evlilik yapmıştım, o ise evli ve bir çocuk annesiydi. Ben artık tüm dini ve metafizik inançlarımı terk etmiştim, o ise halen dindar ve türbanlıydı. 

Türbanlıydı ama pardösülü değildi. Sonraki günlerde onunla pek görüşmedik. Ancak özel günlerde, kandillerde mesaj attım. son iki aydır onu da unuttum. 

O günden sonra pardösü, daha doğrusu türbanın tamamlayıcısı olan pardösünün yok olduğunu gördüm. Bu pardösü, seksenlerde ortaya çıktı hem de cübbeli pek çok şeyhin fetvasıyla. Gerçekten Türk gibi başlamak ve İngiliz gibi bitirmek gerekliymiş. Pek çok şey nasıl da Türk gibi gümbür gümbür başladı ve gene Türk gibi sessiz sedasız bitti ve bitiyor, farkında mısınız? Mesela lokmacılar, yüzde doksan dokuzu sessiz sedasız kapandı. Okul sütü projesi, FATİH projesi, sessiz sedasız kapandı. Seksenlerin sonlarında, tesettürün (türban değil) olmazsa olmazı denen pardösü de sessiz sedasız ortadan kalktı.

Pardösü halen var ama topuğa kadar uzanan, yaz-kış giyinen, önü hep ilikli ve türbanın bir parçası olarak yok.  Yoksa bu güzel giysi, türbandan önce de vardı.Yaz sıcağında, hele de topuğa kadar uzanan, önü ilikli pardösülü bir kadın görünce, Suriyeli olduğunu anlıyorum. (Bir de siyahiler, özellikle Sudanlılar, Araplar ya kara çarşaflı ya da tesettürsüz; tesettürlü İranlı bulmak ise, tesettürlü Alman bulmak gibi bir şey. İranlılar, ülke sınırı dışına çıkar çıkmaz -en azından Türkiye'ye geldiklerinde tesettürü unutuyor.) Düşünüyorum ve hafızamı zorluyorum da,17-25 Aralık operasyonlarından sonra yavaş yavaş azaldı bu pardösü. 15 Temmuzdan sonra da türban önce hızla, sonra yavaş yavaş azalmaya başladı.

Sadece türban ve pardösü değil, siyasal İslam'ın iktidara gelmek için hayatımıza soktuğu pek çok şey, daha iktidardan düşmeden hayatımızdan azalarak, çıkmaya başlıyor. Doksanları üniversitede yaşamış biri olarak, şimdiki türbanlılar, bana pek türbanlı gelmiyor. Sadece pardösü değil,  ayaklarda yemeni ayakkabısı,  koltuk altlarında Zaman, Milli Gazete gibi gazeteler, Şule Yüksel Şenler, Alev Alatlı, Hekimoğlu İsmail gibi yazarların romanları olurdu. Her yere sekiz on kişilik gruplar halinde gider,  sürekli fısır fısır konuşurlar, erkeklerle uzun süre samimi olmaz, oldukları ile de öyle çok fazla senli-benli olmazdı. Bazıları üçüncü ve dördüncü sınıfta erkek arkadaş edindi, ağzımız beş karış açık kaldı. (Hatta bazıları kocaya kaçıp, okula ara verdi) Kahkaha atmaz, gülmeleri, hatta gülümsemeleri de nadirdi Genelde makyaj yapmadıkları gibi, kaşlarını da aldırmaz,  çalı gibi kaşlarla dolaşırlardı. 

Şimdi bunlar, şimdiki türbanlı kızlar için bile absürt gelecektir. En son ne zaman bir liselinin elinde Şule Yüksel Şenler ya da Hekimoğlu İsmail ya da benzeri bir yazarın kitabını, liseli gençlerin ellerinde görmedim. Doksanların fuarların gözdesi İslamcı yayınevleri şimdilerde kayıp. O yıllardan geriye Orhan Pamuk ve onun gibi yetmez amacıların azalan popülerliği kaldı ( https://onbinkitap.blogspot.com/2017/10/doksanli-yillar-7-yetmez-ama-evetcilik.html ). 

