emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2024 Cuma

CALGACUS- (Antik Çağ Cesur Yürek-Braveheart) ve Emperyalist Düşmana Direnme Gerekliliği ve Pax Roma tarifi

 


Calgacus (bazen Calgacos veya Galgacus olarak da adlandırılır) - çok kabaca - MS 50'den MS 100'e kadar yaşadı, eğer yaşadıysa. MS 84'te Mons Graupius Savaşı'nda Romalılara karşı savaşan Kaledonyalıların lideriydi. O dönemde İskoçya'daki daha geniş resim , Tarihsel Zaman Çizelgemizde gösterilmektedir .

Calgacus, Britanya'nın Romalı Valisi Julius Agricola'nın, damadı Tacitus tarafından MS 98'de yazılan De vita et moribus Iulii Agricolae biyografisinde önemli bir karakter olarak karşımıza çıkar . Onun hakkında başka hiçbir kaynaktan başka hiçbir şey bilinmiyor ve onun gerçekten var olup olmadığı konusunda bazı şüpheler olsa gerek. Ama eğer yapmadıysa, muhtemelen onun gibi biri yapmıştır. Adı "kılıç ustası" anlamına geliyor.

Julius Agricola, bugün İskoçya dediğimiz toprakları fethetmek için seferine MS 80'de başladı. MS 84'ün başlarında Tayside'a kadar her şeyi kontrol ediyorlardı ve o yıl Kaledonya lideri Calgacus'un ana güçlerini açık savaşa çekmek için kuzey İskoçya'ya doğru daha da ilerlediler. Ancak Kaledonyalılar vur-kaç taktiklerini sürdürmeye kararlıydı. Ancak Agricola'nın birlikleri Kaledonyalıların yakın zamanda topladıkları hasadın saklandığı ambarların çoğunu ele geçirdiğinde Calgacus savaşmakla halkının önümüzdeki kışta açlıktan ölmesine izin vermek arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Son hesaplaşma, görünüşe göre MS 84 Sonbaharında Mons Graupius Savaşı'nda gerçekleşti.

Savaşın yeri bugün geniş bir tartışma konusu; adaylar arasında Aberdeenshire'daki Bennachie ve Perth'in batısındaki Gask Sırtı ; ancak Moray, Fife ve Sutherland kadar uzak yerler de önerildi. Tacitus coğrafya konusunda biraz belirsiz olsa da savaşın gidişatı konusunda daha kesindir. Ona göre Kaledonyalılar, Agricola komutasındaki 20.000 Romalı lejyoner ve yardımcı kuvvetle yüzleşmek için yaklaşık 30.000 adam topladı.

Savaş, Roma ön hattındaki 8.000 Romalı yardımcının yokuş yukarı saldırmasından önce füze değişimiyle başladı ve Kaledonyalıların daha uzun kılıçlarını etkisiz hale getirmek için onlara yaklaştı. 3.000 Romalı süvari daha sonra Kaledonyalıları geride bırakarak onların kaçmasına neden oldu. Mons Graupius'taki Roma ordusunun ana kısmı, 9.000 lejyon adamı yedekte tutuldu ve savaşta hiçbir aktif rol almadı. Tacitus'un anlatımına göre savaş 10.000 Kaledonyalının ve sadece 360 ​​Romalının hayatına mal oldu. Kalan 20.000 Kaledonyalı tepelerde eriyip gitti. Calgacus'un ölümü ya da yakalanmasından hiç söz edilmiyor, dolayısıyla onun hayatta kalanlar arasında olduğu ve dağlarda gizlenen varlığıyla Romalıların İskoçya'yı asla fethetmemesini garantileyen bir kişi olduğu anlaşılıyor.

