kendini kandırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendini kandırma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2024 Cumartesi

TÜRK'ÜN TÜRKE PROPAGANDASI

 


12 Eylül sonrasında ülkece yaptıımız ilginç işlerden biri, bir konuda uluslar arası ödül veya yarışma düzenleyip, önce kendimize ödül vermekti. Kuşadası ilçesinin Altın Güvercin yarışması ile başladı bu moda. Birinci defa, taze emekli cumhurbaşkanı, genel kurmay başkanı  ve orgeneral olan Kenan Evren'e, uluslar arası  Atatürk dostluk ve barış ödülü verilmesi ile bitmeye başladı. Bu ödül ikinci defa, sonradan Güney Afrika Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olacak, insan hakları lideri Nelson Mandela'ya verildi ama Mandela bunu red etti. Sebebi uzun süre Ermeni yada PKK lobisi zannedildi. Oysa sebep, 12 Eylül rejimi ve bu rejimin lideri Kenan Evren'di. Irkçı yönetime tüm dünya silah satmazken, darbe yönetim tüm uluslar arası hukuku tanımazdan gelip, Irkçı Güney Afrika polis ve askerine, üzerine Makina Kimya Endüstürisi damgalı silah ve mermileri satmıştı. 12 Eylül rejiminin bu kurnazlığı, neredeyse tüm Sahra altı Afrika'yı Türklere düşman yapmıştı. Bu ödül üçüncü defa da verilmedi, unutuldu, gitti.

Seksenli yılllafrın unutulan diğer bir modası da, yarışmalarda birinciliğe layık eser bulunmamasıydı.  Kamu kuruluşları arasında başlayan ve muhtemelen birncilik ödülünün iç edilmesi amaçlı bu saçmalık, ikinciliği kabul edenlerin pişkinliğini de içeriyordu. 

Türk'ün Türk'e propagandası sözü bu yıllarda yaygınlaştı. Sonraları ise unutuldu. Oysa Türk'ün, Türk'e propagandası tam gaz devam etti. Yükselen PKK terörü, bunlar baldırı çıplak diye küçümsendi ki, bu küçümseme de Türk'ün, Türk'e propagandasıdır. Sınır ötesi operasyonları da böyle görüyorum. Özellikle de son on yıldır, Kuzey Irak'daki Türk üsleri, tam seçimlere yakın saldırıya uğruyor. Zaten on yirmi yıldır seçimler ve referandumlar öncesinden ülkemde çok acayip şeyler oluyor.  Petrol, doğalgaz, uranyum başta olmak üzere bilumum madenler ülkemizden fışkırıyor. Uluslar arası şirketler dev yatırım planları yapıyor. Milli tank, uçak, elektrikli traktör, ne varsa üretilmeye başlanıyor. 2023 bitmeden aya gidecektik, seçim yaklaşınca yarı turist astronot gönderdik. Bana uluslar arası istasyon, deneyler falan demeyin. TODAİ E(Türkiye ve Orta Doğu, Amme İdaresi Enstitüsü)'yi, Refik Saydam, Hıfzısaha Enstitüsü'nü, daha bilmediğim nice pek çok kurumla beraber daha yeni Boğaziçi Ünüversitesinin bilgisayar progtamlama ve yapay zeka üzerine, Türkiye'in TEK doktoralı mühendis yetiştiren enstitüsünü kapatan iktidarın, uzaya gönderdiği kişi ben,m gözümde turisttir. Kimse kendini kandırmasın.