Son günlerdeki Orhan Pamuk,  Fazıl Say buluşması da bu çöküşün bir simgesi. Kitap satışları iyi olmasa Pamuk, Fazıl Say'a selam vermezdi. Öte yandan Say'da, hem ünlü biri olarak ülkede ateşe körükle, kavgaya sırıkla gitmemeli (ben ünsüz olmanın bu nadir lüksünü kullanıyorum), hem de Yapı Kredi bankasının tek kültür işi yayınevi değil. Pek çok konser ve festivalin de ya düzenleyicisi, ya sponsoru. Sadece Orhan Pamuk'un değil, pek çok yazarın da yayınevi.

Ben de itiraf edeyim, türbanlı sevgili edindim ama türbana hiç sempati duymadım. Ülkücü, Türkçü oldum ama siyasal İslam'a hiç sempati duymadım. En sonunda dinsiz oldum ve dinsizliğin sosyolojisi amatör de olsa yaptım. Pardösü, İslamcı romanlar, Sırlar Dünyası ya da Minyeli Abdullar gibi dinci  filmler-dizilerin ve diğer simgelerin insanlar tarından benimsenmemesini de, insanların metafizikten uzaklaştıran sebeplerden biri olarak gördüm.

27 Kasım 2021 Cumartesi

DİNSİZLİK TÜRLERİ 14-TARİKATLARDAN KAÇIŞ

 


Bu sitede üzerine 2 yazı yazmıştım. Bu yazıyı da onlar üzerine inşa ettiğim için linklerini vereyim:

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/tarikat-nedir-1-tarikatlar-kimlerce.html

https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/tarikat-nedir-2-neden-tarikatlara-uye.html

Son on yıldır tarikatlardan ciddi kaçışlar var. Bunu artık çok daha net ve anlamlı olarak gözlemlemek mümkün. Önce tarikatların karlı ve vergisiz ticaret alanları olan kermesler ortadan kalktı, şimdi de pek çok genç, devlet yurdu ya da uygun kira bulamazsa, üniversiteye gitmiyor, kayıt dondurup, bir sene daha ders çalışıyor. 

Bu kaçışların nedenlerini, bir öğretmen ya da en azından Türk eğitim sistemindeki bir öğretmenin alışkanlığı ile maddeler halinde sıralayayım.

1) Tarikatların üyelerine, özellikle de genç üyelerine zorbalıkları: Tarikatlar, yapıları gereği hiyerarşik örgütlerdir. Tarikatlarda, bu hiyerarşide yükselme  için sürekli bir mücadele vardır. Yaşı ilerleyenler, artık sistemi kanıksar, yerine razı olurken,  gençlerin hedefleri vardır. Bu yüzden zorbalıklar, en fazla gençleri vurur. 

2)Tarikat içi skandallar: Tarikatlar ve benzeri kapalı toplumlarda, kol kırılır, yen içinde ka, lır ilkesi geçerlidir. Oysa günümüzde hiç bir kol, yen içinde kalmıyor. 

3) Tarikatların fazla büyümesi: Tarikatlarda birincil, yani senli-benli ilişkiler ve hiyerarşi olan kurumlardır. Tarikatların fazla büyümesi, birincil ilişkiler özelliğini kaybetmesine sebep olur. Öte yandan bir tarikat fazla büyüdüyse,  artık o  tarikat radikal gibi görünse de radikal değildir. İnsanların tarikata girme sebebi çevre edinme ve kendine fayda sağlama çabasıdır. İnsanların tarikata duygusal bağı zayıflar.