Tacitus'un Mons Graupius Muharebesi'ne ilişkin haberlerinin bir yönü, modern gözlere özellikle tuhaf geliyor. Tacitus'a göre Calgacus savaştan önce ordusuna bir konuşma yapmıştı. İçinde şunları söyledi:

"Bu savaşın kökenini ve konumumuzun gerekliliklerini her düşündüğümde, bugünün ve bu birlikteliğinizin tüm Britanya için özgürlüğün başlangıcı olacağına eminim. Kölelik hepimiz için bir Bilinmeyen bir şey var; bizim dışımızda hiçbir kara yok ve Roma filosunun tehdidi altında olduğumuz için deniz bile güvenli değil. Ve böylece, cesurların zafer bulduğu savaşlarda, korkakların bile güvenlik bulacağı bir yer. Değişen şanslarla Romalılara direnilen, Britanya'nın en ünlü milleti olması, ülkenin tam kalbinde yaşaması ve kıyılarının gözden uzak olması nedeniyle hâlâ içimizde son bir yardım umudu bırakan Romalılar. Fethedilmiş olsak bile, köleliğin bulaşıcılığından gözlerimizi bile koruyabilirdik. Dünyanın ve özgürlüğün en uç noktalarında yaşayan bizler için, Britanya'nın görkeminin bu uzak mabedi bugüne kadar bir savunma görevi gördü. Britanya'nın en uç sınırları açılıyor ve bilinmeyen her zaman muhteşem sayılıyor. Ama bizim dışımızda hiçbir kabile yok, aslında dalgalar ve kayalardan başka bir şey yok ve daha da korkunç olan, baskılarından kaçmanın boşuna itaat ve teslimiyetle arandığı Romalılar var. Dünyayı yağmalayanlar, genel yağma yoluyla toprağı tükettikten sonra derinleri talan ediyorlar. Düşman zenginse açgözlüdür; eğer fakirse, hakimiyet arzusundadırlar; Ne doğu ne de batı onları tatmin edebildi. Erkekler arasında yalnız onlar, yoksulluğa ve zenginliğe aynı şevkle göz dikiyorlar. Soygunlara, katliamlara, yağmalara imparatorluğun yalancı adını veriyorlar; yalnızlık yaratıyorlar ve buna barış diyorlar."

Romalı Valinin damadının Calgacus'un maç öncesi moral konuşmasını duyabileceği mesafeye girmesine izin verilme ihtimalini bir kenara bırakırsak, bunlar Tacitus'un Agricola biyografisinde yer alan çok tuhaf duygulardır. Bunu bile bir kenara bırakırsak, aktarılan konuşmanın doğru röportajdan çok kahramanca kurguya borçlu olduğu görülüyor. Aslında bunların bir kısmı, Braveheart filminin senaryo yazarının William Wallace karakterinin ağzından söylediği savaş öncesi konuşmasına oldukça benzemeye başlıyor . Ancak tarih, insanların inanmayı kabul ettiği şeydir; bu yüzden belki de İskoçya'nın, tarihinin farklı noktalarında bu kadar dikkate değer iki hatibe sahip olduğu için minnettar olmalıyız...

(https://www.undiscoveredscotland.co.uk/usbiography/c/calgacus.html'dan alınmış, goole'a çevirtilmiştir.)

https://onbinkitap.blogspot.com/2021/02/braveheart-cesur-yurek-filmi.html

11 Nisan 2022 Pazartesi

KUZEY SORUNU OLARAK RUSYA

 


Yıllar evvel, 1994 yılında Isparta'da üniversitede okuduğum yıllarda Üniversitelerde YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) dersleri denen dersler vardı, halen de var mı, bilmiyorum. Bunlar, dilekçe yazmamız için Türk Dili dersi, yabancı dil öğrenmemiz için haftada dört saatlik, yasak savma şeklinde İngilizce ve İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi. 

Bu İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersine de, o zamanlar Süleyman Demirel Üniversitesinin, Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yapan, öldüğünü google'da adını arayarak öğrendiğim, Profesör Bayram Kodaman giriyordu, daha doğrusu ilk dönem o girdi. O zamanlar Süleyman Demirel Üniversitesinde toplam yirmi profesör yoktu. Bizim sosyoloji bölümünde sadece bir öğretim üyesi vardı, o da, o zamanlar yardımcı doçent olan Metin Özkul'du. Biz son sınıftayken doçent oldu.