Bunun daha ötesi, Müslüman'ın Müslüman'a, Kürt'ün Kürt'e, Alevi'nin Alevi'ye, solcunun sola, sağcının sağa, Ülkücü'nün Ülkücü'ye propagandasıdır. Pek çok olay yada başarının gerçekliği, taraftarlarının bakışı ile ilgilidir. Türkiye'de Alevilerle yıldızı barışmayan Ülkücülülerin Hristiyan, Gagauzlar yada Sibirya'daki diğer topluluklarla gerçekten kardeş olacağına inanıyor musunuz? Turan'ı kuracağını söyleyen Türk Milliyetçiliğinin Türkiye'yi parçalaması da başka bir gerçekliktir. Yıllarca, Türkiye'yi, dönemin nüklüer ve süper askeri gücü Sovyetler Birliği ile savaştırmaya çalışan milliyetçilerimiz, Çin ile çıkacak ticari sorunlaro göze alamayıp, Uyguların yaşadığı zulmü görmezden geliyor.  ile  (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/turk-milliyetciliginin-acinasi-hali.html) (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/turk-fasizminin-zulmunde-uygur-turkleri.html)

Diğer yandan Devlet Bahçeli, geçenlerde bir söz söyledi. Türk devleti ile derdin varsa Kandil dağına çık dedi? Neden acaba? (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/07/silahli-direnisin-provakasyon-olmasi.html) Neden Istıranca, Menteşe, Karadeniz yada Toros dağları değil de, Irak'daki Kandil dağı? Muhalefeti neden hemen terörize ediyor? İnsanları suça teşvik etmek de, suç değil mi? Kandil dağı yada Kuzey Irak'da, bir akrabası yada yakını olsa, gene de bunu yapar mı? Benim fikrimce şimdilerde adı DEM olan HDP'de, MHP kadar sistemin bir parçasıdır. Benzer şekilde PKK^da, Ülkü Ocakları kadar sistemin bir parçasıdır. Sistemler birbiri ile çatışan, sürtüşen parçalardan da oluşur. Öyle olmasa makinelere yağ konulmaz yada sürülmezdi. Sonuçta çarklar birbiri ile çatışır. Sonuçta çözüm süreci denen saçmalıki her an tekrarlanabilir. Aslında Kürçülük, Kürt'ün, Kürt'e propagandası.

Çok solculuğun da benzer bir durumu var. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/10/cok-solculugun-elestirilemez-sefaleti.html) Marksist-Leninist örgütlerin pek çoğunun provakatör olduğu gezi olayları ile açığa çıkmıştı. TKP, İmamoğlu'nun kazandığı ama elinden alındığı seçimlerde, açıkça AKP'yi desteklemişti. Meşhur komünist başkanları buna itiraz etmişti. Ben, legal yada illegal aşırı sol, radikal sol, Marksist-Leninist yada her ne derseniz deyin, derin devlet kontrolünde oluşumlar olduğuna inanıyorum. Fatih Mehmet Maçoğlu, Kadıköy ilçesine nohut mu ekecek, bal kovanı mı yerleştirecek. Her şey bir yada, bir ideolojinin radikal kanatları öncü olur. Karşı kampa fikirleri anlatır.  Rakip mahalleye girer. Bu ise zor iştir. Örneğin MHP, Alparslan Türkeş'in ölümünden az önce benzer bir işe girişip, pek çok yeni Ülkü Ocağı açtı. Tunceli, Ovacık'da, tehditler yüzünden açıldığı gün kapandı. İstanbul, Heybeliada'da, gayrı müslümlerin çabası ile bir haftada kapandı. Yani Türkiye gibi kutuplaşmış bir ülkede karşı mahalleye girmek zor. Sağcılar komünist başkanın nohut, fasülye ve benzeri ürünlerini bile kolay kolay almıyor. Ben bir Ankaralı olarak kendisini Mamak ilçesinde aday olarak görmek isterdim. Son seçimlerde en fazla CHP'ye oy çıksa da,  belediye halen AKP'li. Merkez ilçe sayılsa da, pek çok bölgesi kırsal, bağlık ve bostanlık. Özellikle Hüseyin Gazi türbesi civarında bolca Alevi ve Kürt seçmen de var.  Aslında bu karar, CHP2den çok, TKP'yi, daha doğrusu Fatih Mehmet Maçoğlu ile başlayan ve CHP'li belediyelere de sıçrayan kamu destekli çiftçi kalkındırma projelerini bitirme çabası.