4)Tarikatların ticarileşmesi ve ikiyüzlülükleri: Bugün tarikatlar, geçmişte Mason localarının işlevlerini görüyor, zenginlerin bir araya gelip, iş bağladıkları kulüplere dönüyor. Özel hastanelerin ve özel okulların çoğu tarikatların elinde. Buna rağmen pek çoğunda türbanlı hemşire-öğretmen pek az. Hatta bu özel okullar, yazın kayıt zamanı Sözcü, Cumhuriyet, Birgün gibi gazetelere, bol Atatürk resimli çarşaf çarşaf reklamlar veriyor. Hatta eski eğitim bakanlardan biri de, böyle bir özel okulun (daha doğrusu özel okul serisinin ) sahibiydi de, pek çok kişi, ondan çok şey ummuştu. 

5)Kapitalist yaşamını fazla yaşatmaması: İnsanların güvence arayışı, tarikat tipi örgütlenmelerinin her zaman oluşmasına zemin hazırlasa da, (örneğin New Age oluşumlar) bu oluşumların ömrü genelde tarikatın kurucu liderinin yaşamı kadar oluyor. Çünkü şehir yaşamı ve iletişim imkanlarının çokluğu, insanları yeni arayışlara itiyor.

6)15 Temmuz: Kimse yeni bir tarikatın, Fetö'nün yarım kalan işini tamamlamak istemeyeceğini söyleyemez.




16 Kasım 2021 Salı

DİNSİZLİK TÜRLERİ 13: METAFİZİK ŞANTAJIN TUTMAMASI

    


 Başlığı okur okumaz ne demek istediğimi anlamış olmalısınız. Evet, büyük ölçüde cehennem korkusu ve cennet arzusundan bahsediyorum. Pek çok dindara göre bu korku ve vaat olmazsa, insan ahlaklı olmaz. Oysa Japonlar, Yahudiler ve pek çok dinde cehennem ya da cennet kavramları yoktur. Özellikle Japonya, her ne kadar Yakuza denen mafya grupları ile anılsa da, suç oranları ve yolsuzluk oranları inanılmaz (en azından Müslüman ülkelerle kıyaslandığında inanılmaz) düşüktür.

Din eğitimi büyük bir oranda, bu korkuyu insanların içine işleme işidir.  Bu ilk çağ Yunan dinlerinde de vardır ve Herakleitos gibi ilk çağ Yunan filozofları bile bundan şikayet eder. Adıyaman, Nemrut dağındaki (Türkiye'de bir kaç tane Nemrut dağı var. En meşhuru Adıyaman'da olan, en yükseği Bitlis'te olan. ) meşhur harabeler, aslında yarım kalmış bir inşaattır. Komagene kralı Anticios  Theos, buraya devasa bir tapınak ve kendi mezarının yapılmasını, arkasından da iki ayda bir dini tören yapılmasını, aksi halde hem Yunan, hem de Pers (İran) tanrılarının onları rahat bırakmayacağını söylemiş. Gene de tesis büyük ölçüde yarım bırakılmış.

Bu metafizik şantaj, kişiye her an kurtulma imkanı ile beraber verilir. Sefih ve dinsizce bir hayatınız mı var, son anda imana gelebilirsiniz. Savaşta şehit olup, tüm günahlardan kurtulabilirsiniz. Yedi Alevi komşunuzu öldürüp, cennete gitmek ya da şeyhinizin inşaatından bedava çalışıp, dini yapı inşaat ve vakıflarına para yatırarak da pek çok günahtan kurtulabilirsiniz.

Metafizik şantaj, sadece cehennem korkusu ya da cennette kavuşamama kabusu değildir. Dini kitabı kirli iken (abdestsiz, adet görmüşken vesaire) kullanmak, dini alana alkolle girmek, ayakkabıyla girmek ve bunların sonucu çarpılmak (felç geçirmek, sakat kalmak), şanssızlığa veya kazaya uğramak gibi şeyleri de içerir.

İslamin metafizik şantajı, cin denen ne olduğu belirsiz varlıkları da içerir. ( http://onbinkitap.blogspot.com/2019/03/cin-hurafesi-sinemasina-karsi.html ) Kırsal kesimde, psikiyatrik sorunlar, özellikle de kadınların histerik krizleri hep cinlere bağlanır. Din adamları cin öyküsü anlatmayı veya uydurmayı pek sever.