Kendisi Kurtuluş savaşını ve Atatürk devrimlerini anlatmak yerine, kendi kendine tuhaf şeyler anlatıyordu. Liberalizm nedir, sosyalizm nedir, iç-dış düşmanlar falan.  Anlattıklarından biri de Doğu Sorunuydu (Şark Meselesi). Ona göre Doğu Sorunu, tamamen Türk düşmanı ve halen devam eden bir sorundu ve Osmanlı yıkılınca bitmemişti.

Sonraki yıllarda Papalığın Doğu Roma İmparatorluğu için, Doğu Kilisesi Sorunu yazdığını hatırlıyorum. Yani aslında Doğu sorunu Osmanlı'dan da eski İngiliz tarihçi Gibbon, Osmanlı, Bizans'ta saltanat sülalesi değişimidir, demiştir. Osmanlı müziğini, devşirmeliği, yeniçeriliği, tımarlı sipahiliği ve pek çok kurumu, doğrudan Doğu Roma'dan almış ve Türk halkı bağlama kullanırken Osmanlı sarayı Rumların buzukisini tercih etmiştir. Osmanlı, Doğu Roma ile hemen hemen aynı sınırlara ve hedeflere sahip olmuştur ve tarihi Roma imparatorluğunun mirasını devralmıştır. Avrupalıların Doğu Roma'ya, Kosntantin'den önceki adı olan Bizans adını taktılar. Ne Doğu Roma, ne de Osmanlı, Bizans adını kullanmadı. 

Her ikisi de genişleyen ve gerilediğini kabul etmeyen bir imparatorluk olarak, Avrupa'nın, özellikle Papalığın doğu sorunu oldular. Şimdi de Rusya, eski sınırlarını ve hatta daha fazlasını isteyen bir imparatorluk olarak, dünyanın kuzey sorunu oldu. Önceden Alman ve Osmanlıya karşı güçlü bir müttefik oldukları için mesele olarak görülmemişlerdi. Her ikisi de ortadan kalktığında ise, bir Kuzey meselesinden çok, Komünizm meselesiydi. Komünizm yıkıldı, yıkımdan sonra tekrar toparlandı ve eski imparatorluğunu geri istedi. Aslında Güney Osetya savaşı ile bunun işaret fişeğini vermişti ama Ukrayna savaşı ile bunu açıkça ilan etmiş oldu.

Bence şu anda Rusya, Osmanlı'dan çok, Doğu Roma'ya benziyor. Osmanlı, bazı tarihçilere göre biri 2. Bayezit döneminde olmak üzere 2 duraklama, bir gerileme ve dağılma dönemi yaşadı. Doğu Roma ise 3 ilerle ve 3 gerileme dönemi yaşadı. Justinyanus'un fetihleri ile 1 ilerleme, İslam'ın ortaya çıkışı ile 1. gerileme;  Abbasi ve Bulgar krallıklarının gerilemesi ile Balkanlarda ve Anadolu'da toprak kazandığı 2. ilerleme; 1071 Malazgirt savaşından sonra 2. gerileme; Haçlı seferlerinden sonra toprak kazanması ile 3. ilerleme ve 1176 Miryakefalon savaşından sonra 3. gerileme dönemini yaşadı.