Can Atalay olayına da değinelim. Seçim öncesi can verircesine TİP'i destekleyenler (Sezen Aksu başta olmak üzere) neredeler?  Peki ya yetmez ama referandumunun tek ciddi hakkı olan, bireysel başvurunun bir işe yaramamasına, eski yetmez amacıların (Sezen Aksu dahil) yorumu nedir?  Can Atalay'ı içeride tutma ısrarı nedir? Tıpkı, Osman Kavala veya Selahattin Demirtaş gibi bir gözdağı verme, güç gösterisinde bulunma çabası.

Aslında diğer bir çaba, daha doğrusu aslı çaba, geziden beri ölmüş olan çok solculuk ve CHP az solcudur düşüncesini tekrar canlandırmak. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/07/son-yillarda-azalip-biten-bazi-solcu.html)

Yazında CHP'yi en sona saklayacağım, zira Türkiye'den son yirmiden daha geriye, neredeyse kırk yıldır muhalefet CHP  (Eskiden SHP)'ye muhalefete  muhalefet etmeye taklıyor. Eskiden sadce CHP'yi az solcu olarak gören, minimal Marksist-Leninist partiler vardı, şimdi ise CHP'yi az Atatürkçü bulan minimal partiler veya resmen partileşmemiş gruplar var. (https://onbinkitap.blogspot.com/2019/08/sahte-muhalefet-muhalefete-muhalefet.html)

Bu milliyetçi, hatta ırkçı Atatükçülük fikrinin mucidi de, Türk siyasetinin en yanar-döner politikacısı Doğu Perinçek'di. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/09/dogu-perincek-kimdir.html) Bu yeni nesil seküler milliyetçiler, belirsiz ve sahte Alevi sevgisini kendilerine kalkan yapıp, faşist olmadıklarını iddia etmekteler. (https://onbinkitap.blogspot.com/2023/05/liberallerin-kurt-ulusalcilarin-alevi.html)

Liberaller, yada yetmez ama evetçiler de, gene belirsiz ve yalancı Kürt  sevgileri ile siyasal İslam'ı özgürlük sevgisi nedeniyle desteklediklerini ve bunda da yanıldıklarını söylüuorlar. Oysa onlar sadece kendileri için yanıldı. Onlar da CHP'yi az özgürlükçü ve hatta faşist buluyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2020/04/yetmez-ama-yanildiniz-kendiniz-icin.html)

Görüldüğü gibi ülkemizde muhalif olmanın yolu, yirmi küsur yıllık tek parti iktidarından çok, yarım yüz yıldan fazladır ana muhalefet partisi olmuş, yetmiş yıldan fazladır da tek parti iktidarı olamamış CHP'ye muhalefetten geçiyor. Hatta CHP içinde bile daha fazla CHP'li olmanın yolu, CHP'ye muhalefetten geçiyor. Bazıları partiyi Alevi düşmanı, bazıları da Alevici buluyor. Bazılarına göre MHP'ye kaymış, bazılarına göre DEM (HDP)'ye kaymış durumda.

Oysa bu düzen sallanıyor. Yıkıldığında sonrasında ne olacağını kestirmediğinden, pek çok kişi, hatta belkide herkes, bu düzenin yıkılmasını istemiyor. Pek çok kişinin istediği AKP'siz AKP yada Tayyip'siz Tayyip rejimi. Beşli çeteler gitsin ama yerine kendi beşli çeteleri gelsin istiyor. (https://onbinkitap.blogspot.com/2022/08/duzenen-cekiduzen-hic-bir-sey.html)

Sonucu bir öğretmen alışkanlığı ile maddeler halinde yazayım:

1)Düzen değişirse CHP başa gelir demek muhalefetlik değildir ve artık yavaş yavaş da işe yaramamktadır.

2)Karanlıktaki ışık Atatürkçülüktür, devletçi-karma ekonomi dahil.