Artık bu metafizik şantajların tutmamasının iki ana sebebi var. Birincisi artık insanların bilgiye daha kolay ulaşabilmesi ve Nişaburlu Kadınlar kadar kendisine dine verenlerin azalması.

Asıl etkili olan ikincisidir, din adamlarının anlattıkları şeylere kendisinin de uymaması, imamın yaptığının değil de, dediğinin yapılması gerekliliği.



Hani anlatırlar ya,  Araplarda bizdeki gibi Kuran'a saygı yok, Kuran'ın popolarını altlarına koyabiliyorlar falan. İşte o Türkiye'deki tarikat ve dinci güruhta da var. Ben bunu ilk defa, 28 Şubat döneminin tam ortasında (bu dönem 1997-2002 arasında 5 sene sürdü. Oysa Orgeneral Çevik Bir, bin sene sürecek demişti), imam hatip lisesinde çalıştığım zaman gördüm. Koca lisede otuz küsur öğrenci, on küsur da öğretmen kalmıştık. Binanın boş odalarına, başka kurumlar işgal etmesin diye isim uydurulmuştu (zümre başkanı odası, zümre başkanı görüşme odası vs). Kuran odasında Kuran-ı Kerimler, sağa-sola atılmış, bir kişi de üşenip, toplamamıştı.


Son yirmi yılda da Kabe-Kuran şeklinde pastalar, Bakara-Makara sallıyoruz diye kapalı kapalı kapılar ardından kendi kullandıkları dinle dalga geçmelere şahit olmadık mı?

Bir de deriz ya, hiç lüks siteden, villadan şehit cenazesi çıkıyor mu diye? Peki ülkemizde o kadar tarikat var, hangi tarikat tekkesinden şehit cenazesi çıkıyor? Hadi onu geçtim, o gösterişli şeyhlerin, gavsların hangisi şehit cenazesine katılmış? Hatta daha ileri gideyim, hangi dini alim-evliya şehadet şerbetini içmiş (Ben bir tek İbrahim Ethem'i biliyorum, diğerlerini de bilen varsa, yanlışımı düzeltsin.). 

Modern şeyhlerden hiç biri de şehit olmadı. Said-i Nursi, Fethullah Gülen, Ali Haydar Pilavoğlu, Süleyman Hilmi Tunahan, Seyit Ahmet Arvasi, Süleyman Hilmi Işık, Şeyh Nazım Kıbrısi,  İskender Evrenosoğlu ve daha niceleri. Bu saydıklarımdan Fethullah Gülen, Amerika'da keyfi yerinde. Kıbrısi'nin oğlu'da şu anda Amerika'da,  Evrenosoğlu'da Amerika'da öldü.

15 Temmuz'un hemen ertesiydi. Bir televizyon programında, darbeye katılan askerlerin kariyerleri anlatılıyordu. Hemen hemen hiç bir Fırat nehrinin doğusuna gitmemiş, gitse de hudut karakolunda kalmamışlardı. Gene hemen hepsi, batı da başlamış, iyice rütbe aldıktan sonra doğuya gitmişti. İki yıllık anılarını yazan ve bu anılarla parti kuran emekli tümgeneral Osman Pamukoğlu'da, general olana kadar doğuya gitmeyenlerdendi.

Meşhur Tapınak Şövalyelerinin en fazla %5'i ve belki de daha azı Haçlı Seferlerine doğrudan katılmıştı. Aslında tarikat, Kudüs önlerinde savaşanların adını kullanarak çiftlikler işletti, bankacılık yaptı (hatta modern para havalesini icat etti), ticaret yaptı ve muhteşem bir servet edindi. Haçlı seferlerindeki yağmadan da pay almıştı belki ama asıl servetini Fransa'yı merkez alarak, Avrupa içinde ticaret ile yaptı. Bu servetten pay isteyen Fransa kralı, 9. haçlı seferini yapacağını bahane ederek,  bu servetten pay istedi. Alamayınca da tarikatı tarumar etti. Tarikatın gemileri baskından önce ortadan kaybolunca, efsanesi bugünlere geldi.