Rus imparatorluğu ile 1. Dünya savaşında Polonya, Finlandiya ve Kars-Ardahan'ı kaybederek 1. gerileme, 1945'de Doğu Avrupa'yı işgal ederek2. ilerleme dönemlerini yaşadı. Rusya'da, Doğu Roma gibi her zaman bilim ve teknolojide öncü oldu. Osmanlı gibi felsefeyle alay etmiyorlardı, başka toplumları hor görmediler. 20. yy'ın başlarında bile Osmanlı şairleri, kuzum neye yarar felsefiyat diye şiirler yazıyordu. Oysa Doğu Roma, son nefesinde döneminin en özel felsefe, özellikle Platon felsefesi uzmanlarını barındırıyordu. Medici ailesi, daha kuşatma hazırlıkları başlarken onları Floransa'ya getirmenin derdine düştü. Kuşatma başlamadan çoğunu kurtarmıştı. Son bir tanesi, şehir düştükten sonraki üç günlük yağma sürecinde, bir yeniçeri tarafından esir edilerek, köle olarak satıldı. Cenovalılar onu geri alıp, Floransa'ya getirdi. Osmanlı, zaten uzun süre matbaayı yasaklamıştı, ciddi anlamda kullanmaya da ancak Meşrutiye ile başladı. İbrahim Müteferrika'nın matbaası uzun yıllar tek matbaa olarak kaldı. Genelde silah teknolojileri ile ilgilendi. Rusya'da en başından itibaren modern düşünceye açık, demokrasi hariç. Rusya'da kölelik bile 1861'de anca kaldırıldı. Yaklaşık 70 milyon Rus'un, 28 milyonu toprağa bağlı köylüydü.

Roma imparatorluğu, Hadrianus'un kararı ile genişleme politikasından, savunma politikasına döndü. Hadriaunus, Mezopotamya'nın, özellikle güneyinin savunulmaz olduğuna karar verip, terk etti. Doğuda Fırat, Kuzeyde Tuna ve Ren nehirleri, Roma'nın doğal sınırları oldu. Britanya adasının kuzeyini bir uçtan, diğerine duvarla örüp, Keltlere  karşı savunmada kaldı.  Doğu Roma ise, 1176 Miryakefalon savaşından sonra savunma pozisyonuna geçti. Bu sayede 1204 Latin istilası sırasında Selçukluları müttefik edindi ve Latinleri kovup, 1453'e kadar hayatta kaldı. Oysa Osmanlı, 1918'de bile hayaller içindeydi. Enver Paşa, Osmanlı'yı batırdıktan sonra Turan'ı kurmaya Orta Asya'ya gitmişti. Rusya'da bu açıdan Osmanlıya benziyor. Osmanlı hep geri almayı düşünüyor, elindekini korumayı değil.

Osmanlı nasıl Roma'nın mirasçısıysa, Rusya'da Moğol İmparatorluğunun mirasçısıdır. Daha Büyük İvan devrinde ilgisini Sibirya-Asya tarafına çevirdi. Cengiz Hanın batı seferine komutanı Subutay'ı yollaması gibi, Rus çarları da hiç Sibirya'ya gitmedi. Son Çar ve ailesi, Uralların batısındaki Yekaterinburg'da katledildi ki, bu bir Romanov üyesinin gittiği en doğu noktaydı. Moğol imparatorluğu da aslında Mete Hanın kurduğu Büyük Hun Devletinin mirasçısıdır. Hunlar ve ardılı devletler (Cücenler, Göktürkler, Uygurlar vs), lise ders kitaplarında yazan Orta Asya'nın dışına pe(Kuzeyde Sibirya, güneyde İran-Afganistan, Taklamakan çölü, batıda Ural dağları, doğu da Mançurya vs),  çıkmadılar. Uralların doğusuna geçen Orta Asya kavimleri de çoğu kez ana vatanları ile bağlarını kopardı. Kuzey Çin ise genelde sadece arada bir yağmalandı. Kuzey Çin'de kurulan Türk kökenli Tabgaç devleti bile güneyi istilaya pek istekli olmadı.

Bütün bunlar 755'de Çin'de çıkan Ann Luşan isyanından sonra değişti. O zamanki dünya nüfusunun altı da birinin ölmesine ve pek çok siyasi değişime sebep olan isyan 769'a kadar sürdü. Bu tarihten sonra kuzey kabileleri Çin'e ve diğer ülkelere saldırmak için yavaş yavaş cesaretlendi. Uygurlar, Çin'in kuzey doğusu olan Sincan bölgesini işgal edip, yerleşti ve Çinliler gibi yerleşik hayata geçip, tarım yaptı. Çünkü artık artan nüfus, hayvancılıkla beslenemiyordu. En sonunda 1206'da Cengiz Han, tüm sınırları aşıp, tarihin en büyük imparatorluklarından birini kurdu. İmparatorluk, onun ölümünden sonra büyüdü ise de parçalandı.