3)Gerçek muhalif, doğrudan iktidara muhalefet eder.

4)Bu düzen yıkıldığında o kokrktuğunu CHP yada slodan daha kötüsü (zenginler için daha kötüsü) olacak. Gelen parti CHP olsa bile bu günkü CHP, hele Kılıçdaroğlu CHP2si hiç olmayacak.

4)Kendi kendimize propaganda yapmak, gerçeğe gözlerimizi kapatmaktır.

https://onbinkitap.blogspot.com/2018/09/kamasma-ve-karanlik-1981nobel-edebiyat.html

https://www.sozcu.com.tr/turk-un-turk-e-propagandasi-p810



22 Nisan 2022 Cuma

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANETİN GÜNLÜK HAYATTA ÖRNEKLERİ

 

Beklen


ti etkisi de denen bu psikolojik olgu ile ilgili olarak konunun uzmanları dururken çok bilmişlik yapmak istemiyorum. Kısaca bir akıllıya kırk gün deli dersen deli olurmuş, sakınan göze çöp batar gibi atasözleri ile anlatılan şey. Bir şeyin gerçekleşeceğine çok inanırsak ona göre davranır ve o şeyin gerçekleşmesine yardımcı oluruz. En basitinden, bir genç kıza, sınıfında bir oğlan var, senden  hoşlanıyor ama sana açılamıyor dediğimizde, kız da daha bir süslenir, gülümser, etrafına olumlu mesajlar vererek, oğlanları cesaretlendirir. Sonrasında illa biri ona açılır. Kız da, zaten falda çıkmıştı der. Şimdi günlük hayattan, kendimce tespitlerimi yazacağım.

1:ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK TÜRLERİ

A)YAPAMAMAYI ÖĞRETMEK: Bu genelde bir şeyler yapmak ya da öğrenmek isteyenlere sürekli olumsuz dönüt vererek olur. Ülkemizde öğrenciye aynı zamanda terbiye etme maksadı ile de not verildiğinden, öğrenciler arasında yapamamayı öğrenme yaygındır. Öğrenciye sürekli olumsuz dönüt vermek ve bunu da öğrenciye, öğrenciyi ezerek vermek, sonuçta öğrenciye bunu hiç öğrenemeyeceğini öğretmektir. O kadar çok olur ki daha bu paragraf bitmeden, paragrafı okuyanların aklına bir kaç örnek gelir.

B)HAYALİ BAŞLAMADAN BİTİRMEYE İKNA ETMEK:  Ülkemizde yıkıcı yetişkinlik alışkanlığından dolayı, pek çok insanın potansiyelini geliştirememe durumudur. Her ülkede ve tüm insanlık tarihince olan bir durum olduğu kesinse de,  ülkemizde aşırı yaygın olduğu kanaatindeyim. Bir insan hayalini anlattığına, ona hayalin nasıl olabileceğini değil de,  neden olamayacağının anlatılmasıdır. Burada öğrenilmiş çaresizlik, diğer öğrenilmiş çaresizliklerden farklı olarak, daha denenmeden, hatta denemeye başlamadan, çaresizliğin öğrenilmesidir.

Nasıl ki yönetim ilkesinde, size sorun ile beraber, çözüm önerisini de getiren kişiyi dinlemek ise, hayalinizi anlatan da, hayalinizi gerçekleştirmenin zor da olsa yollarını anlatmıyorsa, dinlemeyin. Bir kişiye, hayallerini gerçekleştirme ile ilgili olarak bir şeyler anlatmayacaksanız, hiç konuşmayın.

C)KURUMLARA GÜVENMEMEK: Kurumlara yapılan başvuruların genelde olumsuz cevap vermesi bir yana,  her seferinde yanlı davranması, kuruma olan güveni azaltır ve insanlar kurumlara güvenmez olur. İnsan başvuru bile yapmaz.