Acı gerçek şu ki, şehitliğin cennet makamı gerçek olsa, fakirlerin askerlik yapması yasaklanırdı. Askerlik, yoksul aile çocuklarının sınıf atlaması onlara sunulmuş en kısa yoldur, o kadar.

Faiz yasağını  Diyanetin kendisinin de takmaması, kiracılarına bu korona krizinde gecikme faiz almasına ne diyeceksiniz? Faizsiz finans denen aldatmacaya da kim inanıyor ki? İsrail'de Yahudilerin cumartesi günleri dükkânlarını 1 günlüğüne Müslümanlara satıp, maaşlı işçi olmaları gibi bir şey bu faizsiz finans işi. Bu katılım bankalarının kar payı,  genel bankalar ortalamasına pek düşmez.

Bizi cehennemle, çarpılmakla korkutmak isteyenler, önce kendileri bunlardan korktuklarını göstermelidir.

7 Kasım 2021 Pazar

DİNSİZLİK SOSYOLOJİSİ

 


Bir sosyolog olarak ne üniversitemi ne de aldığım eğitimi övecek değilim. Kendi aramıza yüksek lise derdik. Fi tarihinden kalma kitapları ders kitapları olarak kullandığımız gibi,  Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesinin, Fen Edebiyat Fakültesinin, Sosyoloji bölümünün ilk mezunları olarak, ders kitaplarımızı alt sınıflara veriyorduk.  En küflenmişi de sosyal psikoloji dersinde okuduğumuz, izini bugünlerde nadirkita.com'da bile bulamadığım bir kitaptı. Davranışçı akıma ait, tamamen çürümüş fikirlerle doluyudu ve biz bu kitabın fotokopisini okuyorduk. Kitabın fotokopisini bizden önce  Malatya, İsmet İnönü üniversitesinin Sosyoloji bölümündeki öğrencilere okutmuştu. Çünkü bölümün kurucusu ve başkanı Metin Özkul ( O zamanlar yardımcı doçentti, biz 3. sınıftayken doçent oldu, sonra profesör  oldu ), Isparta'ya, sosyoloji bölümünü kurmaya gelmeden evvel, orada çalışıyordu.

Gene bölüm başkanımızın doktora tez hocası olması sebebi ile emekli profesör Amiran Kurtkan Bilgiseven'in, dört tane kitabını ders kitabı diye okuduk ki, asıl küflenmiş kitaplar bunlardı. Bu kitapların en nefret edilen özelliği, absürt ve ağdalı Osmanlıcasıydı. Bahse girerim bazı cümleleri Nedim, Baki, Fuzuli falan da anlayamazdı. Yıllar önce liseler için yazdığı bir ders kitabı, bu saçma Osmanlıcası yüzünden karikatürcülere alay konusu olmuştu. Bilgiseven tam bir 12 Eylül akademisyeniydi, hatta 12 Eylül'den çok önce 12 Eylülcüydü. Tasavvuf'u, Türk-İslamcılığı ve laikliği harmanlayan, bunları yaparken de Atatürk'ün adını anmayıp, zırva ötesi zorlama Osmanlıcası ile, sosyolog Kenan Evren'di.

Ben sosyolojisi, özellikle mezun olduktan sonra, diğer sosyoloji kitaplarından öğrendim. Meğer biz dört senede sosyolojinin tozunu bile öğrenememişiz.

Gene de sonuç olarak olaylara ve olgulara sosyolojik olarak bakmayı alışkanlık haline getirmem, kötü de olsa, sosyoloji eğitimin sayesinde oldu.