Ruslarda, Rusya Avrupası'nda kurulan Altın Ordu imparatorluğunun parçalanmasından ve iç savaşlar yaşamasından faydalanarak, 1547'den itibaren kendi imparatorluğunu kurdu.

Benim fikrimce bu imparatorluk da gayet kanlı bir gerileme döneminde. Osmanlının 17. yy'daki haline benzer olarak devasa bir ordusu ve küçülen bir ekonomisi var. Geçenlerde Ukrayna savaşından sonra, zorunlu askerlik yapmak istemeyen bazı Rus gençlerinin Türkiye'ye yerleştiğini okuyunca, yabancı bir yazarın (Ufukların Efendisi Osmanlılar kitabıydı yanılmıyorsam) verdiği, İnebahtı (Lepanto9 yenilgisinden sonra yeni kurulacak donanmaya forsa (kürek mahkumu) olmamak için İran'a kaçan yüz binlerce insanın bilgisi geldi. Bu da bir tekerrür.

Avrupalılar Osmanlı duraklaması için 1571 İnebahtı yenilgisi, Türkler ise 1579 'da Sadrazam Sokullu Mehmet Paşanın öldürülmesi ile başlatır. Gerileme dönemi ise bellidir, 1699 Karlofça Antlaşmasıdır. Bu tarihten sonra kesin yıkılışı olan 1918'e 218 yıl, saltanatın kaldırıldığı 1922'e de 223 yıl vardı. 1913'de küçücük Balkan devletlerine karşı utanç verici bir yenilgi almıştı ama aynı yıl eski başkenti Edirne'yi geri almıştı. 1. Dünya savaşında ölürken  ise, özellikle Çanakkale'de yüz binlerce Müttefik askerini öldürmüş, kendi ölümünden de Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur. Doğu Roma ise, son sur içindeki kalede yüz yıla yakın direndi. Monaco Krallığından az daha büyük bölgeyi fethi için Osmanlı 3 sene hazırlık yaptı. Elinde kalan tek dostu, Karadeniz kıyılarındaki kolonilerini koruma çabasında olan ve Haliç zincirinin karşı kıyısındaki ucunu tutan Cenevizlilerdi. Buna rağmen şehir 56 gün, kendisinin yüz katı büyüklüğündeki orduya direndi. Son imparator, elinde kılıçla dövüşürken, bir yeniçerinin kılıcı ile can verdi. Cesedini çizmesindeki desenden teşhis ettiler ve şanına layık şekilde gömdüler. Son Osmanlı padişahı ise sarayından gizlice çıkıp, bir İngiliz ambulansına, oradan da bir İngiliz gemisine binerek, gizlice ülkesini terk edip, sürgünde öldü.

Bu arada her sene 29 Mayısta kutlanan şey, şehrin fethinden çok, kendisinden yüz kat bir orduya 56 gün direniştir.

Rus imparatorluğunun yıkılışına ise daha çok var. Rakam verip, kahincilik oynamayayım. Bu imparatorluk işinde en akıllıcasını İngilizler yaptı. Küçücük ada devletinin artık imparatorluğu yönetemeyeceğini anlatıp, 35 yıl içinde (1945-1980) tahliye edip, dünya jandarmalığı görevini de Amerikalılara devretti.

Son olarak: Profesör Bayram Kodaman, ilk derste Türklerin ne kadar iyi ve vicdanlı olduğunu falan anlatmıştı. Ben de madem bu kadar vicdanlıyız, Maraş-Çorum katliamları nasıl oldu diye sormuştum. O da beni düpedüz terörist ilan etmişti. Bu da konu dışı.