Ben bu öğrenilmiş çaresizliği iki açıdan yaşadım ve yaşıyorum. İlki edebiyat yarışmalarına artık şiir ya da hikaye göndermiyorum. Benzer nedenlerle milli eğitimde proje de yapmıyorum. Doğru dürüst dönüt bile vermeyip, hep aynı kişileri ya da benzer kişileri onaylıyorlar. Siz de kendinizi süs biberi, dolgu malzemesi gibi görmeye başlıyorsunuz. Aslında 3 proje ya da eserden üçüne onay ya da ödül verecekler ama sanki üç yüz başvuru olmuş gibi görünsün diye seni de katılmaya zorluyorlar.

D)KABULLENİLMİŞ YALNIZLIK :  Bu bireyin arkadaş edinme veya arkadaşlarının güvenilir olacağına dair güvensizliğinin ya da kendi arkadaş edinme konusunda kendini yetersiz görme durumudur. Birey kendisini yalnızken daha huzurlu hisseder çünkü diğer insanlar gururunu kırmakta, onu ezip, aşağılamaktadır. Birey ise yalnızlığın daha huzurlu olduğunu söyler.

E)KABULLENİLMİŞ BEKARLIK: Kabullenilmiş yalnızlığın bir türüdür, bazen karşı cinse güvenmeme, bazen karşı cinsi etkileme (kendini çirkin bulma), bazen de ekonomik nedenlerden dolayı bekarlığı veya yalnızlığı kabullenme durumudur.  (Bazen de bu şartların hepsi birden olabilir.) Öğretmenlikte gördüğüm, uzun süre okul veya tarikat pansiyonlarında büyüyen gençlerde daha çok görülüyor. Boşanmış ya da çok kavga eden aile çocuğu olmak, arkadaşların evliliklerinin kısa sürmesi de buna sebep. Kız tarafının yoğun istekleri ya da şatafatlı düğün talepleri yüzünden erkeklerde daha çok görülebiliyor.

2)EKONOMİK KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANETLER:

A)İNANILAN  DEĞER ARTIŞI: Hemen herkesin döviz, altın ya da mülkün değerleneceğine inanması sonucu değerinin bazen astronomik, hatta logaritmik artması, değer düşmesi durumunda da bu şeyleri alanların zarar etmemek için satmaması, satmak için değerinin yükselmesini beklemesi durumudur.

B)KABULLENİLMİŞ ENFLASYON: Ticaret erbabının enflasyon tahminiyle kendi kendisine zam yapması, müşterilerin de bunu kabullenmesi durumudur.

C)KABULLENİLMİŞ İŞSİZLİK: Bireyin iş aramayı bırakması ya da mesleği-eğitimi dışında iş araması, yurt dışına gitme planları yapması durumudur.

Kabullenilmiş işsizliğin bir nedeni de güvenilemez işverenlerdir. Uzun çalışma saatleri ve düşük ücretin yanı sıra, deneme süresi, stajyerlik adı altında geçici olarak çalıştırması ile ünlü işverenlerin, çalışanlarca cazip olmaması durumudur. Bu şöhrette işverenlerin yanında çalışmak, işsizliğin bir türüdür.

3)SİYASİ KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANETLER

A)  MEDYA SALDIRISI: Medya holdinglerinin genel anlamda kitlesel olarak belli siyasi oluşumları toplu halde desteklemesi, bunun için sahte haber, sahte anketler, öne sürüldü, iddia edildi tarzı habercilik ve yorumlar buna örnektir. Medyayı elinde tutan bir kaç şirket çoğu kez sonuçları çok önceden açıklayarak, insanların sonuçlara teslim olmasını sağlarlar.

 B)MUHALEFETE KARŞI UMUTSUZLUK: Bunlar iktidarı değiştiremez ya da değişse de düzen değişmez düşüncesinin halkta ya da muhalif insanlarda yaygınlaşması durumudur. İktidarlar bu durumu korumak adına, muhalefete muhalefet eden unsurları el altından besler.