Kendi dinsizleşme sürecimde, etrafımdaki (bu etrafa internette tanıştığım-görüştüğüm insanlar da dahildi) insanları da dini inancını terk ettiklerinde aynı dünya görüşünde olmadıklarını fark ettim. Bu ayrımı deizm, ateizm, agnotisizm diye ayırmaktansa,  insanları din dünyasından ayıran toplumsal -kişisel (psikolojik) travmalara göre sınıflandırdım. Bunun sonucu olarak da şu ana kadar on bir çeşit dinsizlik sınıflandırmışım. Bunlar:

1)dinsizlik ve zekat : https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-1-marksizm-ve-zekat.html

2)Azınlık dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/07/dinsizlik-turleri-2-azinlik-dinsizligi.html

3)Faşizan-şoven  dinsizlik: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-3-soven-dinsizlik-2.html

4) Ergen dinsizliği : https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/dinsizlik-turleri-4-ergen-dinsizligi.html

5) Feminist dinsizlik: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-4-feminist-dinsizlik.html

6)Homoseksüel dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2019/09/dinsizlik-turleri-5-homoseksuel.html

7) Yetişkin dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/04/dinsizlik-turleri-6-yetiskin-dinsizligi.html

8) Kutuplaşma dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/dinsizlik-turleri-7-kutuplasma-sonrasi.html

9)Dinin somut iktidarı: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/05/dinsizlik-turleri-8-dinin-somut-siyasi.html

10) Dinsiz bırakan din eğitimi: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/11/dinsiz-birakan-din-egitimimiz-dinsizlik.html

11) Duyar kasma-suçluluk yüklemesi dinsizliği: https://onbinkitap.blogspot.com/2020/12/sucluluk-yuklemesi-ya-da-duyar-kasma.html

Bunlardan blogda yazarken dikkat etmediğim için 4. lüğü feminizm ile ergenlik paylaşmış. Belki buraya yeni dinsel travma türleri yazarım. Blogumun çok fazla okuru yok. Bazı günler ilgi patlaması yapsa da,  sosyal medya hesaplarımdan paylaşım yaparsam 30, yapmazsam (özellikle pansiyon nöbeti yüzünden hiç girmezsem, 5-10 civarı tıklanma alıyor. Dinin somut siyasi iktidarı ise ilginçtir, yazıldığı günden beri her gün 1-2 tıklanma alıyor. Demek ki en büyük travma bu. Zira evlilik aşkı, iktidar da ideolojiyi öldürür. ( 

https://onbinkitap.blogspot.com/2020/04/evlilik-aski-iktidar-da-ideoojiyi.html)  Öte yandan faşizan dinsizlik de bayağı okunuyor. Bunun da sebebi, mevcut iktidarın, her ne kadar Türk milliyetçiliğinin  bayraktarlığını yapan parti ile koalisyon içinde de olsa da yıllardır Türk kelimesini ağzına almamaya çalışıyor. Kaldı Azerbaycan'ın ve Kerkük Türkmenlerinin bir kısmının Şiiliği, doksanlardan beri Türkçülük ideolojisinde sıkıntı oluşturmakta.

Oysa bu günlerde Atsızcıların iddialarının aksine, Türk ırkçılığı ile siyasal İslam'ın arası her zaman iyi olmuştur. Anılarını oluşturan Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri adlı kitabı ilk önce, Necip Fazıl Kısakürek ve arkadaşlarının çıkardığı meşhur Büyük Doğu dergisinde ( Doksanların terör örgütü İBDA-C; İslam'ın Büyük Doğu Akıncıları 'na isim babalığı yapan dergi) tefrika olarak yayımlamıştı. Atsız'da, Deli Kurt romanı başta olmak olmak üzere eserlerinde Alevi düşmanlığı yapmış, Niğdeli Kadı Ahmet Divanındaki yalanları kullanarak, Aleviler hakkındaki hakaretleri yaymıştır. 

Bununla ilgili yazım şu: https://onbinkitap.blogspot.com/2017/06/huseyin-nihal-atsizve-eserlerine.html

Oysa kendisi de Profesör Fuat Köprülü'nün asistanı olarak,  onun ortaya attığı, Alevilik ile İslam öncesi Türk inanışı arasındaki tezi biliyordu muhtemelen (Bence de öyle. Peki neden öyleyse Alevilerin üçte biri Kürt ve bir kısmı da Arap, Roman vesaire diye soracak olursanız, Alevilik de her din gibi başka milletlerin arasında yayılmıştır.) . Kaldı ki yukarıda linkini attığım yazıda da anlattığım gibi Atsız'ın kendisi de Müslüman değildi.

Atsız, milliyetçiden çok faşistti. Kırım Tatarları, Nazilere karşı Yahudi komşularını kurtarmak için çırpınırken, hayatlarını tehlikeye atarken ( https://onbinkitap.blogspot.com/2020/08/kahraman-turk-kadini-saide.html ),  Atsız, çıfıt (Yahudi) ve Rus öldürdüğü için Hitler'de dua ediyordu. (Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferleri adlı anılarından). Atsız, Türkçülüğün tamamen yerli bir ideoloji olduğunu iddia ediyordu ama Yahudi düşmanlığını da, saç sitili gibi Hitlerden almıştır. Türk ya da İslam tarihinde özel bir Yahudi düşmanlığı ya da Yahudilere yönelik komplo teorilerini, Atsız'a kadar göremezsiniz. Yahudiler, altı yüz yıllık Osmanlı ve iki yüz yıllık Selçuklu tarihinde ve tüm Türk tarihi boyunca Türklere karşı isyan etmemiş tek topluluktur.

Atsız'da bir faşist olarak, toplumun çoğunluğu tarafından nefret edilen Alevi toplumuna kinin kusması normaldir. İnternette bazı Atsızcı kanallar, Ali Balseven cinayetinin ardındaki tepkileri ile, onu dincilerden uzak ve mezhepsel kamplaşmaya karşı biri gibi göstermeye çalışsa da, Balseven cinayeti sırasında artık çok geçtir.

Ben MHP'nin Alevilere yönelik saldırılarının yetmişlerde ya da en fazla 1968'de başladığını falan zannediyordum. Orhan Gazi Ayhan'ın Maraş Katliamı kitabından, bunun çok daha önce, Alparslan Türkeş MHP'ye üye olmadan, daha 27 Mayıs'ın cunta grubunu Milli Birlik Komitesinden kovulan 14'lerden biri olarak Delhi'de, Hindistan büyükelçisi olarak sürgünde iken ve MHP henüz CKMP iken, başkanı da Osman Bölükbaşı iken başladığını öğrendim. Hatta Ertekin bu süreci 1940'lara kadar götürüyor.

Gerçi Ertekin, katliamda CHP'yi de bolca eleştirip, merkez sağ diye ağza sakız olan Demokrat parti ve Süleyman Demirel'den hiç bahsetmiyor. Oysa o dönemde şehrin belediyesi Adalet partiliydi ve katliamda geriye Demirel'in bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz sözlerinin de kaldığını yazmıyor. O dönemde sağın ana ideoloji gazetesi Tercüman'ın, KIRAT SAHİP BEĞENMEDİ manşetinden de bahsetmiyor. Bu yüzden kendisinin yetmez ama evetçi olduğunu öğrenince hiç şaşırmadım. Herhangi bir yetmez ama evetçinin masum duygularla 2010 referandumunu desteklediğine asla inanmayın, o da ayrı konu. Bir de merkez sağ diye bir şey yoktur, sağ, sağdır.

Öte yandan buraya kadar anladığım kadarı ile din, artık milliyetçiliğe de ilaç olamıyor. Bu konuda daha uzun yazılabilir.

Sadede geleyim, din bu çağda artık sağcı-kapitalist de olsa insanların ihtiyacını karşılamıyor ve bu karşılamama artık kitlesel bir şey olmuş durumda.

Din adamları ve din eksenli düşünen politikacıların çözümü ise, eski usul daha fazla ve daha erken din dersleri ile dindarlığı arttırmak. Hatta Alevi-Sünni; Sağ-sol gerginliğini arttırarak toplumu dindarlaştırmak çabasında devlet. Meşhut Kabataş yalanının hedefi, Maraş katliamını tüm ulusal çapta yapma çabasındaydı. İsmet Berkan dahil bu yalanı yayan hiç bir kişi masum değildir.

Neden seksen öncesi Maraş, Çorum, hatta Aydın, Isparta gibi yerlerde olan yalan haber provakastonu 2013'de, üstelikte soldan RADİKAL bir destek almasına rağmen tutmamıştır? 1993 Sivas'ında olanlar, neden 2013'de olmamıştır? 

Pek çok şey sayılabilir, halk daha bilgili, sosyal medya var vesaire, vesaire..

Öte yandan bence bu olay, gençlerde dini duygularda kırılmanın çok daha geriye gittiğini göstermektedir. Bu kırılma iki yönlüdür, Gezici-Çapulcu sol kesim ile, iktidar yanlısı sağ kesimde de din, artık eskisi kadar güçlü değildir.

Bu açıdan din sosyolojisi kadar dinsizlik sosyolojisi de gereklidir.

İnsanlar neden dinden uzaklaşıyor, bu uzaklaşma neden bazı zamanlarda kitlesel oluyor, anlamaya çalışmak gereklidir. Din sosyolojisi artık yeterli değildir. En azından ülkemizdeki din sosyolojisi diyelim. Zira din sosyolojisinin klasik yöntemleri, özellikle monografi ve alan sosyolojisi yöntemleri, bu dinden kaçışı açıklamıyor.

Diyanet işleri en nihayetinde meşhur Z kuşağı üzerine araştırma yapmış. Deizm  ve ateizm oranını %8 gibi az bulup, konuyu kapatmış.

Birincisi, şu din merkezli siyaset, eğitimin neredeyse tamamen dine bağlandığı ve televizyonların din adamları ile dolu olduğu şu ortamda %8'de dehşet verici bir rakamdır. İkincisi ise gene bu ortam nedeni ile genç insanların anketlere doğru söylediği ya da diyanetin propaganda için anket değerleri ile oynayıp, oynamadığı şüphelidir. Nedense internette bir şekilde tanıştığım ya da konuştuğum gençlerin çoğu dinsiz çıkıyor.

Üçüncüsü ise diyanet, dinsizliği sadece deizm-ateizm diye ayırmış, insanları dinden uzaklaştıran etmenleri araştırmamıştır. Ülkemizdeki ateistlerin hepsi, eskiden olduğu gibi komünist-sosyalist değildir. Bazıları gayet ırkçı-Turancı kişilerdir. Geçmişte sosyal demokrat ya da Atatürkçüler arasında bile deist-ateist zor görülürdü.

Ateist, deizm bu kadar kitleselleşmesi bir yana, dini duygularını terk etmiş bu insanları daha etkin olması da, dinsizliğin yayılmakta olduğunun göstergesidir.

Şimdi youtube, Turan Dursun'larla dolu. Bu kişiler,  dinsizlik peygamberliği yaparak bolca reklam geliri kazanmak bir yana,  takipçilerinden ciddi anlamda bağış ta almakta.

Sonuçta dinsizlik ve metafiziği terk etmek artık toplumsal bir sorundur ve klasik din sosyolojisinin dinsizliğe bakışı, bu olguyu açıklamaktan uzaktır.

Din felsefesi ise, olayı ateizm-deizm-agnostisizm kavramlarına sıkıştırmakta, insanların dinden uzaklaştıran toplumsal sorunları incelemelidir.

Benim saha araştırması yapacak imkanlarım, vaktim ve donanımım yok. Gene de çevremdeki insanları kabaca gözleyerek bazı teoriler oluşturdum. Belki çok yetersizdi ama bir yerden de başlanmalıydı.